Etiket: Değildir”

  • İç Hastalıkları Kongresi’nde “Grip soğuk algınlığı değildir, şakaya gelmez” mesajı

    20. Ulusal İç Hastalıkları Kongresi’nde konuşan Prof. Dr. Serhat Ünal, gribin şakaya gelmeyeceğini belirterek, “Ülkede anlamadığım şeyler oluyor. Fol yok, yumurta yok ‘grip aşısı zararlıdır’ diyorlar. Bazı isimleri belli doktor arkadaşlarımız çıkıp ‘aşıya ne gerek var?’ diyor. ‘Şunu karıştırın için’ gibi bilimsel bazı olmayan şeyler söylüyor. Tıbbın yolu bellidir” dedi. Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Kerim Güler ise karbonmonoksit zehirlenmelerinde elektrik düğmelerinden uzak durulması gerektiğini belirterek, o anda camların açılması gerektiğini söyledi.

    20. Ulusal İç Hastalıkları Kongresi, Belek’te bir otelde yapıldı. Kongreye konuşmacı olarak Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kerim Güler, Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği Genel Sekreteri ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları AD. Romatoloji BD Öğretim Üyesi Prof. Dr. İhsan Ertenli, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları AD. Romatoloji BD Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sedat Kiraz, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastanesi ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serhat Ünal, Başkent Üniversitesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Birol Özer, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tufan Tükek, Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Özil katıldı. Kongrede ‘Karbonmonoksit zehirlenmeleri’, ‘Grip’, ‘Uzun süreli eklem ağrıları artrit habercisi’, ‘Bel ağrıları’, ‘Gebelik ve romatizmal hastalıklar’, ‘Diyabet tedavisi ve sorunlar’, ‘Akut pankreatit’ ve ‘Hipertansiyon alanında gelişmeler’ konu başlıkları ele alındı.

    Karbonmonoksitin renksiz, tatsız, kokusuz, yanıcı zehirli bir gaz olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Kerim Güler, “Vücuda solunum yolu ile girer ve doğrudan kana geçerek oksijen alımını engeller, zehirlenme ve ölüme neden olur. Karbonmonoksit zehirlenmeleri sıklıkla kapalı ortamlarda açık ocaklar, bacası çekmeyen soba, şofben, bacasız gaz sobalarında yakıtın iyi yanmaması nedeniyle meydana gelir” dedi.

    “Halkın bilinçlenmesi zehirlenmeleri azaltacaktır”

    Karbonmonoksit zehirlenmelerinin kısa süre içerisinde tıbbi müdahale yapılmazsa ölümle sonuçlandığını belirten Güler, bir karbon ve bir oksijen atomundan oluşan, zehirli bir gaz olan karbonmonoksitin (CO) doğalgaz, tüp gazı, gaz yağı, benzin, kömür ve odun gibi yakıtların yanması ya da tam olarak yanmaması sonucu oluştuğunu kaydetti. Gazın kendisinin havadan hafif, kokusuz, tatsız, renksiz olması ve tahriş edici olmaması nedeniyle fark edilmediğinden “sessiz katil veya sinsi düşman” denildiğini dile getiren Güler, şöyle konuştu:

    “Yapısında karbon içeren yakıtların havalandırması az olan yerlerde yanmasıyla, maden ocaklarında, garaj veya benzeri yerlerde egzoz dumanına bağlı olarak, tüp gaz ve şofben kullanılan yerlerde, lodos rüzgarları zamanında sobadan çıkan dumanlarla, yangınlarda diğer toksik gazlarla birlikte karbonmonoksit zehirlenmesi çok sık görülür. İlkyardım yapacak kişinin öncelikle kendisini de karbonmonoksit dumanından koruması gerekir. Camlar açılmalı ya da kırılmalı, elektrik düğmelerinden kesinlikle uzak durulmalı ve zehirlenen kişi o ortamdan hızla uzaklaştırılarak açık havaya çıkarılmalıdır. Açık havaya çıkıldığında ya da tehlikeden uzaklaşıldığında, ağız ve burun temizlenmeli, zehirlenen kişinin nefes alıp vermesi durmuşsa, suni solunuma başlanmalıdır. Halkın bilinçlenmesi zehirlenmeleri azaltacaktır.”

    “Tıbbın yolu bellidir”

    Prof. Dr. Serhat Ünal ise grip hastalığıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Gribin ciddi bir solunum yolu enfeksiyonu olduğunu kaydeden Ünal, gribin şakaya gelmeyeceğini söyledi. Sağlıklı yaşam kurallarına uymamız gerektiğine dikkat çeken Ünal, “Sigara, alkol, hareketsiz yaşamdan uzak durun. Sık sık ellerinizi yıkayın. Uykunuzu düzenli alın. Ama bunlar yetmiyor. Daha etkin yöntem grip aşısı. Ülkede anlamadığım şeyler oluyor. Fol yok, yumurta yok ‘grip aşısı zararlıdır’ diyorlar. Bazı isimleri belli doktor arkadaşlarımız çıkıp ‘aşıya ne gerek var?’ diyor. ‘Şunu karıştırın için’ gibi bilimsel bazı olmayan şeyler söylüyor. Tıbbın yolu bellidir” şeklinde konuştu.

    “İnfluenza aşısının koruyuculuğunu tartışıyorlar ama dünya artık tartışmıyor”

    Korunma kısmında mutlaka İnfluenza aşısının yapılması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Ünal sözlerine şöyle devam etti:

    “Zaman zaman televizyonda görüyoruz, influenza aşısının koruyuculuğunu tartışıyorlar ama dünya artık tartışmıyor. ‘İnfluenza aşısının etkinliği düşüktür’ dedikleri, birincil koruma etkinliği zaman zaman suşların uygunsuzluğundan dolayı yüzde 30-40’lara düşük zamanlar olsa bile, o yıllarda ikincil koruma yani aşı yapılmış-yapılmamış kişiler arasında her türlü hastalıktan ölüm, her türlü hastalıktan hastaneye yatış farkına bakıldığında; hastaneye yatışlarda yüzde 50-60, mortaliteden yüzde 80’e kadar çıkan bir fark var. Bu yüzden belli indikasyonlarda; -belli indiksiyonlarda derken, ABD bu indikasyonları da kaldırdı- 6 aydan büyük herkesi aşılıyor. Yılda 250-260 milyon doz aşı yapıyorlar. Bizdeki durumsa, o kadar aşımız yok. Belli indikasyonlar var; 65 yaş üstü mutlaka yapılmalı. Ayrıca diyabet, KOAH, sol kalp yetmezliği, kronik karaciğer yetmezliği, kronik böbrek yetmezliği, immünsüpresif hastalar, streoid kullananlar, kanser tedavisi görenler, HIV pozitif hastalar. iki tane önemli grup; gebeler ve ekzojen obezitesi olanlar mutlaka bu mevsimde influenza aşısıyla aşılanmak durumundadır.”

    “Kalıcı şekil bozukluklarına neden oluyor”

    Bel ağrılarının bir kısmının ciddi nedenlere karşılarına çıktığını ifade eden Prof. Dr. Sedat Kiraz, bel ağrısının en sık karşılaşan ağrı nedenlerinin başında geldiğini dile getirdi. Erişkinlerin yüzde 80’inin yaşamlarının bir döneminde en az bir kez bel bölgesinde ağrıdan yakındığını vurgulayan Kiraz şöyle konuştu:

    “Bu hastalığı tedavi edemezsek kalıcı şekil bozukluklarına neden oluyor. Bu bel ağrısının kendine has özellikleri var. 2000’li yıllardan sonra romatizmada çığır açıldı. İnsanlar iyi olunca doğum yapmak istiyorlar. Günlük yaşama normal devam etmek istiyorlar. Romatizmal hastalıklarda gebelik sorun yaşatabiliyor. Bir diğer gebelikle ilgili sorun yaşadığımız, ilaçların bir kısmı gebelikte kullanıldığında çocukta anormalliklere neden olabiliyor. Hekim kontrolünde hamile kalmaları ve hamile kaldıktan sonra gerekli tedavilerin yapılması gerekiyor.”

    “Birbirine sürtünmesini engeller”

    Artrit hastalığıyla ilgili bilgiler veren Prof. Dr. İhsan Ertenli, 12 Ekim Dünya Artrit Günü olarak anıldığını söyledi. Artritin eklem ağrısı olduğuna dikkat çeken Ertenli, “Hastalıkların zamanında teşhisi çok önemli. Hastaların hekime başvurmasını arttırmak gerekiyor. Eklem, kemiklerimizin birleştiği, çoğu oynar bölgelere verilen isimdir. Bazı eklemlerimiz çok hareketlidir (örnek; dirsek, diz, parmak, ayak bileği eklemleri); bazı eklemlerimiz ise, sadece kemiklerin birleşmesini sağlar (kafatasımızdaki eklemler). Omurgamızda da boyun ve belimizi hareket ettirmemizi sağlayan eklemler vardır. Eklemlerde bulunan kıkırdak dokusu kemiklerin birbirine sürtünmesini engeller” diye konuştu.

    Uzun süren artritlerin eklemlerde şekil bozukluğuna ve eklemin hiç hareket edememesine yol açabileceğini dile getiren Ertenli şu ifadeleri kaydetti:

    “Halsizlik ve yorgunluk, artritli hastalarda diğer belirtilere sıklıkla eşlik eder. Eklemlerin yapısının, özellikle kıkırdağın bozulması (dejenerasyon) ile seyreden ve halk arasında kireçlenme olarak da adlandırılan osteoartrit (artroz) en sık görülen eklem hastalığıdır. En çok diz ve kalça eklemlerini etkiler, çok sayıda eklemi tutması nadirdir. Genellikle elli yaşından sonra görülür. Bu hastalıkta ağrı genellikle hareket sonrasında ortaya çıkar, sabah yoktur. Eklemlerde bulunan zarın (sinovya) ve daha sonra eklemin iltihaplanmasının ön planda görüldüğü romatoid artrit, yıllar içinde eklemlerin tahrip olmasına yol açabilen, sık görülen, müzmin bir hastalıktır. Çok sayıda eklemde iltihap görülür. Tüm vücudu etkileyen (sistemik) ve iç organları da tutabilen bir hastalıktır. Erken tanı konulması ve uzun süre ilaçlarla tedavi edilmesi gerekmektedir.”

    “Maliyetlerin artması kaçınılmazdır”

    Ülkemizde diyabet tedavisiyle ilgili kısıtlıklar olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tufan Tüfek, konuyla ilgili çeşitli bilgilendirmelerde bulundu. Türkiye’de 14 milyon diyabetli hasta olduğunun tahmin edildiğini söyleyen Tüfek, “Hal böyleyken diyabet tedavisinde şu ana kadar yapılan tedavilerle başarı oranlarımız, hastalığı kontrol altına alma oranlarımız maalesef çok iyi değildir. 1/3 hastada ancak hedef kan değerlerini yakalayabilmekteyiz. İç hastalıkları uzmanları bu hastalıkla mücadelede en ön sırada yer almaktadır. Hastalıkla ve onun komplikasyonları ile mücadelede önemli bir görev üstlenmiştir. Ancak ne yazık ki ülkemizde komplikasyonlar nedeni ile milyarlarca para kaybedilmesine ve tedavide başarılı olamamasına rağmen SGK yeni çıkan ve dünyada kılavuzlarda en ön sıralarda yer alan ilaçları ve insülinleri iç hastalıkları uzmanlarının yazmasını yasaklamıştır. Geri ödemeden çıkarmıştır. Bu anlamsız ve bilimsel olmayan yasak nedeniyle birçok hasta yeni çıkan diyabet ilaçlarından mahrum kalmıştır. Bu durum hastalıkla mücadelede önemli bir sıkıntı yaşamıştır. Bu tutum nedeniyle 5-10 sene sonra diyabete bağlı komplikasyonların ve dolayısı ile maliyetlerin artması kaçınılmazdır” dedi.

    “Bir diğer sebebi ise ilaçlar”

    Prof. Dr. Birol Özer ise akut pankreatit hastalığıyla ilgili bilgilendirmelerde bulundu. Özer, “Kişide safra taşı varsa veya alkol kullanıyorsa bu hastalarda pankreatitle karşılaşıyoruz. Bu rahatsızlığın yüzde 80’i damardan sıvı tedavisiyle düzeltilebiliyor. Bir diğer sebebi ise ilaçlar. Birçok ilaç pankreatit sebebi. Biz hekimler hatalar böyle bir tabloyla karşılaştığımızda ilaçları mutlaka sorguluyoruz. Obez kişiler, obez olmayan kişilere göre pankreatit olma oranı 2 ila 3 kat arasında değişiyor” ifadelerini kullandı.

    “12-8 düzeylerine indirin”

    Prof. Dr. Bülent Özin ise hipertansiyonun tehlikeli ve korkutucu bir rahatsızlık olduğuna dikkat çekti. Türkiye’de hipertansiyonun farkındalığının düşük olduğunu belirten Özin, “Birçok hasta kan basıncının yüksek olduğunu bilmiyor. Farkında olanların çoğu tedavi olmuyor. Birçok hasta, ‘Benim tansiyonum zaten böyle’ diyerek tedavi almıyor. Dünyadaki en yaygın en korkunç hastalıktır. Sinsi, hiçbir şikayet vermez. Beklenmedik ölümlere neden olur. Kan basıncını 14 seviyesinde tutmak iyi değil. Kalp hastalığınız varsa tansiyonunuzu 12ye indirin. 12-8 düzeylerine indirin. O düzeylerde tutun” şeklinde konuştu.

  • “Ergenlik sivilcelerinin bir hastalık değildir”

    Gençlerin yaşadığı ergenlik sivilcelerinin doğal yöntemlerle çözülebildiğini vurgulayan Kozmetisyen Nesrin Sürer, “Ergenlik sivilcelerinin bir hastalık değildir. Doğal bir süreçtir” dedi.

    Kozmetisyen Nesrin Sürer, ergenlikte gençler için sorun haline gelen sivilce ile ilgili açıklama yaptı. Ergenlikte görünen sivilcelerin sebebi kişilerin çocukluktan gençliğe geçiş döneminde yaşadıkları değişimlerden kaynaklandığını belirten Sürer, bu kişilerin en güzel dönemlerinde beliren sivilcelerin psikolojik sıkıntılara yol açtığını ve kişileri mutsuz ettiğini ifade etti.

    Artan sivilce problemlerinin sebepleri

    Günümüzde maalesef sivilce problemlerinin oldukça arttığını, sebeplerinin başında gençlerin son derece sağlıksız beslenmesi olduğunu anlatan Nesrin Sürer, katkı maddeli gıdaları çok tükettiklerini, cilt temizliğine pek önem vermediklerini ve özellikle kızların çok fazla makyaj yaptıklarını, sonrasında da temizlemediklerini vurguladı.

    Bu tür durumların sivilcelerin çoğalmasına sebep olduğunu dile getiren Sürer, artık günümüzde bu sivilce sorunlarının doğal yöntemlerle çözümlendiğinin altını çizdi.

    Fiziksel olgunluğu sağlayan hormonların yağ bezlerinin daha çok yağ üretmesine neden olduğunu, bu yağın deri yüzeyine geçişini sağlayan kanalların, yoğunlaşmış yağ kütlesi nedeniyle tıkadığını, ciltteki gözeneklerin bu tıkanma sebebiyle nefes alamadığını, dış etkenlerden, yani toz, kir ve makyaj artıklarından dolayı siyahlaştığını sözlerine ekleyen Nesrin Sürer, ciltte görünen deri üstü siyah noktaların da bu şekilde oluştuğunu belirtti.

    Sürer, “Ciltteki yağların temizlenmemesi halinde bakteriler bu siyah noktaların üzerinden, yani tıkanmış yağ bezleri üzerinden, kanalların içine sızarak iltihaba yol açar. Bu durumda ‘iltihaplı sivilce’ye dönüşür. Gençlerin geçiş döneminde yaşadığı en büyük sorun budur” ifadelerini kullandı.

    “Doğal yöntemlerle sivilce sorunu çözülebiliyor”

    Günümüzde özel geliştirilmiş yoğun bakım yöntemleriyle gençleri aynalara küstüren sivilcelere 1-2 yıl değil, 1-2 ay gibi kısa sürede çözüm getirildiğini söyleyen Nesrin Sürer, “Bu noktada ‘oleonol acit, moris nigra’ içerikli, ciltte antibiyotik etkisi oluşturan ‘hydro lotion’, ‘bio heating mask’la birlikte uygulanır ve yüz güldürücü neticeler alınıyor. Bu yaklaşım cildin yağ üretimini düzenleyerek yağ azaltıcı etkisiyle ciltte sivilce oluşumunu ve ilerlemesini önlüyor” dedi.

    Yöntem nasıl uygulanılıyor?

    Kozmetisyen Nesrin Sürer, yöntemin uygulanma yöntemini şöyle açıkladı:

    “İlk aşamada temiz cilde yağlanmayı önleyen ‘hydro lotion’ serumu sürülür. Yağ dengesini düzenleyen serum özel bir cihazla birlikte cilde iyice nüfuz ettirilir. Ardından ‘bio heating mask’ açmak gerekirse, mineral içerikli maskenin tüm yüz, boyun ve dekolte bölgelerine sürülür. Maskenin ısısı doğal olarak 42 dereceye kadar ısınıp tekrar 0 dereceye kadar düşerek soğuyor. Bu ısınıp ve tekrar soğuma işlemi esnasında etken maddelerin cilt altına nüfuz etmesi, soğumayla birlikte cilt gözeneklerinin sıkılaşması sağlanıyor”.

    Süer, yöntemin düzensiz ve sağlıksız beslenme, yanlış kozmetik kullanımı, kimyasallar, stres, adet düzensizliği, cilt temizliğinin ihmal edilmesi ve dış etkenler gibi sorunlardan kaynaklanan sivilcelerin düzelmesinde de son derece başarılı sonuçlar verdiğinin altını çizdi.

  • Naci Bostancı: “Finansal araçlarla Türkiye gibi ülkeleri terbiye etmek mümkün değildir”

    AK Parti Grup Başkanı Naci Bostancı, “Finansal araçlarla Türkiye gibi ülkeleri terbiye etmek, terbiye etme aracı olarak bir rezerv parayı belli bir noktada tutmak mümkün değildir” dedi.

    Partisinin 17. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla AK Parti Amasya İl Başkanlığının düzenlediği yemekte konuşan Naci Bostancı, “Finansal araçlarla Türkiye gibi ülkeleri terbiye etmek, terbiye etme aracı olarak bir rezerv parayı belli bir noktada tutmak mümkün değildir. Ekonomik paritelere bakarsak, Türkiye’nin ekonomik gerçekliğine bakarsak doların bugünkü TL olarak karşılığı 3.8, 3.9 liradır en fazla. Yani bir ülkenin ticari hacmini, bir ülkenin gayri safi milli hasılasını, bir ülkenin dünyayla kurmuş olduğu bağlantıları ve bu çerçevede yürüttüğü iktisadi üretim kapasitesini hesaba kattığınızda onun dış ödemelerde bir araç olarak kullandığı bu rezerv paranın TL cinsindeki karşılığı 3.8, 3.9’dur. En fazla 4 liradır” diye konuştu.

    Dünya finans sisteminde sermayenin kimsenin tekelinde olmadığını vurgulayan Bostancı, “Yeryüzünde çok miktarda sermaye var. Ve bunlar kârlı gördükleri alanlara hele ki gerçeklikten bu kadar kopmuş bir yükseltilmiş doları gördüklerinde onlar yeniden her şeyi asli, ekonomik gerçek değerlerine ulaşmasını sağlayacak tarzda mutlaka hareket ederler. Amerika dahil hiçbir ülke bir tadili mutlak sermaye hareketlerini bütünüyle yönlendirebilme kapasitesine sahip büyük ve güçlü bir ülke değildir. O yüzden bu girişimleri sonuç alınamayacak” şeklinde konuştu.

    Çok sayıda partilinin katıldığı yemekte Amasya Milletvekilleri Mustafa Levent Karahocagil ile Hasan Çilez, Amasya Belediye Başkanı Cafer Özdemir, eski Milletvekili Akif Gülle ve İl Başkanı Mehmet Ünek de konuşma yaptılar.

  • Hak-İş Genel Başkanı Arslan: “15 Temmuz sıradan bir darbe girişimi değildir”

    Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan, “15 Temmuz sıradan bir darbe girişimi değildir. Emperyalist Amerika’nın, onun örgütü NATO’nun ve AB’nin Türkiye’yi işgal girişimidir” dedi.

    Hizmet-İş Sendikası Elazığ Şubesinin 7. Olağan Genel Kurulu gerçekleştirildi. Hak-İş Konfederasyonu Genel Başkanı Mahmut Arslan genel kurulda yaptığı konuşmada, “Elazığ, Hak-İş Sendikamız için önemli bir merkezdir. Sadece bizim için değil, Türkiye için de önemli bir merkez. Burası ülkemizin, birliğimizin, bütünlüğümüzün, dayanışmamızın, kardeşliğimizin her türlü iç ve dış tehdide karşı birlikteliğimizin sembolü bir şehirdir. Bu şehirde olmak, bu şehirde bir kongreye katılıp, kongrede bulunmak gerçekten bizim için ayrıcalıklı. Onun için ne zaman Elazığ’da bulunsak, çeşitli ve farklı faaliyetlerimiz için her seferinde buranın farkındalığını bir kez daha yaşıyoruz. Bu şehrin kadim kültürünü, kadim değerlerini, kadim duruşuna her zaman takdirle yad ettiğimiz önemli bir merkezimizdir” diye konuştu.

    15 Temmuzu asla unutmayacaklarını ve unutturmayacaklarını dile getiren Arslan, “15 Temmuz sıradan bir darbe girişimi değildir. Emperyalist Amerika’nın, onun örgütü NATO’nun ve AB’nin Türkiye’yi işgal girişimidir. Bu ülke 15 Temmuz’da yedi düvele karşı mücadele etmiştir” diye konuştu.

    Genel kurula Arslan’ın yanı sıra AK Parti Elazığ Milletvekili Zülfü Demirbağ’da katıldı.

  • İzmir Barosu: “İdam veya hadım çözüm değildir”

    İzmir Barosu, son günlerde sıkça konuşulan çocuk istismarı hakkında basın toplantısı düzenleyerek bir açıklama yaptı. Baro yaptığı açıklamada, “İdam çözüm değildir, çözüm zihniyettir” denildi.

    Son günlerde artmaya başlayan çocuk istismarı konusunda zanlılara idamın gelmesi yüksek sesle dillendirilirken, İzmir Barosu da bir açıklama yaptı ve çözümün idam veya hadım olmadığını söyledi. Bayraklı Adliyesi İzmir Barosu’nda yapılan açıklamada konuşan İzmir Barosu Genel Sekreteri ve Çocuk Hakları Merkezi Sorumlusu Avukat İlke Erol, “Çocuk istismarı, münferit, sapık, hasta insanların idam ve hadım tartışmaları ile adeta çözümsüzlük üreterek tartışılmamalıdır. İdam veya hadım çözüm değildir. Çözüm zihniyetin değişmesidir. Zihniyet değişmedikçe, toplum bu konularla eğitilmedikçe idam işlenen suçları azaltmayacağı gibi hak, hukuk ve adalet gibi kavramları gölgede bırakacaktır” dedi.

    “Meclis’te komisyon kurulmalı”

    Çocuk istismarı konusunda mecliste kurulması önerilen çocuk hak ihlallerine ilişkinin komisyonların hızlıca kurulması gerektiğini belirten Erol, “Çocuğa Yönelik Şiddeti Önleme Ulusal Eylem Planı’nın çıkması ve hızlıca uygulanması, bu alanda çalışan sivil toplum kuruluşları ile ortak çalışmalar yürütülmesi gerekmektedir. Çocuğa yönelik şiddet 3-5 münferit olaydan ibaret olarak ele alınmadan tüm istismar hallerinin bir bütün olduğu bilinciyle hareket edilmelidir” ifadelerini kullandı.

    “Akademik çalışmalar yürütülmeli”

    Konu hakkında akademik çalışmalar yürütülmesi gerektiğini savunan Avukat İlke Erol, “Çocuklara dönük şiddeti önleme planı olmalıdır. Üniversitelerde akademik çalışmalar yürütülmeli, saha çalışmaları yapılmalıdır. Eril ve cinsiyetçi söylemler ortadan kaldırılmalı, kız ile erkeğin birlikte eğitim alması sağlanmalıdır. Hukuki düzenlemelere gidilip çocukların cinsel obje olarak görülmesinin önüne geçilmesi sağlanmalıdır” diye konuştu.