Etiket: Denilince

  • Dolandırıldığını, “Adına kredi çektik, artık çalışır ödersin” denilince anladı

    “Adına çıkmış kredi var” diyen dolandırıcılara inanarak, 28 bin 500 TL kredi çeken Sabri Tataroğlu, dolandırıldığını telefondaki kişinin, “Adına kredi çektik artık çalışır ödersin” denilince öğrendi.

    Edinilen bilgiye göre, Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesinde kendilerini banka görevlisi olarak tanıtan dolandırıcılar, asgari ücretle çalışan Sabri Tataroğlu’nu arayarak, “Adına çıkmış kredi var” diyerek kandırdı. Dolandırıcıların dediklerine inanan Sabri Tataroğlu, dolandırıcıların talimatlarına uyarak bankadan önce 13 bin 500, ardından 15 bin TL kredi çekti ve kendisine verilen hesap numarasına havale etti.

    Telefonda dolandırıcılara paraları havale ettiğini söyleyen Sabri Tataroğlu, “Adına kredi çektik, artık çalışır ödersin” denildiğinde dolandırıldığını anladı. Polis merkezine giderek dolandırıldığı için başvuruda bulunan Tataroğlu, “Adıma kredi çekip kendi hesaplarına aktardıklarını söyleyen dolandırıcılar, telefonu kapatmadan önce ’Senin adına 30 bin lira kredi çektik. Artık çalışır ödersin’ dediler. Ben düşük maaşla çalışan bir işçiyim ve 48 ay boyunca yaklaşık 900 lira maaşımdan kesilecek ve büyük anlamda maddi sıkıntı yaşayacağım. Bu mağduriyetimin en kısa sürede giderilmesini istiyorum. Vatandaşları benim düştüğüm duruma düşmemeleri için uyarıyorum” diye konuştu.

  • Malatya Denilince Kayısı, Gaziantep Denilince Baklava Akla Geliyor

    İnönü Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Metin Işık’ın yaptığı ‘Şehirler ve İmajlar: Marka Şehir Olma Sürecinde Türkiye’de Malatya İmajı’ konulu araştırmanın sonuçlarını açıklandı. Araştırma sonuçlarında Malatya denilince kayısı, Gaziantep söylenince ise insanların aklına baklava geldiği ortaya çıktı.

    İnönü Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Metin Işık Adana, Ankara, Artvin, Aydın, Bursa, Eskişehir, Giresun, Gümüşhane, Isparta, İstanbul, Kocaeli, Niğde, İzmir, Kayseri, Kırşehir, Konya, Rize, Sakarya, Sivas ve Van illerinde, bin 67 kişiyle yüz yüze gerçekleştirilen ‘Şehirler ve İmajlar: Marka Şehir Olma Sürecinde Türkiye’de Malatya İmajı’ konulu araştırmanın sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı. Bir aylık sürede elde edilen araştırmanın sonuçlarını açıklayan Metin Işık, Malatya halkının Türkiye’de nasıl algılandığı, sorusuna cevap arandığını ifade etti. Her 100 kişiden 85’inin zihninde Malatya kelimesinin olumlu çağrışım yaptığını kaydeden Işık, Malatya kelimesini duyunca ilk akla gelen şeyin yüzde 78,1 ile kayısı, yüzde 9,2 ile İnönü Üniversitesi olduğunu söyledi. Işık, “Araştırmaya katılanların yüzde 26,3’ü Malatya’yı ziyaret etmiş, katılımcıların yüzde 69,3’ü Malatya’nın hangi bölgede yer aldığını bilmektedir. Türk halkının yüzde 73,8’ine göre Malatya ilinin en önemli değeri kayısıdır” şeklinde konuştu.

    Araştırmaya katılanların yüzde 45’inin Malatya’yı modern bir şehir olarak gördüğünü dile getiren Prof. Dr. Metin Işık, yine araştırmaya katılanların yüzde 28,5’inin Malatya’yı bir sanayi şehri olarak gördüğünü ifade etti. Işık, “Araştırmaya katılanların yüzde 55’i Malatya’yı temiz bir şehir olarak görmektedir. Yüzde 64,1’i sakin bir şehir, yüzde 55,6’sı güvenli bir şehir, yüzde 40,5’i ucuz bir şehir olarak görüyor. Türkiye’de Malatya halkının imaj algısını da paylaşmak istiyorum. Araştırmaya katılanların yüzde 56,7’si Malatya halkının dindar olduğu kanaatini taşıyor. 61,5’i Malatya halkının hoşgörülü olduğunu, yüzde 62,1’i Malatya halkının sıcakkanlı olduğunu, yüzde 57,3’ü Malatya halkının yardımsever olduğunu, yüzde 42,9’u girişimci olduğunu, yüzde 50,7’si Malatya halkının çalışkan olduğunu düşünüyor. Araştırmaya katılanların yüzde 25,9’u Malatya’da yaşamak istediğini belirtti” ifadelerini kullandı.

    GAZİANTEP DENİLİNCE AKLA BAKLAVA GELİYOR

    Araştırma kapsamında elde edilen sonuçlar ile Gaziantep ilini de karşılaştırdıklarını söyleyen Prof. Dr. Metin Işık, katılımcıların Malatya deyince yüzde 85,2’sinin olumlu, Gaziantep deyince yüzde 81,2’sinin olumlu düşünceye sahip olduğunu aktardı. Gaziantep denilince de akla baklava geldiğini belirten Işık, “Malatya deyince yüzde 78,1’nin aklına kayısı, Gaziantep deyincese yüzde 47’sinin aklına baklava geliyor” ifadesini kullandı. Katılımcıların yüzde 26,3’ünün Malatya’yı ziyaret ettiğini dile getiren Işık, Gaziantep’i ise yüzde 42,5’inin gittiğini söyledi. Prof. Dr. Işık, coğrafi konumunun bilinirliği açısından Malatya’nın oranın yüzde 69,3, Gaziantep’in ise yüzde 84,2 olduğunu aktardı. Malatya’nın en önemli değerinin yüzde 73,8 kayısı, Gaziantep’inse yüzde 32,5 ile baklava olduğunu belirten Işık, “Katılımcıların yüzde 25, 9’u Malatya’da yaşamak istiyor. Gaziantep’te yaşamak isteyenlerin oranıysa yüzde 30,6” şeklinde konuştu.

    Prof. Dr. Metin Işık, modern bir şehir olarak nitelendirme açısından Malatya’nın yüzde 45, Gaziantep’in yüzde 54,7 oranında olduğunu ifade etti. Işık, “Gelişmiş bir şehir olarak nitelendirmede Malatya yüzde 28,5 Gaziantep yüzde 57, sakin bir şehir olarak nitelendirmede Malatya yüzde 64,1, Gaziantep yüzde 50,8, güvenli bir şehir olarak nitelendirme açısından Malatya yüzde 55,6, Gaziantep yüzde 47’dir. Ucuz bir şehir olarak nitelendirmede Malatya 40,5, Gaziantep yüzde 46, dindar olma algısı açısından Malatya yüzde 56,7 Gaziantep yüzde 64,3, hoşgörülü olmada Malatya yüzde 61,5, Gaziantep yüzde 60,6, sıcakkanlı olma algısı Malatya yüzde 61,2 Gaziantep yüzde 64,6 oranında. Yardımseverlikte Malatya yüzde 57,3 Gaziantep yüzde 65, girişimci olma algısında Malatya 42,9, Gaziantep yüzde 51,5, çalışkanlık algısında Malatya yüzde 50,7, Gaziantep yüzde 59,5 olarak görülüyor” diye konuştu.

    Daha sonra söz alan İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cemil Çelik, araştırmayı gerçekleştiren Dekan Prof. Dr. Metin Işık’a teşekkür etti. Rektör Prof. Dr. Cemil Çelik, “İnönü Üniversitesi 41. yaşına girerken fiziki ve çoğu alanda akademik çalışmalarını, ihtiyaçlarını tamamlamış bir üniversitedir. Bundan sonra üniversite artık toplumun, sivil toplumun, yerel yönetimlerin ve devletin ilgili kurumlarına raporlar hazırlayan projeler sunan, çıktıları olan bir kurum haline gelecek. İlahiyat Fakültesi’nden Tıp Fakültesi’ne kadar, İletişim’den Güzel Sanatlara kadar toplumda rol model olacak. Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde üniversitenin asli görevlerinden bir tanesi budur. Ama bu işi yaparken üniversite yerelleşmeyecek ama sırça sarayında da yaşamayacak. Bunun ikisinin arasındaki dengeyi, düzeni kuracak. Ulusal ve evrensel düşünmek durumdasınız” sözlerini kaydetti.

  • Bel Ağrısı, Sanatçı Suna Pekuysal Hastalığı Denilince Önemseniyor

    Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları AB İmmünoloji-Romatoloji BD Öğr.Üyesi Prof. Dr. Nurullah Akkoç, Türkiye’de bel ağrısı görülme sıklığının yüzde 80 olduğunu belirterek,“ Bir kişinin yakınında sanatçı Suna Pekuysal hastalığı diye bilinen hastalık(ankilozan spondilit) yoksa, bel ağrısı olduğu zaman romatoloğa gitmek aklına gelmiyor” dedi.

    Türkiye Romatoloji Derneği tarafından düzenlenen XVI. Ulusal Romatoloji Kongresi, Antalya Belek’te devam ediyor.

    Kongre kapsamından düzenlenen basın toplantısında konuşan Kongre Başkanı Prof. Dr. Sedat Kiraz, saygın bilim insanlarının katıldığı kongrede, romatoid artrit, Behçet hastalığı, ailevi Akdeniz ateşi, Gut, çocukluk çağında başlayan romatizmal hastalıklar, romatolojik hastalıklarda genetik modelleme, skleroderma” gibi öne çıkan konularda görüş alışverişinde bulunulduğunu söyledi.

    178 konuşmacı, 790’ı aşkın katılımcı ile kongrenin gerçekleştirildiğini kaydeden Prof. Dr. Kiraz, kongre kapsamında 4 kurs, 23 bilimsel oturum, 10 uydu sempozyumu, 8 uzmanına danış oturumu, 5 sözlü bildiri oturumu ve 6 poster turu oturumunun yanı sıra 33 hemşirelik oturumu, 4 hemşirelik uzmanına danış oturumu ve 2 hemşirelik pratik uygulama oturumu yer aldığını söyledi.

    AİLESEL AKDENİZ ATEŞİ

    İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları AB, Romatoloji BD Öğr.Üyesi Prof. Dr. Ahmet Gül, adı romatizma olarak anılan yaklaşık 200 kadar hastalığın olduğunu belirterek, bu hastalıkların bazılarının Türkiye’de oldukça sık görüldüğünü aktardı.

    Ailesel Akdeniz Ateşi’nin (AAA) çekinik olarak geçen ırsi bir hastalık olduğunun altını çizen Prof.Dr. Ahmet Gül, “Türkiye’de hastalığa neden olan mutasyonların taşıyıcılığı yüzde 10 ile 20 arasındadır. Oldukça yüksek bir oran. Hastalık çekinik geçiyor. Hasta olmak için hem anneden hem babadan mutasyonların geçmesi gerekiyor. Bu kadar çok taşıyıcı olmasına rağmen görülen hasta sayısı ortalama Türkiye için bin 1 seviyelerindedir. Türkiye içinde daha çok hastalığın görüldüğü alanlarda var. Özellikle Türkiye’nin kuzeyi. İsminin tam aksine AAA’nın sık görüldüğü bölgeler. AAA denildiği zaman Akdeniz’in doğusundaki ülkeler, bunun içine Türkiye, Orta Doğu, Kuzey Afrika, özellikle Yahudi, Ermeni, Arap’larda sık görülüyor” dedi.

    “TANI GECİKMESİ VAR”

    Hastalığın belirtileri hakkında paylaşımlarda bulunan Prof. Dr Ahmet Gül, “ Çocukluk dönemimde başlayan ve yaklaşık 1-3 gün süren, vücudun belirli yerlerinde oluşan iltihap ve ateşle seyreden ataklara neden olur. Bu ateşli ataklar değişen sıklıkta tekrarlar. Vücutta kendiliğinden tekrarlayan ataklar tedavi edilmediğinde amiloidoz denen ve çözünmeyen bir proteinin birikmesi sonucu böbrekler başta olmak üzere, çok sayıda organda yetersizliğe neden olabilen bir hastalığın gelişme olasılığı artmaktadır. Hastalığın bilinirliğinin artmasına ve genetik tanı olasılıklarının geliştirilmesine karşın, ülkemizde oldukça sık görülen ve oldukça önemli klinik sonuçlara yol açan bu hastalığın tanısında hala hatırı sayılır (7-10 yıl) bir gecikme ve tedavi kararı ile ilgili olarak önemli sorunlar gözlenmektedir” diye konuştu.

    “ORGAN YETMEZLİKLERİNE NEDEN OLUR”

    “Hastalık yüzde 85 hastada 20 yaş öncesi başlar” diyen Prof. Dr. Ahmet Gül, “ Daha ileri yaşlarda, özellikle 40 yaş sonrası başlaması çok çok nadirdir. Atak sırasında yapılan kan incelemelerinde iltihap testlerinde yükselmeler tanıya yardımcı olur. Ataklar genellikle 12-72 saat sürer. Artrit atakları ise biraz daha uzun olabilir ve sonlanması 1 hafta-10 günü bulabilir. Aşırı fiziksel aktivite, emosyonel stres, adet dönemleri atağı tetikleyebilir. Ataklar şiddetli belirtilere neden olasa da kendiliğinden sonlanır. Hastalık tanısı geç konulan ya da tanı konulduğu halde düzenli ve etkin tedavi edilmeyen hastalarda korkulan komplikasyon artmış sekonder amiloidoz riskidir. Bu hastalarda amiloid proteininin böbrekler, karaciğer, damarlar, bağırsaklar, kalp vb. organlarda birikmesi, bu organların normal işlevlerinin bozulmasına sebep olur. En sık olarak gözlenen sonuç böbrek yetersizliğidir. Önce idrarla protein kaçağı, ardından diyaliz ihtiyacı ortaya çıkar” ifadelerine yer verdi.

    “TEDAVİDE KOLŞİSİN BİTKİSEL İLACI”

    Hastalığın tedavisinde güz çiğdeminden elde edilen kolşisin adı verilen bitkisel bir ilacın kullanıldığını kaydeden Prof.Dr. Gül, “Kolşisin ilacı yeterli dozda ve düzenli kullanılırsa hem atakların tekrarlamasını, hem de amiloidoz gelişmesini önler. Kolşisin tedavisi ile hastaların yüzde 65 kadarında belirtilen tama yakın, yüzde 30 kadarında ise kısmen kontrol altına alınabilmektedir. Hastaların %5 kadarında ise kolşisine yanıt alınamamaktadır. Kolşisin tedavisi ömür boyu sürdürülmelidir. İlaç gebelik ve süt verme dönemlerinde de güvenli kabul edilmektedir. Kolşisin tedavisine yanıt alınamayan hastalarda, iltihaba neden olan asıl etken olan IL-1 sitokinini engelleyen biyolojik ilaçlar ile oldukça başarılı sonuçlar alınabilmektedir” şeklinde konuştu.

    BEHÇET HASTALIĞI

    İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İç Hastalıkları AB, Romatoloji BD Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vedat Hamuryudan, Türkler denince akla ikinci gelen romatizmal hastalığın Behçet olduğunu aktardı.

    Behçet hastalığının nedeninin tam olarak bilinemediğini ifade eden Prof. Dr. Hamuryudan, “ Behçet hastalığı bir çok sistemi aynı anda tutabiliyor. Renkli bir hastalık. Behçet denilince akla tekrarlayan ağız yaraları akla geliyor. Her ağız yarası da Behçet hastalığı olarak düşünülmemelidir. İkinci bulgu ise cinsel bölgede çıkan yaralardır. En sık bacak ön yüzünde çıkan cilt altında, ağrılı kırmızı şişlikler (eritema nodosum) bu bulguların en belirgin olanlarıdır. Ancak ağız yaralarına yol açabilecek başka pek çok hastalığın da olabileceği unutulmamalıdır. Tek başına ağız yaralarının varlığı Behçet hastalığı tanısı koydurmaz” diye konuştu.

    “BEHÇET, HAMİLELİĞE ENGEL DEĞİLDİR”

    Behçet tedavisinde temel tedavinin ilaçlar yoluyla yapıldığını dile getiren Prof. Dr. Hamuryudan, hastalığın bulaşıcı olmadığını hasta anne ve babadan olan çocukların Behçet hastalığına yakalanma oranının düşük olduğunu bildirdi.

    Behçet hastalığının gebe kalmaya engel olmadığını açıklayan Prof. Dr. Hamuryudan, gebe kalındıktan sonra doktor kontrolünde ilerlenilmesi gerektiğini vurguladı.

    “GUT HASTALIĞI”

    Kongre Başkanı Prof. Dr. Sedat Kiraz, Gut hastalığı ürik asit denilen vücuttaki proteinlerin yıkım ürünü olan maddenin kanda düzeyinin artması sonrası eklemlerde ürik asit kristallerinin çökmesiyle eklemde kızarıklık,şişlik ve ağrının oluşmasıyla ortaya çıkan bir hastalık olduğunu kaydetti.

    “BESLENME ŞEKLİ ÖNEMLİ”

    Gut hastalığı ve ürik asit yüksekliğinin son zamanlarda sıklığında artış yaşandığına dikkati çeken Prof.Dr. Kiraz, “ Bununda en önemli nedenlerinden biri obezitenin artması, beslenme şekli, ortalama yaşam süresinin uzaması, aşırı alkol alımıdır. Ürik asit yüksekliği eklem şikayetine neden olmuyor. Hipertansiyona, erken ölümlere sebep olabiliyor. İlk atak olduktan sonra hiçbir şey yapılmazsa kişi 7-10 gün içinde iyileşiyor. İkinci atağın ne zaman geleceğini öngörmek zor. Ürik asit yüksekse ikinci atak gelmesi yüksek. 2 yıl içinde hastaların yüzde 97’si ikinci atakla karşılaşıyor” ifadelerini kullandı.

    Gut’un tedavisinde beslenme şeklinin değiştirilmesinin önemli olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Kiraz, “ Proteinden fakir gıdalar almak gerekir. Alkol alımı kısıtlanmalıdır” dedi.

    “BEL AĞRISI GÖRÜLME SIKLIĞI YÜZDE 80”

    Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları AB İmmünoloji-Romatoloji BD Öğr.Üyesi Prof. Dr. Nurullah Akkoç, toplumda bel ağrısı görülme sıklığının yüzde 80 olduğunu söyledi.

    Bel ağrısının çok çeşidinin olduğuna değinen Prof.Dr. Akkoç, “ Belinde ağrıyla doktora giden kişiye hemen MR çekilir. Bu başvuran kişilerin üçte biri bel fıtığı teşhisi alıyor. Sokaktan 100 kişiyi çekseniz, bunların hiç bel ağrısı olmasa bile çekilen MR’da 30’unun bel fıtığını görebilirsiniz. Bu bizim için zorluk. Bizim hastalarımızda bel ağrısı olduğu zaman MR’larındaki tanıyla bel fıtığı tanısı alıyorlar. Bir kısmı ameliyatta olabiliyor” dedi.

    “BEL AĞRISINDA ROMATOLOĞA GİDİLMİYOR”

    Yaptıkları bir çalışmadan da örnekler sunan Prof. Dr. Akkoç, “ Türkiye çapında 450 Ankilozan spondilit(AS)(omurga hareketlerinin azalmasını ya da yok olması) tanısı alan hastalara, ilk aldığınız teşhis neydi diye sorduk. Yaklaşık yüzde 33 bel fıtığı teşhisi almışlar. Bunların yüzde 7’side bel fıtığı ameliyatı geçirmiş. Yanlış diye söyleyemeyiz. Dikkat çekicidir. Hastalık Türkiye’de Suna Pekuysal hastalığı olarak bilinir. Bir kişinin yakınında Suna Pekuysal hastalığı diye bilinen hastalık yoksa bel ağrısı olduğu zaman bir romatoloğa gitmek aklına gelmiyor. Bel fıtığının AS’deki bel ağrısı ile temel farkları vardır” diye konuştu.

    “BEL FITIĞI AĞRISI BİR HAREKET YAPARKEN ANİDEN ORTAYA ÇIKAR”

    Bel fıtığı ağrısının bir hareket yaparken aniden ortaya çıktığını işaret eden Prof. Dr. Akkoç, “ Yorulduğunuz zaman ortaya çıkar. Fakat romatizmal ağrılarda ise hasta sabah yataktan ağrıyla kalkar. Yataktan tutuk kalkar. Kimi kişi, ‘Kendimi kazık gibi hissediyorum’ der. Bele kazık koymuşlar gibi olur. Bunları bile sorgulamak hastalığın tanısını koymak açısından çok faydalıdır” dedi.

    Prof.Dr. Akkoç, Türkiye’de yaklaşık 200 bin kişiyi etkileyen ciddi bir hastalık olan AS hastalarının yüzde 50’sinin iş kaybı yaşayabildiğini belirtti.

    AS hastalarının yüzde 40’ının hangi doktora gideceğini bilmediğini dile getiren Prof. Dr. Akkoç, “Bu hastalara romatoloji uzmanları bakmaktadır. Türkiye’de AS tanısı, hastaların doktora ilk başvurdukları tarihten ortalama 8 yıl sonra konabilmekte fakat hastaların başvurduğu ilk hekimin romatolog olması halinde bu süre kısalabilmektedir. Fakat bunların sayısı Türkiye’de 250’yi geçmemekte, bu nedenle hastaların doktora erişiminde sıkıntılar yaşanmaktadır”şeklinde konuştu.

    “HER 3 AS HASTASINDAN BİRİ FITIK TEŞHİSİ ALIYOR”

    AS’nin erkeklerde kadınlardan daha sık görüldüğünü kaydeden Prof.Dr. Akkoç, “ Hastalığın son aşamasında bazı hastalarda toplum arasında ’kamburluk‘ olarak bilinen sırt ve boyun deformasyonu görülebilir. AS’nin bel fıtığındaki ağrıdan en önemli farkı, ağrının istirahat halinde artması ve aktiviteyle azalmasıdır. Her 100 ankilozan spondilit hastasından 7’sinin öyküsünde bel fıtığı ameliyatına rastlanmaktadır. Ankilozan spondilit en çok bel fıtığıyla karışmakta, her 3 ankilozan spondilit hastasından biri en başta bel fıtığı tanısı almaktadır” diye konuştu.

    VASKÜLİT

    Kongre Genel Sekreteri Doç. Dr. Ömer Karadağ, Vaskülit’in genel olarak atardamarların iltihabı anlamına geldiğini aktararak, toplumda nadir olarak görülse de tanıda gecikme olması durumunda hayati tehdit edici sorunlara yol açabildiğini açıkladı.

    Prof. Dr. Karadağ, Vaskülitler uzun süreli yani kronik hastalıklar olsa bile erken tanı ve etkin tedavi ile başarılı sonuçlar elde edilebildiğini kaydetti.

    YAŞLA BİRLİKTE ARTRİT GÖRÜLME ORANI ARTAR”

    Türkiye Romatoloji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. İhsan Ertenli Artritin (arthritis) eklemdeki yangılı (inflamasyon) durumu olduğunu belirterek, artritin; yangı, ağrı, sertlik, kızarıklık ve şişliği bir arada bulunduran tıbbi bir terim olduğunu söyledi.

    Artritin, çocuklar da dahil olmak üzere her yaştan insanı etkileyebildiğini kaydeden Prof.Dr. Ertenli, “ Yaşla birlikte artritin görülme sıklığı da artmaktadır, her 5 hastadan yaklaşık 3’ü 65 yaşın altındadır. Eklem, kemiklerimizin birleştiği, çoğu oynar bölgelere verilen isimdir. Bazı eklemlerimiz çok hareketlidir (örnek; dirsek, diz, parmak, ayak bileği eklemleri); bazı eklemlerimiz ise, sadece kemiklerin birleşmesini sağlar (kafatasımızdaki eklemler). Omurgamızda da boyun ve belimizi hareket ettirmemizi sağlayan eklemler vardır. Eklemlerde bulunan kıkırdak dokusu kemiklerin birbirine sürtünmesini engeller. Doktor hastasına artrit olduğunu belirtirse, eklem ya da eklemlerinizde iltihap olduğu kanısına varmıştır. Artrit, ön planda, hareketli eklemlerin hastalığıdır” ifadelerini kullandı.

    “ARTRİT BELİRTİLERİ”

    Artritin ağrı, şişlik, kızarıklık, sıcaklık ve eklemin normal hareketlerini yapamaması gibi belirtileri olduğunu işaret eden Prof.Dr. Ertenli, “ Ağrı, eklemin hareket etmesiyle, istirahatte ve bazen de gece meydana gelebilir. Hasta eklem bölgesinde, özellikle sabahları ve istirahat sonrası tutukluk (eklemin hareketlerinde güçlük) daha belirgindir. Bu hastalıklarda sadece eklemler değil eklemin çevresindeki kaslar, yumuşak dokular ve bağlar da etkilenebilir.Uzun süren artritler eklemlerde şekil bozukluğuna ve eklemin hiç hareket edememesine yol açabilirler. Halsizlik ve yorgunluk, artritli hastalarda diğer belirtilere sıklıkla eşlik eder” dedi.