Etiket: Dersi

  • Avrupa Konseyi’nde Türk Başkan’dan Terör Dersi

    Terörle mücadele konusunda Avrupalıların gösterdiği samimiyetsizlik, Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Kongresi’nde konuşan Bursa Belediyeler Birliği ve Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündar tarafından Avrupalı yetkililere ders niteliğinde ifadelerle aktarıldı.

    Başkan Dündar, Avrupalıların Paris saldırılarından sonra gösterdiği tavrı Ankara ve İstanbul saldırılarından sonra göstermediğini ifade ederken, “Bugünkü Brüksel saldırısı terörle mücadelede daha kararlılık gösterilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Bugünkü Brüksel saldırısı ve Türkiye’de son dönemlerde yaşanan saldırıları kınamak istiyorum” dedi.

    Fransa’nın Strasbourg Kenti’ndeki Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Kongresi’nin 30.oturumunda göç ve mülteci sorunu konusunda Bursa Belediyeler Birliği Başkanı Mustafa Dündar bir sunum yaptı. Sunuma başlarken, Brüksel’deki saldırıları kınayan Başkan Dündar, Avrupalı meslektaşlarına yüklenerek, “Bugün Brüksel’de ve Türkiye’de son dönemlerde yaşanan terör olaylarını kınamak istiyorum. Gerek Avrupa’da, gerek Ankara ve İstanbul’da onlarca insanın yaşamına mal olan saldırılar sadece ülkemize değil tüm insanlığa ve değerlerimize yapılmıştır. Ancak ne Ankara ne de İstanbul saldırıları uluslararası camiada gerekli yankıyı bulmamıştır, bir tepkiye neden olmamıştır. İçinde bulunduğumuz hassas dönemde siz Avrupalı dostlarımızı Paris’teki saldırılardan sonra ortaya konan tavrı Türkiye’deki saldırılara da gösterilmesi gerekirdi. Ancak böyle bir tavırla terörün gelecekte sizin ülkenizi de tehdit etmeyeceği garanti olmayan uluslararası terörle mücadelede daha kararlılıkla sürdürülebilirdi. Bugünkü Brüksel saldırısı bunu göstermiştir” diye konuştu.

    Avrupa Konseyi’ndeki temaslara Başkan Mustafa Dündar’ın yanısıra, birliğin üyesi olan İnegöl, Mustafakemalpaşa, Mudanya, Yenişehir, Orhaneli, Keles Belediye Başkanları ve CHP ve MHP’li meclis üyeleri de katıldı.

    Fransa’nın Strasbourg şehrindeki toplantıda göç ve mülteci sorununu dile getiren Bursa Belediyeler Birliği ve Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündar,

    Zorunlu göçlerin hem toplumsal hem de ekonomik dengeleri etkilediği için istenmediğini belirten Dündar, ancak savaşların ve baskıların kitlesel göçleri zorunlu kıldığına dikkat çekti. Ekonomiyi ve istihdamı destekleyen göçün ise bütün ülkelerin tercihi olduğunu belirten Dündar, II. Dünya Savaşı’ndan sonraki en büyük insanlık dramının Türkiye sınırlarında yaşandığına dikkat çekti. Dündar, “Daha önce Irak’ta yaşanan, 2011 yılından itibaren de Suriye’de var olan, kimin kiminle savaştığı belli olmayan acımasız bir savaş var. Bu savaşta 250 binden fazla kişi hayatını kaybetti. 8 milyon insan Suriye’den kaçmak zorunda kaldı. Bu kaçış bugün, dünyanın çözülmesi gereken en önemli gündem maddelerinden biri haline geldi. Bugün karşı karşıya olduğumuz göçün asıl sebebi savaştır. Savaşın durdurulması, barışın tesisi için herkesin elini taşın altına koyması gerekmektedir” dedi.

    “TÜRKİYE HER ZAMAN MAZLUMLARIN YANINDA OLMUŞTUR”

    Türkiye’nin stratejik ve coğrafi konumu itibari ile tarih boyunca kitlesel göçlerin nihai durağı olduğunu belirten Başkan Dündar, “Türkiye milyonlarca göçmene ev sahipliği yapmış, bugün de göçmenlere sınırlarını açmıştır. Bunun en önemli sebebi kültürel, ahlaki ve dini değerlerimizin bize zulüm gören insanların yanında olmayı öğretmesidir. 2011 yılından itibaren sınırlarını açan Türkiye, açık kapı politikası, geri göndermeme ve geçici koruma politikaları ile bugün dünyada en fazla mülteci barındıran ülke konumunda olmuştur. Şu anda Türkiye’de bulunan Suriyeli mülteci sayısı 2 milyon 715 bine ulaşmıştır. Ülkelerinden kaçan mültecilerin yüzde 50’si Türkiye’ye sığınmıştır. İstatistiklere göre Türkiye’yi yüzde 25 ile Lübnan, yüzde 12 ile Ürdün takip etmektedir. Mültecilerin yüzde 12’si kamplarda, çadır ve konteyner kentlerde, yüzde 88’i ise kamp dışında yaşıyor” diye konuştu.

    “SURİYE GÖÇÜNDEN EN ÇOK ETKİLENEN BURSA OLMUŞTUR”

    Birçok medeniyete ev sahipliği yapan Bursa’nın merkez ilçesi olan Osmangazi’nin nüfus olarak Türkiye’deki 56 ilden büyük olduğunu belirten Dündar, “Bursa’nın fethi ile başlayan göç hareketini daha sonra, 1530-1989 yılları arasında Anadolu’dan, Rumeli’den, Kafkasya’dan, Balkanlar’dan, Yunanistan’dan ve Bulgaristan’a kadar birçok yerden göçler takip etmiştir. Tüm bu göçler arasında sanayinin gelişmesi ile birlikte özellikle 1950’den sonra yoğun yaşanan Anadolu’nun kırsalından gelen iç göçler bugünkü Bursa’nın nüfusunu oluşturmuştur. Bursa, bugün de Suriye göçünden de en çok etkilenen şehirlerin başında geliyor. Şu anda resmi kaynaklara göre Türkiye’ye sığınan 2 milyon Suriyeli mülteciden 95 bini Bursa’da yaşıyor. Bu mültecilerin barınma, eğitim, sağlık, iş gibi birçok ihtiyaçlarını yerel yöneticilerin öz kaynakları ve sivil toplum kuruluşlarının destekleriyle sağlıyoruz. Osmangazi Belediyesi olarak göçmenlere aylık ortalama 9 bin ekmek, ikinci el giyecek, ev eşyası mobilya ve para yardımı yapıyoruz. Geçtiğimiz yıl 402 paket erzak, 2 bin 88 adet giysi, 100 bin adet ekmek Bursa’daki göçmenlere dağıtıldı. Yine belediye olarak, başta IHH olmak üzere çeşitli yardım kuruluşları ile birlikte Suriye’ye 265 ton gıda, 2 bin giysinin yanında, soba ve battaniye gibi çeşitli ihtiyaç maddelerinin yanı sıra yardım kuruluşlarının desteği ile 200 bin lira nakdi yardımda bulunduk. Bursa olarak son 3 ayda bu rakam 43 bin 994 kişiye nakdi, 42 bin 232 kişiye de gıda, giyecek, yakacak ve ev eşyası gibi temel ihtiyaç maddelerini olmuştur” şeklinde konuştu.

    “KUCAK AÇTIĞIMIZ HER FERDİ TÜRK VATANDAŞI GİBİ AĞIRLIYORUZ”

    Osmangazi Belediye Başkanı Dündar, “Geçici koruma altındaki Suriyeli mülteciler, hukuken makul bir süre için Türkiye’de kalma iznine ve üçüncü bir ülke tarafından mülteci olarak kabul edilene kadar geçici sığınma hakkına sahip oluyor. Bu kişilere sağlık, eğitim, iş, sosyal yardım ve hizmetler ile tercümanlık ve benzeri hizmetler sağlanıyor. Bu kapsamda en önemli düzenlemelerden biri, bu kimliğe sahip olan Suriyelilerin belirli iş kollarında çalışma izni alabilmeleridir. Bu, hem mültecilerin haklarının korunması hem de kamu görevlilerinin mültecilerin sorunlarını daha etkili çözebilmeleri açısından büyük önem taşıyor. Geçici koruma kısa vadede sorunun çözülmesi açısından önemli. Ancak göçün doğasında kalıcılık olduğu gerçeğinden hareketle uzun vadede çözümler üzerinde çalışıyoruz. Göçmenlerin iş, sağlık, eğitim, barınma ve diğer temel haklarının korunması için hükümet olarak da yerel yönetimler olarak da projeler geliştiriyoruz. Şu anda ülkemizde 400 bin Suriyeli çalışıyor. Bu durumun getirdiği bazı sorunlar var. Ucuz işçilik, kayıt dışı ekonomi, çocuk işçi çalıştırma ve sosyal sorunlar bunun başında geliyor. Göç çocuklarının eğitim problemleri var. Ülkemizde bulunan 700 bin çocuk okul çağında. Bu çocuklara eğitim olanağı sağlamak için, Milli Eğitim Bakanlığımız çeşitli düzenlemeler yaptı. 300 bine yakın Suriyeli ve Iraklı çocuğun eğitimi için dil sorununu da çözen 9 bin 369 Arap öğretmen eğitim ve öğretim için görevlendirildi. Yine aynı şekilde sağlık hizmetleri ilaç ve aşı gibi hukuki statüleri konusunda hem hükümet olarak hem de yerel yönetimler olarak çözümler üzerinde çalışıyoruz” şeklinde konuştu.

    “SAVAŞTAN KAÇAN EĞİTİM SAHİBİ İNSANLAR, GÜNÜ BİRLİK İŞLERDE ÇALIŞMAK ZORUNDA KALIYOR”

    Zorunlu göçün sosyolojik etkilerinin yanı sıra psikolojik boyutu da olduğunu ifade eden Dündar, “Savaştan kaçan, kendi topraklarını terk eden, toprağında eğitimli, meslek sahibi olan doktor, mühendis, avukat gibi birçok insan ülkemizde günübirlik işlerde ayakta kalma mücadelesi veriyor. Dil problemi yaşıyor, adaptasyon sorunu yaşıyor. Mülteciler, yeni şehir hayatına uyum sağlayamama, yerli halk ile kaynaşamama, aşırı yoğunluktan dolayı yeterli barınma imkânı bulamama gibi birçok sorunla karşı karşıya kalmaktadır. Tüm bu göçlerin doğal sonucu olarak suç artışı, kapkaç gibi adi suçlar, çocuk işçiler, kayıt dışı sokak satıcıları, dilencilik yapan ve barınma sorunu yaşayan nüfusta artış Türkiye’de ve Bursa’da da ortaya çıkıyor. Ama biz Türkiye olarak dünyanın en büyük göçlerinden birini göğüslemeye çalışıyoruz. Türkiye’de 2011 yılından itibaren 200 bin Suriyeli bebek dünyaya geldi. Bu bebekler ya ülkemizde ya da başka ülkelerde büyüyecek. Suriyelilerin geri dönmeleri, ülkelerinde barışın ve huzurun sağlanması kısa vadede temenni olarak görünüyor. Bu nedenle bizler ülkeler olarak politikalarımızı ‘dönmemeleri’ üzerine oluşturmalı, kalıcı önlemler üzerinde çalışmalıyız” dedi.

    “BUGÜNKÜ GÖÇÜN TEK SEBEBİ SAVAŞTIR”

    Türkiye’nin bu kucaklayıcı tavrı ne yazık ki Avrupa ülkelerinden yeterince destek görmediğine dikkat çeken Dündar, “Avrupa’nın genel fikri, ‘doğu kapısını açık tutun, ancak batı kapısı kapalı olsun, bize gelmesinler’ olarak görünüyor. Bu politikalar yüzünden denizlerde, göç yolunda aklımıza bile gelmeyen, gördüğümüzde dehşete düştüğümüz dramlara şahit olduk. Dünya, her gün açık denizlerde botların battığı, küçük bedenlerin kıyılara vurduğu, Ege ve Akdeniz’in insan mezarlığına dönüştüğü, insan tacirlerinin çoğaldığı, ülkelerin bunu önleyecek hiçbir adım atmadığı bir insanlık ayıbı yaşıyor. Bugün yaşadığımız göç, görmezden gelerek, yok sayarak ya da sorunu dondurarak çözeceğimiz bir konu değildir. Bu politikanın değişmesi için uluslararası işbirlikleri geliştirilmelidir. Göç çocukları ve kadınlar öncelikli konulardır. Eğitim, dil, barınma, sağlık ve tüm temel insani ihtiyaçlar öncelikle ele alınmalıdır. Bugün karşı karşıya olduğumuz göçün asıl sebebi savaştır. Savaşın durdurulması, barışın tesisi için herkesin elini taşın altına koyması gerekmektedir. Bu destek, sadece sığınmacılara çözüm için değil insanlık adına önemlidir. İnsanları ayrıştıran değil birleştiren bir işbirliği, göçün getirdiği sorunları en aza indirecektir. Bu hali ile şekillenen göç ülkeler arası dostluğu pekiştiren ortak tarih oluşturan önemli bir araç olacaktır” şeklinde sözlerine son verdi.

    BAŞKAN DÜNDAR KONSEY BAŞKANINI ZİYARET ETTİ

    Başkan Mustafa Dündar, sunumu öncesi Avrupa Konsey Yerel Yönetimler Kongresi Başkanı Jean Claude Frecon’u makamında ziyaret etti. Ziyarete Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetim Kongresi Başkan Yardımcısı Gaye Doğanoğlu ile diğer Türk Belediye Başkanları da katıldılar. Ziyaretin anısına Başkan Dündar Frecon’a Ulucami’nin resmedildiği bir çini tabak hediye etti.

  • Mahkeme, Zorunlu Din Dersi İçin Dava Açan Aileleri Haklı Buldu

    Antalya’da, zorunlu din dersinden muaf tutulmaları için dava açan 8 aileden 6’sında öğrenciler bu dersten muaf tutuldu.

    Antalya’da 8 aile, tanrı tanımaz oldukları veya alevi inancını kapsamadığı gerekçesiyle çocuklarının zorunlu din dersinden muaf tutulması için dava açtı. Davalardan 6’sında aileler haklı bulundu ve öğrencilerin zorunlu din dersinden muaf tutulmalarına karar verildi. Milli Eğitim Bakanlığı, yerel mahkemelerde sonuçlanan davaları Danıştay’a taşıdı. İki ailenin açtığı davanın ise yerel mahkemede sürdüğü öğrenildi.

    Eğitim-Sen Antalya Şubesi’nde konuyla ilgili basın toplantısı düzenlendi. Toplantıya Eğitim-Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, Avukat Nusret Gürgöz ve Kumluca Mimar Sinan Ortaokulu 5’inci sınıf öğrencisi kızı E.Z.S.’nin zorunlu din dersinden muaf tutulması için açtığı davayı kazanan matematik öğretmeni Tankut Sonay Sazlı katıldı.

    DERS NİTELİĞİNDE BİR KARAR

    Kumluca’da yaşayan Tankut Sonay Sazlı’nın çocuğu için zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersi almasına karşı açtığı davanın olumlu sonuçlandığını hatırlatan Kadir Öztürk, “Mahkeme kararı, çağdaş normlara ve evrensel değerlere işaret eden bir hukuk metni ve belgesi olarak tarihi geçmiştir. Ders niteliğinde verilmiş olan bu kararı çok değerli bulduğumuzu, bu kararın hukuka olan inancımızı bir nebze olsun canlı tuttuğunu belirtmek zorundayız” dedi.

    Dava aşamasında baskıya maruz kaldıklarını ileri süren Sazlı, “En büyük sorunu görevlendirilmiş imamla yaşadık. Mahalle baskısına maruz kaldık. çocuğum çok başarılı bir öğrenci. Ders ortalaması 100 ile 95 arasında. Normalde taktir alması gerekiyordu ama din kültürü dersi 0 olduğu için teşekkür bile alamadı. Bu nedenle strese girdi. Çok zorluk yaşadık ama yılmadık ve kazandık.”

    8 AİLE ZORUNLU DİN DERSİNİN İPTALİ İÇİN DAVA AÇTI

    Eğitim-Sen Antalya Şubesi Avukatı Nusret Gürgöz ise Sazlı ailesiyle birlikte 8 ailenin zorunlu din dersinin iptali için dava açtığını söyledi. Davalardan 6’sının aileler lehine sonuçlandığını 2’sinin ise yerel mahkemede sürdüğünü belirten Gürgöz, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Hasan ve Eylem Zengin kararı, dönüm noktası oldu. Bu davalardan artık aleyhe karar çıkması mümkün gözükmüyor çünkü konu Avrupa hukukundan kaçamıyor.”

    “TEK TEK DAVA AÇIN”

    Zorunlu din dersinin iptal olmasını isteyen aileleri tek tek dava açmaya davet eden Gürgöz, “Zorunlu din dersiyle ilgili anayasal düzenleme yapılması gerekiyor. Eğer yapılmazsa aileler tek tek dava açabilir. Davalar kazanıldıktan en geç 1 ay sonra karar uygulamaya konulur. Ayrıca din dersinden dolayı verilmeyen başarı belgeleri de öğrenciye verilir” diye konuştu.

  • Din Dersi Davasında Karar

    Antalya’nın Kumluca ilçesinde bir aile ateist oldukları gerekçesiyle ilkokul öğrencisi çocuklarının din derslerinden muaf tutulmasına ilişkin açtıkları davayı kazandı.

    Kumluca’da yaşayan, matematik öğretmeni Tankut Sonay Sazlı ve eşi Aliye Uğur Sazlı çifti tanrıtanımaz olduklarından dolayı Mimar Sinan İlkokulu 4. sınıf öğrencisi E.Z.S.’nin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden muaf tutulması istemiyle Kumluca Kaymakamlığı’na başvuru yaptı. Sazlı ailesi kaymakamlığın taleplerini reddetmesi üzerine Milli Eğitim Bakanlığı ve Kumluca Kaymakamlığı aleyhine Antalya 1’inci İdare Mahkemesi’nde dava açtı.

    AİLE KAYMAKAMLIK İŞLEMİNİN İPTALİNİ İSTEDİ

    Açılan davada aile; iradelerine ve felsefi görüşlerine aykırı bir biçimde dinsel eğitim verildiği, tanrıtanımaz oldukları, nüfus cüzdanlarında yer alan din hanesinin boş olduğu, zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi verilmesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9’uncu maddesine ve ek 1 nolu protokolün 2’nci maddesine aykırı olduğu yolunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce verilmiş kararlar bulunduğu, çocuklarının bu dersi alırken psikolojik travma yaşadığı, içsel çatışmalar nedeniyle dersi algılamakta zorlandığı ileri sürülerek kaymakamlık işleminin iptali istendi.

    BAKANLIK REDDİNİ İSTEDİ

    Milli Eğitim Bakanlığı ise savunmasında; Türkiye’de Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin Anayasal zorunluluk olduğu, ders programları ve kitaplarının idarelerce hazırlandığı, herhangi bir din veya felsefi doktrin merkezli olmadığı, bilimsel araştırmaya dayalı bilginin ön planda tutulduğu, batıl ve hurafeye dayalı yanlış bilgilerden arındırıldığı belirtildi. Savunmada, ders programının hedefinin sadece İslam dinine mensup çocuklara değil, hangi mezhebi veya felsefi düşünceden olursa olsun tüm çocuklara ve tanrıtanımazlara hitap ettiği belirtilerek, davanın reddi istendi.

    KARAR

    Antalya 1’inci İdare Mahkemesi ise kararında, Anayasa’nın 24’üncü maddesine göre din kültürü ve ahlak öğretiminin ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında olduğunun kuşkusuz olduğu belirterek, “Ancak bu öğretimin Anayasa’nın öngördüğü amaca uygun bir müfredatla verilmesi gerektiği, içeriğinin nesnel ve çoğulcu olması, kişinin dininin bir ayrım ve eşitsizlik unsuru olarak kullanılmaması ve devletin dinler karşısında tarafsız kalarak, bütün dinsel inançları eşdeğer görmesi gerekmektedir. Öğretimde uygulanan müfredatın belirli bir din anlayışını esas alması durumunda, bunun din kültürü ve ahlak bilgisi dersi olarak kabul edilemeyeceği ve din eğitimi halini alacağı açıktır” dedi.

    “HUKUK YERİNİ BULDU”

    Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, hukukun yerini bulduğunu belirterek, “ Mahkeme davaya ilişkin kararını 30 Aralık 2015’te verdi. Ancak karar geçen pazartesi günü taraflara tebliğ edildi. Bilimsel, laik, demokratik eğitimde herkesin kendi inancı doğrultusunda eğitim alması veya almamasının aileye, kişiye bağlı olması ve okullarımızda zorunlu din dersi olmaması gerektiğini gösteren bir hukuki karardır. Herkes kendi inancını istediği gibi yaşamalı ve buna devlet müdahale etmemelidir” diye konuştu.

    Öztürk, Milli Eğitim Bakanlığı’nın 30 gün içinde itiraz için Danıştay’a başvurma hakkının bulunduğunu kaydetti.

  • Fikir Sanat’ta İlk Dersi Ziyaüddin Serdar Verdi

    Serdivan Fikir ve Sanat Akademisi, 2016 bahar dönemine 19 farklı branşla start verdi. İlk dersi dünyaca ünlü düşünür Prof. Dr. Ziyaüddin Serdar yaptı.

    Yıl içinde yaptığı seminer dersler, uluslararası konferanslar, konserler, galalar, sergiler ve pek çok kültürel etkinlikle adından söz ettiren Serdivan Fikir ve Sanat Akademisi yeni döneme de hızlı başladı.

    12 Mart Cumartesi günü Akademi meydanında geniş bir katılımla gerçekleşen uluslararası konferansın ardından yeni dönem kayıtlarına da başlandı.

    BİLİM ADAMI ELEŞTİREL BAKMALI

    14 Mart Pazartesi 18.00’de Akademi’nin yeni kütüphanesinde Prof. Dr. Ziyaüddin Serdar tarafından verilen ilk derse, Akademi’nin geçen dönemki kültürel çalışmalar öğrencileri ile Sakarya Üniversitesi’nden çok sayıda akademisyen katıldı. “İslam, Bilim ve Kültürel İlişkiler” konulu konferansta, bilimin her şeyi öngörebileceği yargısının artık kırıldığını belirten Serdar, bilim adamının eleştirel bakabilme vasfını koruması gerektiğinin altını çizdi.

    AVRUPA İKİRCİKLİ BİR POLİTİKA ÜRETİYOR

    Soru-cevap şeklinde ilerleyen ders İngilizce olarak yapıldı. Türkiye’deki siyasi gelişmeleri ve mülteci politikasını da yakından takip ettiğini söyleyen Prof. Ziyaüddin Serdar, Avrupa’nın ikircikli bir politika ürettiğini savundu. Türkiye’nin mültecilere kucak açmasının diğer tüm Müslüman ülkelere ve Avrupa’ya örnek olması gerektiğini belirtti.

  • (Özel Haber) Dündar, Avrupa’ya İnsanlık Dersi Verecek

    Bursa Belediyeler Birliği ve Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündar, Suriyeli mültecilerle ilgili Avrupa Konseyi’nde sunum yapacak. Sadece Osmangazi ilçesinde 70 binden fazla Suriyeli’nin yaşadığını hatırlatan Dündar, “Tecrübelerimizi 47 ülkenin temsilcilerine anlatacağız” dedi.

    Suriye’de yaşanan iç savaşla birlikte milyonlarca insan evinden olurken, sadece 2015 yılında Uluslararası Göç Örgütü’nün (IMO) yaptığı açıklamaya göre yaklaşık 3 bin kişi Avrupa’ya kaçmak isterken boğularak hayatını kaybetti. Fransa’nın Strasbourg şehrinde düzenlenecek olan Avrupa Konseyi 30. Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’nin (YBYK) bu yılki gündemi ise ‘göç ve göçün uyumu’ olacak. Konuşmacı olarak kongreye davet edilen Bursa Belediyeler Birliği ve Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündar, Türkiye’nin ve Bursa’nın Suriyeli göçmenlere nasıl kucak açtığını 47 ülke temsilcisine anlatacaklarını söyledi. Ülkelerindeki savaş sebebiyle büyük dram yaşayan Suriyeli göçmenlerin ülkelere getirmiş olduğu sorunların akla geldiğini belirten Dündar, “Tabi ki şu anda bunu en fazla Türkiye yaşıyor. Suriye’deki bu savaş sebebiyle 8 milyona yakın Suriyeli ülkesini terk etti. Bunların büyük bir kısmı Türkiye’dedir. Bizlerinde bu kongrede ana konumuz Suriyeli göçmenler olacak. Suriyeli göçmenlerin burada yaşamış oldukları sorunlar, belediyelerin ve devletin bunlara yapmış olduğu destekler ve kültürlerini yaşayabilmesi için yapılan çalışmalar hakkında neler yaptığımızı anlatacağız. Tabi ki belediyelerin asıl konusu ve Avrupa’nın asıl bakış açısı farklı kültürlerin bir şehirde nasıl yaşam sürdüğüdür. Tabi ki bir ülke adına çok ciddi bir sorun diye bakılabilir. Ama Türkiye’nin 3 milyon Suriyeli’ye nasıl kucak açtığını ve tecrübemizi 47 ülkeden katılım sağlayan temsilcilere aktaracağız. Onları insanlık adına dikkatini bu yöne çekmeye çalışacağız” diye konuştu.

    ÇARŞAMBA SEMTİ BURSA’DA KÜÇÜK ŞAM

    Osmangazi ilçesinde 70 bine yakın Suriyeli bulunduğuna dikkat çeken Dündar, “Bunların bir kısmı kendi imkanları ile gelerek mahallelerimizde yaşamaya çalışıyor. Bizler bu gelen kişilerin eğitimden sağlığa, barınmadan gıdaya kadar tüm sorunları ile yakından ilgileniyoruz. Önemli olan onların burada üretime katkı sağlaması ve kendi gayretleri ile geçimini temin edebilmesidir. Biz onların Bursa’da yaşamalarına yardımcı oluyoruz. Bazı mahalleler ve semtlerde yoğun olarak Suriyeli vatandaşları görmek mümkün. Suriyeliler genellikle birbirlerini takip ediyor. Çarşamba Mahallesi onlar için barınma ve iş bakımından iyi bir zemin oluşmuş. Şehrin merkezi olması da onlar için büyük bir avantaj. Çünkü burada bir yoğunluk oluşunca kendi ekonomilerini de burada geliştirmeye başladılar. Bakkalından dönercisine, kuyumcusundan kuaförüne kadar birçok dükkan açtılar. Merkez olduğu için sadece kendi çevresine değil, herkese hitap ediyorlar” dedi.

    Bursa’da Çarşamba semti adeta küçük bir Şam’a dönüştü. Darmstad Caddesi üzerinde kuyumcu, kontörcü, marketler, restoranları Suriyeliler işletiyor. Burada yaşayan binlerce Suriyeli de kendi insanlarının açtığı iş yerlerinden Arapça konuşma kolaylığıyla alışveriş yapıyor. Altıparmak ve Hocahasan Mahallesi’nin büyük bir bölümünde kiralık evlerde Suriyeli aileler kalıyorlar. Suriyeli aileler, tekstilden gıdaya kadar birçok alanda üretim ve tüketim için ekonomiye katkı sağlıyor.

    Başkan Mustafa Dündar da Osmangazi ilçesinde Suriyeli aileler ve çocukların sağlık, eğitim, barınma gibi birçok sorunlarıyla ilgileniyor. Mustafa Dündar, gittiği yerlerde Suriyeli çocuklara Bursaspor forması vermeyi de ihmal etmiyor. Suriyeli aileler ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere Türk halkına yardımseverliği sebebiyle dua ettiklerini dile getiriyorlar.