Etiket: Değişmeli’

  • Abdil Erdal: “Meslek yasamız değişmeli”

    Konya Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler (SMMM) Odası Yönetim Kurulu Üyesi ve başkan adayı Abdil Erdal, 30 yıllık meslek yasalarının güncelliğini yitirdiğini ve mutlaka yenilenmesi gerektiğini söyledi.

    Mayıs ayında yapılacak Konya SMMM Odası seçimleri için Meslekte Gelişim Grubunun başkan adayı olarak açıklanan Abdil Erdal, teknolojik gelişimi ve mesleki değişimi kavrayamayan bir meslek yasası sorunu ve stresi yaşadıklarını belirtti.

    1-7 Mart Muhasebe Haftasını hüzünle karşılayacaklarını dile getiren Erdal, ‘iş yetiştirme’ adı altında yaşadıkları mesleki strese dayanamayan meslektaşlarının kalp krizi ve benzeri nedenlerle hayatlarını kaybettiğini, yaşadıkları üzüntü verici durumların içinde bulundukları koşulları sorgulamaya ittiğini vurguladı.

    “Hasta olmaya bile hakkımız yok”

    Abdil Erdal, meslek mensupları olarak sorumluluklarının çok fazla olduğunu ve hasta olmaya bile hakları olmadığını dile getirdi.

    Başkan adayı Erdal, “Hepimizin bildiği gibi 3568 sayılı meslek yasamız, 1989 yılında çıkmış ve artık güncelliğini yitirmiştir. Sürekli değişen mevzuatla asla dinlenme fırsatı bulunmayan bizlerin hiçbir tatili, mücbir sebebi, yurt dışı temsil hakkı bulunmamaktadır. Yasalaşması için büyük mücadele verdiğimiz Mali Tatil olarak çıkan düzenlemenin, bizlere hiçbir katkısı yok. Meslektaşımız birçok sorunla baş başa bırakılmış, angaryalara boğulmuş, bu emeğine karşılık kamudan hiçbir gelir elde edemediği gibi personelini, kirasını, bilişim, yazılım, kırtasiye gibi giderlerini kendisi karşılamak için yoğun çalışma temposuna girmiştir. Bizler, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda değişiklik yapılmasını istiyoruz. TÜRMOB ve Odaların görüşünün alınarak hazırlanacak güncel meslek yasasının biran önce Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülerek yürürlüğe girmesini ve mesleğimizi daha iyi koşullara taşımasını istiyoruz” diye konuştu.

    “Mücbir Sebep hakkına sahip olmak istiyoruz”

    Abdil Erdal, sorunlarının çözüme kavuşturulması için meslek mensubu milletvekillerinin hazırlayarak kanun teklifi haline getirdiği meslek yasasındaki değişiklikleri içeren düzenlemenin kabul edilmesini beklediklerini bildirdi.

    Erdal, değişikliklere değinerek şunları söyledi: “Meslek mensubunun veya birinci derece yakınının hastalık, vefat gibi durumlarında ‘Mücbir Sebep’ hakkına sahip olmasını istiyoruz. Ticaretin sınırının olmadığı ekonomik süreçte, meslek mensuplarına yabancı meslektaşları ile rekabet edebilmeleri için yeşil pasaport hakkı tanınmasını, dördüncü dönem geçici verginin kaldırılmasını, beyan ve ödemede yaşanan uzama kaosunu önleyen daha gerçekçi bir düzenleme yapılmasını, yeni işyeri açacak meslek mensuplarına KOSGEB desteği verilmeli.”

    Abdil Erdal, seçimlerde meslektaşlarının teveccühü ile başkanlık görevine seçilmesi halinde hazırladıkları projelerle mesleki sorunların çözümü için mücadele edeceklerini sözlerine ekledi.

  • Gürer: “Tarım politikaları değişmeli”

    Gürer: “Tarım politikaları değişmeli”

    Bandırma Lokantacılar Esnaf Odası Başkanı Hamit Levent Gürer, sebze, meyve ve kuru gıdalara gelen zamlarla ilgili açıklamalarda bulundu

    Bandırma Lokantacılar Esnaf Odası Başkanı Hamit Levent Gürer yaptığı açıklamada, Türkiye’de acilen tarım üretim programı yapılması gerektiğinin altını çizerek, “Fiyatların artacağı belliydi. Acilen tarım programı ve üretim programı yapılması gerekiyor. Hükümetimiz yavaş yavaş bu işlerin üzerine gidiyor, ama bu pansuman ve aspirin tedavisi gibi oluyor. Açıklanan rakamlara göre Türkiye’nin nüfusu 82 milyon oldu. Türk toplumu devamlı tüketirken, dünyada küresel bir iklim değişikliği de devam ediyor. Bu iklim değişikliğinin yansımaları otomatikman gıda ve tarım politikalarının üzerinde büyük baskı yapıyor” dedi.

    Dünya nüfusu ve Türkiye nüfusu arttıkça tüketimin de arttığını söyleyen Gürer, “Tüketim artınca gıda yetmemeye başlıyor. Dünyada gıda maddelerinin yetmemesinin sebebi, tarım politikalarından daha çok maliyet politikalarının yüksek olmasıdır. Çok uluslu şirketlerin her şeye el attığı gibi tarıma da el atmasıdır. Türkiye’nin en büyük hatası üretim planlamasının olmamasıdır. Bunun vebalini Türk toplumu olarak çekiyoruz. Bunda geçmişten gelen tarım politikalarının hatalarını da unutmamak gerekir. Dünyanın en büyük buğday üreticileri olan Amerika ve Rusya’da fiyat süspansiyonu var. Biz ne yaptık? Pahalı üretiyoruz diye ithal ettik. Susurluk pancarı Türkiye’nin en sayılı şeker pancarıydı. Çiftçi ben 1 TL’ye veriyorum diyor, tezgaha bakıyorlar 2 TL. Bu nasıl oluyor? Bunu önleyecek olan devlettir. Devlet hiçbir zaman elini ayağını çekmeyecek, devamlı kontrolcü, müdahaleci olacak, yeri geldi mi denetleyici olacaktır. Dışa bağımlılığı kaldırıp, üretime destek verip kendimiz üretmeliyiz” dedi.

  • Buket Aydın: “Kadına şiddette medyanın dili değişmeli”

    “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” kapsamında düzenlenen panele katılan Kanal D Ana Haber Spikeri Buket Aydın, kadın istihdamının önemine değinerek, medyada kadına şiddet içeriklerinin aktarımında en büyük sorunun kullanılan dil olduğuna vurgu yaptı. Aydın, bu konuda hassas davranılması gerektiğini söyledi.

    İstanbul Aydın Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Merkezi (İAÜTAM) ve Kadın Araştırmaları Koordinatörlüğü (İAÜKAK) tarafından “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” kapsamında panel gerçekleştirildi. Tek oturumda gerçekleştirilen panelin moderatörlüğünü İAÜ İletişim Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Gonca Yıldırım gerçekleştirirken, panelin konuşmacıları arasında Kanal D Ana Haber Spikeri Buket Aydın, Altın Emek Hukukun kurucusu Avukat Altın Mimir, Türkiye Soroptimist Kulüpleri Federasyonu Başkanı Psikolog Dr. Nur Velidedeoğlu Kavuncu, Sosyolog-Psikolog ve Yazar Serap Duygulu yer aldı.

    Kadına yönelik şiddete karşı toplumda farkındalığın arttırılmasının amaçlandığı panelde “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede Medya ve Haberciliğin Rolü” başlığını ele alan Kanal D Ana Haber Spikeri Buket Aydın, panel öncesi İhlas Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada kadınların şiddetle değil, onlara sunulan istihdamlarla anılması gerektiğini ifade etti. Kadınların kendi ayakları üzerinde durabildikleri noktada şiddete uğramayacaklarına inandığını kaydeden Aydın, “Ancak tüm şiddet olayları ne yazık ki kadının kendi ayakları üzerinde durup durmamasına bağlı değil. Birçok sosyo-kültürel düzeyi yüksek kadının da şiddete uğradığını görüyoruz. Bu konuda devlet politikaları çok önemli. Bu noktada çok da güzel adımlar atıldı. Bunlara yenileri de eklenerek, bu sorunu çözmeye yönelik başarı kazanacağımızı umut ediyorum” diye konuştu.

    “Şiddete eğilimli kişiler, şiddet içeriklerinden ilham alıyor”

    Şiddete eğilimli kişilerin gazete ve televizyonda gördükleri şiddet içeriklerinden ilham aldığını belirten Aydın, “Birçok uzmanın da ifade ettiği gibi birtakım şiddete eğilimli kişilik bozukluğu olan insanlar var. Bu insanlar televizyonda ve gazetelerde gördükleri, okudukları şiddet içeriklerinden ilham alıyor. Fakat medya bunları hiç görmezse ve üzerini kapatırsa bu sefer de hiç şiddet olayı yokmuş gibi olacak. Kamuoyunun tepkisi gelmeyecek. Tepki gelmeyince de ceza oranları artmayacak. Şiddet uygulayan kişi suçsuzmuş gibi olacak. Bu noktada medya çok zor durumda kalıyor” şeklinde konuştu.

    “Namus cinayeti gibi kavramlar hayatımızdan çıkmalı”

    Kadına şiddetin medyada aktarılırken dikkat edilmesi gereken noktalar olduğunun altını çizen Aydın, şunları söyledi:

    “Kadına şiddeti aktarmamız gerekiyor. Ancak aktarırken dikkat edilmesi gereken şeyler var. Şiddete maruz kalmış kişilerin şiddet görmüş olduğu fotoğrafları, belgeleri onların izni olmadan kullanarak o kişileri itibarsızlaştırmak hoş değil. Bu noktada medyanın dilinin değişmesi gerekiyor. Töre cinayeti, namus cinayeti gibi kavramların tamamen hayatımızdan çıkması gerekiyor.”

    Avukat Altın Mimir: “Şiddete sessiz kalınmamalı”

    Türkiye’deki en büyük problemin yasaların vermiş olduğu haklardan çok fazla haberdar olunmaması olduğunu belirten Avukat Altın Mimir, “Bu konuda anlaşılabilirlikten uzak bir yasa metnimiz var. Yasaların elitlerin elinden alınıp bütün halka yansıması ve bu yasaların karşısında ‘kadın olmak, erkek olmak bir farklılık oluşturmuyor’ denilmesi gerekiyor. Bunlar genel olarak hepimize tanınmış haklardır. Bu haklara karşı yapılmış olan her türlü saldırıya karşı aslında güvencemiz var” dedi.

    Şiddete uğrayan birçok kadının bunu ifade etmekten belirli nedenlerle çekindiğini söyleyen Mimir, “Son derece eğitimli, üst düzey yönetici bir kadının dahi uğramış olduğu şiddeti dile getirmekten çekindiğini görebiliyoruz. Çünkü şiddete maruz kalan kadınlar, şiddeti dile getirdiğinde ‘işimi kaybeder miyim’ diye kaygı yaşamaktadır. Bu noktada kadınlara çok büyük rol düştüğüne inanıyorum. Hiçbir şiddete sessiz kalınmamalı ve bununla ilgili mücadele verilmeli” şeklinde konuştu.

    “Şiddeti ihbar edin”

    Şiddete şahit olunması ya da maruz kalınması durumunda ihbar edilmesi gerektiğinin altını çizen Mimir, “Şiddete yönelik her türlü eyleme dair ihbar numaraları var. Yapılmış olan her türlü ihbar dikkate alınıyor. Artık emniyette, adliyede bununla ilgili birimler var. Diğer taraftan şiddete maruz kalmayan ancak şiddetten haberdar olan herkesin de şiddeti ihbar etmesi gerekiyor. Bu büyük bir vatandaşlık görevidir. Şiddete şahit olan vatandaşlar şunu bilmeli ki; yapmış oldukları ihbarlar gizlilik koşulları içerisinde saklanmakta ve ihbarcı asla bildirilmemektedir. Tanık olduğumuz ya da maruz kaldığımız bütün şiddet türüne karşı mümkün olduğunca sesimizi duyurmamız gerekiyor” dedi.

    “Hiçbir insan bir başkasının sahipliğinde değil”

    Panelde “İlişkiler ve Flört Şiddeti” konusunu ele alan Sosyolog-Psikolog-Yazar Serap Duygulu ise, flört şiddetinin şiddetin bütün alt dinamiklerini barındıran bir şiddet türü olduğunu ifade ederek, “Bu şiddet türü beraberliklerde her tür şiddeti alt başlık olarak içinde barındırıyor. Ancak gençler bunu karşı tarafın sevgisinden kaynaklanması gibi algılayabiliyor. Gençlerin bu algısının altında yatan sebep olarak anne ve baba tutumlarını, kadına yüklenmiş anlamlar ve toplumun yargılarını gösterebiliriz. Dolayısıyla bununla baş edebilmek için çok donanımlı olmak lazım. Beraberlikler maalesef bir diğerini sahiplenmek ve onun üzerinde hak iddia etmek olarak algılanıyor. Hiçbir insan bir başkasının sahipliğine geçecek bir meta değil” diye konuştu.

  • “Tapu senetleri değişmeli”

    Altın Emlak Genel Müdürü Mustafa Hakan Özelmacıklı tapu senetlerinin güncellenmesi gerektiğini belirtti.

    Altın Emlak Genel Müdürü Mustafa Hakan Özelmacıklı ilk örneklerinin 1847’lere dayandığı tapu senetlerinin artık güncellenmesi gerektiğini söyledi. Özelmacıklı, tapu veya tapu senedini “arazinin belirli bir parçasının veya üzerine inşa edilmiş bağımsız bölümün malikini gösteren, tapu sicil müdürlüğünce verilmiş, aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli resmi belgeye denir” şeklinde tanımlayarak Türkiye genelinde, 57 milyon 634 bin 703 parselde, 178 milyon 110 bin 752 malik bulunduğunu aktardı.

    “Tapu senedindeki bilgiler yetersiz”

    Özelmacıklı, tapu senedindeki bilgilerin yetersiz olduğunu öne sürerek, “Sağlamlığın ve güvenilirliğin ifadesi olan, taşınmaz denince akla ilk gelen bu evrak, taşınmazları artık doğru bir şekilde temsil edememektedir. Tapu senetlerinde ivedi olarak yeni bir tasarıma ve güncellemeye ihtiyaç var” dedi.

    Tapu senetlerinde yazmayan hususlar hakkında da bilgi veren Özelmacıklı “Bugün tapu senedi evrakında daire ya da işyeri niteliğinde olan taşınmazların kaç m olduğu yazmıyor. Gene tapu senedine bakarak, ana gayrimenkulün ne zaman inşa edildiği görülemiyor. Taşınmazın açık adresi, hisseli taşınmazlarda hissedar sayısı, enerji sınıfı, zeminin afet riski ve deprem derecesi gibi hiçbir bilgi bulunmuyor” ifadelerini kullandı.

    “Tapu senedi online kontrol edilebilmeli”

    Sahte satışların önüne geçmek için de tapu senetlerinin online olarak sorgulanabilmesi gerektiğini belirten Altın Emlak Genel Müdürü “Bugün tapu dairesinde satış yapıldığında tapu aslı idare tarafından alınmıyor. Hâlbuki çoktan satılmış, hatta bu kişiye ait olmayan evraklar üzerinden sahte protokoller yapılabiliyor. Noterler bile tapu senedinin geçerliliğini kontrol etmenden vekalet düzenleyebiliyor. Tapu senetleri üzerindeki link ya da QR (Çabuk tepki) kod doğrulama sistemleri koyulmalı” şeklinde konuştu.

  • Fırat: “Türk bankacılık sistemi acilen değişmeli”

    Gazeteci Rıfat Fırat, “Türk bankacılık sistemi acilen değişmeli. Başta hükümet olmak üzere piyasadaki tüm aktör ve paydaşlar bir araya gelerek milletin emeğini vahşice sömüren bankalar için adam akıllı bir sistem geliştirmeli” dedi.

    Ekonomi Gazetecisi Rıfat Fırat, son altı aylık dönemde markalı konut projelerinde yaşanan düşüşün konut sektöründeki balon fiyatların yanı sıra bankaların yüksek düzeyde kar elde etme arzularından kaynaklandığını ifade ederek önemli açıklamalarda bulundu.

    BDDK verilerine göre bankacılık net karının 2017 yılında 49 milyar seviyelerine yükseldiğini kaydeden Fırat, gayrimenkul satışlarının azalma sebeplerinden bahsederek, “Gayrimenkul fiyatları çok yüksek, sektörde bir türlü engellenemeyen balon fiyatlar ve yatırım geri dönüş sürelerindeki uzama konut talebinde gözlenen yavaşlamanın sebeplerinden bir tanesi. Bununla birlikte, yüksek konut kredi faiz oranları ve vadelerin kısa olması vatandaşı gayrimenkul satın almaktan uzaklaştıran diğer bir sebep olarak sayılabilir. Biraz ağır bir tabir olacak fakat bankalar günümüzün modern vampirleri rolünde. Günbatımı ile şafak arasında dirilerek mezardan çıktığına ve insanlara saldırarak onların kanlarını emdiğine inanılan mitolojik bir varlık olan vampirlerin gündüzcü versiyonunu bankalar oluşturuyor. Vampirler kan emme işini geceleri görürken bankalar ise bu işi gündüzleri yapıyor. BDDK verilerine göre 2016 yılında bankacılık sektörü net karı 37,5 milyar TL seviyelerinde gerçekleşirken bu rakam 2017 yılında 49 milyar 122 milyon TL’ye yükseldi. Ne yazık ki bu vahşi sömürü çarkının içinde kamu bankaları da var” diye konuştu.

    “Gayrimenkul fiyatları ve konut kredi faizleri çok yüksek, vadeler ise çok kısa”

    Rıfat Fırat, gayrimenkul fiyatlarının ve konut kredi faizlerinin yüksek olduğuna vurgu yaparak geri ödemelerdeki vadelerin ise çok kısa olduğunu söyledi. Fırat, şu ifadeleri kullandı:

    “Ülkemizde gayrimenkul fiyatları ve konut kredi faizleri çok yüksek olmakla beraber vadeler de çok kısa. Örneğin; İstanbul’da 100 bin liralık bir daire alacaksanız ki bu fiyata daire bulamazsınız, banka size 70 bin lira kredi veriyor. Bu parayı sizden yüzde 14-15 faizle ortalama 10 yılda geri istiyor. Aylık ödemeniz de 2-3 bin liraya tekabül ediyor. Türkiye’de ayda 2-3 bin lira kredi ödeyebilecek kaç insan var? Diyelim ki yatırım gayesiyle aldınız bin lira kira getiriniz varsa ve arta kalan 2 bin lira sizin cebinizden çıkıyorsa bunu nereye kadar ödeyebilirsiniz? Dar gelirli insanların ev sahibi olması bu şartlarda hayal gibi görünüyor. Maddi durumu ev almaya müsait olmayan birçok insan sokakta kalmıyor haliyle yine kira karşılığı bir yerlerde oturuyor. Bu insanları kira öder gibi ev sahibi yapsanız bir şey kaybetmezsiniz. Şimdi birileri çıkıp diyecek ki, ‘Bu dediğin sistem Türkiye’de var zaten’. Bu sistemi uyguladığını iddia edenler üzülerek söylemeliyim ki halkı kandırmaktan başka bir şey yapmıyorlar. Vatandaştan en az 20-30 bin lira peşinat istiyorlar. Türkiye’de bu öz kaynağa sahip kaç tane dar gelirli vatandaş var? Ola ki var diyelim; ayda en az 2 bin liraya kira öder gibi ev sahibi mi olunur? Üstelik bu geri ödemeler için en fazla 10 yıl vade yapılıyor. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu.”

    “Konut sektöründeki balon fiyatlar barınma hakkına ciddi zararlar veriyor”

    Konut sektöründe oluşan balon fiyatların sebeplerine de değinen Fırat, aşırı değer artışının barınma hakkına ciddi zararlar verdiğini belirterek, “Gayrimenkul Türkiye’de altın, döviz ve diğer bilumum yatırım araçları gibi kazanç sağlayan bir yatırım aracına döndü. Yatırımcı döviz, faiz, borsa kağıdı gibi yatırım araçlarıyla büyük kazançlar sağlayamadığını görünce gayrimenkule yöneldi. Bu durum fırsatçıların ve kan emicilerin cirit attığı konut sektöründe zaten var olan sıkıntının üzerine tuz biber ekti. Türkiye’de neden bu kadar çok konut milyarderi olduğunu şimdi daha iyi anlamışsınızdır diye düşüyorum. Her ne kadar teknik olarak bakıldığında bu durum bir değer artışı gibi görünse de bu konut sektörü üzerinde balon olduğu gerçeğini değiştirmez. Unutulmamalıdır ki, ‘Güneş balçıkla sıvanmaz’. Söz konusu meselenin insan yaşamında zaruri bir ihtiyaç olan konut ve barınma hakkına ciddi zararlar verdiği yadsınamaz” açıklamasında bulundu.

    “Bankalar için adam akıllı bir sistem geliştirmeli”

    Gazeteci Rıfat Fırat, bankalar için yeni bir sistemin geliştirilmesi gerektiğini ifade ederek, “Türk bankacılık sistemi acilen değişmeli. Başta hükümet olmak üzere piyasadaki tüm aktör ve paydaşlar bir araya gelerek milletin emeğini vahşice sömüren bankalar için adam akıllı bir sistem geliştirmeli. Faizler düşürülüp, vadeler uzatılmalı. Konut sektörü üzerinde balon fiyatların oluşması önlenmeli. Gayrimenkul sektörünün önü ancak bu şekilde açılır diye düşünüyorum” dedi.