Etiket: Değil

  • Uzun Ve Düzgün Bacaklar Hayal Değil

    Prof. Dr. Ufuk Bilkay, bacaklarda istenmeyen görüntü ve deformasyonlar için de estetik yapıldığını belirtti.

    Estetik cerrahinin gelişen yöntemleri ile ince bacak, kalın bacak, eğri bacak, diz yanlarında ve ayak bileklerinde aşırı yağ birikmesi gibi problemlere mükemmel çözümler getirildiğini belirten Prof. Dr. Ufuk Bilkay, “Bu sorunlar egzersiz veya diyetle çözülebilecek problemler olmayıp, genellikle genetik miras sonucu ortaya çıkar. Bazı bayanlar bacaklarının şeklini beğenmediklerinden dolayı etek bile giyememektedir. Bacak bölgesindeki sorunları çözmek için bacak implantı (calf implant), liposakşın ve yağ enjeksiyonu gibi yöntemler uygulanmaktadır. Bu yöntemler bazen tek başına, bazen de beraberce aynı anda uygulanabilmektedir. Dizüstü bölge ile diz altı bölge arasında çap olarak kalınlık farkı mevcut ise, her iki bacak arasında kalınlık ya da şekil farkı var ise veya bacaklar çarpık bir görünüme sahip ise bacak protezi operasyonu ile bu sıkıntılar giderilebilir. Aynı problemler liposakşın veya yağ enjeksiyonu ile de düzeltilebileceği gibi bazı durumlarda daha iyi bir sonuç elde etmek için hem yağ enjeksiyonu hem de bacak protezini beraber uygulamak gerekir” dedi.

    Dolgu maddesi ile bacak estetiği yapılabildiğini kaydeden Prof. Dr. Ufuk Bilkay, şöyle konuştu:

    “Bacaklarda özellikle diz altı bölgenin iç kısımlarında doku yetersizliğine bağlı şekil bozukluğu varsa bu bölgeye hazır dolgu maddeleri enjekte edilerek yetersiz olan yumuşak doku miktarı arttırılmaya çalışılır. Bacakta hyaluronik asit ve hidrofilik jel gibi dolgu maddeleri kullanılabilir. Hyalüronik asidin kalıcılığı 1 yıl iken, hidrofilik jelin kalıcılığı ortalama 3-4 yıl arasında olduğu söylenmektedir. Yağ enjeksiyonu ile bacak şekillendirme nasıl bir uygulamadır? Yağ enjeksiyonu özellikle ince ve iç kısımları çökmüş bacaklar için uygulanan oldukça başarılı bir yöntemdir. Yağlar genellikle karın ve bel bölgesinden alındığı için kişi aynı zamanda bu bölgelerdeki fazla yağlarından da kurtulmuş olur. Teorik olarak vücudun bir bölgesinden alınıp başka bölgesine transfer edilen yağların kalıcılığı yüzde 50 oranında olduğu için bacak şekillendirmede yağ enjeksiyonu genellikle iki seansta istenilen kalıcı sonucu vermektedir. Herhangi bir kesi olmadığından iz kalmaz. Genellikle spinal-epidural (belden uyuşturma) veya genel anestezi ile yapılabilmektedir. Alt bacak (diz altı) bölgesinin iç bölümünde bulunan kaslar yeteri kadar gelişmemiş ve derialtı yağ dokusu yeterli kalınlıkta değil ise veya kemikte hafif eğrilik söz konusu ise kişinin bacakları ince, şekilsiz ve eğri görünebilir. Bu oldukça rahatsız edici bir durumdur. Bu durumda bacağın iç kısmına silikon bacak protezi yerleştirilmesi ile oldukça başarılı sonuçlar alınabilmektedir. Dizin arka iç kısmında yaklaşık 4-5 cm kadar iz kalan ve 1 saat süren bir ameliyattır. 1 hafta sonra günlük yaşamınıza dönebilirsiniz.”

    Bacakların da simetrik düzgün ve vücudun diğer bölümleriyle uyumlu olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Ufuk Bilkay, “Bu amaçla liposakşın ve yağ enjeksiyonu tekniklerinin yardımı ile basık ve geniş görünümlü kalçalar daha dar, daha kalkık ve çıkıntılı bir görünüme getirilebilir, bacak ve basen bölgesi düzeltilerek bacak daha düzgün ve olduğundan daha uzunmuş gibi gösterilebilir. Diz bölgesine yönelik girişimlerle bacağın çarpık görünümü düzeltilebilir. Böylece vücudun alt yarısında estetik bir ahenk sağlanmış olur. Genellikle aşırı kilo verdikten sonra üst bacak bölgesinin iç bölümlerinde deri fazlalığına bağlı olarak belirgin miktarda sarkma meydana gelir. Kişi fazla derinin birbirine sürtmesi, pişikler, uygun kıyafet giyememe gibi sorunlarla karşı karşıya kalır. Bacak bölgesindeki fazla deri, bacak germe estetik ameliyatı ile alınarak düzgün bir görünüm elde edilir ve sarkmalar giderilir. Bacak germe estetiğinden sonra derideki sarkma miktarına bağlı olarak bacakların iç taraflarında olmak üzere dize kadar uzanabilen izler kalmaktadır. Eğer fazlalık deri aşırı miktarda değilse bu iz kasık bölgesine yerleştirilebilir” diye konuştu.

  • Telatar: “Unutmayın Soba Değil İhmal Öldürür”

    Sinop Halk Sağlığı Müdürü Uzm. Dr. T. Gökhan Telatar, karbonmonoksit zehirlenmelerine karşı vatandaşı uyardı.

    “Havalar soğudu, sobalar yanmaya başladı. Karbonmonoksit zehirlenmesi yani soba zehirlenmesi riski de başladı” diyen Sinop Halk Sağlığı Müdürü Uzm.Dr.T.Gökhan Telatar, “Güney batı yönünden esen rüzgar olan lodosun estiği günlerde her yıl onlarca kişi ısınma araçlarından sızan karbonmonoksit gazı ile zehirlenmektedir. Karbonmonoksit renksiz, tatsız, kokusuz, yanıcı zehirli bir gazdır. Vücuda solunum yolu ile girerek zehirlenme ve ölüme sebep olur. Vatandaşlarımızın bu araçlarla ilgili yanlış bilgileri, kullanım hataları ve ihmalleri sonucu soba, şofben, kombi ve bacalardan kaynaklanan zehirlenmeler özellikle alçak basınçlı havalarda tehlikeli boyutlara ulaşmaktadır” açıklamasını yaptı.

    Zehirlenme durumuyla karşılaşmamak için hangi konulara dikkat edilmesi gerektiğini anlatan Telatar, “Meteorolojiden özellikle kış ayları için bildirilen hava raporu düzenli olarak takip edilmeli, lodosun beklendiği günler için gerekli tedbirler alınmalıdır. Alçak basınçlı lodoslu havalarda ölüm olaylarında artış görüldüğü için eğer bacalar standartlara uygun değilse alçak basınçlı havalarda sobaların yakılmaması, yakılması zorunlu ise gece yatarken mutlaka tam olarak söndürülmesi gerekmektedir. Likit petrol gazı (LPG) ile çalışan şofbenin banyoya monte edilmemesi başka bir havadar mekana monte edilmesi, montajın yetkili servis tarafından yapılması önem taşımaktadır. Şofben zehirlenmeleri genellikle gaz kaçaklarından kaynaklanmaz. Yeterli havalandırma yapılmayan kapalı alanda, yanma sonucunda havadaki oksijen miktarı azalır, karbonmonoksit miktarı artar ve şofbenin ateşi söner. Şofben bulunan yere sürekli ve kesintisiz temiz hava girmesi sağlanmalıdır. Sobalar aşırı doldurulmamalıdır. Aşırı doldurulan sobanın duman yolu daralır ve soba içinde düzensiz ısı dağılımı olacağından baca çekişi zayıflar. Kömürü tutuşturmak için üzerine az miktarda kağıt, karton ve kolay yanan çıra konulmalıdır. Odun kömür gibi is bırakan yakıt kullanıldığı zaman bacalar 2 ayda bir, diğer yakıtlar kullanıldığında bacalar 3 ayda bir temizlenmelidir. Baca temizliği aksatılmamalıdır. Kontrol edilmemiş ve havalandırılması olmayan ısıtıcıların bulunduğu odalarda uyumamak gerekir. Olası zehirlenme vakalarında, 112 Acil Servisi aranmalı ve zehirlenen kişilerin mutlaka hastanelerde tedavi edilmesi sağlanmalıdır. Zehirlenmenin tespit edildiği ilk anda pencere ve kapılar açılmalı, kişi olay yerinden uzaklaştırılmalı, ambulans gelene kadar rahat nefes alması için temiz havaya çıkarılması sağlanmalıdır. Gerektiğinde vatandaşlarımız Sağlık Bakanlığı’nın ücretsiz Zehir Danışma Merkezi 114’ü arayarak yapılabilecek ilk yardım hakkında bilgi alabilirler” şeklinde konuştu.

  • 50 Yaş Sonrası Mükemmel Saçlar Hayal Değil

    Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. İlhan Serdaroğlu, erkeklerin kabuslarının en başında saç dökülmesinin geldiğini belirterek, “Ancak gelişen teknoloji ile 50 yaş sonrası bile saç ekiminde mükemmel sonuçlar elde edilebiliyor” dedi.

    Op. Dr. İlhan Serdaroğlu, 50 yaş üzeri hastalarda genel olarak mükemmel sonuçlu, eksiksiz saç ekimi operasyonlarından çok, yaşa uygun, daha gerçekçi sonuçlar talep edildiğini ifade ederek, “Hastaların bu yaşlardan sonra saç kaybının tamamen geri döndürülebilmesi; yirmili yaşlardaki durumlarının eksiksiz restorasyonu gibi bir ısrarları yok. Bu gerçekçi beklenti, ileri yaşlarda saç ekimi operasyonu yaptıran hastaların memnuniyet oranlarını artırmakta” diye konuştu.

    “Erkeklerde genetik saç dökülmesi ergenlikten, 40 ve 50’li yaşlara dek herhangi bir zamanda başlayabiliyor” diyen Op. Dr. İlhan Serdaroğlu, “Erken yaşlarda başlayan saç dökülmesi tedavileri ile erkeklerde saç kayıpları kontrol altına alınabilir ve kozmetik olarak pek fazla kayıp yaşanmaz. Bazı hastalarda ise saç kaybı bir kader olarak algılanır ve yaşın getirdiği doğal bir süreç olarak kabullenilir. Fakat 50’li yaşlardan sonra kendini gösteren saç kayıplarında; insanların değişebilen global hayat şartları, kariyer ve yeni iş olanakları erkekte saç restorasyon isteği uyandırabilir. Erkek hastalarda, son yıllardaki moda trendler, sağlıklı yaşam istemi, anti aging algısı ve sosyal baskıları nedeniyle eşleri gibi genç, bakımlı görünme isteği artmakta. Bazılarında ise sadece aynada ’kel’ görünmeme isteği ile saç ekimi yapılması gündeme gelebiliyor” ifadelerini kullandı. Serdaroğlu sözlerine şöyle devam etti:

    ’’50 yaş üzeri saç ekimi yaptırmak isteyen hastaların doktorları ile bazı konuları görüşmelerinde fayda var. İlki, ileri yaşlarda olan erkeklerde saç restorasyonu kişiye uygun yapılmalı. Cerrahla görüşülerek ve saç verici sahası verimine ve sıklığına göre bir restorasyon planlanmalı. Hastanın istek ve beklentisi makul sınırlar içinde olmalı; 20’li yaşlardaki saçlarına kavuşabileceği beklentisi içinde olmamalı. İleri yaşlarda saçlarının çoğu dökülmüş olan ve verici sahasında, yani ense kısmındaki saçlarda azalma yaşayan bir olguda, belki de saç ekimi yapmamak en iyi tercih olabilir. Hasta ile görüşülerek, saç onarım sürecide tek seanslık bir operasyonla ne kadar alan kapatılabilir ve ikinci bir seans için şansı var mıdır, bunların tartışılması çok önemli. Bunun için hasta cerraha güvenmeli ve önerilerini dikkate almalı. İkinci konu ise yaşa uygun bir ön saç çizgisi planlaması yapılmalı ve ön kısımların hemen arkalarında estetik bir dolgunluk yaratılması için sınırlı sayıda saç greftiyle nasıl doldurulacağı dikkatlice hesaplanmalı. Bu planlama yapılırken insan gözünün, yüzde 100 sıklıktaki saçla yüzde 50 sıklık arasındaki farkı ayırt edememesi gerçeği göz önünde bulundurulmalı ve ’az daha çoktur’ prensibi ile çalışılmalı. 55 yaş üstü kişilerde saç ekimi yapılmadan önce kullanılan warfarin, kumadin, aspirin gibi kan sulandırıcı ilaçlar ve diabet, kalp hastalıkları, hipertansiyon, kanama diatezleri gibi kronik hastalıklar hakkında doktora detaylı bilgi verilmeli ve cerrahla bu konular tartışılmalı. Gerekirse saç ekimi birkaç küçük seans şeklinde ve daha güvenli şartlarda planlanarak yapılabilir.”

  • (Özel Haber) TEOG’da Başarılı Olmak Sadece Bilgiye Bağlı Değil

    TEOG sınavına sayılı günler kala adayları uyaran uzmanlar, başarılı olmanın sadece bilgiye bağlı olmadığına dikkat çekti.

    TEOG sınavında 1 milyon 174 bin 427 ortaokul 8’inci sınıf öğrencisi 25-26 Kasım’da ter dökecek. Sınavlarda başarılı olmanın püf noktalarını açıklayan uzmanlar, dereceye girmenin sadece başarıyla sınırlı olmadığını söyledi. Cevap kağıdına yapılan küçük bir karalamanın bile sınavın geçersiz sayılmasına sebep olabileceğine işaret eden Bursa Özel Hayat Hastanesi Uzman Psikoloğu Dilek Kaymak Kısaer, “Sınava sayılı günler kala hem velilerin hem de öğrencilerin heyecanı giderek artıyor. Fakat sınavlarda başarılı olmanın yolu, verimli bir hazırlık yapmanın yanında, sınavdan önce, sınav gününde ve sınav anında yapılması gerekenlerin iyi bilinmesine bağlıdır. Sınavlara çok iyi hazırlanmış olabilir, ama hazırlıkların sonuç vermesi için uygulama aşamasının da başarılı olunması gerekir. Birkaç gün öncesinden bu özel güne hazırlanmak gerekir” dedi.

    Sınavda dikkat edilmesi gereken hususları sıralayan Kısaer şöyle devam etti:

    “Sınav sabahı doktorun verdiği ve kullanmak zorunda olunan ilaçların dışında ilaç kullanılmamalıdır. Sınavda glikoza çok ihtiyaç olacağından sınav sabahı kahvaltı mutlaka yapılmalıdır. Hem zamanı, hem de zihnini yoracak sorularla fazla uğraşılmadan, bunları boş bırakıp, bütün soruları taradıktan sonra tekrar başa dönülmelidir. Saate sık sık bakarak dikkatin dağılmasına izin verilmemelidir. Bu, zihni ve süreyi daha iyi kullanmayı sağlar. Sınavda vücudun devamlı aynı şekilde tutulması vücut ağrıları oluşturabilir. Dikkati dağıtacak vücut ağrılarının önüne geçmek için vücudu diğer adayları rahatsız etmeyecek şekilde hareket ettirilmelidir.”

    Sınav kaygısının öğrencinin tek başına geliştirdiği bir kaygı olmadığını, aile, okul ve dershanelerde öğretmenlerin tutumlarının da bunda rol oynadığını ifade eden Kısaer, “Tenkitçi, kontrolcü, yargılayıcı, sınavı bir ölüm kalım meselesi gibi gören, çocuğunun ya da öğrencilerinin akademik başarısını kendi başarısı olarak algılayan ebeveyn ya da öğretmen tutumları kaygıya hizmet eder. Sınav kaygısıyla başa çıkabilmek için öğrencinin ve yakın çevresinin sınava ilişkin tutumlarında değişiklikler yapması gerekmektedir. Anne ve babaların, çocuğun inancını arttırıcı konuşmalar yapması önemlidir. Çocuğun kendi kendine ‘ben bunu yapacağım, olmazsa bir daha, bir daha deneyeceğim, yapana kadar peşini bırakmayacağım’ demesi gerekir. Ailelerin herhangi bir suçlamada bulunmadan çocuklarına eksiklerini bulma konusunda yardımcı olması başarıyı artırır” diye konuştu.

  • Doktor Esin Yalınbaş: “Prematüre Bebekler Artık Sorun Değil”

    Kütahya’da, Dumlupınar Üniversitesi (DPÜ) Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin Neonatoloji Uzmanı Dr. Esin Yalınbaş, prematüre doğan bebeklerin artık sorun olmadığını ifade etti.

    Son yıllarda Türkiye’de prematüre doğum oranlarının arttığını söyleyen Neonatoloji Uzmanı Dr. Esin Yalınbaş, bütün doğumların yüzde 12’sini ise prematüre bebeklerin oluşturduğunu dile getirdi. Yalınbaş, “Gebeliğin 37. haftasını tamamlamadan önce doğan bebeklerin prematüre olarak kabul edildiğini belirtti. Bin gram altındaki bebeklerin yüzde 70’inde, bin 500 gram altı bebeklerin yüzde 25-35’inde görülen göz sorunu prematürelik retinopatisi nedeniyle tüm prematüre bebeklerde doğum sonrası 4 ile 6. hafta arasında göz muayenesi gerekmektedir. Geldiğimden bu yana doğan küçük prematüre bebekler gayet sağlıklı. Prematüre doğum artık sorun değil. Biz bu bebeklerimizin yaşaması için her türlü desteği elimizden geldiğince yapıyoruz. Erken doğan bebeklerin mutlaka yenidoğan ünitesinde kontrol altına alınması gerekmektedir. Erken doğan bebekler yenidoğan hekiminin ellerindeyse kazanır. Aileler, erken doğan bebeklerinin bakılabileceği merkezlerde doğum yapmalıdırlar.Kütahya’da göreve başladığımdan bu yana doğan küçük prematüre bebekler gayet sağlıklı. Prematüre doğum artık sorun değil. Biz bu bebeklerimizin yaşaması için elimizden geldiğince gayret ediyoruz. Erken doğan bebeklerin mutlaka yenidoğan ünitesinde kontrol altına alınması gerekmektedir. Erken doğan bebekler yenidoğan hekiminin ellerindeyse kazanır. Aileler, erken doğan bebeklerinin bakılabileceği merkezlerde doğum yapmalıdırlar” diye konuştu.

    DPÜ Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yeni doğan yoğun bakım ünitesinin üçüncü düzeye ulaştığını ve 30’a yakın kuvözün bulunduğunu belirten Yalınbaş, “Her türlü ivedi işlemler burada yapılıyor. Bizim istediğimiz bu tür bebeklerin güvenilir merkezlerde doğum yapması. Bunun için imkanlarımız yeterli” dedi.

    Esin Yalınbaş, prematüre bebekler ve aileleriyle pasta keserek Dünya Prematüre Günü’nü kutladı.