Etiket: değişim

  • “Hadislerin Sosyal Değişim Üzerinde Etkileri” Konferansı

    Kırklareli Üniversitesi Edebi Düşünce Kulübü tarafından, “Hadislerin Sosyal Değişim Üzerinde Etkileri” konulu konferans düzenlendi.

    Rektörlük Kültür Merkezi Alt Salonu’nda düzenlenen konferansa öğrenciler ve davetliler katıldı. Konferans, Türkiye Uluslararası Hafızlık ve Kıran-ı Kerim’i Güzel Okuma Yarışması birincisi Kırklareli Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Arş. Gör. Muhammed Pilgir’in, Kuran-ı Kerim okuması ile başladı.

    Hadislerin, sosyal değişim üzerindeki etkilerinin konuşulduğu konferansa konuşmacı olarak katılan Yrd. Doç. Dr. İbrahim Tozlu, ilimle uğraşan kişilerin doğruyu söylemesi gerektiğini vurguladı. Tozlu, “Sosyal değişim, bir şeyi bir şeyden daha farklı hale getirmektir. Eğer siz bir yerde yaşıyorsanız, mekanınızı değiştirirseniz, çevrenizi, bakış açınızı ve birçok bağlantıları da değiştireceksiniz demektir. Biz taraf olan kişileriz. Yani din olarak, Allah’ı ve Resulünü taraf ilan eden kişileriz. Bizim yolun ortasında yürüme gibi zorunluluğumuz vardır. Ama rengimiz ve tarafgirliğimiz de vardır. Dolayısıyla birilerini rahatsız etmesi, bizim tarafgir olmamıza asla engel olmaz” dedi.

    Tozlu, “Bizim. Öğrencilerimizin büyük bir çoğunluğu çok güzel hassasiyetle fakülteye gelirler. Hazırlıkta çok iyidirler, birinci, ikinci sınıfta çok iyidirler, üçte, dörtte, biraz tedirgin olmaya başlarlar, son dönemlerde bence biraz kapitalizmin etkisinde imtihanla baş başa kalırlar. Mesela, bir pedagojik formasyon verilmediği zaman öğrencilerimizin hepsi kenara çekiliyor. Allahü Teala imtihan ediyor, Allahü Teala sorgulama yapıyor, ‘Dinin neresindesin, din senin nerende?’ diyor. Ama hedefinde sadece muallim olmak varsa o zaman ciddi sıkıntı var. Asıl önemli olan, dini esas olarak ele almak ama din ile beraber yükselmek. Dedik ya, tarafız. Üreten kişiler, düşünen kafalar, çok şeyleri yapmaya muktedir olurlar. Çünkü, Allahü Zülcelal, bize akıl vermiştir. Akıl diye bir nimet vermiştir. Batılılar ne derse desin veya İslam dini dışındaki düşünürler ne derse desin bir gerçek var, Allah nurunu tamamlayacaktır” diye konuştu.

    “Ben dilini kullanırsak, biz dilini ihmal edersek, hep bölünmeler, parçalanmalar ve dağılmalar meydana gelecektir” diyen Yrd. Doç. Dr. Tozlu, şöyle devam etti:

    “Hani son günlerin tabiriyle, ötekileştirmedir bir manada. Eğer bunun ötesi, bizleştirme olabiliyorsa, işte o zaman biz bir adım daha öndeyiz demektir. Eğer sosyal bir değişim yapacaksak önce biz değişmemiz lazım. Eğer sizlere, Facebook’unuzda, Twitter’ınızda veya çevrenizde, birileri derse ki, “Bu sözdür, mübarektir, şudur, budur derlerse onun kaynağını soracaksınız, 5N1K. Araştırsın. O zaman anlayacağız ki İslam, daha tatlı, daha hoş. Lütfen kendi görüşlerimizden ziyade, Allah ve Resulünün görüşlerini hakim kılalım. Biz insanı ortaya çıkartmalıyız. Bizim için her şeyden önce insan önemlidir.”

  • Farabi Ve Mevlana Akademik Değişim Programları Masaya Yatırıldı

    Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ), Bursa’da düzenlenen Farabi ve Mevlana Akademik Değişim Programları toplantısına katıldı.

    Adnan Menderes Üniversitesi Farabi – Mevlana Kurum Koordinatörü Prof. Dr. Talip Kabadayı ve ofis personelleri Emine Keskin ile Soner Çakıroğlu, Bursa Uludağ Üniversitesi’nin ev sahipliği yaptığı Farabi ve Mevlana Değişim Programları toplantısına katıldı. Toplantının açılış konuşması YÖK Başkan Vekili Prof. Dr. M. İ. Safa Kapıcıoğlu ve Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Ulcay tarafından yapıldı.

    Açılış konuşmasının ardından YÖK Yürütme Kurulu Üyesi ve Akademik Değişim ve Destek Programları Komisyon Yürütücüsü Prof. Dr. Hasan Mandal, “Yükseköğretim Sistemimizdeki Yeni Açılımlar ve Hareketlilik Odaklı Gelişmeler” başlıklı sunumunu yaptı.

    Toplantı Prof. Dr. Mustafa Safran’ın yönetiminde, Farabi ve Mevlana Değişim Programlarıyla ilgili yönetmelik değişikliği ve uygulamada karşılaşılan problemlerin nasıl giderilebileceği konularının ele alındığı panelle sona erdi.

  • Iuc Başkanı Azizoğlu: “Küresel Değişim Ve Dönüşümde Hedef İslam Coğrafyasıdır”

    Uluslararası Üniversiteler Konseyi (IUC) Kurucu Başkanı Orhan Hikmet Azizoğlu, “Türkiye gibi ülkeleri de bazen sınır bekçisi olarak yaptıkları bu küresel değişim ve dönüşümün sonu geldiği için yeni bir yapılanmaya gidiliyor. Hedef seçilen bölge ilk temeli atılacak değişim ve dönüşümdeki bölge de İslam coğrafyası” dedi.

    Uluslararası Üniversiteler Konseyi (IUC) Kurucu Başkanı Orhan Hikmet Azizoğlu, Irak’taki Suriye’deki veya Türkiye’deki devam eden terörizm veya küresel savaşa dönüşen bölgesel kaos ve iç savaşların küreselden başlayarak, bölgesel ve lokal olarak analiz edilmesi gerektiğini belirterek, “Dünya hızla büyük bir değişim ve dönüşüme gidiyor son 10 yılda. Bunda özellikle kapital kazanımları olan güç odakları Amerika, Kanada, İngiltere, Fransa, Almanya, Japonya gibi ülkelerin yerini gelecekte Hindistan, Rusya, Çin, Türkiye, İran gibi ülkeler ekonomik alanda kanaat önderi olacağı için bunlarda da askeri, diplomatik alanlarda güç sahibi olacağı hızla değişen ve dönüşen bir dünyaya doğru gidiyoruz. Küresel değişim ve dönüşümde özellikle batı toplumlarının kapital kazanımları için Rusya’nın dahil olduğu batı toplumlarını kastediyorum. Doğu ve Batı blokları olarak ayrılan Türkiye gibi ülkeleri de bazen sınır bekçisi olarak yaptıkları bu küresel değişim ve dönüşümün sonu geldiği için yeni bir yapılanmaya gidiliyor. Hedef seçilen bölge ilk temeli atılacak değişim ve dönüşümdeki bölge de İslam coğrafyası” diye konuştu.

    “BU COĞRAFYADA CEREYAN EDEN HİÇBİR TERÖR EYLEMİ VE TERÖRİSTLER HİÇBİR ETNİK YAPIYA, HİÇBİR IRKA, DİNE, MEZHEBE HİZMET ETMEMEKTEDİRLER”

    İslam coğrafyasında önce Arap Baharı diye bir projenin hayat geçirildiğini anlatan Azizoğlu, “Sözde İslam ülkelerinin evrensel hak ve hukuka hayat standartları yükseltilmiş toplumlar, demokratik sistemlerle yönetilen uluslar olarak bir halk ayaklanmaları ile başlangıç yapıldı. Fakat gördük ki Mısır’da, Libya’da Irak’ta haklar daha çok fakirleşti, daha çok evrensel ve hak ve hukuklarından mahrum kaldılar, küresel paydaşlıktan uzaklaştılar. İslam coğrafyasında cereyan eden bahar Arap Baharı değil de kapkaranlık proje kaçınılmaz olarak bizim de yakın coğrafyamıza bölgesel olarak bizim de sınırlarımıza dayandı. Önce Irak’taki iç savaşlar kaoslar Sünni Şii çatışmaları hızla yayılarak büyüdü. Suriye’de iç savaş patlak verdi. Halkların özgürlüğü, demokratikleşmesi, zenginleşmesi yerine yaşamsal alanlarını terk etmek zorunda kalan karada birbirlerinin hayatlarına son veren aynı dini, değerleri yüzyıllardır, bin yıldır birlikte yaşayan insanlar savaşırken yukarıda birbirine düşman olan farklı ülkelerden, farklı ülkelerden, milliyetlerden ülkelerin uçakları havadan bombalamaya başladı. Havada uçakların kanatları birbirine çarpmadı ama yerde bombalar birleşti. Bu iç savaşta en çok mağdur olan ülke Türkiye oldu. Bu coğrafyada cereyan eden hiçbir terör eylemi ve teröristler hiçbir etnik yapıya, hiçbir ırka, dine, mezhebe hizmet etmemektedirler. Sadece yaratılan kaoslarla efendileri olan emperyalist güçlere hizmet etmektedirler. Onların daha çok kapital kazanımlarına, daha çok silahlı güçlerini denemelerine ve ürettikleri silahları, bombaları bu coğrafyada tüketmelerine vesile olmaktadırlar bu terör örgütleri. İslam dışıdırlar, hiçbir etnik yapıya veya dine hizmet etmemektedirler” ifadelerini kullandı.

    “TÜRKİYE’NİN HER ALANDA MÜDAHİL OLMA HAKKI EVRENSEL BİR HAKTIR”

    Azizoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Yakın komşumuz, müttefikimiz olan Irak’ta cereyan eden olaylarda ise Türkiye’yi çok yakından ilgilendiren bir coğrafya bir bölge güvenliğini, geleceğini ilgilendiren aynı dini, tarihi, coğrafi olarak da kaderi paylaştığımız bu uluslar ve dindaşlarımız, Kürt veya Türk ırkdaşlarımız olan bu kardeşlerimizle ilgilenmek, müdahil olmak bu sorunun parçası olmak zorunda bırakılıyoruz. Olmak zorundayız da. Özellikle DAEŞ terör örgütünün yapılanması çok karanlık bir projedir. Oradaki Araplarla Sünnilerle çok da ilgilisi olmayan onları mağdur eden bir yapılanmadır. Bu Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden bir yapılanmadır. Dolayısıyla Türkiye’nin her alanda müdahil olma hakkı evrensel bir haktır. Hiçbir coğrafi paylaşımı olmayan, hiçbir etnik yapısı olmayan, kültürel bağı olmayan çok uzaklardan gelen uluslar hak sahibi olduklarını iddia ediyorlar. Yerel yönetimler de bunu kabul ediyorlar. Fakat Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden bir konuda söz hakkının olmadığını iddia ediyorlar.”

    “IRAK’TA BİZLER ULUSAL SAVUNMAMIZI SAĞLAMAK İÇİN BULUNMAKTAYIZ”

    Irak’ın Musul kentinde kendisinin başkanlığında 2012 yılında çok büyük bir akademik konferans düzenlendiğini hatırlatan Azizoğlu, “Irak’ın ikinci büyük üniversitesi olan Musul Üniversitesi Konseyimizin kurucu üniversitelerinden birisidir. 7 kişiden birisi Musul Üniversitesi Rektörüdür. Musul’da yaptığımız konferans ve çalıştayda güvenlik sorunları vardı. O bölge Türkiye’ye karşı çok hassas. Duygusal anlamda da Türkiye’nin yardımını her bireyin istediğini sanıyorum ve Türkiye’nin güvenlik alanında da yardımına muhtaç bir bölge. İnsani bakış açısıyla baktığınız zaman bu. İkinci bakış açısıyla baktığınız zaman sizin ulusal güvenliğinizi tehdit eden bir bölge. Her an saldırıya uğrayabilir oradaki yapılanmalarla sizin ulusal güvenliğiniz tehdit altında ise üçüncü önemli etken orada Türkiye’nin yakın akrabalık bağlarıyla olan Kürt bölgesi var. Bu federal yapının da Türkiye’nin silahlı güçlerinin güvenliğine ihtiyaç duymaktadır. Bu üç nedeni bir araya getirdiğiniz zaman Türkiye’nin o bölgede çok önemli bir kanaat önderi olması hem ulusal hem bölgesel güvenliği için kaçınılmaz bir sonuçtur. Oradaki bütün toplumlar, halklar iç savaşlarla, kaoslarla mücadele ederken en yakın komşuları, tarihsel, dinsel, kültürel akrabalık bağlarıyla bağlı olduğu Türkiye’nin sessiz bırakılması, müdahale edemezsiniz mantığıyla yaklaşılması kabul edilemez bir mantıktır. Rusya ile de coğrafyada, bölgede baktığınızda hiçbir sorunumuz yok. Rusya halkı, devletiyle ilgili Türk devletinden herhangi negatif bir söz duyulmadı. Sağduyulu davranan bir milletiz. Çünkü biz Ruslar gibi asil bir millet, Ruslar gibi kökleri tarihsel dokuları olan bir devletiz. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısının söylediği ‘Türkiye garanti versin bir daha uçağımızı düşürmesin’ diye. Sınırlarımızı ihlal etmezsiniz uçağınızı düşürmeyiz. İhlal edersiniz savunma içgüdüsüyle reaksiyon göstermek durumundayız. Düşmanca tavrımızdan değil. Rusya, İran, Irak, Yunanistan Türkiye’nin asla düşmanları, askeri hedefleri değildir. Ama savunma içgüdüsüyle davranış kalıplarımızı oluşturmak zorundayız. Irak’ta da bu gerekçelerle bizler ulusal savunmamızı sağlamak için bulunmaktayız” açıklamasında bulundu.

    “15 BİN CİVARINDA TERÖR ÖRGÜTÜNÜN İŞGALİ ALTINDA KALAN ÜNİVERSİTELERDEN ÖĞRENCİLERİN GÜVENLİ ÜNİVERSİTELERDE OKUMALARINA OLANAK SAĞLADIK”

    Irak’ta akademik olarak yapılan önemli çalışmalar olduğuna değinen Azizoğlu, Uluslararası Üniversiteler Konseyi’nin Türkiye’nin kurduğu bir kurum olduğunu ifade etti.

    2014 yılında Irak’ta yapılan bölgesel istişare toplantısıyla ilgili Azizoğlu, “Kürt ve Arap üniversite rektörleriyle yaptığımız toplantıda terör örgütü DAEŞ’in işgali altında bulunan Musul, Telafer, Ambar gibi üniversite rektörlerinin de katılımıyla güvenli bölgelerde Kerkük, Kürt bölgesi, Arap güvenli bölgeleri, Türkiye gibi üniversitelere öğrencilerin eğitimlerine devam etmeleri için çalışmalar başlattık. Mart ayında Ankara’da bölgesel bir toplantı yaptık. 15 bin civarında terör örgütünün işgali altında kalan üniversitelerden öğrencilerin güvenli üniversitelerde okumalarına olanak sağladık. Türkiye’nin akademik olarak katkısıdır bu” dedi.

    “BU COĞRAFYADA EN ÖNCE SÖZ HAKKI OLAN HER ALANDA ÜLKE TÜRKİYE’DİR”

    Türkiye’nin bu gelişmelerde hareket alanının tartışmaya açık bir konu olmadığını söyleyen Azizoğlu, şunları kaydetti:

    “Hiçbir coğrafi ortaklığı olmayan, dini, kültürel bağı olmayan, tarihsel bağı olmayan sadece emperyalist kazanımları için çok uzaklardan gelen veya yakınlardan gelip bu bölgedeki iki ülkenin içişlerine müdahale eden insanların çözüm için sözde mücadele ettiklerini söyleyen halkların daha çok kaoslara sürüklendiği bu coğrafyada en önce söz hakkı olan her alanda ülke Türkiye’dir. Çünkü mazlumların, Müslüman toplumların mazlum edilen Müslüman toplumların şuanda tek savunucusu olan ülke hakkı olan ülke Türkiye’dir. Bu hakkı her zaman söylemeye muktedirdir. Söylemeye de devam edecektir. Türkiye’de hiçbir bireyin, kurumun, konumu, mevkisi ne olursa olsun ulusal çıkarları bir tarafa bırakmaması lazım. Bu coğrafyada küresel güçlerin yaptığı hızlı bir değişim ve dönüşüm var, yeni bir yapılanma var. Bizim coğrafyamızda, komşularımızla yapılıyor. Bu yapılan projelerde Türkiye’nin söz hakkının olması lazım. İç politikalara asla alet etmemiz lazım. Farklı reaksiyonları verirken vicdani bakış açımızı ve ulusal çıkarlarımızı da ön planda tutarak hareket etmemiz gerekiyor.”

  • Bursa’da Tekstilde Büyük Değişim Zamanı…(özel Haber)

    Tekstil sektöründe devrim yapacak yeni bir iplik tarzı geliştirildi. Eskiden çözgü ve atkıda farklı malzemeler kullanılarak oluşturulan karışımlar, yeni teknoloji iplik makinaları ile artık tek ipte kurgulanacak. Japonların ürettiği 3 kaynaktan tek kanala aktarım yapan yeni nesil iplik makinaları ile farklı hammaddeler ipin içerisinde harmanlanacak.

    İnegöl’de üretim yapan Göl İplik, İtalya’daki İTMA fuarında 10 gün önce vitrine çıkan yeni makinaları 3 ay öncesinden sipariş ederek, Bursa’ya getirdi. Göl İplik Yönetim Kurulu Başkanı Erdoğan Şeremet, 2 milyon avroluk yatırım ile yeni teknolojiyi Türkiye’de kullanarak üretim yapmaya başladıklarını söyledi. Tekstildeki yeni üretim tekniklerini hemen uygulamaya alan merkezlerin başında gelen Bursa, böylece modacıların enterasan fikirlerine ve dokumacıların yeni tarzlarına uygun iplik çıkartacak.

    3 farklı hammadde ile üretilecek karışık iplikler, insan vücudu için sağlıklı olan naturel malzemelerin çok daha dayanıklı ve verimli kullanımını sağlayacak. Klasik üretim modellerinin her geçen gün gelişen teknoloji ile farklılaştığını belirten Göl İplik Yönetim Kurulu Başkanı Erdoğan Şeremet, “Biz bir taraftan farklı ülkelerden en uygun hammaddeleri bulurken, diğer taraftan gelişmiş ülkelere iplik satmayı da hedefliyoruz. Bu sebeple en son teknoloji ürünlerle yeni çıkan tarzları anında kullanmamız gerekiyor. Günümüzde yeni ve farklı teknolojiler, güzel pazarların kapısını açıyor. Tekstil sektöründe farklılık oluşturacak yeni tarz çok karışımlı ipler, modacılara, konfeksiyonculara yeni ufuklar açıyor. Bizde ilk üreticiler arasında yer almak için 3 hammade ile üretim yapan iplik makinalarını ilk kuran firmalardan olduk. Fabrikamızda üretimin yüzde 30’unu ilk etapta çok karışımlı iplik modeline dönüştürüyoruz. Bunu pazardan gelen taleplere göre önümüzdeki yıllarda geliştireceğiz” dedi.

    İnegöl Yenice’de 20 bin metrekarelik alanda üretim yapan Göl İplik, günlük 100 tonu aşan üretim kapasitesi ile Türkiye’de önemli iplik firmaları arasında yer alıyor. Yeni 3 maddeli iplik teknolojisi, yün alerjisi olanların tamamı yün ürün yerine düşük oranda karışımlı ancak yünlü malzemeleri kullanmalarını sağlayacak. İpek gibi pahalı fakat çok sağlam olan elyaflarında yeni teknoloji ile farklı kombinasyonlarda kullanımına imkan oluşacak. Tekstilde yeni teknolojilerin girmesi ile açığa çıkan makinalar ise Bulgaristan ve Mısır gibi ülkelere gönderiliyor.

  • Margarin Yağlarında Ki İnanılmaz Değişim

    Dr. Fevzi Özgönül, margarin yağlarının aslında bilinen kadar zararlı olmadığını belirtti.

    Dr. Fevzi Özgönül, “Sağlıklı bir insanın günlük enerjisinin yüzde 50’sini karbonhidrattan, yüzde 35’ini yağdan ve yüzde 15’ini protein kaynaklı besinlerden alması gerekiyor. Demek ki vücudumuzun yüzde 35 yağa ihtiyacı var.” dedi.

    Bu ihtiyacı olan yağlar da kendi içerisinde söyle gruplanıyor. Yağ ihtiyacının 1/3 ünü doymuş yağlardan, 1/3 ünü tekli doymamış yağlardan ve kalan 1/3 ünü de çoklu doymamış yağlardan alınması öneriliyor. Gördüğünüz gibi hep tü kaka diye adlandırılan doymuş yağların bile vücudumuz tarafından ihtiyaç duyulduğu ortadadır.

    Zaten yapılan araştırmalarda da artık bu yönde sonuçlar elde edilmeye başlandı. Geçtiğimiz günlerde tereyağı aklandı diye birçok haber görmüşsünüzdür. Aklanan aslında tereyağı değil doymuş yağların sağlığımıza bilindiği kadar olumsuz etkisinin olmadığıdır.

    TEREYAĞ AKLANDIDA, MARGARİN HALEN KARA MI?

    Sızma zeytinyağı dışında üretilen tüm yağlarda en tehlikeli olan madde trans yağdır. Doğada bulunmayan bu sentetik trans yağ asitlerini maalesef vücudumuz tanıyamaz. Hidrojenlenmiş yağ olarak da bilinen bu yağlar ne kadar hidrojene doyurulursa, o kadar daha katı hale dönüşürler. Ayrıca birçok sağlıklı yağı da ısıtarak katı hale getirmeden de trans yağa dönüştürebilirsiniz.

    Yapılan araştırmalar, trans yağ seviyesi yüksek besinler ile beslenen kişilerin, kalp krizi geçirme riski üç kat daha fazla olduğunu ortaya koyuyor. Küçük bir yağ olması sebebiyle damara hızla yapışma özelliği de göstermektedir. Bu da kötü kolesterolün hızla artırması demektir. Kanser ve obezite bilinen zararlarındandır. Ayrıca bağışıklık sistemini zayıflatarak diyabet nedeni olmakta ve vücutta lipoprotein A miktarını artırarak kalp hastalıklarını oluşturmaktadır. Bu nedenle birçok ülkede trans yağı yasaklanmakta veya gıdaların içerisindeki miktarı minimuma indirilmektedir.

    Ve gelelim güzel habere.Türkiye’de margarin sanayinin 2000 Yılından itibaren 2006 yılına kadar margarin sanayii, trans yağa neden olan hidrojenasyon tekniğini bırakarak, gerekli yatırımları yapıp modifikasyon teknolojilerini kullanmaya başladı. Bu teknolojiler ile birlikte trans yağ içeriğini %1 in altına kadar düşürmeyi başardı. 2007 yılında da Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı da ürettikleri yağların içerisinde % 1 in altında trans yağ olduğu için trans yağ içermez ibaresini koymalarına izin verdi.

    Bir atasözü vardır. Adı çıkmış dokuza inmez sekize diye. Margarinin de adı çıkmış dokuza inmez sekize. Fakat unutmayalım ki şu anda dünyada üretilen tüm sızma zeytinyağını ülkemize getirsek bile nüfusun % 10 una bile yetmez. Dolayısı ile eğer yağ yemek sağlığımız için önemliyse kendisini iyileştirmeye çalışan sektörleri de desteklemek bizim görevimizdir diyen Dr.Fevzi Özgönül,’ Peşin hükümlü olmak ve gelişmelere gözünü kapalı tutmak yerine, en azında bu alanda eski araştırmaları bir yana bırakıp bu alanda yeni araştırmalar da yapılmasını sağlamalı ve desteklemeliyiz.’ dedi.