Etiket: Depreme

  • KTÜ’lü öğrenciler Amerika’da yapılacak “Depreme dayanıklı bina” proje yarışmasına katılacak

    Karadeniz Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü öğrencileri geliştirdiklerini ‘Vectory” projesi kapsamında Amerikan Deprem Araştırma Enstitüsü tarafından düzenlenen 14. Depreme Dayanıklı Bina Tasarımı Yarışması için Amerika’ya gidiyor.

    Karadeniz Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü öğrenci ve danışmanlarından kurulu olan ’North Project Team’ ekibi başarılarına bir yenisi daha eklemeye hazırlanıyor. Amerikan Deprem Araştırma Enstitüsü’nün (EERI) bu yıl 14. defa düzenlediği Depreme Dayanıklı Bina Tasarımı Yarışmasına ’Vectory’ isimli projesi ile finale kalmaya hak kazanan Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) İnşaat Mühendisliği Bölümü öğrencilerinden Gizem Eradas, Javed Shadan, Berkay Han, Altay Fırat Özturan ve Araştırma Görevlisi Serhat Demir, 7-10 Mart 2017 tarihleri arasında Türkiye’yi temsil etmek üzere yola çıkacak. İnşaat Mühendisliği öğrencilerini deprem mühendisliği çalışmalarına teşvik etmek amacıyla düzenlenen yarışmaya katılım sağlayacak olan öğrenciler 7 aylık yoğun çalışma neticesinde projelerini tamamladı. Dünyanın en önemli üniversitelerinin finale kalmak için başvurduğu yarışmada üst üste 3. defa finale kalarak büyük bir başarı gösteren North Project Team ekibi, ilk yılında finale kalan 40 üniversite arasından genel sıralamada 5. olmuştu. “North Project Team” 2016 yılında ise 35 üniversite arasından genel sıralamada yedinci olurken, mimari kategoride üçüncülük elde etmişti. Bu sene çok iddialı olduklarını belirten öğrenciler, ulaşım ve konaklama masrafları için kendilerine destek olabileceklerin yardımlarını bekliyor.

    Bu seneki yarışmada mega kolon adlı bir sistem geliştirdiklerini belirten KTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü 3. sınıf öğrencilerinden Berkay Han, “Her üniversiteye belli bir hak tanınıyor. Biz de bu kurallar doğrultusunda bir sistem oluşturduk. Tüm maketlerde farklı bir sistem var. Bu seneki yarışmada mega kolon diye bir sistem geliştirdik. 4 farklı kolon yapısını bir arada tutan ve çaprazlarla bunu destekliyor böylece depreme daha dayanıklı hale getirdiğine inanıyoruz. Bu taşıyıcı sistem bunu geliştirerek ilk 35 takım arasına girdik. Şimdi de bunu temsil etmek için Amerika’ya gidiyoruz. Mega kolon adı altında hiçbir sistem görmedik” dedi.

    KTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü son sınıf öğrencisi Gizem Eradas ise, “Yaklaşık 8 şiddetindeki bir depreme dayanıklı olması gerekiyor. Yarışmada 3 farklı şiddette dayanıklılık uygulanıyor. Bu sene çok iddialıyız” şeklinde konuştu.

    “Bu sene yarışmaya farklı bir konseptte katılıyoruz”

    Yarışmaya 3 yıldır katıldıklarını vurgulayan KTÜ İnşaat Mühendisliği Araştırma Görevlisi Serhat Demir ise, “Bu projenin temel amacı öğrencileri deprem mühendisliği çalışmalarına yönlendirmek. Tüm dünya çapında üniversitelerin katıldığı uluslararası bir yarışma. Biz de bu sene yarışmaya farklı bir konseptte öğrencilerimizle katıldık. Öğrencilerimiz bir taşıyıcı sistem geliştirdiler. Testler yaptılar ve bunların neticesinde analiz ve deney sonuçlarının ne kadar uyumlu olduğunu görüp yanlışları ve doğruları ayırt etmeye çalışıyorlar. Bunun yanında projenin mimari ve ekonomik kısımları da var. Her anlamda gerçekçi bir proje olarak da düşünebiliriz. İlk defa katıldığımızda dünya genelinde finale kaldık. Büyük finalde de 5. olduk. Geçtiğimiz yılda büyük finale kalarak mimari kategoride 3. olduk. Bu yıl hepsinden çok daha iyi bir projemiz var. Biraz maddi sıkıntılarımız var. Bu sıkıntıları aşabilirsek daha iyi sonuç alabileceğimizi düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

  • Çok katlı ahşap yapıların depreme karşı dayanıklılığı araştırılıyor

    Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Orman Fakültesi’nce yürütülen proje kapsamında çok katlı ahşap yapıların depreme karşı dayanıklılığı araştırılıyor.

    Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Orman Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gürsel Çolakoğlu, Öğretim üyeleri Prof. Dr. Semra Çolak, Prof. Dr. İsmail Aydın, Doç. Dr. Cenk Demirkır, İnşaat Müthendisliği öğretim üyelerinden Doç. Dr. Ahmet Can Altunışık, TUBİTAK tarafından desteklenen proje kapsamında, kontrplak kaplı ahşap yapı perde duvarlarının yapısal davranışları ve simsik dayanım performanslarının belirlenmesine yönelik bir çalışma yapıyor.

    Konuyla ilgili bilgiler veren Orman Fakültesi Orman Endüstri Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cenk Demirkır, söz konusu proje sayesinde Türkiye’nin ulusal anlamda ahşap yapılara verdiği önemin daha da artmasını hedeflediklerini belirterek “Pek çok deprem ülkesi tarafından kullanılan ahşap yapılar, depreme dayanıklı yapıların en önemlileri olarak gösterilmektedir” dedi.

    Demirkır, Türkiye’de 1999 yılında yaşanan depremlerin ardından betonarme yapılarda izlenen ağır hasarların ahşap yapılarla ilgili Türkiye’deki yaygın anlayışların sorgulanmasını gündeme getirdiğini hatırlatarak, “Türkiye’de de ahşap taşıyıcı sisteme sahip yapılar yaklaşık 40 yıl öncesine kadar yaygın bir şekilde geleneksel olarak inşa edilmişlerdir. Yangınlar, çürüme, malzeme darlığı, ormanların azalacağı düşüncesi ve hızlı kentleşmeye bağlı olarak betonarme yapıların artması ahşap yapılardan vazgeçilmesine neden olmuştur. Oysaki ABD, Kanada, Japonya ve Avustralya gibi deprem tehdidi altındaki ülkeler, gelişen teknolojik imkanlardan da yararlanarak ahşap yapı inşasına devam etmişlerdir. 1999 yılı depremi sonrasında betonarme yapılarda izlenen ağır hasarlar, geleneksel ahşap karkas yapıların depremi hasarsız ya da az hasarlı aşmaları, ahşap yapılarla ilgili Türkiye’deki yaygın anlayışların sorgulanmasını gündeme getirmiştir. Depreme hassas bölgelerde özellikle ahşap yapıların tercih edilmesi bir deprem ülkesi olan Türkiye’de ise bu kültürden vazgeçilmesi bir tezat oluşturmaktadır. Ahşap yapıların gösterdiği performans ve ülkemizde yaşanan depremler sonrası can kayıpları dikkate alındığında ahşap yapı kültürünün yeniden canlandırılması bir zorunluluk olarak görülmektedir. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2012-2023 Deprem stratejisi ve eylem planında depreme dayanıklı binaların tasarım, malzeme ve standartlarını içeren çalışmaların destekleneceğini açıklayarak Türkiye’de deprem bilincinin artırılması ve depreme dayanıklı yapıların geliştirilmesi konusunda çalışmalara ağırlık verilmesi gerekliliği vurgulanmıştır. Pek çok deprem ülkesi tarafından kullanılan ahşap yapılar, depreme dayanıklı yapıların en önemlileri olarak gösterilmektedir. Ahşabı yapı maksatlı kullanan ülkelerin hemen hepsi kendi ülke şartlarına göre ahşap ve yapı için pek çok standart ve el kitabı geliştirmiştir. Bu tür standart ve el kitapları ahşap mimarisinde ortaya çıkabilecek sorunların çözümünü inşa aşamasında ortadan kaldırmak için en önemli yollardan biridir. Ülkemizde ahşap yapı üzerine çok sınırlı çalışmalar yapılması nedeni ile bu tür kaynak ve bilgiler Türkiye koşulları için mevcut değildir. Bu proje ile ülkemizde yetişen ve yapı maksatlı kullanım amacına uygun ağaç türlerinden üretilen kontrplak levhaların ahşap yapılarda dayanım üzerine etkisi ortaya konularak böylesi bir kaynak oluşumuna temel oluşturmak planlanmıştır” diye konuştu.

    “Ülkemizde ahşap yapılar yeteri kadar ilgi görmüyor”

    Projenin TÜBİTAK tarafından desteklendiğini de kaydeden Demirkır, “Bu bir TUBİTAK projesi. Bu proje kapsamında özellikle Türkiye’nin ulusal anlamda ahşap yapılara verdiği önem daha da artması gerektiğini düşündük. Son dönemlerde ülkemizde ahşap yapı sektörünün gelişmesi, inşaat sektörünün canlanmasına bağlı olarak ahşabın da ele alınarak iyi bir yapı malzemesi olarak değerlendirilmesi düşünüldüğünde böyle bir projeyi yapma kararı aldık. Ulusal olarak çok özgün bir proje olarak görüldü ve TUBİTAK tarafından ve desteklendi. Osmanlı’dan beri gelen bir mimarı anlayışa sahip olmamıza rağmen ahşap mimarı neredeyse unutulmaya yüz tutmuş. Bizde bunları göz önüne alarak özellikle Avrupa’da ve Amerika’da yapılmış çalışmalara baktığımızda buralarda sürekli bir standartlaşmaya gidilmiş. Bizim ülkemizde ahşap yapılar henüz yeteri anlamda ilgi görmediğinden böyle bir kataloğumuz böyle bir ürün yelpazemiz bunu üreticilere sunacak bir bilgimiz yok. Buradan yola çıkarak ülkemizdeki ağaçlarımızı kullanarak kendi ahşap yapımızı üretelim. Bunun içinde üreticilere bir fırsat sağlayalım. Sonuç olarak Türkiye için ulusal anlamda ahşap yapılara yönelik olarak bir alt yapı hazırlayalım. Projemiz bu şekilde başladı” şeklinde konuştu.

    Turizme ahşaplı destek

    Ahşap yapıların turizme canlılık kazandıracağına dikkat çeken Demirkır, şunları söyledi:

    “Yaylalarda ve köylerde insanları ahşap yapıları teşvik eder yönlendirirsek bir bakıma turizmi de hareketlendirmiş olacağız. Şu an Karadeniz Bölgesi depremde uzak olarak gözükse de ülkemiz bir deprem ülkesi. Bunu çok acı tecrübelerle yaşadık. O nedenle depreme daha çok dayanıklı olan depremde daha iyi performans gösterebilen iyi bir mühendislik ürünü sergilendiğinde, ahşap yapıyla birleştirildiği zaman depremde daha da avantajlı olacak. Ahşap yapıların yönlendirilmesi ve bunlara olan ilginin artırılması bizim ve ülkemiz içinde çok önemli olduğunu düşünüyorum. Şu an ülkemizde ahşap yapılarda 3-4 kattan yüksek olan yok. Özellikle uluslararası anlamda Avrupa’ya, Amerika’ya baktığımızda 8-9 katlı hatta gökdelen şeklinde ahşap yapıların üretimine geçtiğini görüyoruz. Bizim bundan sonraki aşamalardaki amacımız daha yüksek katlı yapılara yönelik olarak çalışma yapmak. Ülkemizde bunların dayanımlarını kontrol ederek ’Ahşap yapılar konusunda yüksek katlı binalara geçilebilir mi ?’ sorusuna cevabını bulmak olacak.”

  • Karbon elyafla güçlendirilen bina 7.5’lik depreme dayandı

    Akkök Şirketler Grubu’na ait DowAksa ile İstanbul Teknik Üniversitesi iş birliğiyle karbon elyafla güçlendirilen bina, 7.5 şiddetindeki depreme dayandı.

    Yalova dünyada ilk kez uygulanan bir deneye ev sahipliği yaptı. Mevcut binaların karbon elyaf lifli kompozit ile güçlendirilmesine yönelik tam ölçekli bina deneyi adlı verilen çalışmada, ikiz imal edilen iki binadan birinin kolonları karbon elyafla kaplandı. Diğer bina ise normal şeklinde bırakıldı. Özel bir makine ile her iki binaya da 7.5 şiddetindeki bir depremin yatay basıncı tatbik edildi. Karbon elyafla güçlendirilen bina ayakta kalırken, diğer bina ise dakikalarla içerisinde çöktü.

    Proje yürütücüsü İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Alper İlki, “Eski binaları temsilen 2 bina inşa ettik. Bu iki binanın teknik özellikleri mevcut binaları yansıtıyor. Buna göre binalardan birisinin kaç kat karbon elyafla güçlendirilmesi gerektiği belirlendi. Her ikisi de aynı şiddette yatay güce tabi tutuldu. Ve güçlendirilmemiş bina yıkıldı. Karbon elyaf kompozitlerle binaların güçlendirilmesi bir süredir çalışılan bir konu. Bir çok laboratuar deneyi yapıldı. Bu deneyle bu tasarım detaylarının uygun olup olmadığını daha net görmüş olduk. Bu tür bir deney çeşitli sebeplerle dünyada bir ilk olma özelliğini taşıyor” dedi.

    Karbon elyafın muhtemel bir depreme karşı binalarda nasıl kullanılacağını ortaya koyan bu deneyi Yalova Belediye Başkanı Vefa Salman, AKKÖK Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Berkman ile çok sayıda davetli takip etti. AKKÖK Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Berkman, projenin fikir babası ve yürütücüsü olan Ilgaz Doğan ile Proje ortağı İstanbul Üniversitesi yetkilisi Prof. Dr. Alper İlki’yi tebrik etti.

  • (Özel Haber) Binaların depreme dayanıklılığı ’çivi atıcı’ ile ölçülecek

    Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) ile Ankara Üniversitesi’nden (AÜ) bilim adamları, geliştirdikleri yeni bir yöntemle hem binalarda kullanılan beton kalitesini hem de depreme dayanıklılığını kısa sürede ekonomik yollarla ölçebilecekler.

    YYÜ Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Levent Selçuk, Ankara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kamil Kayabalı ile geliştirdikleri bu yöntemle yapıya verdikleri hasarın sadece bir çivi çakmaktan ibaret olduğunu söyledi. İHA muhabirine konuşan Doç. Dr. Levent Selçuk, söz konusu yöntemin hem kaya hem de betonda kullanılabileceğini ifade ederek, “Burada hem binalarımızın depreme dayanıklılığını hem de binalarımızda kullanılan beton kalitesini çok basit bir yöntemle ortaya koyabiliyor. Ayrıca binaların depreme dayanıklılığının ölçülmesi için karot (zemin, beton, asfalt gibi yapımlardan, özel aygıt ile alınan silindirik örnek) alımıyla da yapıyı zayıflatmamız söz konusu olmayacak. Bir yapı eleman taşıyıcısından karot almamız durumunda belirli sayıda örnek almamız gerekiyor. Dolayısıyla bu yapıyı zayıflatıyor. Bu yöntem hiçbir şekilde bir tahribat oluşturmuyor ve yapı taşıyıcısının dayanımını etkilemiyor. Buradaki hasar sadece bir çivi çakmaktan ibarettir” dedi.

    “Yerinde ve hızlı bir şekilde betonun dayanımını değerlendirebiliyoruz”

    120 Joule gücünde çalışan çivi atıcısı ile bu araştırmaya başladıklarını anlatan Selçuk, “Deprem sonrası hızlı bir çalışmayı gerektirmesi durumunda bu yöntem bize hızlı sonuç vermesinden dolayı kısa sürede binayı kontrol etme ve dayanım anlamında sonuç elde etmek oldukça hızlı olacaktır. Çünkü anında yerinde hızlı bir şekilde betonun dayanımını değerlendirebiliyoruz. Yöntem bir çivi atıcısından ibaret herhangi bir elektrik aksamı söz konusu değil. Gaz basınçlı ve şarjla çalışan bir ünite. Dolaysıyla bir yapıya uygulama sırasında çivinin batma derinliği bizim için önemli. Bunu elde edebilmek için çivi atıcısının uç kısmını namluyu duvara dik olacak şekilde bir değer atış pozisyonu oluşturuyoruz. Atış pozisyonunu dik ayarladıktan sonra çivi atıcısının atışa hazır pozisyonun içerisinde atışını gerçekleştiriyoruz” diye konuştu.

    Üç adımda yapılan işlem

    YYÜ’de yapımı devam eden bir binada uygulamalı olarak projeyi anlatan Selçuk, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Söz konusu penetrasyon miktarını değerlendirmek amacıyla bu çivinin boylarını biz önceden biliyoruz. Dolaysıyla dışta kalan kısmı ölçerek çivinin ne kadar penetre olduğunu değerlendirebiliyoruz. Çivi penetrasyon değerinden yola çıkarak kullanımı çok kolay olan penetrasyon dayanım eşitliklerinden betonun veya kayaların dayanımına geçiş yapılmaktadır. Söz konusu eşitliklerin güvenilirliği ve doğruluğu diğer tahribatsız yöntemlere göre çok daha yüksektir.”

    “Proje için yerli çivi atıcısı üretiliyor”

    Projede kullanılan çivi tabancasının son derece önemli olduğunu anlatan Selçuk, “Bizim çalışmış olduğumuz çivi atıcıları herhangi bir yapı şirketinde alabileceğimiz çivi atıcılarıdır. Şu anda bizler hem kayalar için hem de betonlar için yeni bir tasarım üzerinde çalışıyoruz. Yakın gelecekte hem kayalar için hem de betonlar için kullanabileceğimiz ve kendi tasarımız olan milli bir ürünümüzü hem ülkemizde hem de yurtdışında kullanmaya başlayacağız” şeklinde konuştu.

  • TMMOB’dan korkutan açıklama: “Kentler depreme hazır değil”

    TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi tarafından yapılan açıklamada, Marmara depreminin üzerinden 17 yıl geçmiş olmasına rağmen İstanbul başta olmak üzere, kentlerin depreme hazır olmadığı belirtildi.

    TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi, 17 Ağustos Marmara depreminin 17’nci yıl dönümü dolayısıyla basın toplantısı düzenlendi. TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Gürkan Erdoğan, Marmara depreminin üzerinden 17 yıl geçmiş olmasına rağmen İstanbul başta olmak üzere, kentlerin depreme hazır olmadığını söyledi. Erdoğan, oda olarak güvenli ve sağlıklı yapı üretimi sağlanana kadar depremi unutmamaya ve unutturmamaya çaba göstereceklerini belirtti.

    “Kader olarak değerlendirmemek gerekir”

    Erdoğan, ülke topraklarının yüzde 66’sının 1. ve 2. derecede deprem bölgesinde yer aldığını, ülke nüfusunun yüzde 70’i ve büyük sanayi tesislerinin ise yüzde 75’inin deprem tehlikesi altında olduğunu hatırlattı. Türkiye’de 6 ve üzeri büyüklükteki her deprem önemli ölçüde can ve mal kayıplarına neden olduğunu kaydeden Erdoğan, “Sorun bir doğa olayı olan depremin kendisinde değil, depreme dayanıklı yapı üretilmemiş olmasında yatmaktadır. Gerekli önlemleri almamaktan ya da denetimsizlikten kaynaklanan olumsuzlukları kader olarak değerlendirmemek gerekir. Bunun yerine mühendislik bilimine uygun hareket edilmeli, deprem büyüklükleri dikkate alınarak yapı üretim yerleri ve yapı üretim süreci bilime ve bilgiye dayalı olarak yönetilmelidir” dedi.

    Bulguları paylaştı

    İnşaat Mühendisleri Odası olarak deprem gerçeği ile ilgili hazırlamış oldukları raporu TBMM Deprem İnceleme ve Araştırma Komisyonu’na kapsamlı bir sunumla anlattıklarını dile getiren Erdoğan, “Odamız depreme ve deprem zararlarının azaltılmasına ilişkin çok sayıda panel, sempozyum ve konferans düzenlemiştir. Yapılan bu çalışmaların ortaya çıkarmış olduğu sonuçlar şunlardır; mevcut yapı stokunun deprem güvenliği yoktur. Bu yapıların güçlendirilmesi gerekir. Onarım ve güçlendirme çalışmaları rasyonel değilse yıkılıp yeniden yapılmaları gerekir. Yeni yapılan yapıların yeterli ölçüde mühendislik hizmeti alması ve denetlenmesi gerekir. Mal sahibi adına kendisini denetleyecek olan yapı denetim kuruluşunu müteahhitler belirlemektedir. Bu sistemin değişmesi gerekir. Yapı denetim ücreti son derece yetersizdir. Denetim sürecinde bulunan meslek insanlarının mesleki yeterlilikleri, meslek odası tarafından belgelenmemektedir. Meslek odaları yapı üretim sürecinin dışına itilmiştir. Yetkin mühendislik yasası tüm uğraşılara rağmen çıkarılmamıştır. 1938 yılında çıkarılan, sadece diploma almaya bağlı olarak hizmet üretilmesini sağlayan ’Mühendislik Mimarlık Hakkında Yasa’ değiştirilmemiştir. Kentleşme süreci ile ilgili olarak ya sağlıklı planlar üretilmemiş ya da üretilmiş olsalar bile uygulama dışı bırakılmıştır” diye konuştu.

    “Sürdürülemez bir durumla karşı karşıyayız”

    Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kent yaşamına sadece mekansal ölçekte bakmamak gerekir. Bugün, kentsel dönüşüm yık-yap bir müteahhit anlayışı ile ele alınmakta ve rantı yüksek olan yerlerde yapılmaktadır. Kentsel dönüşüm bütünlüklü bir planlamanın sonucu olarak değil, kent planlamasının kendisi olarak ele alınmaktadır. Bugün özellikle rantı yüksek olan yerlerde yapılan kentsel dönüşüm uygulamalarıyla yıkılmaması gereken yapılar yıkılmaktadır. Kentin fiziksel eşiklerinin aşılmış olmasının yanında demografik yapıda bozulmaktadır. Aynı alt yapının, aynı yolların olduğu yerlerde artan daire sayısı nüfusu artırmakta, nüfus artışı da otomobil sayısında artışlara neden olmaktadır. Özellikle İstanbul gibi metropol kentlerde sürdürülemez bir durumla karşı karşıyayız.”

    “Unutmamaya ve unutturmamaya çaba göstereceğiz”

    Oda tarafından konuya ilişkin çeşitli raporların hazırlandığını ve ilgili bakanlıkların düzenlediği bilimsel içerikli etkinliklere katılarak değerlendirmelerde bulunulduğunu ifade eden Erdoğan, şunları söyledi:

    “Deprem ve ilgili konularda çok sayıda bilimsel-mesleki etkinlikler, meslek içi eğitimler düzenlenmiş, depremin unutulmaması ve depreme yönelik duyarlılığın artırılması amacıyla kitlesel eylemler, yürüyüşler organize edilmiştir. İnşaat Mühendisleri Odası, yapı üretim süreci tüm eksiklerinden arındırılıncaya kadar, yapı stoku iyileştirilinceye, güvenli ve sağlıklı yapı üretilinceye ve mühendislik hizmeti almadan üretilmiş tek bir yapı kalmayıncaya kadar çalışmalarını sürdürecektir. İnşaat Mühendisleri Odası depremi unutmama, unutturmama ısrarını sürdürmektedir. Güvenli ve sağlıklı yapı üretimi sağlanana kadar da depremi unutmamaya ve unutturmamaya çaba gösterecektir.”