Etiket: Demeyin

  • Kanaat önderi Ramazan İzol’den bölge halkına korona uyarısı: “Lütfen bana bir şey olmaz demeyin”

    Kanaat önderi Ramazan İzol’den bölge halkına korona uyarısı: “Lütfen bana bir şey olmaz demeyin”

    Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinin önemli kanaat önderlerinden Ramazan İzol korona virüse karşı bölge halkını uyararak, “Gezdiğimiz yerlerde gördüğümüz manzara bizi çok üzdü. Temizlik, maske ve mesafe kuralına uyalım, uymayanları uyaralım ve bu beladan el birliği ile kurtulacağız. Lütfen bana bir şey olmaz demeyin” dedi.

    Kanaat önderi Ramazan İzol bölgede artan korona virüs vaka sayıları ile ilgili açıklama yaptı. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın “Virüs durup dururken yayılmıyor” açıklamasının önemli olduğunu vurgulayan İzol, “Bakan Koca, virüs, durup dururken yayılmıyor, bana bir şey olmaz diyenlerle, benden başkasına zarar gelmez diyenlerin desteğiyle yayılıyor. Aramızdan bazıları ağır hasta oluyor ve birçoğumuzun yakını hayatını kaybediyor ifadelerini kullanmıştı. Ben de bu ifadelere birebir katılıyorum. Gezdiğimiz yerlerde gördüğümüz manzara bizi çok üzdü. Değerli hemşehrilerimizi, kardeşlerimi uyarıyorum. Temizlik, maske ve mesafe kuralına uyalım, uymayanları uyaralım bu beladan el birliği ile kurtulacağız. Diyarbakır’da bulunduğum sırada tedbirsizliğin, rehavetin ciddi boyutlara ulaştığını gördük. Yaz ayları boyunca konunun uzmanlarının uyarıları hep devam etti. Dikkat edelim aksi takdirde vaka sayıları artış gösterir, ağır hasta sayımız artar, hiçbir ülkenin sağlık kapasitesi bir anda artan hasta sayısını karşılayacak güçte değil şeklinde ciddi uyarılarda bulunduk. Lütfen bana bir şey olmaz demeyin, tedbirleri elden bırakmayın” diye konuştu.

  • Dik yamaçta sera olur mu demeyin

    Doğu Karadeniz insanı coğrafi şartların tüm zorluklarına rağmen yüzde 70’e varan eğimli arazide zor şartlarda seracılık yapmaya çalışıyor.

    Trabzon’un Ortahisar ilçesi Doğançay mahallesinde 70 metrelik dik yamaçta seracılık yapan ve geçimlerini sağlamaya çalışan Ercan ve eşi Nihal Satılmış çifti tüm zorluğuna rağmen yaptıkları işi sevdiklerini söylüyor. Bir yıl önce aldığı teşvik sayesinde sera sahibi olduğunu belirten Satılmış, serada ürettiği ürünleri semt pazarlarında da sattığını ifade ediyor.

    Satılmış “Bu dik arazide sera olmadan daha önce kışları ıspanak ve yazları patates ekiyorduk. Ancak daha sonra devletimizin verdiği destekle buraya sera yaptık. Başka arazimizi yoktu. Mecbur bu dik araziye sera kurduk. Yolumuz da yukarıda olduğu için buradaki ürünü yola çıkarmak arabaya yüklemek zor oluyor. Burayı geri ödemesiz hibesiz destekle 30 bin TL’ye yaptırdık. Antalya’dan getirdiğimiz fideleri buraya dikerek burada marul ve yeşillik üretiyoruz. Her şeye rağmen üretmek zor ama güzel” dedi.

    Eşi Nihal Satılmış da eşinin sayesinde seracılığa başladığını ifade ederek “Yaklaşık 1 yıldır üretim yapıyoruz. Kışın burada marul, yazın salatalık, domates yetiştiriyoruz. Ürünümüzü kendimiz pazarladığımız için geliri de tatmin edici oluyor. Bu işe başlamama eşim vesile oldu. Eşimin pazarcı olması devlet desteğinin de olması çok işimize yaradı. Kendi işimiz oldu. Çok memnunuz” diye konuştu.

    Satılmış, dik arazide çalışmanın zorluklarını da anlatarak “Özellikle yazları çok zor oluyor. Dik yamaçta kovalarla su taşımak zorunda kalıyoruz. İn-çık zorlanıyoruz. Ancak yapacak bir şey yok. Bizim buralar böyle” ifadelerini kullandı.

  • ’2 dakikada karikatür çizilir mi?’ demeyin

    2 dakikada çizdiği karikatürlerle tanınan karikatürist Yaşar Tosun, 58 yıldır hızlı karikatür çizdiğini belirterek, kendisinden çok etkilendiği için sadece Fransa’da Nastassia Kinski’nin karikatürünü daha uzun sürede çizdiğini söyledi.

    Yaz aylarında, İzmir’in tatil cenneti Çeşme ilçesindeki 2 dakikada portre karikatür çizen Yaşar Tosun, 58 yıllık sanat yaşamının yüzlerce anıyla dolu olduğunu anlattı. 1946 yılında Gölcük’ün Yazlık beldesinde dünyaya geldiğini belirten Yaşar Tosun, çocukken çok çelimsiz olduğunu, ağabeyinden sık sık dayak yediğini söyleyerek, “Ben de onun üzerine kömürle, babam ağabeyimi odunla dövüyormuş gibi duvara resmini çizerdim. Karikatür çizmeye öyle başladım” dedi.

    Çizgi film parasıyla bisiklet aldı

    Ortaokuldayken bir film şirketine kısa bir çizgi film çizdiğini anlatan Tosun, “Son Posta diye bir gazete vardı. Orada film şirketinin ilanını gördüm. Ben de çizdiklerimi ilandaki adrese gönderdim. Çizdiklerimi beğendiler. Bir kurbağanın nilüfer yaprağı üzerinden göle atlayışını çizmemi istediler. O zamanlar filme hareket kazandırmak için resimler tek tek elle çiziliyordu. 3 saniyelik bir hareket için seksen resim çizmek gerekiyordu. Bir saniyede gözünün önünden 24 resim geçmesi gerekir ki hareketli gözükebilsin. Resimleri çizip gönderdim. Bana 40 lira para gönderdiler. 25 lirasıyla bir bisiklet aldım. 15 lirasıyla da izci elbisesi aldım. İlk profesyonelliğim oydu” diye konuştu.

    Hızlı karikatürde dünya ikincisi oldu

    Hızlı karikatür dalında dünya ikinciliği ödülünü kazandığını da anlatan Tosun, “1966 yılında Londra’da bir yarışma oldu. O zamanki Kültür Bakanı Talat Halman bana, ’Bir yarışma var, gider misin?’ dedi. Ben de sanatımla dışarıya açılmak için bir çıkış yolu arıyordum. Bu fırsatı değerlendirmek istedim ve ’Giderim’ dedim. Londra’daki, dünyanın en hızlı portre karikatür çizme yarışmasına katıldım. Yarışmada, 37 ülkeden sanatçılar vardı. O yarışmada, 21 saniyede çizdiğim portre karikatür ile dünya ikincisi oldum. Zevk için çizim yapan bir genç kız 19 saniye ile birinci oldu” şeklinde konuştu.

    Hızlı karikatür çizmenin hata kaldırmadığını söyleyen Yaşar Tosun, “Yani silgi ile sileyim, hatayı düzelteyim, böyle bir şey yok. Gördüğümü hissettiğim gibi çiziyorum. İki dakikada çizdiğime inanamıyorlar. Karikatürünü çizeceğim kişi, ’Çizmek kaç dakika sürer?’ diye soruyor. ’Orada yazıyor’ diyorum. ’Doğru mu gerçekten?’ diye şaşırıyorlar. Bazen iki dakika bile sürmüyor. Çizimini yaptığım kişinin bende bıraktığı etkiye göre portreye vücut ilave ediyorum. Bazen bana soruyorlar; ’Kaç senedir çiziyorsun?’ ’Baban kaç yaşında’ diye soruyorum. ’55 yaşında’ diyor. ’Baban doğmadan üç sene evvel çizmeye başlamışım’ diyorum. Geçen sene 55 yaşlarında birisi geldi. ’Beni, annem kucağında size karikatürünü çizdirmeye getirmiş’ dedi. Yani bebekken çizmişim, adam gelmiş 55 yaşına. Böyle ilginç anılarım da var. Örneğin, Fransa’da karikatür çizerken bir kadın geldi. Bana, ’Siz iyi insan değilsiniz’ dedi. ’Beni tanıyor musunuz?’ diye sordum. ’Hayır, ama siz iyi insan olamazsınız’ dedi. Kadının belli bir kültürü aldığı yüzünden okunuyordu. ’Neden?’ diye sordum. Dedi ki, ’Biz kadınlar, iki saat aynanın karşısında güzelleşmek için makyaj yapıyoruz. Siz iki dakikada bizi rezil ediyorsunuz” dedi.

  • Psikolog uyarısı: “Çocuğun her yaptığına ‘aferin’ demeyin”

    Psikolog Nagihan Akarsu, günümüzde çocukların övgü bağımlısı olduğunu, her isteklerini yerine getirmek çocukların kendilerini farklı görmesine yol açtığını ifade ederek, “Çocuğun her yaptığına aferin demek yerine ‘güzel olmuş’ demek daha gerçekçidir” dedi.

    Medical Park Ordu Hastanesi’nde ‘Anne ve Babaların yaptıkları hatalar, çocuklarda davranış bozukluğu ve çözüm önerileri’ konulu düzenlenen seminerde konuşan Psikolog Nagihan Akarsu, çocukların yetişmesinde aile içi davranış ve dış faktörlerin önemli olduğunun altını çizdi. Psikolog Akarsu, çocukların her yaptığına aferin denilmesi halinde bu durumun kendilerini muhteşem hissetmesine yol açtığını belirterek, “Her şeye aferin denilmesiyle çocukların önünde hiçbir engel kalmıyor. Bunun etkisini özellikle ilkokula başladıktan sonra görüyoruz. Özellikle arkadaş çevresinin davranışları, lakap takmaları, çocuğun gerçek dünyasının aslında evdeki dünyayla aynı olmadığının farkına varmasına yol açıyor. Çocuk bir şey yaptığında muhteşem olmuş yerine biraz daha gerçekçi şekilde güzel olmuş demek, konuya gerçekçi bakmak çok önem arz ediyor” diye konuştu.

    Günümüzde çocukların övgü bağımlısı olduğunu, her isteklerini yerine getirmek çocukların kendilerini farklı görmesine yol açtığını ifade eden Psikolog Nagihan Akarsu, “Çocukların bir gelişim süreci var. Her şeye evet diyen çocuk bir anda her şeye hayır diyebiliyor. Hayır derken de bir teknik bulmamız gerekiyor. Bizim hayır demelerimiz, açıklamalarımız yetersiz kalabiliyor. Burada asıl önemli olan kısım hayır deme tutarlığını göstermek. Anne ve babaların en çok yaptıkları hata çocuklarının her istediğini yapmaları, çok koruyucu olmaları, onların yerine her şeyi düşünmelidir. Bunların sonucunda karşımıza çıkan tablo, hırçın, bencil, empati kuramayan bireylerdir” ifadelerini kullandı.

    Kural koyma, devamlı ödül ya da ceza vermenin doğru olmadığını söyleyen Psikolog Akarsu, şu bilgileri verdi: “Her şeyin açıklamasını yapan bir anne ve babaya sahipse, duyarlaşmaya başlayan bir çocuğunuz var demektir. Doğru iletişim kurduğunuzu zannederken sadece baskı kurmuş, öneride bulunmuş olabilirsiniz. Oysa ki bir şeye hayır demek yerine seçenek sunmak, ‘Paramız yok’ yerine onu neden almadığımızı açıkça söylemek önemlidir. Bir yetişkinle konuşur gibi değil çocuğunuzu ilgilendiren tarzda konuşabilmek oldukça önemlidir.”

  • Bir kereden bir şey olmaz demeyin

    Düzce Üniversitesi tarafından düzenlenen “Yeşilay Haftası 2017” başlıklı program, Cumhuriyet Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.

    Yeşilay Haftası kapsamında düzenlenen programa; Düzce Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İlhan Genç, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Vekili Prof. Dr. Şerif Demir, davetli konuklar, öğretim üyeleri ve öğrenciler katıldı.

    Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren Düzce Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İlhan Genç, geçmiş dönemlerde zararlı alışkanlıklarla ilgili yapılan hatalara değinerek, ünlü aktörlerin sigara ve alkol reklamlarında oynatıldığını ve bu durumun da gençleri özendirdiğini ifade etti. Sağlıklı yaşam için Yeşilay’ın yaptığı başarılı çalışmaların önemine vurgu yapan Prof. Dr. Genç, konferansta emeği geçenlere teşekkür ederek konuşmasını sonlandırdı.

    Açılış konuşmasının sonrasında sunumunu yapmak üzere kürsüye davet edilen Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Özçetin, “Bağımlılık ve Psikiyatrik Bozukluklar” konulu bir konuşma gerçekleştirdi.

    Uyuşturucu, sigara ve alkol gibi bağımlılık yapıcı maddelere bireylerin kolay ulaşılabildiğinin altını çizen Prof. Dr. Adnan Özçetin, günümüzde özellikle gençlerin internet ortamında her şeyi sipariş edebildiklerini ifade etti. Uyuşturucu madde kullanımının çocukluk yaşına kadar indiğine dikkat çeken Prof. Dr. Özçetin, madde kullanımına başlanmasında toplumsal, ruhsal ve genetik faktörlerin etkili olduğunu dile getirdi. ‘Bir kereden bir şey olmaz’ anlayışının yanlışlığını dillendiren Prof. Dr. Adnan Özçetin, “Bir kereden şok şey olur” sözleriyle sunumunu noktaladı.

    Programın diğer konuşmacısı olan Düzce Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğr. Gör. Dilek Akkuş, “Bağımlılıktan Bağımsızlığa” başlıklı bir konuşma gerçekleştirdi. Bağımlı kişilerin beyinlerinde bir canavar yarattıklarını ve o canavarla sürekli iletişim halinde olduklarını ifade eden Akkuş, beyinde oluşturulan canavarın içtiği bir tek sigaraya bile kullanıcıların birçok anlam yüklediğine işaret etti. Sigara kullanımını örnek gösteren Dilek Akkuş, sigara içen kişilerin; ‘Sigara içmezsem dikkatimi toplayamıyorum.’ gibi bahaneler ürettiğini ve bu durumun diğer madde bağımlıları içinde geçerli olduğunu söyledi.

    Bağımlı kişilerin içene düştüğü durumdan kurtulması için motivasyona çok önem verilmesi gerektiğini söyleyen Öğr. Gör. Dilek Akkuş, bu kişilerin tedavi süresince ailesiyle sürekli dayanışma içerisinde kalmasının faydalı olacağını belirtti.

    Program, Düzce Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İlhan Genç ve Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Vekili Prof. Dr. Şerif Demir tarafından Prof. Dr. Adnan Özçetin’e ve Öğr. Gör. Dilek Akkuş’a teşekkür belgesi takdim edilmesinin ardından sona erdi.