Etiket: Değişikliğinin

  • İklim değişikliğinin kırsal turizme etkisi değerlendirilmeli

    İklim değişikliğinin kırsal turizme etkisi değerlendirilmeli

    Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda faaliyet gösteren Bursa Eskişehir Bilecik Kalkınma Ajansı (BEBKA) tarafından düzenlenen canlı seminerde, kırsal turizmde yöresel ürünlerin değerlendirilmesi konuşuldu.

    Eskişehir Yatırım Destek Ofisi (YDO) Koordinatörü Güliz Ünal moderasyonunda Master Şef – Ziraat Mühendisi Deniz Orhun ve Anadolu Üniversitesi Turizm Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Semra Günay Aktaş tarafından kırsal turizmde yöresel ürünler değerlendirildi.

    “İklim değişikliğinin kırsal turizme etkisi değerlendirilmeli”

    Turizm coğrafyası, sürdürülebilir turizm, gıda coğrafyası başta olmak üzere birçok kitap ve akademik çalışmaya imza atan Anadolu Üniversitesi Turizm Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Semra Günay Aktaş, İklim değişikliği üzerine yapılmış birçok çalışma bulunduğuna dikkat çekti.

    Kırsal turizmin önemini vurgulayan Günay Aktaş şunları kaydetti: “Küresel turizm hareketinin iklim değişikliğine olumsuz yönde etkileri var. Küreselleşme turizmi arttırdı, hareketliliği arttırdı. Dünyada turizmden geçinenlerin de gelirlerini arttırdı. Ama diğer taraftan iklim değişikliği turizm açısından ciddi risk oluşturuyor. Küresel turizmle ilgili bir dur denilmeli ve kırsal turizm yapılmalı.Böylece gelir doğrudan kırsal halka gelecek ve kırsal hayata sermaye akışının olması refahı artıracak. Kırsal ürünler değer kazanacak. Müşteri aramak zorunda kalmayacaksınız ve müşteri ayağınıza gelecek.Önemli olan her köyün taşıma kapasitesinin belirlenmesi ve rezervasyon sistemiyle misafir ağırlamaları. Böylece hem kalitenin korunmasına hem de civar köylerde de turizm hareketliliğinin başlamasına katkı sağlanacaktır ”

    BEBKA Eskişehir YDO Koordinatörü Güliz Ünal ise “Çok fazla değerimiz ve kaynağımız var, yöresel ürünlerimizi turizm anlamında doğru zamanda duyurmamız gerekiyor” diye konuştu.

    “Kırsal turizmde yöresel ürünler değerlendirilmeli”

    Şikago Uluslararası Mutfak Festivalinde “Yılın En İyi Şefi” olarak onurlandırılan, Beyaz Saray’dan Hollywood’a birçok ünlüye yemek yapan Master Şef ve Ziraat Mühendisi Deniz Orhun ise kullanılmayan gıda kaynaklarının değerlendirilmesi gerektiğine işaret etti.

    Orhun, şunları söyledi: “Yosun ki biz onlara deniz otu diyoruz, oldukça büyük bir besin kaynağı, fakat kültürümüzde olmadığı için yosunları biz yemiyoruz. Kendi ülkemizde yetişen, denizlerimizde olan bu yosunları dünya piyasasına pazarlayabileceğimizi düşünüyorum. Aynı zamanda kuzugöbeği de köylerimizde ormanlarımızda bulunuyor, fakat bunların hepsinde tesis, eğitim ve toplamayı bilmek şart. Aynı zamanda, hurmanın tuzlu suyla sulanmasına rağmen tadını kaybetmediği de gözlemlenmiştir.”

    Birçok ürün için festival düzenlendiğini ve bu festivallerin zamanında yapılması gerektiğini anlatan Orhun sözlerini şöyle tamamladı: “Turizm belki de artık dijital turizme dönecek. Pilot köy oluşturup bunu dijital ağda tanıtıyorsunuz, o dönemde mevsimsel pazarladığınız ürünleri yazıyorsunuz, hatta uygulamayı geliştirip sulama zamanını bile görebiliyorsunuz. Şehirde yaşayan bir insan köy hayatına alışan bir kişiyle bir değil.Bu nedenle sizin belirli miktarda para ödediğiniz bir arazide çiftçi sizin için bir şeyler yapıyor olacak ve uygulama sayesinde neyin ne zaman yapıldığını sizler de görebileceksiniz. Olacak olan aktiviteyi insanlara göstermek önemli.”

    Ajansın kurumsal YouTube kanalından ulaşılabilen canlı seminer izleyenlerden gelen soruların da cevaplanması ile tamamlandı.

  • ‘Küresel İklim Değişikliğinin Tarıma Etkisi’ konulu konferans düzenlendi

    Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesinde düzenlenen konferansta ‘Küresel İklim Değişikliğinin Tarıma Etkisi’ konusu ele alındı.

    Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi Biyosistem Mühendisliği Bölümü tarafından Kültür ve Kongre Merkezi Mustafa Hayri Efendi Konferans Salonunda düzenlenen konferansa, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Fatma Karipcin, Mühendislik Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sezen Aksöz, Nevşehir İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürü Okan Yılmaz ve Şube Müdürleri, Nevşehir Meteoroloji İl Müdürü Adem Yalçın, kurum müdürleri, çiftçiler, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.

    Program saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından Mühendislik Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sezen Aksöz’ün selamlama konuşması ile başladı.

    Konferansa konuşmacı olarak katılan Üniversitenin Mühendislik Mimarlık Fakültesi Biyosistem Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Cüneyt Bağdatlı, küresel iklim değişikliğine bağlı olarak Nevşehir ilinde uzun yıllar bazında sıcaklık ve yağış verilerinin değerlendirdiği bir çalışmasında yaz aylarındaki ortalama sıcaklık değerlerinde ciddi bir artışın olduğunu buna bağlı olarak ise ilkbahar aylarındaki yağış değerlerinde ise yıllar bazında azalan bir durumun ortaya çıktığını belirtti.

    Bağdatlı; “Dünyamızı enerji kaynağı olan güneşin doğal yapısının bozulması, atmosfer tabakasındaki bozulmalar sera gazı etkisi meydana getirmekte. 1992’den 2014 yılları arasına baktığımızda sera gazı dağılımda artış olduğunu görüyoruz. Bunu da büyük ölçüde sanayileşme, yoğun araç kullanımı gibi birçok faktör tetiklemekte. Diğer taraftan yapılan araştırmalara göre 2030 yılına kadar kış sıcaklıklarında 4 derece artış olacağı, yaz sıcaklarında da 6 derece artış olacağı tahmin ediliyor. 1981-2013 yılları arasında Türkiye’deki ortalama sıcaklık değeri dağılımına baktığımızda da artış olurken, yağış dağılımında da düşüş var. 2014 verilerini dahil ederek Nevşehir için yaptığımız analizde ise, son yıllarda mevsimsel bazda sıcaklıklarda artış olduğunu tespit ettik. Bu verilere göre Nevşehir’de sıcak hep artış eğilimde iken, yağış hep azalış eğiliminde. Yani Nevşehir toplam yağış düşen iller arasında ve kurak iller arasında yer almakta. Küresel ısınma beraberinde su kaynaklarından tutun, tarıma, sağlıktan tutun bir çok alanda olumsuz etkileri de beraberinde getirmektedir. Bunun için gereken önlemlerin biran önce alınması gerekir” dedi.

    ‘Küresel İklim Değişikliğinin Tarıma Etkisi’ üzerine konuşan üniversitenin Mühendislik Mimarlık Fakültesi Biyosistem Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Halil İbrahim Oğuz ise; “Küresel iklim değişikliğine bağlı olarak ortaya çıkan atmosferdeki ısınma sonucunda, buzullarda erime, deniz seviyesinin yükselmesi, yağışlardaki değişim ekstrem hava olayları, ekosistemlerin değişimi, bazı hayvan türlerin yok olması, sel, fırtına, kasırga gibi doğa olaylar ortaya çıkıyor. 1750 yılından bu yana atmosferdeki CO2 seviyesi %30 artarken, maalesef dünya talebimize kaynak yetiştiremez duruma geldi.

    Küresel ısınmanın potansiyel etkileri açısından, risk grubu ülkeler arasında olan ülkemizde Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız tarafından iklim değişikliğiyle mücadele stratejileri içerisinde önemli çalışmalarda bulunmakta. Özellikle arazi toplulaştırma stratejisi konusunda büyük bir adım atıldı. Böylelikle hem maliyet düşürülürken, hem de verimlilik artırılıyor. Ülkemizde organik tarım alanında da, doğal yollarla verimliliğin arttırılması, toprak ve genetik kaynakların korunması, erozyonu önleme, su kaynaklarını ve su kalitesi ile yenilenebilir enerji kullanımının sağlanması yönelik önemli adımlar atılmakta.

    Sonuç olarak ülkemizde küresel iklim değişikliğine karşı iyi tarım uygulamaları, organik tarım uygulamaları, üretimin her aşamasında izlenebilirliğinin sağlanması, bitki hastalık ve zararlıları ile mücadele, kuraklığa dayanıklı tohum çeşitlerinin geliştirilmesi, gen ve tohum bankalarının kurularak arazi toplulaştırmasına hız verilmeli. Ayrıca tüketiciler bilinçlendirilerek iklim değişikliğine uyum sağlamaya yönelik desteklemelerde bulunulmalıdır” diye konuştu.

    Konferans Doç. Dr. Halil İbrahim Oğuz, Yrd. Doç. Dr. Cüneyt Bağdatlı, Nevşehir İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürü Okan Yılmaz ile Nevşehir Meteoroloji İl Müdürü Adem Yalçın’ın katılımcıların sorularını birlikte cevaplamasının ardından plaket takdimiyle son buldu.

  • İklim değişikliğinin tarıma etkilerinin azaltılması uygulamaları Türkiye’ye örnek olacak

    İklim değişikliğinin tarıma etkilerinin azaltılmasına yönelik Mersin’de gerçekleştirilecek uygulamalar Türkiye’ye örnek olacak. Avrupa Birliği ve Türkiye’den hibe desteği alan ‘İklim Değişikliğinin Sürdürülebilir Tarımsal Biyolojik Çeşitlilik Yönetimi ile İklim Değişikliği Etkilerinin Azaltılması Projesi’ sonunda hazırlanacak rapor ilgili Bakanlıklara sunularak, bir yol haritası oluşturması hedefleniyor.

    Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilen, Yürütücülüğünü Mersin Ziraat Odası’nın yaptığı, Mersin Üniversitesi (MEÜ), Toroslar Belediyesi ve Selanik Organik Tarım Üreticileri Birliği’nin paydaş olduğu ‘İklim Değişikliğinin Sürdürülebilir Tarımsal Biyolojik Çeşitlilik Yönetimi ile İklim Değişikliği Etkilerinin Azaltılması Projesi’nin tanıtımı yapıldı. MEÜ Çiftlikköy Kampüsü Vadi Tesisleri gerçekleştirilen tanıtım toplantısında, projenin ayrıntıları anlatıldı. Toplantıya, Selanik Organik Tarım Üreticileri Birliği Başkanı Dimitris Simaretes de katıldı.

    Toplantının açılışında projeyle ilgili bilgi veren Proje Koordinatörü, Mersin Üniversitesi Öğretim Görevlisi Mesut Salih Uzman, 2016’da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na sundukları projenin, 2017 yılının Mayıs ayında yaklaşık 400 proje arasından kabul edilen 38 proje arasında yer aldığını söyledi. Projenin yaklaşık 18 ay süreceğini, AB ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından karşılanan 50 bin Euro hibe bütçeye sahip olduğunu bildiren Uzman, dünyanın, iklim değişikliğinin her gün yaşandığı bir süreçte olduğunu, buna da esasen insanların neden olduğunu vurguladı. Sera gazlarının oluşturduğu etkilerin insanları olumsuzluklarla karşı karşıya getirdiğini belirten Uzman, bu çerçevede özellikle öğrencileri bu konuda bilinçlendirmek gerektiğinin altını çizdi. Toroslar’daki ilköğretim öğrencilerine iklim değişikliği üzerine bilinçlendirme eğitimleri verecekleri bilgisini paylaşan Uzman, şöyle devam etti: “Temel hedef kitlemiz ise iklim değişikliğinden en fazla olumsuz etkilenen çiftçilerimiz ve hayvan yetiştiricilerimiz. Öncelikle üretici birliklerinden başlamak üzere çiftçilere de yönelik bilgilendirmeler yapılacak. Selanik Üreticiler Birliği’nden bu konuda çok destek bekliyoruz. AB’deki iyi uygulamaların ve sürdürülebilir çevre dostu tarım uygulamalarının Mersin’de nasıl yapılmasıyla ilgili bir bilgi paylaşımı yapacağız. Bunları da çiftçilerimize, hayvan yetiştiricilerimize aktarmaya ve uygulatmaya çalışacağız. Üçüncü aşamamız ise sürdürebilirlik aşaması. Çünkü projeler bittikten sonra maalesef rafa kaldırılıyor ve devamlılık sağlanmıyor. Biz bu bilgi paylaşımının sürdürülebilir olmasını istiyoruz ve bilgi ağı oluşturmayı planlıyoruz. Son aşamada ise buradaki uygulamalardan elde ettiğimiz sonuçlar ve geri bildirimler doğrultusunda gerek yerel gerekse ulusal anlamda Bakanlık nezdinde iklim değişikliğinin etkisinin azaltılmasına yönelik bir politika oluşturulmasını hedefliyoruz.”

    “İklim değişiklikleri Türkiye gibi geçimi suya, tarıma dayalı bölgeleri çok etkiliyor”

    Toplantıda konuşan MEÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Çamsarı, bugün dünya iklim sisteminde ciddi değişiklikler olduğunu ve bu değişikliklerin özellikle Türkiye gibi suya, tarıma dayalı geçimi, sanayisi olan bölgeleri çok etkilediğini söyledi. Suyun başlı başına bir sorun olduğunu vurgulayan Çamsarı, “Her ne kadar biz bölgemizde bu konuda çok sıkıntı yokmuş gibi düşünsek de dünyanın gidişi ve iklim değişikliği, özellikle ülkemizin Güneydoğu, Doğu, İç Anadolu gibi bölgelerinde ciddi kuraklık tehlikesi oluşturmakta. Ayrıca Mersin, Adana, Ege, Akdeniz gibi bölgelerde de zaman içinde bu kuraklık tehlikesinin ve temiz kullanılabilir suyun ciddi sorun olacağı konusunda sinyaller vermekte. Bu, zincirleme bir sorun yaratıyor. Tarımı sadece bitkisel anlamda düşünmemek lazım. Bunun arkasından hayvancılığın da ciddi şekilde direk etkilenmesi, üretimin etkilenmesi ve dolayısıyla ülke ekonomisinin ve yaşam standardının düşmesi söz konusu” dedi.

    Bu projenin, 2016’da Söz konusu sorunlar karşısında önlemler almak ve özellikle Mersin’deki tarımsal alanlarda bu değişikliklerin etkilerinin azaltılabilmesi için ne yapılabilir düşüncesinden yola çıkarak doğduğunu anlatan Çamsarı, “Bu projeye bölgede ve belki de Türkiye’de ilk adım atmanın, ön ayak olmanın verdiği gururu yaşıyorum. Çünkü bu işin öneminin farkındayız, gelecekte bize nelere mal olacağını konusunda da bilincimiz var. Projeden çıkan çıktıları, çalışmanın sonuçlarını da mutlaka ilgili Bakanlıklarımızla paylaşacağız ve muhtemelen de bu paylaşımlar akademik kökenli olduğu için ülkesel politikalara da yön vermede etkili olacağına inanıyorum” diye konuştu.

    “Bu çalışmayla hem Mersin hem ülke tarımını geleceğe hazırlamayı hedefliyoruz”

    Mersin Ziraat Odası Başkanı Cengiz Gökçel ise doğal afetlerin en fazla zarar verdiği ekonomik kesimin üretici kesimi olduğunu vurguladı. Mersin’de geçen yıllarda fırtına, dolu, sel ve su taşkını afetleri olduğunu anımsatan Gökçel, özellikle yıllardır süregelen don afetlerinden çiftçilerin çok büyük zararlar gördüğünü ifade etti. Uzmanların, artan sera gazlarıyla birlikte değişen iklim koşullarının bu afetlerin önümüzdeki dönemlerde daha fazla ve yoğun bir şekilde hissedileceğini dile getirdiklerini aktaran Gökçel, “Yaptığımız bu çalışma da bu açıdan çok önemli. Hem Mersin tarımını hem ülke tarımını geleceğe hazırlamak, bu konuda bir farkındalık yaratmak, bu çalışmayı yapan herkes için gurur kaynağı, çünkü geleceğimizle ilgili doğru şeyleri yapmamıza vesile olacak” ifadelerini kullandı.

    Doğal afetler nedeniyle çiftçilerin ve Türkiye’nin hem sosyal hem ekonomik yönden zarar görmemesi için sadece Türkiye’nin değil, dünyadaki gelişmiş ülkelerin de mutlaka küresel iklim değişikliğiyle ilgili toplu mücadele etmeleri, uzman önerilerini dikkate almaları gerektiğinin altını çizen Gökçel, “Proje kapsamında oda olarak bilinçlendirme, farkındalık eğitimleriyle iklim değişikliğine sebep olan özellikle sera gazlarının azaltılması ve alternatif tarım ürünlerinin geliştirilmesi konularında çalışmalar yapacağız. Uzmanlar, dünya nüfusunun 2050 yılında 9 milyar 600 milyona ulaşacağını söylüyorlar. 2050 yılına kadar çeşitli nedenlerle kaybolan ve tarım dışına çıkan topraklar, toprakların aşırı kirlenmesi ve doğal afetler nedeniyle kaybolan topraklar neticesinde tarım ürünleri üretiminin yüzde 60-70 oranında artırılması gerektiği de bir gerçek. Eğer biz bu süreçte Mersin ve Türkiye olarak doğru şeyler yaparsak hem kendi insanımızı sağlıklı biçimde ayakta tutacağız, doyuracağız hem de gelecekte tarımdan ülke olarak ekonomik olarak da çok büyük gelirler elde edeceğiz. Yunanistan’daki ortağımız Organik Tarım Üreticileri Birliği ve Toroslar Belediyesi ile proje kapsamında tarımsal ve hayvancılık alanında iyi uygulama örneklerini yerinde görerek bölgemizde yaygınlaşması için çaba sarf edeceğiz. Yunanistan ile zeytin üretiminde tekniklerin geliştirilmesi ve yaygınlaşmasına destek olacağız. Mersin Üniversitesi’nden uzmanların hazırlayacakları teknik raporlar ile tarımsal biyoçeşitlilik, organik tarım ve iklime uygun tarım konulardaki politikalar ve düzenlemeler ile AB çerçevesi hakkında bir rapor hazırlanacak” şeklinde konuştu.

    Toroslar Belediyesi Proje Müdürü Ahmet Ata da belediye olarak iklim değişikliği projesi ile aynı paralelde yürütecekleri tarım ve hayvancılığı geliştirme projesi ile ilgili bilgiler verdi. Çiftçilerin tarımdan uzaklaşmamaları için tarım ve hayvancılık konusunda çalışmalar yapacaklarını belirten Ata, hayvancılık konusunda pilot bölgeler belirleyeceklerini, ayrıca alternatif ürün yetiştirmede de hızlı bir çalışma içine girdiklerini söyledi.

  • Obruk gölünde balıklar ani iklim değişikliğinin kurbanı oldu

    Tarım ve Hayvancılık İl Müdürü Kenan Şahin, Obruk Gölünde meydana gelen balık ölümlerinin ani iklim değişikliklerinden kaynaklandığını belirtti.

    İki gün önce, Mucur ilçesi sakinlerinin Obruk gölünde balıkların telef olduğu ve yetkililerin önlem alması gerektiğine dair yaptığı basın açıklamasına, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürü Kenan Şahin yazılı açıklama ile yanıt verdi. Balık ölümlerinin durdurulması için gerekli tedbirlerin alındığını belirten İl Müdürü Kenan Şahin, açıklamasında, “Kırşehir’de yaşanan ani iklim değişikliği ve aşırı sıcaklıklar nedeniyle azalan oksijen miktarı 10 dekar alanlık bir alanda bulunan Obruk Gölünde balık ölümlerine neden olmaktadır. Yaşanan balık ölümleri ile ilgili olarak gerekli bilgilendirmeler yapılmıştır. Yaşanan balık ölümleri çok az miktardadır. Obruk Gölünde balık ölümlerinin durdurulması için alt yapı çalışmaları devam etmektedir ve bütün tedbirler alınmıştır. Suyun debisinin düşmemesi için tarımsal sulanma kısıtlanmıştır, ayrıca göle yakın zamanda balık bırakılacaktır” ifadelerine yer verdi.

  • Bakan Bozdağ: “Milletten korkmayın, anayasa değişikliğinin millete gitmesini engellemek için uğraşmayın”

    Referanduma götürülen Anayasa değişikliğini Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarafından Anayasa Mahkemesine götürülmesinin doğru olmadığını belirten Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, “Milletten korkmayın anayasa değişikliğinin millete gitmesini engellemek için uğraşmayın” dedi.

    Bir dizi etkinlik için Yozgat’ta gelen Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Yozgat Valiliğine ziyarette bulundu. Bakan Bozdağ burada, Cumhuriyet Halk Partisi’nin anayasa değişikliğini, Anayasa Mahkemesine götürmesine yönelik açıklamalarda bulundu.

    Dün itibariyle anayasa değişikliği teklifinin Cumhurbaşkanlığına sunulduğunu hatırlanan Bakan Bozdağ, “Cumhurbaşkanımızın anayasa değişik teklifini referanduma götürme kararı veren onayının Resmi Gazetede yayınlanmasını takip eden 60. günden sonraki ilk Pazar günü yapılacaktır. Dün itibariyle anayasa değişiklik teklifi Cumhurbaşkanlığı makamına sunuldu. Sayın Cumhurbaşkanımızın incelemesi söz konusu. Burada 15 günlük bir süre var. Bu süreyi doldurur mu doldurmaz mı ne kadar süre sonra bu konuda karar verir onu bilme imkanımız yok. Ancak önümüzdeki takvim 3 aşağı 5 yukarı gözüken bir takvimdir. Önümüzdeki 9-16 Nisan tarihleri daha yakın tarihler olarak görülmektedir. Ancak bunun nihaiyi şekli Cumhurbaşkanımızın onayına göre şekillenecektir” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi’nin, Anayasa Mahkemesine gideceğini açıklamasına ise Bakan Bozdağ, “Hem Genel Başkanları hem de parti adına konuşanlar açıkladı. Bu her zamanki yanlışlarını tekrar edeceklerini açıklamaktır. Bu güne kadar halka giden her meseleyi CHP, halka gitmesin diye engellemeye çalışmıştır. 2010 anayasa Değişikliğine ilişkin teklifte CHP tarafından Anayasa Mahkemesine götürüldü. Daha başka çok şey de Anayasa Mahkemesine götürüldü. Aman millete konu gitmesin diye. Hatırlarsanız daha önce Cumhurbaşkanını halk tarafından seçilmesine ilişkin değişiklik o zaman parlamento yapmıştı. O zamanda CHP zihniyeti, Sayın Cumhurbaşkanımızın 367’nin üzerinde kabul oyu almasına rağmen o da halka götürüldü” ifadelerine yer verdi.

    “Şu anda CHP’nin yapması gereken şey Anayasa Mahkemesine gitmemektir, doğru olan budur” diyen Bakan Bozdağ, “Çünkü ortada henüz yapılmış anayasa değişikliği yoktur. Anayasa değişikliğini yapma kararı almış ve bu kararın doğruluğunu bir de millete soralım diyen bir parlamento kararı vardır. Anayasa değişikliği, halk oylaması sonucu milletin kabulü üzerine olacaktır. Şimdi millete giden bir değişikli Anayasa Mahkemesine götürmenin bir anlamı var mı? Yok. CHP maalesef götürüyor. Biz diyoruz ki milletten korkmayın, milletten kaçmayın. Anayasa değişikliğinin millete gitmesini engellemek için uğraşmayın. Milletten kaçmanın, milletten korkmanın demokraside izah edilebilir bir yönü yoktur. Eğer halka inanıyorsanız adınız Halk Partisi inanmanız lazım. O zaman halka güvenmeniz gerekir. O zaman derdinizi gidin halka anlatın halk karar verecektir. Ben CHP’nin halktan bu kadar korkmasını kaçmasını ve meselenin halkın hakemliğine götürülmesinden rahatsız olmasını gerçekten anlamıyorum. Bırakalım halk karar versin halk ne diyorsa biz ona uyacağız. Halkımız Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine evet diyecekse bundan neden korkuyorsunuz neden çekiniyorsunuz? Bu millet neyin hayrına, menfaatine, zararına olduğunu hepimizden çok daha iyi bilecek bir basirete sahiptir” şeklinde konuştu.

    Bakan Bozdağ son olarak ise şu görüşlere yer verdi: “CHP’nin bazı temsilcileri, CHP zihniyetinde olan bazı gazeteciler, bazı çevreler şimdiden Türk halkına hakaret etmeye başlamışlar. Bunlar kendilerini çok akıllı zannediyorlar veya çok bilgili zannediyorlar. Onların cehaletleri bildiklerinden çok daha fazla. Türk milleti onların hepsinden daha akıllı ve geleceği daha iyi gördüklerine yürekten inanıyorum. Ama oturmuşlar, orada burada kendilerini bir yerde, milleti bir yerde görüyorlar. Hakaretin bin bir türünü yapıyorlar. O hakaretlere de milletimiz sandıkta eminim ki en büyük cevabı verecektir ondan da şüphemiz yoktur”