Etiket: Değil

  • Diploma Kiralamak Uygun Değil

    Konya’da yapılan İslâm Ticaret Hukuku Kongresi’nin sonuç bildirgesinde, diploma kiralama, taşıyıcı anne kiralama, araştırma ve tez yazımı için şahısların kiralanması, haram işlerin yapılması ve insan kaçakçılığı için yapılan kiralamaların uygun olmadığı belirtildi.

    Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi ve Necmettin Erbakan Üniversitesi işbirliğiyle yurt içi ve yurt dışından âlim, bilim adamı, akademisyen ve konusunda uzman kişilerin katılımıyla 15-18 Ekim 2015 tarihleri arasında yapılan II. Uluslararası İslam Ticaret Hukuku Kongresinin sonuç bildirgesi açıklandı.

    KTO VIP salonundaki basın toplantısında konuşan kongre genel sekreteri Prof. Dr. Mehmet Bayyiğit, kongrenin en önemli amacının iş dünyasının acil olarak üzerinde durduğu sorunlarına İslam hukuku çerçevesinde çözümler üretmek olduğunu söyledi. İslam ülkeleri arasında bu konuda işbirliğinin gerçekleşmiş olmasını çok önemli bir kazanım olarak ifade eden Prof. Dr. Mehmet Bayyiğit, “Ümmetin ortak problemlerine ortak çözüm üretme anlayışının yaygınlaşması açısından da çok önemli bir kazanım yakaladığımızı düşünüyorum. ABD’deki fıkıh konseyinden Katar’daki İslam Alimleri Birliğine kadar, Suudi Arabistan’dan Ürdün ve Malezya’ya kadar birçok ülkeden İslam bilim insanları bir araya gelerek işbirliği yapmış olmaları çok önemli. Bundan sonraki kongrelerde iş birliği artarak devam edecek. Konya merkezli kongrenin bundan sonrada kurumsallaşarak geleneksel hale gelmesi için çok önemli bir adımdır” dedi.

    HARAM FAALİYETTE BULUNAN İŞ YERLERİNE HİZMET SUNUMU

    Kongrenin bilim kurulu üyesi Prof.Dr. Ahmet Yaman ise sonuç bildirgesinden önemli başlıkları aktardı.

    Haram faaliyetlerde bulunan iş yerlerine dışarıdan bir ürün satımı ya da hizmet sunumu meselesinin çok sorulduğunu anlatan Prof. Dr. Yaman, şunları söyledi:

    “Eğer sizin sunduğunuz hizmet veya mal, haram işle iştigal eden işletmenin üretim zincirinin bir halkasını teşkil etmiyorsa, bu hizmet sizin sunduğunuz ya da sattığınız ürünün satımı ve sunumu üzerinden olmuyorsa bir sakınca olmadığı belirtilmiştir. Bir örnekle daha somut olarak ifade edebilirim; mesela bir bankaya telekomünikasyon hizmeti sunmak meşrudur fakat pornografik yayın yapan ya da şans oyunları üzerine çalışan bir firmaya aynı hizmeti sunmak ise bunun bir parçası olacağından caiz değildir.”

    GÜNCEL KİRALAMA MUAMELELERİ

    Bildirgede güncel kiralama ile ilgili görüş birliğine varılan konulara da açıklık getirildi. Ticari isim ve şirket isminin kiralanması, uçak kiralanması, iş alet ve edevatının kiralanması, banka kasası kiralanması, kanunen gerekli şartların deruhte edilmesi şartıyla devre mülk kiralanması caiz kira sözleşmeleri olarak görüldü.

    Diploma kiralama, taşıyıcı anne kiralama, diğer şahsı kendi adına ilmî araştırma ve tez yazımı için kiralama, İslam’ın haram kıldığı fiillerin icra edilmesi hususunda yapılan kiralama, insan kaçakçılığını kolaylaştırmak için yapılan kiralamaların uygun olmadığı kaydedildi.

    AĞ PAZARLAMASI (NETWORKMARKETİNG) SİSTEMİ

    Ağ pazarlaması, muayyen bir malın, insanları pazarlamaya çekmek için vesile kılınması ve katılımcıya, üye yaptığı her bir şahıs mukabilinde belli bir ücret alma hakkı kazandıran sistem olduğu vurgulandı.

    Tabakalar halinde çalışan sistem herhangi bir çaba sarf etmeden pazarlamacı üyeye menfaat getirme esasına dayanmakta olduğu, sistemi cazip kılanın, ürün satmaktan çok getirilen üyelerden elde edilecek primler olduğu ifade edildi. Heyetin, tasvir edildiği şekliyle ağ pazarlama organizasyonunun barındırdığı garar unsuru ve diğer sakıncalar sebebiyle caiz olmadığı görüşünde bulunduğu, şartların oluşması halinde ise ağ pazarlamasının uygun olacağı hususunda ittifak edildiği duyurularak şartlar şöyle sıralandı:

    “1-Sistemin, sisteme yeni kişiler kazandırmaktan ziyade mal veya hizmetlerin tüketicilere satışını esas alması gerekir.

    2-Ağ pazarlama sistemi ile çalışan firmanın iştigal konusu olan mal ve hizmetler fıkhın genel prensiplerine uygun olmalı,fıkhen mal olarak kabul edilmeyen içki, domuz gibi ürünler ile diğer yasaklanmış mal ve hizmetler olmamalıdır.

    3-Sisteme dâhil olurken herhangi bir isim altında katılımcıdan bir ücret talep edilmemelidir.

    4-Sisteme dâhil olan katılımcının üye yaptığı yeni katılımcı sebebiyle bir ücret alması uygundur. Ancak getirilen üyenin daha sonradan yaptığı satışlardan ve onun da getirdiği üyelerden ve onların yaptığı satışlardan prim almak ise uygun değildir.

    5-Üyenin firmadan mal alabilmesi için üye bulma zorunluluğu olmamalıdır.

    6-Üye istediği zaman sistemden herhangi bir ücret ödemeden ayrılabilmelidir.”

  • Kısa Boy Ve Çarpık Bacak Artık Kader Değil

    Ortopedi ve travmatoloji uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Arslan, boy kısalığının kişilerin toplumda kendini farklı hissetmesine ve psikolojik olarak bu durumdan olumsuz etkilenmesine yol açabildiğini belirterek, “Aynı şekilde çarpık ya da X bacak gibi uzuv bozuklukları da yaşam kalitesini düşüren önemli faktörler arasında bulunuyor. Oysa her iki sorun da dünyada ve Türkiye’de uygulanan cerrahi yöntemlerle tedavi edilebiliyor” dedi.

    Memorial Dicle Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Hüseyin Arslan, boy uzatma ve uzuv düzeltme ameliyatları hakkında bilgi verdi. Çene ve yüz bölgesinin iskelet sistemini ilgilendiren bozuklukların ve kemik kayıplarının giderilmesinde kullanılan distraksiyon ostegenezi yönteminin kol ve bacak kemiklerinin uzatılmasında da kullanıldığını belirten Arslan, “Bu yöntem, aşamalı traksiyon tekniğiyle birbirinden dereceli olarak ayrılan kemik bölümleri arasında meydana gelen yeni kemik oluşumuna ait doğal bir olayı ifade etmektedir. Distraksiyon ostegenezi, yüz ve el kemikleri dahil vücudun her yerinde uygulanabilmektedir” diye konuştu.

    “GENÇ HASTALAR İÇİN UYGUN BİR YÖNTEM”

    Distraksiyon ostegenezi yönteminde başka bir alandan kemik alınmasına veya sentetik kemik parçalarına ihtiyaç duyulmadığına işaret eden Arslan, şunları kaydetti:

    “Kolaylıkla uygulanabilmekte ve hastaya ek bir cerrahi yük de getirmemektedir. İşlem ile tamamen normale yakın ve sağlıklı bir kemik yapısı elde edilebilmektedir. Enfeksiyon riski düşük olan bu yöntemle, mevcut enfeksiyonlar da kontrol altına alınabilmektedir. Yöntem aşama aşama uygulandığı için çevre yumuşak dokularda uyum sorunu da görülmemektedir. Özellikle genç hastalar için çok uygun bir tedavi olan distraksiyon ostegenezi, estetik ve fonksiyonel özellikleri ile dikkat çekmektedir.”

    “AMELİYAT HASTANIN DURUMUNA GÖRE PLANLANMALI”

    Distraksiyon ostegenezinin üç-dört yaşından itibaren uygulanabileceğini vurgulayan Arslan, şu ifadelerde bulundu:

    “Eğer boy uzatmak için tercih edilecekse kaç operasyon yapılacağı, beklenen veya hesaplanan kısalık miktarına göre belirlenmelidir. Hesaplanan kısalık miktarı fazla olan hastalarda boy uzatma 10 yaş öncesi ve sonrasında iki aşamada yapılır. Boy uzatma ve uzuv düzeltme tedavilerinde sıkça kullanılan distraksiyon ostegenezi birçok avantajına rağmen, birtakım ek sorunları da beraberinde getirmektedir. Özellikle 7-8 cm’den fazla boy uzatmalarda kaynama yokluğu, eklem sorunları ve nörolojik problemlerle karşılaşılabilmektedir. Bunun yanı sıra süreç isteyen bir tedavi yöntemidir. Her 1 cm kısalık için ortalama 40-45 gün gerekebilir. Örneğin; 6 cm kısalığı olan bir hastanın tedavisi yaklaşık yedi-sekiz ay sürebilmektedir. Bu nedenle tedavinin yalnızca kozmetik amaçla yapılmaması önerilmektedir. Boy kısalığı olan hastalarda ise sadece doğru bilgilendirme ve psikiyatri uzmanından yardım alarak yapılmalıdır.”

  • Ttso AB Bilgi Merkezi Tarafından “Bu Dünya Yalnız Sizin Değil Hepimizin” Adlı Konferans Düzenlendi

    Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası AB Bilgi Merkezi ile Trabzon Hayvanları Koruma ve Yaşatma Derneği (TRAHAYKO) işbirliğinde “Bu Dünya Yalnız sizin değil hepimizin!” başlıklı konferans Ortahisar İMKB Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde gerçekleştirildi.

    Etkinliğin açılışında konuşan Trabzon Ticaret ve sanayi Odası AB Bilgi Merkezi Koordinatörü Yakup Karbuz, gerçekleştirdikleri etkinlikle insan hakları kadar önemli olan ve dünyayı birlikte paylaştığımız hayvanların da hakları olduğunu, bu anlamda bir farkındalık oluşturmayı amaçladıklarını vurgulayarak, “Hayvanların sağlıklı yaşam haklarına saygılı bir toplum olamazsak insan haklarına saygıyı da bekleyemeyiz” dedi.

    Trabzon Hayvanları Koruma ve Yaşatma Derneği (TRAHAYKO) Başkanı Lütfiye Tüzün Kurban, derneklerinin temel hedefinin dünyayı birlikte paylaştığımız hayvanların yaşam haklarını güvence altına almak ve bu konuda toplumda duyarlılık oluşturmak olduğunu söyledi. Kurban “Hayvana şiddet olan yerde, insana da şiddet vardır. Sevgi olan yerde şiddet yoktur. Ancak hayvana şiddet varsa insana da şiddet vardır. Bilinen seri katillerin hemen hemen hepsinin küçükken hayvanlara eziyet ettiği, hatta öldürdüğü biliniyor. Suçla mücadelenin ilk basamağı, hayvanlara yönelik ihmal, istismar ve her türlü şiddetin durdurulmasıdır” dedi.

    Kurban, hayvanların itlaf edilmesinin çok yanlış bir yöntem olduğunu da kaydederek “Hayvanların sayısı ne kadar çok artarsa bakımevlerinin şartları, dolayısıyla orada yaşamak zorunda olan hayvanların yaşam koşulları o oranda kötüleşecektir . Kısırlaştırılmayan sokak hayvanları kontrolsüzce çoğalmaktadır. Hayvanları katletmek değil, kısırlaştırmaktır çözüm” diye konuştu.

    Ortahisar İMKB Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Müdürü Lütfiye Kul da yaptığı konuşmada hayvan hakları konusunda duyarlılık oluşturulmasını amaçlayan bu etkinliğin okullarında yapılmasından büyük bir mutluluk duyduğunu belirterek “Bu eğitim sayesinde hepimiz çok şey öğrendik. Dilerim bu çalışmalarınız daha çok gence ulaşır ve onlar da bu konuda bir farkındalık kazanırlar” şeklinde konuştu.

    Konuşmaların ardından öğrencilere TTSO AB Bilgi Merkezi tarafından çanta, defter ve kalem hediye edildi.

  • Prof. Dr. Uyanık: “Kan Bağışı Sadece Bağış Yaptığınız Kişi İçin Değil; Sizin İçin De Yararlı”

    Prof. Dr. Bekir Sami Uyanık, ’Bugün sana, yarın bana ve herkesin kana ihtiyacı olacağı bir günün geleceği’ düşüncesiyle düzenli kan bağışı kültürünün yerleşmesi gerektiğini söyledi.

    Tıptaki gelişmelere rağmen kanın yerini tutacak, alternatif bir tedavinin olmamasının, düzenli kan bağışı yapmayı ne derece önemli bir ihtiyaç haline getirdiğine belirten Hisar Intercontinental Hospital Klinik Laboratuvarlar Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bekir Sami Uyanık, dünyada gelişmiş ülkelerde gönüllü kan bağışının nüfusa oranı yüzde 5’e yaklaşırken, Türkiye’de ancak bunun yarısı kadar olduğunu söyledi. Güvenli gönüllü kan bağışlarının yetersiz olması nedeniyle, kan ve kan ürünleri ihtiyacı, hasta yakınları tarafından kana kan ve bir takım zorunlu yöntemlerle karşılandığını söyleyen Uyanık, “Dolayısıyla ’Bugün sana, yarın bana ve herkesin kana ihtiyacı olacağı bir günün geleceği’ düşüncesiyle düzenli kan bağışı kültürünün yerleşmesi gerekir” dedi.

    Türkiye’de kan ihtiyacı 2 milyon 500 bin ünite kan bağışı ile karşılanabilecek iken, 2014 yılında toplam 1 milyon 860 bin 225 ünite kan bağışı olduğunu belirten Prof. Dr. Bekir Sami Uyanık, “Kadınların kan bağışı oranı artmakla birlikte, bağış yapanların yüzde 88’i erkekler iken, yüzde 12’si kadınlardır. Oysa 18-65 yaş aralığında ve 50 kg üzerinde olan herkes, önemli bir sağlık sorunu yoksa yılda dört kez kan bağışı yapabilir. 1 ünite, yani bir torba kan, ortalama 450 ml’dir. İnsan vücudunda yaklaşık 6000 ml kan olduğunu göz önüne alınırsa, bu kadar kan vermek herhangi bir risk oluşturmaz” ifadelerini kullandı.

    Prof. Dr. Bekir Sami Uyanık, kan bağışının, kan veren için yararlarını şöyle açıkladı:

    “Kan vermeden önce, sorgulama formuna verilen sağlığımızla ilgili bilgiler, boy, kilo, tansiyon, nabız, vücut sıcaklığı yanı sıra, kan grubu, kan sayımı (hemoglobin) ve serolojik tarama testleri ölçüldüğünden, mini bir check-up da yapılmış olur.

    Kan verince, kan yapan doku ve organlar uyarılarak, yeni kan yapmaya sevk edilir; böylece kan hücreleriniz yenilenmiş olur.

    Düzenli kan veren kişinin, kalp krizi geçirme riskinin azaldığı yönünde araştırmalar bulunmaktadır.

    Özellikle bacaklarda olmak üzere damar hastalıklarını engellediği, bazı komplikasyonları önleyebileceği düşünülmektedir.

    Karaciğer, akciğer, kalın bağırsak gibi bazı kanserlerin gelişme riskini azalttığı yönünde çalışmalar devam etmektedir. Bu konuda, vücuttan kan verme ile kan demirinin uzaklaştırılması, hücreler için zararlı oksidatif ajanlara karşı vücut direncinin artışının, etkili olduğu gösterilmeye çalışılmaktadır.

    Kan kolesterol, trigliserid, şeker ve üre, kreatinin, ürik asit gibi metabolit düzeylerinin normalleşmesine olumlu etkisi olduğu, böylece metabolik hastalıkların da kontrol altında tutulmasına yardımcı olabileceği ileri sürülmektedir.

    Bir ünite kan bağışı ile birkaç hastaya yardım etme düşüncesi, insanı mutlu eder, psikolojik olarak rahatlatır. Kendi ihtiyacı olduğunda da kan bağışlayacak gönüllerin olacağına ümidi artar”.

    Uyanık, kan bağışı sonrası dikkat edilmesi gerekenler hakkında şunları söyledi:

    “Kan verme işleminden sonra hemen ayağa kalkmayıp, 5-10 dakika istirahat edin.

    İstirahat sonrası yapılacak ikramları ve görevlinin önerilerini dikkate alın.

    Sigara içiyorsanız, kan bağışından sonra 1 saate kadar içmeyin.

    Kan verdiğiniz kolunuzla birkaç saat ağır şeyler taşımayın.

    Bağıştan sonraki 5-6 saat hamam, sauna gibi aşırı sıcak ortamlarda bulunmayın”.

  • Tasarrufun Anlamı Tüketmemek Değil İsraf Etmemek

    Her yılın 31 Ekim günü kutlanan ve tasarrufun önemine dikkat çekmeyi amaçlayan Dünya Tasarruf Günü yaklaşırken tasarruf konusunda değerlendirmelerde bulunan İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Emre Alkin tasarruf kelimesinin tüketmemek değil israf etmemek anlamına geldiğini belirtti.

    1924 yılında gerçekleşen Birinci Uluslararası Tasarruf Kongresi’nde kabul edilen Dünya Tasarruf Günü her yılın 31 Ekim tarihinde kutlanıyor. İnsanların geleceklerini güvence altına almak için yöneldikleri tasarrufun öneminin anlaşılmasına katkı sağlayan bu gün ile ilgili konuşan İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Emre Alkin, “Tasarruf kelimesi genellikle tüketmemek gibi algılanıyor oysa tasarruf etmek israf etmemek, mantıklı tüketmek veya maliyet odaklı yaşamak anlamına geliyor” dedi. Tasarrufun Türk insanının unuttuğu bir kavram haline geldiğini dile getiren Alkin, Türkiye’de insanların, gelirleri düşük olduğu için tasarrufa para ayıramadığını ifade etti. Kamuda da ciddi bir israfın söz konusu olduğunu belirten Alkin, bütün bunların sonucunda tasarrufun mümkün olmadığını vurguladı.

    GELİR YÜKSELDİKÇE TASARRUF EĞİLİMİ ARTIYOR

    İnsanların gelir düzeyleri yükseldikçe tasarruf eğilimlerinin arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Emre Alkin, ‘’İnsanlar refah istiyor. Refah seviyesi arttıkça tasarruf da artıyor. Dolayısıyla ‘Tasarruf Günü’nün ortaya çıkış sebebi büyük ihtimalle insanları israftan uzaklaştırmak, mantıklı tüketime yönlendirmeye çalışmak veya maliyet odaklı olmalarını sağlamaktı. Fakat günümüzde bahsettiğim bu 3 noktadan bahsetmek pek de mümkün görünmüyor. İnsanların zevkleri, ihtirasları, alışkanlıkları, mecburiyetleri var. O yüzden ’Tasarruf Günü’nü tasarruf olmadan kutluyoruz. Bu, bizim olimpiyat yapmadan olimpiyat stadımızın olmasına benziyor. Türkiye’de de tasarruf olmadan bu günü kutluyoruz’’ diyerek konuşmasını sürdürdü.

    TASARRUF YAPMA NOKTASINDA NERELERE DİKKAT EDİLMELİ?

    Akıllıca harcama yaparak tasarruf sağlanabileceğini öne çıkaran Alkin, borcu borçla kapatmanın yanlış olduğuna ve bu şekilde, tasarruf yapmanın imkansız bir hal alacağına dikkat çekti. Kişilerin özellikle satın aldıkları bir malın ömrü ile taksit sayısını eşit tutmaları gerektiği üzerinde duran Alkin, ‘’Mesela 6-7 ay dayanacak bir çorap alıyorsunuz. Bunu 12 ay taksitle almanın bir manası yok. Ömür ve taksit sayısı birbiriyle orantılı olmalı. Bunun dışında küçük de olsa bir miktar para mutlaka kenara ayırmaları gerekiyor. Bu para zaman içerisinde onlara çok lazım olacaktır’’ ifadelerinde bulundu. Yaşamsal harcamalardan sonra kişinin elinde ne kaldığına bakması gerektiğini belirten Alkin, ‘’Bu harcamalar üst üste toplandığında gelir yetmiyorsa burada akıl dışı bir durum var demektir. O yüzden kişi başka yerlerde işini, aşını aramak durumunda kalıyor. Diğer türlü kişi hem borçlanıp kendisine bir fayda sağlamıyor hem de ülkeye bir yararı olmuyor’’ dedi.

    BÜYÜMENİN KAYNAĞI ÖZEL TASARRUFLAR

    Özel tasarrufların büyümenin asıl kaynağı olduğunu söyleyen Alkin, ‘’Tasarruflar yapılacak olan yatırımlara yetmiyorsa ülke borçlanmak durumunda kalır. Borçlanma başladığı zaman da bunun önünü alamazsınız. Bugün birçok büyük ülke borç batağında ve risk altında hayatına devam ediyor’’ diye konuştu. Türkiye’nin de bu kritik noktaya geldiğini ifade eden Alkin, özel sektörde ciddi bir borç olduğunu ve bunun sebebinin tasarrufların yetmemesi olduğunu dile getirdi. Bu sebeple vergi politikaları konusunda devletin vatandaşa karşı şefkat içerisinde ve onların cebindeki kullanılabilir geliri arttıracak şekilde olması gerektiğini belirten Alkin, ancak bu şekilde tasarruf edilebileceğini ve bu tasarruflar arttıkça Türkiye’nin geleceğinin kurtulabileceğini vurguladı.