Etiket: Demeyin

  • “Hainlere köpek demeyin”

    Tokat’ta “Milli İradeye Sahip Çık” yürüyüşüne katılan hayvan severlerin köpeklerin boynuna astıkları “Hainlere köpek demeyin”, “FETO domuzuna rahat yok” dövizleri dikkat çekti.

    Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde bir grup cuntacının darbe girişiminde bulunmasını protesto eylemleri Tokat’ta devam ediyor. Gaziosmanpaşa Stadyumu önünden başlayan “Milli İradeye Sahip Çık” yürüyüşüne 7’sinden 70’ine vatandaşlar ellerinde Türk Bayrakları ve dövizlerle katıldı. Protesto yürüyüşünde Alaş ve Gümüş ismindeki iki av köpeğinin boynuna asılan “Hainlere köpek demeyin”, “FETO domuzuna rahat yok” dövizleri dikkat çekti. Akdoğan Avcılar Kulübü Üyesi Abdurrahman Taşkafa, köpek ismi ile hainlerin anılmasını istemediklerini ifade ederek, “Köpekler hiçbir zaman hain değildir. Köpekler en sağdık hayvanlardır. Hainler hiçbir zaman köpekler kadar olamaz” dedi.

    “Bu yaratıklar köpekten bin kat daha kötüler”

    Ahmet Duran Tekin ise televizyonlarda ve sosyal medyada hainlere ‘köpek’ benzetmesi yapıldığına dikkat çekerek, “Bir köpek sahibi olarak köpeklerin hain olmadığına dikkat çekmek istedik. Köpek isterse yabancı olsun bir lokma ekmek veren hiçbir kimseyi ısırmaz. Ama bu yaratıklar köpekten bin kat daha kötüler. Onlara bizim yakıştırdığımız hayvan ‘domuz’ Domuz bu dünyadaki en adi yaratıktır biz onlara onu yakıştırıyoruz. Bu Türk milleti var oldukça bizler sağ oldukça bu Türk milletini bölmeye kimsenin gücü yetmez. Bizim hepimiz bir şehit, gaziyiz. Allah’ın izini ile bu vatan bölünmez. Başımızdaki Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı devirmeye kimsenin gücü yetmez. Bunu tüm dünya böyle bilsin” diye konuştu.

  • ’’Verem Mi Kaldı’’ Demeyin

    Ülkemizde ‘Verem’ ve ‘ince hastalık’ olarak bilinen tüberküloz, insan sağlığını tehdit etmeye devam ediyor.

    Dünya Tüberküloz Günü’nde konuşan İzmir Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof.Dr. Melikşah Ertem, hastalığın görülme oranının Avrupa ortalamasının altında olduğunu kaydederek, “Ülkemizde hastalığın az görülmesi, tehlike olmadığı anlamına gelmez. Çünkü Verem solunum yoluyla bulaşabilen bir hastalık. Bu nedenle ortak yaşam alanlarının temizliği çok önemlidir” dedi.

    Verem hastalığının dünyada bulaşıcı ölümcül hastalıkların başında geldiğini kaydeden Prof.Dr. Melikşah Ertem, “Sağlık Bakanlığı verilerine göre ülkemizde verem hastalığı sıklığı Avrupa Bölge ortalamasının altında, 100 binde 23’tür. Tedavinin uygun süre ve dozda yapılamadığı durumlarda bu antibiyotiklere direnç gelişebilmektedir. Ülkemizde de yeni tanı konulan olguların yüzde 3-6’sında çok ilaca dirençli verem mikrobu olduğu belirtilmektedir. Dirençli verem hastalarında artış olması endişe vericidir. Verem hastalığıyla mücadelede personel ve fiziki şartların yeterli olması çok önemlidir” dedi.

    “ORTAK ALANLAR TEMİZ TUTULMALI”

    Melikşah Ertem, “Verem mikrobu yaşadığımız ortamda oldukça yaygındır. Günümüzde her 3 kişiden birinin verem mikrobuyla karşılaşmış olduğu tahmin edilmektedir. Verem hastalığının görülmesi için kötü yaşam koşulları, yetersiz beslenme, AIDS gibi enfeksiyonlar gibi risk faktörleri gerekmektedir. Verem hastalığı için “sosyal hastalık” tanımı yapılmaktadır. Havalandırması kötü, kalabalık yaşam alanlarında daha kolay yayılmaktadır. Bu nedenle kahvehane, dershane ve toplu ulaşım araçları gibi ortak yaşam alanlarının temizliği çok önemlidir” diye konuştu.

    KOLAYCA BULAŞIYOR

    Tüberkülozun insandan insana solunum yoluyla bulaştığını açıklayan Prof.Dr. Ertem, “Tüberküloz hastalarının öksürme, konuşma veya şarkı söyleme gibi aktiviteleri esnasında havaya damlacıklar yayılmaktadır. Hastalık, bu damlacıkların solunum yollarına yerleşmesi ile başlamaktadır. Tüberkülozun bulaşabilmesi için basil içeren havanın uzun süre solunması gerekmektedir. Bu nedenle en riskli grup, hastaların aynı evi paylaştığı yakınlarıdır. Tüberküloz basili ile karşılaşan herkes hasta olmaz. Vücuduna tüberküloz basili giren kişilerde oluşan enfeksiyon, kişinin bağışıklık sisteminin yeterli olması durumunda kendiliğinden iyileşebilir” dedi.

    ÜLKEMİZDE TEDAVİ ÜCRETSİZ

    Prof.Dr.Melikşah Ertem, “Eğer 3 haftadan uzun süren öksürük, göğüs, bazen sırt ağrısı, balgam, bazen kanlı balgam, kan tükürme, kilo kaybı, iştahsızlık, ateş ve geceleri terleme yaşıyorsanız hızlı bir şekilde sağlık kuruluşuna başvurun. Aktif tüberkülozlu kişilerin yani verem hastalarının tedavisi zorunludur. Hastalığın tedavisi en az 6 ay sürmektedir. Ülkemizde tüberküloz ilaçları ücretsiz Toplum Sağlığı Merkezlerinde verilmektedir” dedi.

    SİGARA RİSKİ ARTIRIYOR

    Sigaranın, hastalığın etkisini arttırdığını kaydeden Melikşah Ertem, “Sigara gerek burun ve boğazımızdaki aktiviteleri gerekse vücudumuzda savunma sistemini bozarak verem hastalığının gelişmesini kolaylaştırır. Sigara içenler verem hastalığına daha sık yakalanırlar. Bunun yanında sigara içen verem hastalarının iyileşmesi gecikir ve sigara içen verem hastalarında ölüm riski daha yüksek bulunmuştur” diye konuştu.

    TEDAVİ YARI BIRAKILMAMALI

    İzmir Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Melikşah Ertem, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Tüberkülozdan korunmanın en etkili yolu hastalara hızla tanı konulup uygun tedavinin başlanması ve tedavinin eksiksiz tamamlanmasıdır. Tedavi çok uzun sürmektedir. Ancak tedaviyi yarım kesmek dirençli basillerin üremesine neden olacağından çok tehlikelidir. Tüberküloz için tozlu işlerde çalışanlar büyük risk altındadır. Bu kişiler yılda bir kez kontrole gitmelidir.”

  • “İsotlu Çikolata Olur Mu?” Demeyin

    Mersin’de bir çikolata dükkanı açan Derya Akciğer, müşterilerine farklı tatlar sunmak adına ‘isotlu çikolata’ üretiyor. Dünyada acı çikolatanın çok yaygın olmasından yola çıkarak, yerel bir tat olan isotu kullanan Akciğer, Şanlıurfa’ya bile isotlu çikolata gönderiyor.

    Mersin’in merkez Yenişehir ilçesinde yaklaşık üç ay önce bir çikolata imalat ve satış dükkanı açan 49 yaşındaki Derya Akciğer, Mersinlilere ‘isotlu çikolata’ yediriyor. Bir eğitim kurumundan ayrılmasının ardından, çikolatayı çok sevdiği için İstanbul’da bir kursa katılarak temel eğitim alan Akciğer, başlarda evde sevdikleri ve dostları için yaptığı çok farklı çikolataların beğenilmesi üzerine bir iş yeri açarak çikolata üretimine başladı. Burada, birçok farklı tat ve aromada çikolata üreten Akciğer, işi daha da ileriye götürerek ‘isotlu çikolata’ üretmeye başladı.

    Akciğer, İHA muhabirine yaptığı açıklamada, isotlu çikolata fikrinin nasıl doğduğunu anlattı. Dünyada acı çikolatanın çok meşhur ve yaygın olduğunu söyleyen Akciğer, kendisinin de buradan yola çıktığını dile getirdi. Bütün çikolataları, tatlandırıcılar dahil doğal ürünlerden yapmak istediğini vurgulayan Akciğer, “Türkiye’de acı çikolata yapmak isteyince de isotlu çikolata çıktı ortaya. Ben üç aydır işletme sahibiyim ve üç aydır da isotlu çikolata yapıyorum. İsot zaten hepimizin bildiği bir tat ve kolay ulaşılabilirliği var. Doğallığından çok eminiz. Üstelik diğer gıda ürünleriyle de bütünleşmesi çok güzel bir baharat çeşidimizdir. O nedenle isot kullanıyorum” dedi.

    İsotlu çikolatayı nasıl yaptığını da bazı detayları kendisine saklayarak anlatan Akciğer, “Çikolatayla isotumuzu yoğuruyoruz. Daha sonra ister kakaoya ister çikolataya batırarak ikramlarımızda veriyoruz. Yoğurduktan sonra bunları istediğimiz kalıplara koyuyoruz. Ben yuvarlak yapıyorum” diye konuştu.

    İsotlu çikolatayı duyan müşterilerinin başta çok şaşırdıklarını ve ürktüklerini de ifade eden Akciğer, “İsotlu çikolata, insanı ilk başta ürkütüyor. Çikolatanın özelliği, yeyince önce çikolatanın tadını alıyor olmanız, yuttuktan sonra acıyı tatmanız gerekir. Yani boğazdan iniş sırasında acı olmalı. Zaten eğer öyle değilse oranda bir problem var demektir. İnsanlar ilk başta ürküyor, sonra ısırdıklarında bir acılık hissetmediği için gülümsüyor. Yuttuktan sonra ise o güzel hazzı alıyorlar” şeklinde konuştu.

    ŞANLIURFA’YA İSOTLU ÇİKOLATA GÖNDERİYOR

    İsotlu çikolatayı başta Şanlıurfa olmak üzere bazı şehirlere de gönderdiğini belirten Akciğer, Mersin’de de bu çikolataya talep olduğunu söyleyerek, “Çünkü çikolata sektöründe aradığımız lezzete çabuk ulaşmamız pek mümkün olmuyor. Çikolata maalesef Türkiye’de pastanenin bir köşesinde küçük bir yerde kalmış ya da bakkallarda kalmış durumda. Oysa çikolatanın biz burada her halini sunuyoruz. Çikolatayı kavanozda, külahta, pamuk şekerli, diğer meyvelerle karıştırılmış, isotlusu, dağ çileklisi, kavunlusu, her haliyle yemeleri mümkün” şeklinde konuştu.

    İki yıl boyunca evde yaptığı farklı çikolataların beğenilmesi üzerine şu anki iş yerini açtığını anlatan Akciğer, burada açık mutfak kullandığını dile getirerek, sözlerini şöyle tamamladı: “Hem herkes yaptığım işi ve kullandığım ürünleri rahatlıkla görebilsin hem de isteyen kendi çikolatasını burada sevdiklerine kendi elleriyle yapabilsinler diye açık mutfak yaptım.”

    Çikolata dükkanına gelerek isotlu çikolatanın tadına bakan müşteriler ise başta tereddütle yaklaştıkları isotlu çikolatayı yedikten sonra ‘muhteşem’, ‘harika’, ‘daha önce hiç böyle bir tat yememiştim’ diyerek, bu değişik tadı çok beğendiklerini söylediler.