Etiket: “demokrasi

  • Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) Kahvaltıda buluştu.

    Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) üyeleri 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla kahvaltı etkinliğinde bir araya geldi.

    Rota Kafe’de düzenlenen kahvaltı etkinliğine; Vali Ahmet Çınar’ın eşi Ümmü Gülsüm Çınar, Kadın ve Demokrasi Derneği İstanbul Direktörü Şerife Alcan, AK Parti Milletvekili Hüseyin Özbakır’ın eşi Betül Özbakır, Kozlu Kaymakamı Ahmet Karakaya’nın eşi Özlem Karakaya, İl Başkanı Zeki Tosun’un eşi Emine Tosun, BAKKA Genel Sekreteri Elif Acar, AK Parti Kadın Kolları Başkanı Züleyha Yazıcı Arıman, Milliyetçi Hareket Partisi Kadın Kolları Başkanı Mevlüde Yalçıner, çok sayıda resmi kurum müdürlerinin eşleri ve kadın derneklerinin üyeleri katıldı.

    Düzenlenen programda açılış konuşması yapan Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) Zonguldak İl Temsilcisi Züleyha Yıldırım, dernek faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Dernek faaliyetlerine 2013 yılında başladığını ifade eden Yıldırım, “Derneğimiz 2013 yılında faaliyetlerine başladı. Kadem toplumun ana taşıyıcısı olan kadınlarımızın geleneksel değerlere karşı hassas, bu değerlerin uygulayıcısı ve demokrasinin inşası için bilinçle faaliyet gösteren etkin birer aktör haline gelmelerine hizmet etmek amacıyla yola çıkmıştır. Artık yepyeni bir çağda yaşıyoruz. Bilgiye ulaşmak herkes için çok kolay, önemli olan bilgiyi yeni bakış açıları ile kullanabilmek ve hayata artı değer kazandırabilmektir. Çünkü biliyoruz ki donanımlı lider girişimci kadınlar, içinde bulundukları toplumu ve hatta tüm dünyayı dönüştürüp güçlendireceklerdir. Bizler sürdürülebilir hedeflerle kadının toplumdaki rolünü güçlendirmek için çalışıyoruz ve bu yolda çalışmaya devam edeceğiz. Bizim daha yapacak çok işimiz var, medyada, akademide, bürokraside, siyasette, sanatta, iş dünyasında kadın etkinliğini artırmak niyetindeyiz. Nasıl ki bir kuşun tek kanatla uçması mümkün değilse, kadının geri plana itildiği bir toplumunda kalkınması mümkün değildir. Sivil toplum kuruluşları ve iş dünyasının destekleriyle, özellikle son yıllarda, kadının etkin rolünün önemi büyük oranda artmıştır. Yasal olarak da kadınlarımızın mağduriyetlerini giderici çok önemli adımlar atılmış ve kadın problemlerine çözümler getirilmeye çalışılmıştır ama gelinen noktayı biz KADEM olarak yeterli görmüyoruz. Mücadelemize devam ederek, kadınlarımızın hayatını kolaylaştıracak her türlü adımların atılmasını destekleyeceğiz. KADEM olarak Zonguldak’ta kısa bir süre önce temsilciliğimizi açtık. Her bölgenin yapısı farklıdır bilinciyle bilimsel araştırmalar ve anketlerle ihtiyaçları belirleyip bir çalışma planı oluşturacağız” dedi.

    “Okuma yazma seferberliğinde elimizden geleni yapacağız”

    Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın bir süre önce başlattığı okuma yazma seferberliği konusunda KADEM olarak ellerinden gelen destekleri vereceklerini ifade eden Zonguldak İl Temsilcisi Züleyha Yıldırım, “Kadınlarımıza yönelik “kadın- aile” seminerleri, okul aile birliklerine ziyaretler, köy ziyaretlerimiz ve Hukuk komisyonumuzun hazırlayacağı yasal haklar eğitimleri ayrıca sosyal haklar eğitimleri ve buna benzer çalışmalar yapacağız. Kadınlarımızın girişimci yönlerini ortaya çıkartabilmek ve mesleki yetkinliklerini kazanmalarını sağlayabilmek amacıyla, hedeflerini gerçekleştirmeleri için onları destekleyen çalışmalar yapacağız. Çok kısa bir süre önce Cumhurbaşkanımızın “Okuma yazma seferberliği” başlattığını biliyorsunuz. TÜİK verilerine göre ilimizde okuma yazma bilmeyen kişi sayısı 31.228 bunların 27.269 kişisi kadınlardan oluşmaktadır. Biz de Kadem Zonguldak olarak ‘okuma-yazma bilmeyen kalmasın’ diyerek bu çalışmada elimizden geleni yapacağız” şeklinde konuştu.

  • Türkiye’de Darbeler Tarihi ve Demokrasi Mücadelesi Aziziye’de anlatıldı

    Aziziye Belediye’nin ev sahipliği yaptığı programda 28 Şubat’tan 15 Temmuz’a Türkiye’deki darbeler ve demokrasi mücadelesi anlatıldı.

    Hizmetiçi Eğitim Enstitüsü Konferans Salonu’nda Türkiye’de 28 Şubat Postmodern darbesinden 15 Temmuz kalkışmasına kadar olan süreçte bilinmeyenlerin gün ışığına çıktığı konferans saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı.

    Konferansın açılış konuşmasını yapan Aziziye Belediye Başkanı Muhammed Cevdet Orhan, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu tarihten bu güne kadar birçok darbeyle karşı karşıya kaldığını kaydetti.

    Başkan Orhan ülke olarak darbelerin olumsuz sonuçların hep birlikte görüldüğünü ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü: ”Hep birlikte bu darbelerin ülkemiz için ne kadar olumsuz sonuçlar ürettiğini ve milletimizi ne büyük olumsuzluklara maruz bıraktığını gördük. Özellikle şunu ifade edeyim ki; darbeler neticesinde vermiş olduğunuz en önemli ve en büyük kayıplardan bir tanesi maalesef rahmetli Adnan Menderes’in yargılanması ile başlayan sürecin idam edilmesiyle sonuçlanmasıdır.”

    Başkan Orhan, yakın tarihten günümüze kadar olan süre içerisinde Türkiye’nin 28 Şubat Postmodern darbesine maruz bırakıldığına dikkat çekerek,” Yakın tarihimizde 17-25 Aralık olaylarının öncesinde başlayan Gezi Olayları süreci ve sonrasında 17-25 Aralık olayları birbirini takip etmiştir. Bu olayların ardından 15 Temmuz tarihinde gerçekleşen darbe girişimini millet olarak hep birlikte vermiş olduğumuz mücadele neticesinde önlememiz ve darbeciler karşısında dimdik ayakta durmamız da bizim tarihsel süreç içerisinde almış olduğumuz en önemli derslerin 15 Temmuz’da tezahür etmesidir.” şeklinde konuştu.

    Erzurum Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili Mevlüt Doğan, ” Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi de adeta tam bir darbeler tarihi olarak tarihlerimizde yerini almış bulunmaktadır. 28 Şubat süreciyle başlayan yaklaşık 20 yıllık süre içerisinde Başbakanımızın ifadesi ile adeta bizim başımıza gelen pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. Bin yıl sürecek denilen 28 Şubat hadisesi, hükümetimizin görevi devralmasından sonra; Balyoz, Ergenekon, E-Muhtıra, Gezi Olayları, 17- 25 Aralık Olayları ve nihayetinde de 15 Temmuz hain darbe girişimi olarak karşımızda bulunmaktadır” dedi.

    15 Temmuz imtihanından yüzümüzün akıyla çıktık

    15 Temmuz günü Erzurum’da yaşananları anlatan Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir, ”Erzurum 15 Temmuz’da öylesine hususi bir duruş sergiledi ki, bir dadaş kıvamıyla baştan sona o sürecin her anına şahitlik ettim. O gün AK Parti Genel Merkezimizde insan hakları ile ilgili bir toplantımız vardı. Bu toplantıdan dolayı o gün katılmam gereken Sağlık Bakanımız Prof. Dr. Recep Akdağ’ın amcasının cenaze törenine katılamadım. Akşam geldim ve Erzurum’un iftihar ettiği bir isim olan önceki İçişleri Bakanımız Efkan Ala ile birlikte havaalanında mülaki olduk. Benim indiğim tarifeli uçak ile onu yolcu ettik. Özellikle altını çiziyorum tarifeli uçağa bindirdik. Daha sonra Sağlık Bakanımız Prof. Dr. Recep Akdağ’ın amcasının taziye çadırına gittik. Aziziye Belediye Başkanımız Muhammed bey de bu ziyaret esnasında bana eşlik etti. Orada hadiseyi ilk defa dönemin Kars Valisi Günay Özdemir’den duyduk. Erzurum’da bu işi ilk duyan da Kars Valisi Günay Özdemir oldu. Kendileriyle yan yana oturuyorduk. İstanbul’da köprü tanklar tarafından kapatılmış haberi gelince olaya muttali olduk. Sonrasında da oradan polis evine gittik ve o sürecin her anını yaşadık” şeklinde konuştu. Bu süreç bir ay sürdü. Orada bulunanların neredeyse tamamına yakını demokrasi nöbetlerini aksatmadan tuttular. Nefis bir durum sergilediler, yani dadaşça bir durum sergilediler. Dolayısıyla bu imtihandan yüzümüzün akıyla çıktık. 15 Temmuz imtihanı böyleydi.” dedi.

    28 Şubat 15 Temmuz’dan ayrı değildir

    Milletvekili Aydemir sözlerini şöyle sürdürdü:” 28 Şubat tarihi için önemli bir 28 Şubat için bir kayıt düşeceğim ki çok önemli bir zaman kesitidir. Bunu zaman zaman hepimiz anlatıyoruz. 15 Temmuz ile 28 Şubat’ı iki farklı kalkışmaymış gibi düşünüyoruz. Oysa geldiğimiz nokta gösterdi ki; 15 Temmuz’un çıkış noktası 28 Şubat tarihidir. Bakın 28 Şubat’tan sonraki serencamı herkes fikir etsin ve düşünsün. O zaman bizi öylesine aldattılar ki; buradan bu imansız başı Amerika’ya pılase olurken biz o gösterdiği suret-i hattan dolayı millet olarak onun yanında yer almıştık. Bu necip millet, 28 Şubat’ta İnançlara gem vuruluyor, inançlara müsaade edilmiyor, inançlar yaşanmasın diye bir barem, bir bariyer konuluyor düşüncesiyle ondan yana bir tavır aldı. Bu planlar, örgütlü bir hareket tarzıydı ve bunun ucu 15 Temmuz’da aşikar oldu.”

    Milletvekili Aydemir Erzurum’un eski Müftülerinden Yunus Kaya’nın uyarısını hatırlatarak, “Elbette daha önce fehmedenler, akıl edenler bu durumu görmüşlerdi. Allah gani gani rahmet eylesin, Erzurum özelinde yaşanmış hususi bir hali anlatıyorum. Bizim medarı iftiharımız her fırsatta altını çizerek söylüyorum ki yakın dostum oldu, çok çok istifade ettiğim Erzurum eski müftülerinden Yunus Kaya Hoca 2015 yılında ahirete intikal etmişti. O bu hali ta o zaman görmüştü. Etrafındaki insanları aydınlattı ve bu imansıza dikkat edin dedi. O yıllarda merhum bunları söylüyordu. Ve geldiğimiz noktada hakikat o şekilde ortaya çıktı. Şükürler olsun milli ve yerli anlayış milletimizin zihin kompartımanlarını öylesine beslemiş ki o badire iyi atlattık. Atlattığımız için şimdi geldiğimiz nokta da özellikle şu anda yedi düvele karşı verdiğimiz mücadelede zirvelere yürüyoruz. Elhamdülillah simit üretir gibi roket üretiyoruz. Bu milletin İmanlı ve inançlı duruşuyla ve tabi en mühimi o bir büyük dirayetli liderlikle yapıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın Allah ömrünü çok uzun eylesin” diye konuştu.

    Konferansın moderatörlüğünü yapan Tarkan Zengin 27 Mayıs’ta başlayan bir darbeler tarihinin olduğuna dikkat çekerek şöyle devam etti:” Osmanlı devleti döneminde yapılmış darbeler var. Bunları da sayarsak çok sayıda darbe yaşanmış ama çok partili hayata geçtikten sonra darbelerin anası denen 27 Mayıs yaşanmıştır. 27 Mayıs darbesi Türkiye’de aslında darbe geleneğini kurumsallaştırmış bir darbedir. Bazı kurumlar kurulmuştur. Anayasa Mahkemesi bunlardan bir tanesidir. Türkiye’de de yıllarca bu tür kurumlar iktidara gelememiş olsalar bile istemedikleri insanları iktidara geldiklerinde bunların önünü kesen bir takım eylemler yapmışlardır.27 Mayıs darbesine maruz kalan rahmetli Andan Menderes ve üç arkadaşını astılar. Polis sorguları sırasında işkencelerde onlarca milletvekilini ve bürokratı kaybettik. Dolayısıyla 27 Mayıs sadece Adnan Menderes ve iki arkadaşının darağacına götürülmesi değil Türkiye’de belki de Türk tarihi boyunca seçimle ilk defa işbaşına gelen bir başbakanı da asan bir millet olarak tarihin utanç sayfalarında yer aldık.”

    Zengin,” Bugün Tayyip Erdoğan’a ne diyorlarsa rahmetli Adnan Menderes’e de aynı şeyi söylüyorlardı. Mendeser’e diktatör, hırsız ve yolsuz demişlerdi. Üstelik Adnan Menderes yargılanırken ona hırsız ve yolsuz diyenler Menderes’in bütün yaptıklarını incelemişler ve sadece 2-3 tane suç bulmuşlardı. Bunlardan bir tanesi Cımbız Davası olarak tarihe geçen başbakanlık konutuna alınan bir cımbızın hesabını sormuşlardı. Diğeri de örtülü ödenekler normalde yargıya tabi değildir ama bütün örtülü ödenekleri incelemişlerdir. Orada da 400 liralık açık bulmuşlar. Rahmetli Menderes bir üniversite öğrencisine palto almıştır ve bunu talimat vermiştir.

    12 Eylül’de de aynı sahne yaşanmıştır. 12 Eylül darbesini yapan Kenan Evren bir solculardan bir de sağcılardan astırma emri vererek sözde bir eşitlik sağlamış olmaktadır. Bir soldan bir sağdan astık diyerek sanki bir eşitlik sağlanmış gibi bir şey söylemişti. Yine aynı silahlar aynı kasadan, aynı sandıktan sağcılara da solculara verilmiş ve milletin gençleri bir birbirine kırdırılmıştır” dedi.

    Verdiği örnekler ve yaptığı benzetmelerle katılımcıların beğenisini toplayan siyasetçi Savcı Sayan birlik ve beraberliğe vurgu yaptı.

    Sayan,” Biz birbirimizi biliyoruz. Geleneğimizi biliyoruz, göreneğimize biliyoruz, yani Erzurum’da ne oluyorsa Ağrı’da da aynı şey var. Yani: Trakya’da ne oluyorsa burada da aynı şey var ama yıllarca bizi düşmanlaştırdılar. Bizi ayrıştırdılar, bizim aramıza nifak soktular, gün geldi alevi sünni diye ayırdılar, gün geldi sağcı solcu dediler. Biz Osmanlı bakiyesi olan bir ülkeyiz. Benim iki dedem Osmanlı Devleti’nde paşalık yaptı. Benim bir dedem Erzurum’da da Ermeni cephesinin komutanıydı. Yani biz bu acıların hepsini yaşadık. Toprak kazanmanın, vatan kaybetmenin zorluğunu biliyoruz. Büyüklerimizden hepsini öğrendik.” şeklinde konuştu.

    Biz Recep Tayyip Erdoğan’ı yerli ve milli olduğu için seviyoruz

    Sayan, ” Biz Recep Tayyip Erdoğan’ı kara kışından kara gözünden dolayı sevmiyoruz. Bu ülke için milli ve yerliyse, böyle davranıyorsa, ülkenin çıkarlarını gözetiyorsa, ülkenin namusunu, onurunu ve şerefini diğer devletlere karşı koruyorsa, dimdik ayaktaysa, Abdülhamit Han’ın torunu olduğunu unutmuyorsa, Osmanlı bakiyesi olduğunu unutmuyorsa, Selahaddin Eyyubi’nin, Alparslan’ın torunu olduğunu unutmuyorsa hangi partiye mensup olursa olsun benim gözümde büyük bir adamdır, onurlu bir adamdır

    Biz geçmişte Adnan Mendereslere, Necmettin Erbakanlara sahip çıksaydık, 28 Şubat’ta teslim olmasaydık daha iyi yerlerde olacaktık. Eğer biz bugün Recep Tayyip Erdoğan’a sahip çıkmazsak, Devlet Bahçeli’ye sahip çıkmazsak, yerli ve milli değerlere sahip çıkmazsak şüphesiz çok ağlayacağız. Çocuklarımız daha fazla ağlayacaklar. Torunlarımız belki de Türkiye Cumhuriyeti diye bir devlet göremeyecekler” şeklinde konuştu.

    Konuşmasında Batıya yüklenen Gazeteci Erkan Tan, ”Bu memlekette batı diye bir put var. Yani putperestler var. Bu memlekette batı putperestleri var. Batı bir puttur ve Türklerin ile Müslümanların düşmanıdır. Batı coğrafi bir kelimedir. Yani bu düşmanlar bize göre Batı’da yer aldıkları için batı denilmiştir. Aslında asıl isimleri haçlı Hristiyanlar ve Siyonist Yahudilerdir. Batı bunların ittifakıdır. Senelerce bu memlekette Batı diye bir hedef koydular. Çağdaşlık, ilerleme, medeniyet Batıdadır dediler. Korkunç bir yalan bu. Batı işte ortadadır. Suriye’de Halep’e yakın olan Guta’da her gün insanlar ölüyor. Bir haftada 350 kişi öldü. Müslüman, kadın, erkek, yaşlı ve genç, bunların hepsi öldü, nerede batı? İnsan hakları örgütleri nerede? Hani kendisine aydın diyen karanlık haçlı ve Siyonistler neredeler? Türk Tabipler birliği nerede? Bunların varlık sebebi Türk ve Müslüman düşmanlığıdır” dedi.

    Darbelerin medya ayağına dikkat çeken Tan, sözlerini şöyle sürdürdü,” 28 Şubat’ta, 27 Mayıs’ta, 12 Eylül’de, 15 Temmuz’da sahnedekiler içimizdeki Batı putperesleridir. Düşmanlarımız coğrafi adıyla gelip de Türkiye’de film fırıldak çeviremezler. Niye çünkü anlarız. Bunlar filmi bizim gibi görünenler ile çekiyorlar. İşte 28 Şubat, 15 Temmuz, 12 Eylül, 27 Mayıs hep iş adamları görünümlü, gazeteci görünümlü, televizyoncu görünümlü, bilim adamı görünümlü ve siyasetçi görünümlü kişiler ve gruplar tarafından yapıldı. Yani bütün bu darbelerin arkasında Batı vardır. Peki neden? Nedeni şu; bağımsız, güçlenen ve Müslüman hassasiyetlerle davranan Türkiye Cumhuriyeti devletini yok etmek istiyorlar. Darbelerin sebebi budur. Bağımsız davranıyorsan, güçleniyorsan ve özellikle Müslüman hassasiyetlerle devlet yönetiyorsan yıkılmalısın.” diye konuştu.

    Programa Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir, Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanvekili Mevlüt Doğan, Aziziye Belediye Başkanı Muhammed Cevdet Orhan, AK Parti İl Başkan yardımcısı Yasin Güraksın, AK Parti Aziziye İlçe Başkanı Ensar Coşkun, AK Parti Aziziye Kadın ve Gençlik Kolları yönetimleri, çeşitli kurum ve kuruluşların yöneticileri, muhtarlar ve çok sayıda vatandaş katıldı.

  • Antalya’da Emek ve Demokrasi Güçleri’nden Kudüs açıklaması

    Antalya’da Emek ve Demokrasi Güçleri, ABD Başkanı Donald Trump’un Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma ve Tel Aviv’deki büyükelçiliklerini Kudüs’e taşıma kararını protesto etti.

    Attalos Heykeli önünde düzenlenen ve kalabalık bir topluluğun katıldığı eylemde sloganlar atıldı, ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail’e tepki gösterildi. ‘ABD’nin Kudüs kararı provokasyondur’ pankarttı açan grup, sık sık ‘ Katil ABD Orta Doğu’dan defol’, ‘ Filistin halkı yalnız değildir’, ‘ Yaşasın halkların kardeşliği’ sloganları attı.

    Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri adına açıklama yapan Kadir Öztürk, ABD’nin kendisinin aldığı ve 22 yıldır uygulanmayan, Kudüs’ün İsrail’in başkenti olduğuna dair kararının halkların bir arada yaşama iradesine açıkça saldırı şeklinde hayata geçirmesinin provokasyon olduğunu dile getirdi.

    Filistinlilerin, İsrail’in 1948 ve 1967’den beri işgali altındaki topraklarda zor şartlarda yaşamaya mahkum edildiğini aktaran Öztürk, “İsrail’in Orta Doğu’yu kan gölüne çeviren yerleşim ve yapılanma programları,ABD’nin değişmeyen desteğiyle hayata geçirilmiş ve geçirilmektedir. Nerenin başkent olacağına ABD yada İsrail politikacıları değil orada yaşayan halklar karar vermelidir. Provokasyon derhal durdurulmalı, Filistin halkının meşru talepleri kabul edilmeli, Filisin ve İsrail halklarının bir arada ve barış içinde yaşamaları için gerekli siyasi adımlar atılmalıdır. Barışın önündeki engel oluşturan tüm tutum ve politikaları kınıyoruz” diye konuştu.

    Öztürk, tüm dünya kamuoyunu baskı ve savaş politikalarına karşı seslerini yükseltmeye davet etti.

    Açıklamanın ardından bir süre daha slogan atan grup olaysız dağıldı.

  • Mimarsinan Demokrası Mahallesine Aile Sağlık Merkezi yapılacak

    Melikgazi Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç, Hayırsever Melikgazi Belediyesi olarak Mimarsinan Domakrasi Mahallesinde bölgenin en önemli ihtiyaçlarından birisi olan Aile Sağlık Merkezi yapılacağını söyledi.

    Mimarsinan Domakrasi Mahallesi, 8. bölgede mülkiyeti Melikgazi Belediyesine ait olan binanın sağlık hizmetine tahsis edileceğini ifade eden Başkan Büyükkılıç, Üç aile hekiminin görev yapabileceği bina için gerekli tadilat çalışmasının devam ettiğini kaydetti.

    Her zaman halkın sağlık sorununa büyük önem verdiklerini ve ilçenin muhtelif semtlerinde belediye tesislerini sağlık hizmetine tahsis ettiklerini hatırlatan Başkan Büyükkılıç, Aile Sağlık Merkezi ile ilgili olarak şunları söyledi.

    “Son olarak İldem ile Mimarsinan Mahallelerinde Melikgazi Belediyesi olarak aile sağlık merkezi oluşturarak İl Sağlık Müdürlüğüne tahsis ettik. Halkın sağlık hizmetine sunarak bölge halkının isteğini yerine getirilmiş oluyoruz. Mimarsinan Domakrasi Mahallesinde yer alan yapıda gerekli tadilat yapılarak sağlık hizmetine sunacağız. Dış mekân ve çevre düzenlemesi yine belediyemizce yapılacak Aile Sağlık Merkezi ile bölgenin sağlık sorununa büyük katkı sağlamış olacağız”

    Melikgazi Belediye Başkanı Büyükkılıç, sağlık tesisin sağlıklı belediye, sağlıklı ilçe ve yaşam ilkesinin yerine getirilmiş olacağını sözlerine ekledi.

  • AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal: “AK Parti, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in, demokrasi idealini ve iradesini yaşatıyor”

    AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Mahir Ünal, “AK Parti, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in, demokrasi idealini ve iradesini yaşatıyor” dedi.

    AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Mahir Ünal, Erdemli Yöneticiler Akademisi Derneği (EYAD) tarafından Estergon Türk Kültür Merkezinde düzenlenen “Türkiye Gündemi ve Gelecek Vizyonumuz” başlıklı akademi sohbetlerine konuşmacı olarak katıldı. Konuşmasına EYAD mensuplarına teşekkür ederek başlayan Ünal, “Bizim bugünü yani bugünün gündemini okuyabilmek için ihtiyaç duyduğumuz temel şey bugünkü bilgilerimiz değildir. Bizim bugünü okumada ihtiyaç duyduğumuz temel şey hafızamızdır. Eğer hafızanız yoksa yaşadıklarınıza dahil bir deneyim tecrübe ve onlar üzerinden bir öğrenme oluşturmadıysanız bugüne dair ve yarına dair, bir perspektif koyamazsınız. Türkiye’nin son yüzyıldaki hikayesi maalesef bir hafızasızlık hikayesidir. Bizim son yüzyılda yaşadığımız en temel sorun bizim bitik hafızamızın peşinde koşmuş olmamızdır. Bizi biz eden kimliğimiz tarihin içinden akıp gelen geleneğimiz bunlarla ilgili son yüzyılda çok büyük sorunlar yaşadık. Biz yeni bir devlet kurmadık aslında, cumhuriyet bizim devlet geleneğimizin son halkasıdır” şeklinde konuştu.

    “Bizim öncelikli olarak, bizimle barışmamız gerekiyor”

    AK Parti’nin Türkiye’yi normalleştirdiğini belirten Ünal şunları kaydetti:

    “Yani AK Parti, Cumhuriyeti, Mustafa Kemal Atatürk’ü ve bu süreç içerisindeki anormallikleri normal bir zemine taşıyor. Mustafa Kemal’i Cumhuriyetin Kurucu Önder’i Kurtuluş Savaşı’nın Mareşali ve bu milletin bir değeri olarak doğru bir yere yerleştiriyor. AK Parti’nin yaptığı budur. Bizim işte Osmanlı ve Selçuklu mirasını reddettiğimiz zaman köklerimizi eski Yunan’da Eti’de Hitit’te aramaya başladık. Biz bir anda hafızamızı kaybettik. Tekrar hafızamızı inşa ediyoruz. Bugünün gündemini okuyabilmemiz için öncelikli olarak kim olduğumuz, kültürümüzü, medeniyetimizi belirlemek, normalleştirmek ve bir akış içerisinde bütünleştirmek çok önemli. Bu yüzden Alparslan’da, Selçuklu deneyimi de bize ait, Osman Bey’in kurduğu o muhteşem bir çınar hayal ettiği Osmanlı da bize ait, Abdulhamid Han da bizim, Vahdettin de bizim, Mehmet Reşat da bizim, ittihat ve terakki deneyimi de bizim ve Mustafa Kemal Atatürk de bizim. Bizim öncelikli olarak, bizimle barışmamız gerekiyor. İşte AK Parti’nin yaptığı budur. Biz yeniden tarih içerisindeki bütünlüğümüzü kavrayışımızı inşa ediyoruz.”

    “AK Parti, Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetin, demokrasi idealini ve iradesini yaşatıyor”

    Ünal, AK Parti’nin bugün Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetin demokrasi idealini ve iradesini yaşattığını belirterek, “AK Parti üzerinden de millet olarak biz yüceltiyoruz. AK Parti dediğiniz yapı bir millet hareketi. Milletin isteği olmasa AK Parti’nin bir kıymeti kalmazdı. Millet gidip AK Parti’yi sandıkta onaylamasa AK Parti’nin bir değeri var mıdır? AK Parti bu milletin yüzde 50’sini temsil ediyor. Cumhurbaşkanımız her iki kişiden birinin teveccühünü temsil ediyor. Şimdi millete saldıramadıkları için, milletin tercihlerine ve seçeneklerine saldıramadıkları için AK Parti’ye ve Cumhurbaşkanımıza saldırıyorlar” ifadelerini kullandı.

    “Devletin içindeki şeytanı çıkardık”

    “Türkiye, terörle yaşamamıza rağmen terörü alt etmeyi, 15 Temmuz gibi bir işgal girişimini bertaraf etmeyi başarmış, Gezi’yi, 17-25 Aralık ve kendine kurulmuş bütün tuzakları bertaraf edebilmiş ve hepsinden önemlisi devletin içindeki şeytanı çıkarmış” dilen Ünal sözlerine şöyle devam etti:

    “Biz 2002’de iktidara geldiğimizde 2 şey vardı; birincisi soğuk savaş sonrası kendi dönüşümünü gerçekleştirememiş bir idari sistem vardı. Her şeyi koruması gerektiğini düşünen statükocu bir vesayet ortamı vardı. Yargıda, orduda ve her yerde. Düşünmeni yasaklayan, giyinme biçimine karışır, Alevi’ye nasıl Alevi olacağını söyleyen, Kürt’ü zaten kabul etmeyen, Müslüman’a nasıl Müslüman olacağını anlatan bir anlayış vardı. Ve bu anlayış yargıda ve orduda hakimdi. Bir de devlete sızmış dini grup sivil toplum örgütü görünümlü bir yapılanma vardı. Biz de mücadelesini demokratik yolla vermiş, meşru zeminde vermiş, siyaseti kendine yol olarak seçmiş ve en önemli geleneğimiz milletle beraber yürümektir.”

    “Bugün devletin içerisinde milletten başka hiçbir şey bırakmadık”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Pınarhisar dönemlerinden bahseden Ünal, “Bizim Genel Başkanımız 1999 yılında Pınarhisar’a gönderilirken halkını sokağa çağırmadı. ’Ben devletime küsmem’ dedi. Demokratik meşru zeminde meşru mücadelesini verdi. Sistem dışına itilmesine, her türlü zulüm ve baskıya rağmen demokratik meşru zeminde kaldı. Sandıktan çıktık ve milletin adına geldik buraya. Biz geldiğimizde sızmacılar vardı bir de vesayetçiler vardı. Sonra öğrendik ki bu sızmacılar yeni vesayet odağı olmak istiyorlarmış. Çok şükür millet 15 sene arkamızda durdu. Bizde onlar sayesinde hem vesayet odaklarını tasfiye ettik hem de sızmacıları tasfiye ettik. Bugün devletin içerisinde milletten başka hiç bir şey bırakmadık” şeklinde konuştu.

    “Kim DAEŞ’le birlikte operasyon yapıyormuş, Rakka’da gördük”

    15 Temmuz ile ilgili değerlendirmede bulunan Ünal, şunları söyledi:

    “Bize hala bir şeyler yapacaklarmış. Bize daha ne yapacaksınız, Biz 15 Temmuz cehenneminden çıktık geldik. Bundan sonrasını siz düşünün. Bu teröre destek verenlerin şimdi maskeleri de düştü. Bakın 4 yıldır ’Siz DAEŞ’e destek veriyorsunuz’ diye burnumuzdan getirdiler. 2013 yılında Bakanlar Kuruluyla DAEŞ’ı terör örgütü ilan eden biziz. CHP ve HDP müttefikleri kameraları her gördükleri yerde bize ’Siz DAEŞ’e destek oluyorsunuz’ dediler. Şimdi görüyor musunuz DAEŞ’e kim destek veriyormuş. Kim DAEŞ’le birlikte operasyon yapıyormuş, Rakka’da gördük. Biz onları uyardık dedik ki ’Terör bumarenag’ gibidir. Yarın döner sizi vurur. Bizi terörle vuracağınız kadar vurdunuz. Bizde terörle nasıl mücadele edeceğimizi öğrendik. ’Kötü komşu ev sahibi yapar’ Daha 3 sene önce Amerika bize istihbarat vermediği için Güneydoğu’da sorun yaşıyorduk. Şuan da kimsenin sıcak istihbaratına ihtiyacımız yok. Dünyanın en iyi ’İnsansız Hava Aracı’ teknolojisine sahibiz.”

    Ünal, önümüzdeki 15 yılda dünyanın geleceğini ve toplumların geleceğini ekonomiden daha çok toplumların psikolojisi belirleyeceğini dile getirdi. “Bizde de sürekli özgüvenimize saldırıyorlar” diyen Ünal sunları kaydetti: “15 Temmuz’u itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar. Savunma sanayisinde yaptıklarımızı itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar. Bu milletin kahramanlığını itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar. Bu sebeple biz asla özgüvenimizi kaybetmeyeceğiz.”

    “Dünya’da şuan en güvenli yer Türkiye”

    Dünyada 15 Temmuz gibi bir geceden sonra kendilerini toparlayabilecek bir ülkenin olmadığını belirten Ünal, sözlerine şöyle devam etti:

    “15 Temmuz’dan 2 ay sonra Fırat Kalkanı gibi bir harekatı gerçekleştirdik. Adamlara DAEŞ’le mücadelenin nasıl olması gerektiğini gösterdik. Ekonomide 5.1 büyüme gösterdik. Bugüne kadar bu yaptıklarımızı CHP yapsaydı bizim kadar oy alsaydı her eve bir ’teşekkür butonu’ yerleştirirdi. ’Günde beş defa bize teşekkür edeceksiniz’ derdi. Şuan terör örgütleriyle iş tutan, Türkiye düşmanlarıyla ortak hareket eden, ülkesinin seçilmiş hükümetinin yanında yer almayan bu CHP’nin sesi bizden çok çıkıyor ben de bunu anlamıyorum. Terör örgütünün talimatlarını siyaset haline getirip bize yansıtan HDP’nin sesi bizden çok çıkıyor, bunları anlayamıyorum. Bölge halkına faşist bir anlayışı dayatan sizler değil misiniz? Açtığınız çukurlarla hendeklerle bölge halkına hayatı cehenneme çeviren sizler değil misiniz? Siz insanın düşünce hakkına saygı duymazsınız. Siz farklı düşünceye tahammül edemediğiniz için bölgede sizin gibi düşünmeyen insanlara yaşam hakkı tanımıyorsunuz. Biz 15 yılda bu ülkeyi getirdiğimiz bu özgüven ile konuşacağız. Biz dünyanın daha yeni yaşamaya başladığı şeyleri biz yaşadık ve bitirdik. Dünya’da şuan en güvenli yer Türkiye. Çünkü terörle nasıl mücadele edileceğini bilen bir ülkeyiz.”

    “Paris saldırısını gerçekleştiren adamı yakalamıştık”

    Ünal, sözlerine şöyle devam etti:

    “Paris saldırısını gerçekleştiren adamı yakaladık. Adam DAEŞ’e katılmak için Suriye’ye gidiyor. Yakalamışız iade etmişiz. İade ederken de söyledik ‘Bu adamın nereye gittiğini takip edin’ dedik. Dikkate almadılar. Sonra o kişi gidip Paris saldırısını gerçekleştirmiş. Bir terör örgütünü başka bir terör örgütü ile temizleyemezsiniz, diyorduk yapmayın dedik. Suriye krizi başlarken gelin bu olayı çözelim dedik, yoksa Suriye teröristlerin yaşam alanı haline gelir, dedik. Bütün bunları söyleyen biz şimdi bize kalkmış diyorlar ki; Türkiye’nin dış politikası iflas etmiştir. Allah’tan korkun. Bölgedeki bu krizlerin sebebi biz miyiz? Bizim muhalefetimiz bunları sanki biz yapmışız gibi bize saldırıyor. Kendisini milletin meşru hükümeti ile mücadele etmeye adamış. Muhalefet diyemeyeceğim, bir düşmanlık yapısı gibi hareket eden kasetle göreve gelmiş ve Türkiye düşmanı yapıların içerideki siyasi operasyon aparatı gibi davranan bir yapıdan bahsediyoruz. Biz her türlü öz eleştirimizi yapıyoruz. Bunların bir kere öz eleştiri yaptığını görmedik. Kemal Kılıçdaroğlu’nun günde 3 yalanı ortaya çıkıyor. Bir kere öz eleştiri yaptığını görmedim.”

    Program sonunda EYAD Başkanı Halil Etyemez, konuşmacı olarak programa katılan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü aynı zamanda Kahramanmaraş Milletvekili olan Mahir Ünal’a hediye takdim etti.