Etiket: Değişmeli’

  • Dr. İbrahim Özkuş: “TTB’nin ismi değil yönetimi değişmeli”

    Kafa Yüz ve Rekonstrüktif Cerrahi Vakfı Başkanı Dr. Halil İbrahim Özkuş, Türk Tabibler Birliği’nin (TTB) Zeytin Dalı Harekatı’nı hedef alan mesnetsiz açıklamalarında sorunun Türk Tabipler Birliği’nin isminde değil, yönetiminde olduğunu ifade ederek yönetimi istifaya davet etti.

    Hekimlerin üye olmak zorunda oldukları bir kamu kuruluşu olduğu için Türk Tabipler Birliği( TTB) yönetiminin açıklamalarını kabul ettikleri anlamına gelmediğini ifade eden Dr. İbrahim Özkuş; TTB’nin ismini değiştirmek, Türk düşmanı ilan etmek gibi hekimleri rencide eden yorumlardan kaçınarak TTB’de asli görevini yerine getirecek yeni bir yönetimin oluşturulması gerektiğini söyledi.

    Kafa Yüz ve Rekonstrüktif Cerrahi Vakfı Başkanı Dr. Halil İbrahim Özkuş “Bu tartışma TTB Merkez yönetiminin yayınladığı bildiriyle başladı. Bu bildirinin hemen ardından TTB’nin üyesi olduğumuz halde bu bildiriye katılmadığımızı açıkladık. TTB 6023 sayılı yasayla 1953 yılında kurulmuş bir kamu kuruluşudur. Ancak 1983 yılında çıkartılan KHK ile askeri doktorların üye olması yasaklanmış, kamuda çalışan doktorlarında üye olma zorunluluğu kaldırılmıştır. TTB bir kamu kuruluşu olarak bir hekimi hekimlik mesleğinden men edebilmeye kadar çeşitli yaptırımlara sahiptir. Ancak TTB’nin yaptığı açıklamalar tüm hekimleri bağlıyormuş gibi anlaşılıyor. Böyle bir şey yok. Biz her ne kadar üyesi bulunsak ta fikir olarak, görüş olarak TTB’nin yönetiminden çok farklı platformlarda olabiliriz. Özellikle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin terörle mücadele ettiği bir dönemde bu mücadeleyi zaafa uğratabilecek açıklamaları kabul etmek mümkün değildir. Herkes kendi fikrini beyan edebilir fakat bu fikrin zaman ve zemin uygunluğu çok önemlidir. Burada yapılan açıklama TTB’nin 11 kişilik yönetiminin fikridir ve üyesi olan bizleri bağlamıyor” ifadelerini kullandı.

    “TTB’nin ismi ve kurumsal kimliği tartışma konusu olmamalı”

    Türk Tabipler Birliği’nin ismi ve kurumsal kimliği üzerinden yapılan siyasi tartışmaların da doğru olmadığını ifade eden Dr. Özkuş “Türk Tabipler Birliği Türk düşmanıdır şeklindeki yorumlar biz Türk hekimlerini derinden yaralamıştır. Bizler Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milletinin hekimleriyiz. Dünya Hekimler Birliği’ne Türk Tabipler Birliği olarak üyeyiz. İsmimizdeki Türk kelimesi çıkartıldığında bizden geriye ne kalacaktır? Dolayısıyla Cumhurbaşkanımızın, Bakanlar Kurulumuzun özellikle de bir hekim olan Sağlık Bakanımızın konuyu bu açıdan değerlendireceklerini umut ediyoruz” şeklinde konuştu.

    “TTB’nin asli görevini yapacak yöneticiler bulunur”

    Türk Tabipler Birliği’nin asli görevini yapmak yerine siyasallaşmasında kendilerinin de suçu olduğunun ifade ederek öz eleştirilerde de bulunan Plastik Cerrahi Uzmanı Dr. İbrahim Özkuş “Bizim de yanlışlarımız oldu, çünkü kendi cemiyetimize sahip çıkmadık. Yönetimi bir takım kısır düşüncelere sahip olan grupların eline bıraktık. Bu durumdan bizlerde şikâyetçiyiz, çünkü TTB’yi yıllardan beri siyasallaşmış bir yapı yönetmektedir. Bundan sonra ise aklı selim sahibi hekimler bir araya gelerek Tabipler Birliğine sahip çıkar, yönetimi almayı, değiştirmeyi düşünürler. Tabipler Birliğinin asli görevi olan hekimlerin sorunları ve toplumun sağlık sorunlarıyla uğraşır. Tabi ki her hekimin siyasi bir fikri olacaktır ama bir kamu kurumu olan TTB’nin siyasallaşması kanaatimce doğru değildir” diye konuştu.

    “TTB yönetimi istifa etmeli”

    TTB Yönetimini istifaya da davet eden Dr. Özkuş “Bu açıklamalardan sonra yönetimi istifaya davet ediyorum, çünkü artık bu yapıların, kafaların değişmesi lazım. Her şeyi oturup tartışalım. Savaşa evet diyecek bir hekim bulmayı bırakın bir insan dahi bulamazsınız. Ama sorun vatan toprağının müdafasıysa bu konuşulanların hepsi teferruat olarak kalır. Ülkemiz şuanda beka sorunuyla karşı karşıyayken, ülkemizin terörle mücadelesine siyasi olarak bakmak insanlarda kafa karışıklığı oluşturabilir. İşte böylesine kritik bir ortamda bu tür açıklamalar kabul edilemez ve bu açıklamayı yapan yönetimi istifaya davet ediyorum” dedi.

  • Bakan Çelik: “Yürümeyen bu sistem artık değişmeli”

    Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, parlamenter sistemin yürümediğini ve değişmesi gerektiğini belirterek, “Tarihi fırsat 16 Nisan’dır. Başbakanın yetkileri cumhurbaşkanına geçiyor o kadar. Devleti yönetecek tek lider olacak. İki tane güçlü liderle ülkeyi yönetmek mümkün değil” dedi.

    Şanlıurfa’nın Bozova ilçesinde düzenlenen mitinge Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’e Bozova Kaymakamı Zekeriya Göker, AK Parti İl Başkanı Zeynel Abidin Beyazgül ve AK Parti Bozova İlçe Başkanı Mehmet Akgün de eşlik etti.

    Mitingde açıklamalarda bulunan Bakan Çelik, “Çok zor bir süreç ve dönemden geçiyoruz. Çok ciddi sıkıntılarla karşı karşıyayız. Dünyadaki bütün yer altı yer üstü, gördüğünüz görmediğiniz düşmanların Türkiye üzerinde hesaplarının aleniyet kazandığı bir sürecin içinden geçiyoruz” dedi.

    “Bozova’nın sorunlarını çözmek boynumun borcudur”

    Şanlıurfa’ya geldikten sonra, Şanlıurfa’daki yatırımları 20 Milyar Türk Lirasını bulduğun söyleyen Bakan Çelik, “Şanlıurfa çevresiyle, ilçesiyle, merkeziyle değişiyor. Bozovalılar huzurumuza göz koyuyorlar, Bozovalılar birlikteliğimize göz koyuyorlar, Bozovalılar toprağımızı çok görüyorlar, Bozovalılar kardeşliğimizi çok görüyorlar. Özelikle bunu bilmenizi istiyorum. 15 Temmuz’da yaşattıklarına bakınız ne yapacaklardı, 15 Temmuz’da başarılı olsalardı, bugün bu meydan da bu toplantıyı yapabilecek miydik, bugün bu ülkenin birliğinden bahsedebilecek miydik, ne kadar büyük sıkıntılarla bizleri baş başa bırakacaklardı ne sinsi oyunlar ne sinsi planlar üzerimizde kuruluyor. İçerdeki iş birlikçiler ve dışarıdaki ağababalar kol kola girip bu memleketin geleceğini bu memleketi yenilir yutulur lokma haline getirmek için her türlü hileye başvurdular başvurmaya devam ediyorlar. Onun için sizlerle gecikmeli beraberiz bu vesileyle sizlere söylüyorum. Gönlünüzden ne geçiyorsa, Bozova’nın sorunları ne ise bunları bırakınız başkasına havale etmeyi hepinizden rica ediyorum direk bana havale edin direk benim yakama yapışın bunları çözmek benim görevimdir” şeklinde konuştu.

    “Suriye’de kimyasal silahlarla katliam yapıyorlar”

    “Suriye’de utanmadan sıkılmadan kimyasal silahı bile kullanma noktasına geldiler” diyen Bakan Çelik, “Sözüm ona çağdaşlar, sözüm ona demokratlar, sözüm ona insan haklarından bahsedenler, diri diri Suriye’de, İdlib’te insanları katlettiler. Bir başkası çıkmış füze ile müdahale ediyor. Cumhurbaşkanımız 6 yıldır söylüyor. Bu bela bu Suriye’den temizlenmedikçe burada huzur yok dedi. 6 yıldır bunu söyledi. Şimdi kimyasala gelince dünya insanlığının gözünde çok değerleri düştüğü için biraz değer kazanabilir miyiz diye füzeyle müdahale yapmaya başladılar” ifadelerini kullandı.

    “Yürümeyen bu sistem artık değişmeli”

    Parlamenter sistemin yürümediğini ve değişmesi gerektiğini belirten Bakan Çelik, “Bu hayır kampanyasını yürütenler açık söylüyorum her şeye hayır diyorlar. Meclis 2007’de Cumhurbaşkanını seçecekti seçtirmediler. Hayır biz seçtirmeyiz dediler. Halk seçsin dedik ona da hayır dediler. Siz ne istiyorsunuz be kardeşim. Ne meclisin seçmesini istiyorlar ne de milletin seçmesini istiyorlar. Her şeye hayır diyorlar. Nasıl seçeceğiz peki cumhurbaşkanını be adam, millet seçmesin meclis seçmesin cumhurbaşkanı gökten mi gelsin. İşte tarihi fırsat 16 Nisan’dır. Başbakanın yetkileri cumhurbaşkanına geçiyor o kadar. Devleti yönetecek tek lider olacak. İki tane güçlü liderle ülkeyi yönetmek mümkün değil” dedi.

    Mitingin ardından Bozova’da CHP ve HDP’den AK Parti’ye katılım gerçekleşti. CHP Bozova eski İlçe Başkanı Osman Aslan, HDP’li meclis üyeleri Şükrü Avcı ve Barış Nalbant’a AK Parti Rozeti takan Bakan Çelik 16 Nisan’da yapılacak olan referandumda evet sözünü kendilerinden aldı.

  • Doç. Dr. Oğuz Özyaral: “Kanserden korunmak için hayat tarzımız değişmeli”

    Halk Sağlığı Uzmanı Doç. Dr. Oğuz Özyaral kanser görülme sıklığının giderek arttığını, kansere yol açan çevresel faktörlerin etrafımızı kuşattığını söyledi. Kanserden korunmak için cesaretli olup hayat tarzımızı değiştirmek gerektiğini vurgulayan Özyaral, “Bu değişikliği bugün yapmazsak, yarın çok pişman olacağız” dedi.

    Uluslararası Kanser Günü dolayısıyla Halk Sağlığı Uzmanı Doç. Dr. Oğuz Özyaral, kanser hastalığı ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.

    Doç. Dr. Oğuz Özyaral, “Tüm dünyadaki kanser olguları ele alındığında yüzde 90’ının çevresel, yüzde 10’unun ise genetik faktörlere bağlı olarak ortaya çıkıyor. Obezite, sağlıksız beslenme, alkol ve tütün/tütün ürünleri kullanımı ile bulaşıcı hastalıklar kanser olgularının ortaya çıkışında önemli rol oynuyor. Kanser yapıcıların bir kısmının bizim kendi tercihlerimize bağlı olması ise çok üzücü. Katkı maddeli beslenme, besinlerin içinde ne olduğunu önemsememek, etiket okumamak, giderek daha çok şeker ve tütün ürünü kullanılması, hareketsiz hayat, bilinçsiz ilaç kullanımı, kimyasallarla temasın artması, doğallıktan uzaklaşmak. Bunların hepsi kanser sebebi” şeklinde konuştu.

    “Sağlıklı hayat tarzını geliştirmemiz gerekiyor”

    Doç. Dr. Oğuz Özyaral insanın kendine kolay geleni tercih ettiğini, hareketsiz, hazır gıdalı, evde yemek pişmeyen bir hayatın giderek yayıldığını söylerken yapılması gerekenleri de sıraladı: “Tütün ve tütün ürünleri yani sigara ve benzerleri ile kanser arasındaki bağlantıyı herkes biliyor. Önce sigara içmeyen bir kişi olmayı tercih etmelisiniz. Sonra fazla kilonuz olmamalı. Şeker tüketiminizi mutlaka azaltmalısınız. Şekerin kanserli hücreleri beslediğini unutmayın. Yediklerinizin doğal, katkı maddesiz olmasına özen gösterin. Daha ucuz ama daha çok alacağınıza, daha pahalı da olsa doğal olanı tercih edin. Tabiatla ilgilenin. Toprağa dokunun. Doğru nefes alın. Daha sakin olun. Stres bağışıklık sistemimizi olumsuz etkilerken kanseri de tetikliyor. Hareket edin. Vücudunuz, bağırsaklarınız çalışsın.”

    Kadınlarda meme kanseri, erkeklerde akciğer kanseri

    Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre günümüzde ve dünya genelinde kadınlarda en sık görülen kanser türü olarak meme kanseri gösterilmekte. Meme kanseri kadın kanserleri içerisinde en fazla görüleni ve biz de ülkemizde çok sık bu tip olgulara rastlıyoruz. Dünyada kanser olan her 4 kadından biri meme kanseri. Erkeklerde ise akciğer kanseri ilk sırada yer alıyor.

    Doç. Dr. Oğuz Özyaral aslında kanserin önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu da söyleyerek, “Dünya genelinde kanserlerin yüzde 30’luk bir oranı önlenebilir, bir diğer yüzde 30’luk kısmı ise taramalar ile erken teşhis edilip tedavi edilebilir kanserler kategorisinde yer alıyor. Aslında bu erken teşhisin ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlamamız açısından önemli bir rakam” ifadelerini kullandı.

    “Kanserojen faktörler giderek artıyor”

    Özyaral, “Radon gazı, asbest, hava ve suyun kirlenmesi, elektromanyetik alanlar, katkı maddeli gıda ürünleri. Bunları bu yıl daha çok konuşacağız. Kanserojen faktörler gerek tek tek gerekse birbiri üzerine birlikte geldikçe sağlığımız adına son derece sıkıntılar ortaya çıkarıyor. Kanser genelde tek bir faktörden etkilense bile diğer faktörler tetikleyici olarak ya da karıştırıcı unsurlar olarak hastalığın seyrini etkiliyor” dedi.

    “Evlerinizin hangi malzemeden yapıldığına dikkat edin”

    Doç. Dr. Oğuz Özyaral tütünden sonra ikinci akciğer kanseri sebebi olarak gösterilen Radon gazı konusunda da dikkatli olmamız gerektiğini söyledi. Özyaral, “Temel kaynağı toprak ve yeraltındaki kayalar olarak gösterilen Radon radyoaktif özellikte, kokusuz, tatsız ve kapalı ortamlarda birikebilen bir gazdır. Yapılan bilimsel çalışmalarda Radon gazı maruziyetine bağlı olarak dünyada, senede yaklaşık 20.000 civarında akciğer kanseri olgusu saptanmıştır. Taş, toprak ve çimentolarda bulunması ve kolaylıkla ortama salınımı sonucu solunmasına dayalı sorunlara yol açıyor. Bina yapı malzemeleri ve teknikleri bu konuda çok önemli. İyi izole edilmiş ve havalandırması sağlanan binalarda sorun yaşamıyoruz ama bu konuda ev alırken ve içinde yaşarken bilinçli olmak lazım” dedi.

    “Kanserden korunmak için ne yediğinizi not edin”

    “Bilinçli ve dengeli beslenme kanserden korunmada en büyük yardımcımızdır. Gün içinde farkına varmadan kanserojen olabilecek pek çok şey tüketilebilir. Yediklerinizi not edin, sonra alıcı gözle inceleyin. Listenizden neleri çıkarmanız gerektiğini zaten hemen fark edeceksiniz” diyen Özyaral beslenmemize eklememiz gerekenleri ise söyle özetledi: “Başta nohut olmak üzere baklagiller haftada iki kez tüketilmelidir. Nohut meme kanserini önler. Bir baharat olarak sumak hücre DNA’sını korumaktadır. Günde bir kâse yoğurt, bir elma, 4-5 diş sarımsak, bir avuç dolusu ahududu, böğürtlen gibi birleşik meyveler yoğurta katılıp yenilebilir. Ayrıca turp çeşitleri salatalarda ya da dilimler halinde sofralarda yerini almalıdır. Adet olarak 20-30 taze fesleğen yaprağından çay hazırlanabilir, ayrıca yeşil çay da aynı şekilde günde en fazla iki fincan tüketilebilir. Bunun yanı sıra günde bir çay kaşığı çörek otu yenilmeli, taze ya da kurutulmuş kırmızıbiber yemeklerde, salatalar ve çorbalarda bolca kullanılmalıdır. İki adet kivi ve 5 tane kadar taze ceviz ara öğün olarak tüketilebilir. Yeme içme kültürümüzün en önemli parçası olan Türk kahvesi kanser hücreleri ile savaşır, sabah kahvaltıdan ve öğlen yemekten sonra iki kez içilebilir.”

  • Salih Dursun: “Bu Düzen Değişmeli, Futbol Adil Yönetilmeli”

    Tranzonspor’un başarılı futbolcusu Salih Dursun, Galatasaray maçında karşılaşmanın hakemi Deniz Ateş Bitnel’e gösterdiği kırmızı kartın anlık olduğunu söyleyerek, “Bu düzen değişmeli, futbol adil yönetilmeli. Ben kimseye saygısızlık yapmak istemedim” dedi.

    Tranzonspor’un başarılı futbolcusu Salih Dursun, kulübün resmi dergisinin Mart sayısına Galatasaray maçında yaşananlar, bordo-mavililerin son durumu ve gelecek planları hakkında açıklamalarda bulundu.

    Galatasaray ile oynanan lig maçında hakem Deniz Ateş Bitnel’e gösterdiği kırmızı kartla gündeme damgasını vuran Salih Dursun, şunları söyledi:

    “Kesinlikle planlayarak yaptığım bir hareket değildi. Anlık bir reaksiyondu. Bu hareketimin böylesi bir gündem yapacağını hiç düşünmedim. Sonrasında domino etkisi yaptı. Başkanımız da ’Bu düzen değişecek’ dedi. Evet bu düzen değişmeli, futbol adil yönetilmeli. Bazı eleştiriler de aldım. ’Futbolcunun hakeme böyle yapmaması lazım’ şeklinde. Haklı olabilirler. Bir şey söylemiyorum. Sonuçta biz futbolumuzla gündeme gelmeliyiz. Ama bir emek veriyorsunuz, sonra hatalı ya da kasıtlı kararlarla o emeğiniz yok sayılıyor. Ben kimseye saygısızlık yapmak istemedim. Sadece herkesin işini doğru, adil ve hakkaniyetli şekilde yerine getirmesi gerekiyor. Diğer türlü iş farklı yönlere kayıyor. Biz futbolcuların işi saha içidir. Saha dışıyla çok ilgili değiliz. Başkanımız ve yönetimimiz zaten gereken mücadeleyi veriyor. Salih Dursun olarak ben ve arkadaşlarım Trabzonspor’u daha iyi yerlere getirmek için uğraşıyoruz. Buna herkes emin olsun.”

    “UFAK BİR KIVILCIM BİZE İYİ GELECEKTİR”

    Bordo-mavili takımın durumu hakkında da açıklamalarda bulunan Dursun, “Sahada hocamızın verdiği görevleri layıkıyla yerine getirerek ve birbirimizle yardımlaşarak aşabiliriz. Ne kadar iyi bir takım olursan ol önce bir bütün olmak gerekir. Birlikteliği sağlayamazsan bir maç kazanırsın ama ondan sonrası gelmez. Bizim de ihtiyacımız olan tek şey aile olabilmek. Tüm arkadaşlarımın bunun için büyük bir çabası var. Biz bu ortamı tam anlamıyla oturtabilirsek o zaman bu sıkıntılardan rahatlıkla çıkarız. Rahat rahat dışarıda gezebiliriz. Çok basit olan şeyleri bazen biz gözümüzde büyütüyoruz. Oysa o kadar kolay ki birlik ve beraberlik sağlayıp buna inanmak. Şu an sıralamada geride olsak bile çok fazla bir puan farkımız yok. Ufak bir kıvılcım bize iyi gelecektir. Önemli olan saha içinde büyük savaşmaktır” dedi.

    “ROBERTO CARLOS’UN OYUNCULUĞUNU VE KARİYERİNİ BEĞENİYORUM”

    35 yaşına kadar oynayabileceğini düşündüğünü söyleyen Dursun, “Ama antrenör olmak istersem çok geciktirmem ve daha erken bırakabilirim” diye konuştu.

    Başarılı futbolcu idol olarak kimse gibi olmak istemediğini ama takdir ettiği futbolcular olduğunu belirterek, “Roberto Carlos’un hem futbolculuğunu hem de kariyerini çok beğenirim. Yine Milan takımının hepsi diyebilirim” şeklinde konuştu.

    Spor Toto Süper Lig’i en kötü 6. sırada bitirmeleri gerektiğini vurgulayan Salih Dursun, “Sezon sonu başımızı yastığımıza koyduğumuzda o kadar sıkıntı yaşadık ama buna rağmen 6. bitirdik diyebilelim ki bir dahaki sezona mutlu ve keyifli başlayalım” açıklamasını yaptı.

    “TRABZON’DA KALMAK İSTİYORUM”

    Bu sezon bitecek kiralık sözleşmesinin sonunda Trabzon’da kalmak istediğini söyleyen Salih Dursun, “Ben burada kalmak istiyorum ama sezon sonu ne olur bilemiyorum. Sonuçta Trabzonspor büyük bir kulüp ve seneye şampiyonluğa oynayacak. Dediğim gibi gönlüm kalmaktan yana ama futbol bu, ne olur ne olmaz diye de bir açık kapı bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

  • Özdemir: “Performansa Dayalı Ek Ödeme Sistemi Değişmeli”

    Sağlık Sen İzmir Şube Başkanı Ekrem Özdemir, adil bir çözüm getirmediğini savunduğu performansa dayalı ek ödeme sistemi ile sağlık hizmetlerini kullanma noktasında vatandaşların sorumluluk ve bilinç düzeyinin yetersizliğinin, sağlık çalışanlarını baskılayan iki başlık olduğunu söyledi.

    Sağlık sisteminin başarısını doğrudan etkileyen sorunlardan birisinin düşük sağlık okuryazarlığı olduğunu belirten Özdemir, “Yaklaşık yarım milyon çalışanı ile 80 milyon insanımızın sağlığını koruma hizmet sunuyor. Sunulan bu hizmetin kalitesini ve devamlılığını etkileyen ciddi sorunların baskısı altında ilanihaye ilerleme kaydetmek mümkün değil. Düşük sağlık okuryazarlığı bugünden doğru ve etkin politikalar geliştirmediğimiz takdirde sağlık sistemini işlemez hale getirebilecek önemli bir tehdit olarak önümüzde durmakta” diye konuştu.

    “PERFORMANSA DAYALI EK ÖDEME, BÜYÜYEN BİR SORUN”

    Performansa dayalı ek ödeme sisteminin gün geçtikçe daha da büyüyen bir sorun olduğunu hatırlatan Özdemir, performans değerlendirmelerinin ve ödeme sisteminin temel karakterinin sorgulanması gerektiğini kaydetti. Ne kadar çok hasta o kadar çok kazanç anlayışının baskısı ile kaliteyi üretmenin mümkün olmadığını söyleyen Özdemir, bu gerçeğin bir an önce görülmesi gerektiğini ifade etti. Hekimlerin hekimlik vazifesinin, kota doldurma çabası olarak nitelendirilmesi, hastanelerde daha çok para kazanmak adına gereksiz işlemler yapıldığı şeklinde kanaatlerin yaygınlaşması, başarının sağlık hizmeti kalitesinden çok, gelir gider tablosunda sağlanacak artıya bağlanmasının yanlış olduğuna dikkat çeken Özdemir, böyle bir tablo üzerine güçlü bir gelecek inşa etmenin mümkün olmadığını dile getirdi. Sağlık çalışanlarının emeğini ve gönlünü tam anlamıyla kazanabilmek için adil ve güven duyulan bir sistem kurulması çağrısını yapan Özdemir, performansa bağlanan gelirlerin toplam gelir içindeki ağırlığının yüzde 20-25 oranında olması gerektiğini kaydetti.

    “EMEKLİLİKTEKİ MAĞDURİYETLERİ DE GİDERİLMELİ”

    Performansı teşvik kadar, performansı ve kaliteyi olumsuz etkileyen, ancak çalışanlara bağlı olmayan iç ve dış faktörlerin ortadan kaldırılmasına odaklanılmasının önemine vurgu yapan Özdemir, “Sağlık çalışanlarının emekli olduktan sonra da çalıştıkları zamanki hayat standartları korunmalıdır. Bu sisteme yıllarını vermiş sağlık çalışanlarında, emekli olduktan sonra yüzüstü bırakıldığı algısı hâkimdir. Bu kaygı giderilmelidir” dedi. Sağlık çalışanlarına yıpranma payı verilmesiyle ilgili yıllar sonra bu haksızlığı giderme sözünü Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan aldığımızı söyleyen Özdemir, sözlerine şöyle devam etti: “Ancak cumhurbaşkanımızın sözüne rağmen, hakkaniyetin tecelli etmesi için son derece zor ve meşakkatli bir süreç yaşıyoruz. Sağlık çalışanları ile güçlü bir bağ oluşturma adına bu hakkın layıkıyla tevdi edilmesi çok büyük bir fırsat oluşturacak iken, ne yazık ki sağlık çalışanlarını üzen şaşırtıcı dirençlerle karşılaşıyoruz. ‘Kapsamını nasıl dar tutarız’ arayışı ile yıpranma payı hakkının sağlık çalışanları arasında yeni bir ayrım konusu haline dönüştürülmesinden endişe ediyoruz. İnşallah bürokratik körlüğe mahkum olan bir sonuç ortaya çıkmaz. Biz böyle bir sonuç oluşmaması için tüm gücümüzle mücadele edeceğiz.”

    “SAĞLIK HİZMETİ ALANLARDAKİ SORUMLULUK DUYGUSU DA GELİŞTİRİLMELİ”

    Sağlığa erişimin kolaylaştığı reform sürecini geleceğe taşıma noktasında, sağlık hizmetlerini kullanan insanımızın sorumluluk duygusu ve sağlık bilincinin de güçlendirilmesi gerektiğini belirten Özdemir, sağlık okuryazarlığını güçlendirmeden, sağlıklı yaşam kültürünü yerleşik hale getirmeden sürdürülebilir bir başarı yakalanmasının mümkün olmadığını ifade etti. Sağlık çalışanlarımızın daha nitelikli sağlık hizmetleri sunabilmesi için yeni dönemde sağlık okuryazarlığına ilişkin eylemlerin planlanmasını ve uygulanmasını isteyen Özdemir, sendikamız tarafından yapılan Sağlık Okur Yazarlığı Araştırması’nın sonuçlarıyla ilgili de bir sunum yaptı. Özdemir, araştırma sonucunun, ülkemizdeki sağlık okuryazarlığının çok gerilerde olduğunu ortaya çıkardığını belirtti. Türkiye’nin genel sağlık okuryazarlık indeksinin 30,4 olarak bulunduğunu söyleyen Özdemir, “Kategorik değerlendirmede toplumun yüzde 64,6’sının ‘yetersiz’ (yüzde 24,5) veya ‘sorunlu’ (yüzde 40,1) sağlık okuryazarlığı kategorilerinde olduğu saptandı. Türkiye’de 18 yaş ve üstünde 53 milyon 827 bin 88 kişi olduğu göz önüne alındığında, yaklaşık 35 milyonluk bir erişkin nüfusun ‘yetersiz ve sorunlu’ sağlık okuryazarlığına sahip olduğu belirtilebilir” dedi.