Etiket: Değişikliğinin

  • ÖTV değişikliğinin 2. ele etkisi

    Samsun 2. El Otomobilciler Derneği Başkanı İbrahim Kınık, Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) oranlarındaki değişikliğin ikinci el piyasasına bir etki yapmadığını belirtti.

    ÖTV oranlarındaki değişiklik Resmi Gazete’de yayınlayarak yürürlüğe girdi. ÖTV zammı ile araba fiyatları kademeli artış gösteriyor. Kanuna göre; motor silindir hacmi 1600 CC’yi geçmeyip, değeri 40 bin lirayı aşmayanlar için yüzde 45, 40 bin ve 70 bin lira arasındakilere ise yüzde 50 ÖTV uygulanacak. Motor silindir hacmi 1600- 2000 CC olan, değeri ise 100 bin lirayı aşmayan araçların ÖTV’si yüzde 100 olarak belirlendi. ÖTV değişikliği ile ilgili açıklama yapan Samsun 2. El Otomobilciler Derneği Başkanı İbrahim Kınık, değişikliğin ikinci el piyasasına etki yapmadığını söyledi.

    Kınık: “Bize yaramadı”

    ÖTV artışının ikinci el piyasasına etkisini değerlendiren Samsun 2. El Otomobilciler Derneği Başkanı İbrahim Kınık, “Doların yükselmesinin bize olumlu bir etkisi olmadı. Dolar yükselmeye devam ediyor. Bu sebeple insanların dolarlarını bozdurma gibi bir düşüncesi yok. Dolarda bir duraksama olursa bir hareketlilik olacağını düşünüyorum. Dolar alanlar para kazandı. Belki bu karı araç alarak değerlendirebilirler. İkinci el otomobil alım satımında ÖTV’nin pek bir etkisi olmadı. Sıfır araçlarda artış oldu. ÖTV artışı devlete yaradı. Bize yaramadı. İkinci el piyasasındaki arkadaşlara bunun yarayacağını zannetmiyorum. Sıfır araç satan bayilere yarayacağını düşünüyorum” dedi.

    Gidelim: “Sıfır alamıyorum, gidip ikinci el alayım’ diyen olmadı”

    Sıfır araç satan bir firmada satış müdürü olarak görev yapan Handan Gidelim ise, “Otomotiv sektöründe şimdiye kadar ki ÖTV artışları aracın motor hacmine göreydi. Yani 1.6 motora kadar olan araçlarda ÖTV oranı yüzde 45’ti. 1.6’nın üzerindeki araçlarda yüzde 90 ve kademeli olarak devam ediyordu. Bundan sonra aracın fiyatına göre ÖTV belirlendi. Müşteriler bu artışı Ocak sonrasında olabileceğini düşünüyordu. Distribütörümüz sayesinde bizden araç alan ve kaporalı müşterilerimiz bu durumdan fazla etkilenmedi. Düzenlemenin yeni çıkmış olmasıyla birlikte ÖTV artışının ikinci el piyasasına olumlu ya da olumsuz bir etkisi olmadı. ÖTV artışından sonra bize gelip de ’sıfır alamıyorum, gidip ikinci el alayım’ diyen olmadı” diye konuştu.

    Bazı vatandaşlar ise ÖTV değişikliğinin lüks araçları etkilediğini, ticari ve düşük fiyatlı araçları etkilemediğini belirtti.

  • Prof. Dr. Kestioğlu: “İklim Değişikliğinin Etkileri Yeraltı Suları Beslenerek Azaltılabilir”

    Uludağ Çevre Teknolojileri Ar-Ge Merkezi (ULUÇEV) Genel Müdürü Prof. Dr. Kadir Kestioğlu, 22 Nisan 2016 tarihinde imzalanan Paris İklim Antlaşması’nı ve bu süreçte Türkiye’nin atması gereken adımları değerlendirdi. İklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin ayak seslerinin Türkiye’de de işitilir olduğunu söyleyen Prof. Dr. Kestioğlu, bir an önce temiz enerjiye yönlenilmesi gerektiğinin altını çizdi.

    İklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yaşanmakta olduğunu ifade eden Prof. Dr. Kadir Kestioğlu, “Mevsimsel değişiklikler, erken açan çiçekler, sel felaketleri, ani sıcaklık yükselmeleri gibi iklim değişikliğine bağlı bir takım farklılıklar ülkemizde de yaşanmaya başlanmıştır. Dolayısıyla ülke olarak gerekli tedbirleri almamız gerekmektedir” şeklinde konuştu.

    Tüm insanlığın ortak amacının, sürdürülebilir kalkınmanın benimsendiği, çevre kirliliğinin önlendiği, daha temiz ve daha yaşanabilir bir dünyaya ulaşmak olduğunu dile getiren Prof. Dr. Kestioğlu, “Bu sebeple zaman kaybedilmeden iklim değişikliğinin önlenmesine yönelik hem ulusal hem de uluslararası sorumluluklar yerine getirilmelidir. 22.04.2016 tarihinde imzalanan Paris İklim Antlaşması’nda, atmosferdeki ısı artışının 1,5 derece olarak sınırlandırılması ve 2030 yılına kadar karbon emisyonlarının da yüzde 40 oranında azaltılması temel hedef olarak belirlenmiştir. Bu bağlamda ülkelere de bir takım sorumluluklar yüklendi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve diğer bakanlıklarda faaliyet gösteren ‘İklim Değişikliği Birimlerinin’ sorumlulukları arttırılmalı, Türkiye Yeşil İklim Fonu başta olmak üzere yüksek miktarda dış kaynak sağlamalı, 2050 yılı ve sonrasını kapsayacak, ‘Ulusal Katkı Beyanları’ hazırlamalı, temiz enerjiye hızla yönelmeli, yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği konularında teşvik sağlanmalı, aynı zamanda karbon fiyatlaması sağlanarak karbon kullanımının önüne geçilmelidir” dedi.

    Yer altı sularının beslenmesinin de önemli bir tedbir olduğunu savunan Prof. Dr. Kadir Kestioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hem Paris İklim Antlaşması’nda istenen zorunluluklar, hem de Türkiye’nin yerine getirmeyi taahhüt ettiği şartlar, elbette iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini belirli oranda önleyecektir. Ancak bu tedbirler uzun zaman alacaktır. Bunların yanında derhal uygulayabileceğimiz çok önemli bir tedbir vardır, o da mevcut Kentsel AAT’lerden çıkan suları ileri derecede arıtarak yeraltı sularını beslemektir. Türkiye kömür santrallerini yaygınlaştırmaya çalışırken, İngiltere’de ilk kez güneş enerjisi kullanımı, kömür santralleri kullanımını geçmiştir. Portekiz, kömür santrallerini 3 gün boyunca kapatarak güneş ve rüzgar enerjileri ile ülkenin enerjisinin yeterli olabileceğini göstermiştir.”

  • İklim Değişikliğinin Etkileri

    Çevre Mühendisleri Odası Genel Başkanı Baran Bozoğlu, iklim değişikliği nedeniyle Türkiye’nin orta kesimlerinde yoğun kuraklık ve yer altı suyunun tükeneceğinin, deniz kıyısındaki alanlarda ise toprak kayıplarının olacağının tahmin edildiğini söyledi.

    TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Samsun Şubesi, Dünya Çevre Günü nedeniyle Mimarlar Odası Samsun Şubesi Konferans Salonu’nda bir söyleşi düzenledi. Av. Burhan Uyan ve Çevre Mühendisleri Odası Genel Başkanı Baran Bozoğlu’nun konuşmacı olduğu söyleşide Türkiye’deki çevresel faktörler ve iklim değişikliğine etki eden faktörler hakkında açıklamalarda bulunuldu.

    Program ilk olarak Çevre Mühendisliği Öğrencisi Merve Aktürk’ün “Yaşam Alanlarına Objektif Bakış” adlı resim sergisinin açılışı ile başladı. Daha sonra ise programın açılış konuşmasını yapan Çevre Mühendisleri Odası Samsun Şube Başkanı Özcan Çoluk, tüm katılımcılara ilgilerinden dolayı teşekkür etti.

    Söyleşide ilk konuşmacı olarak söz alan Burhan Uyan, doğal yaşam ve çevresel faktörleri etkileyen konular hakkında kendi gözlemleri ve bilimsel verilerden hazırladığı bir sunum gerçekleştirdi.

    Sunumdan sonra söz alan Genel Başkan Baran Bozoğlu, doğal afetlerin insanları olumsuz yönde etkilediğini belirterek, “Son 20 yıl içerisinde oluşan afetlerin yüzde 90’ının sel, fırtına, sıcaklık dalgaları ve diğer hava olaylarından kaynaklandığı tespit edilmiştir. Yaşanan toplamda 6 bin 457 afet, 606 bin kişinin yaşamını yitirmesine, 4.1 milyar insanın yaralanmasına ve evsiz kalmasına mal olmuştur. Kuraklıktan nedeniyle ise 1.1 milyar insan zarar görmüştür. Türkiye’de 2015 Yılında Kaydedilen Meteorolojik Karakterli Doğal Afetlerin Kısa Değerlendirmesi Raporu’nda, 2015 yılında 731 adet afetin rapor edildiği belirtilmektedir. Bu sayı 2014 yılında 500 adettir. 2015 yılının dünyanın en sıcak yılı olduğunu hatırlatmak gerekir” dedi.

    Doğal afetlere harcanan paranın terör yardımlarına harcanan paradan daha fazla olduğunu dile getiren Baran Bozoğlu, “2000 – 2010 yılları arasında ülkemizin terörden zarar görenlere yaptığı yardım 2 milyon 227 bin 600 TL, yangın barınma ve diğer yardımlar 27 milyon 117 bin 007 TL ve hava olaylarından kaynaklı afetler nedeniyle yaptığı yardım ise 288 milyon 295 bin 264 TL’dir. Özetle, iklim değişikliği kaynaklı yaşanacak afetler terörden de yangın ve barınma nedenli ihtiyaçlardan da daha fazla maliyete neden olmaktadır” diye konuştu.

    “TÜRKİYE’DEKİ DENİZ SEVİYESİ YÜKSELECEK”

    İlklim değişiklikleri sonrasında Türkiye’de deniz seviyesinin yükseleceğinin ve kurak alanların çoğalacağının tahmin edildiğini ifade eden Bozoğlu, “Gelecek yüzyılın başında yani 2100’de 1985 – 2005 yılları arasındaki deniz seviyesi yüksekliğinden 0.26 – 0.82 metre denizin yükseleceği öngörülmektedir. Bunun Karadeniz’deki yansıması 0.82 metrelik bir yükselmede erozyonla birlikte 7 – 32 metre geri çekilme olabileceği ön görülmüştür. Fırat Nehri’nde, havzadaki yağış eksikliği sebebiyle 21. yüzyılın sonunda önemli ölçüde azalma hesaplanmış ve bu azalmanın yüzde 30- yüzde 70 oranında olduğu ortaya konmuştur. Yapılan bir çalışmalarda, 21. yüzyılın ilk yarısında Türkiye’nin batı sahilleri için yağışlardaki azalmanın büyüklüğünün yüzde 5- yüzde 25 oranında olduğu tüm model sonuçlarında tutarlılığını korumuştur. İklim değişikliği nedeniyle ülkemizin orta kesimlerinde yoğun kuraklık ve yer altı suyunun tükeneceği belirtilmekte, deniz kıyısındaki alanlarımızda ise toprak kayıplarının olacağı tahmin edilmektedir. Yaşanan yağış rejimi değişikliği, yoğunluğunun ve sıklığın artması nedeniyle sel felaketlerinin olacağı su götürmez bir gerçektir. Yaşanacak olası afetlerden kaynaklı kayıp ve zararlarımızın kentte ve kırda uygulayacağımız politikalar ile paralel olduğunu söylemek gerekir. Risk analizinin, erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi gerekmektedir” şeklinde konuştu.