Etiket: Değil

  • Sermayelerini Bankaya Değil Elmaya Yatırdılar

    Türkiye’de leblebisi ile marka olan Çorum, yurt dışına yaptığı elma ihracatıyla meyvecilikte de söz sahibi olmaya hazırlanıyor.

    Anadolu kaplanı modelinde sahip olduğu orta ve küçük ölçekli işletmelerle Türkiye’de rol model olan Çorum’da, yatırımcıların yeni gözdesi elma üretimi oldu. Dedelerinden öğrendikleri elma üretimi geleneğini bilimsel verilerle destekleyerek kurdukları 90 dekarlık bodur meyve bahçesi ve Organize Sanayi Bölgesi’ne inşa edilen 6 bin tonluk soğuk hava deposu ile meyvecilik sektörüne adım atan Mustafa ve Ali Ilıca kardeşler, kurdukları Saraylım Tarım ile yurt dışına da elma ihraç etmeye başladı. Elma çeşitlerinde Ortadoğu ülkeleri pink leydi gibi kırmızı, Avrupa ülkeleri ise golden delicious türü sarı elmaları tercih ediyor.

    7 milyon TL’ye mal olan her iki yatırımla birlikte ilde sektörün gelişmesi açısından lokomotif görevi üstlenmeyi dile getiren Ilıca kardeşler, elmanın yanı sıra Avrupa ülkelerinde son yıllarda yaygınlaşan meyve cipsleri ve kurusu üretimini planlıyor.

    Saraylım Tarım Yönetim Kurulu Üyesi Ali Ilıca, 90 dekar üzerine kurulu olan elma bahçelerinde tam bodur kapama sistem meyvecilik yaptıklarını belirterek, Çorum’un en büyük ve modern bahçesine sahip olduklarını söyledi. Bahçede gransimit, pink leydi, fuji, redcif gibi pazar sorunu olmayan çeşitleri yetiştirdiklerini dile getiren Ilıca, yıllık 500 ton elma üretimi yaptıklarını kaydetti.

    “DEDEDEN KALAN MİRASI BİLİMSEL VERİLERLE DESTEKLEDİK”

    Elma üretimini dededen miras olduğunu anlatan Ilıca, “Dedemin küçük bir bahçesi vardı. Her yıl hobi amaçlı elmalar üretirdi. Bu elmaları komşularla paylaşırdı. Dedem rahmetli olduktan sonra dedemizden gelen meyve dağıtma geleneğini devam ettirmek istedik. Bunun arayışı içerisine girdik ve bu bahçeyi o şekliyle kurmaya başladık. Burada arpa ve buğdaydan başka bir ürün yetişmiyordu. Bu bahçe dedemizden kalan geleneği devam ettirme düşüncesinden doğdu.

    Dedemizden gelen geleneği devam ettirirken dededen kalma yöntemlerle gitmiyoruz. Bilimsel verilerden yola çıkarak üretimimizi yapıyoruz” dedi.

    Meyve yetiştiriciliği konusunda alanında uzman kişilerden danışmanlık hizmeti aldıklarını ve bilimsel veriler ve yöntemler ışığında üretim yaptıklarını anlatan Ilıca, kaliteyi yakalamalarındaki en büyük etkenlerden birisinin de Çorum’un meyveciliğe son derece elverişli olmasından kaynaklandığına dikkat çekti. Gece ile gündüz arasındaki ısı farkının çok yüksek olduğunu söyleyen Ilıca, bu faktörün meyvenin renkli ve çıtır olmasını sağlarken aromasını da güzelleştirdiğini belirtti.

    Çorum’un geleceğin meyve şehri olacağını kaydeden Ilıca, “Çorum’da meyveciliğin bu sektörün gelişmesi açısından lokomotif görevi almak ve meyveciliğin son derece yayınlaşmasını istiyoruz. Farklı üniversitelerden bilim adamları bahçemizi gezmeye geliyorlar. Meyve florasını gördüklerinde hayretler içerisinde kalıyorlar. Çorum gelecekte meyve şehri olacaktır.” diye konuştu.

    Üretilen elmaların sağlıklı ortamlarda muhafaza edilmesi için Organize Sanayi Bölgesi’ne 5 milyon lira harcama yaparak 6 bin tonluk soğuk hava deposu ve paketleme tesisi kurduklarını hatırlatan Ilıca, “Toplanan elmalarının muhafazası için bir tesise ihtiyacımız vardı. Soğuk hava deposu yapmaya karar verdik. Çorum Tarım ve Kırsal kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) İl koordinatörlüğüne müracaatta bulunduk. TKDK’nın destekleriyle kontrol atmosferli ve dinamik kontrol atmosferli soğuk hava depolarımızı yaptık. Dinamik kontrol atmosferli depomuz Çorum’da bir ilktir. Burayı son teknoloji ile donattık. Şuanda Türkiye’deki en modern depo bizde. Bu depoda hiçbir kimyasal kullanmıyoruz. Meyvenin salgılamış olduğu etileni baskı altında tutuyoruz. Dinamik kontrol atmosferli depomuza koyduğumuz ürünlere 12 ay garanti veriyoruz. Kendi doğal ortamında meyveleri bekletiyoruz. Kalıntı bırakan ilaçlar kullanmıyoruz. İnsanlar başkalarının sağlığı yerine cebinin sağlığını ön plana çıkarıyor. Eğer Avrupa Birliği, Rusya kendi vatandaşlarının sağlığını düşünerek sınırlamalar koyduysa yabancıların canı bizim vatandaşlarımızın canından daha mı kıymetli. Eğer bu iş Avrupa’da yasaksa bizde kullanmayız. İnsanları doğal ve sağlıklı beslenmelerini istiyoruz. Dedemizden almış olduğumuz bayrağı en ileriye taşımak istiyoruz. Klasik dönemlerle tarım yapma dönemi artık geçti. Biz bu işe gönlümüzü koyduk. Yüreğimizi açtık. Bu depo tüm bölgeye hitap edecek. Depomuz 14 bin tona ulaştığında burayı entegre tesis haline getirerek markalaşacağız” şeklinde açıklamalarda bulundu.

    “İNSANLARA MEYVE YEDİRECEĞİZ”

    Türkiye’de Amasya’nın elmasıyla meşhur olmasına Amasya’nın elmacılıkta adının kaldığını söyleyen Ilıca, “Amasya bölgesi meyvecilik, elmacılıktan ziyade kiraz ve şeftaliye yöneldiler. Amasya’da artık eskisi gibi elmacılık yapılmıyor. Amasya’nın elmacılıkta adı kaldı. Bu alanda Tokat bölgesinde meyvecilik daha da gelişti. Bu işi bilenler, meyvecilikte geleceği görenler büyük firmaların hepsi bu sektöre yatırım yapıyorlar. Bizim pazarlamada sorunumuz yok. Yurt içerisinde Karadeniz bölgesine Ankara, Samsun, Bursa, İstanbul’a meyve gönderiyoruz. Ortadoğu ülkeleri kırmızı elmayı daha çok tercih ediyor. Türk Cumhuriyetleriyle bağlantılarımız var. Türk Cumhuriyetlerine meyve gönderiyoruz. Pazarlamada sorun yaşamıyoruz. Avrupa Golden elmayı tercih ediyor. Tatlı elma olarak fujiler satılıyor. Avrupa’nın en pahalı elması pink leydi. Bizde yetiştiriyoruz.

    Şuan ki hedefimiz bahçemizi 2 bin dekara çıkarmak. Bunun için yer arayışlarımız devam ediyor. Bu yıl 60 dekar daha bahçemizi büyüteceğiz. önümüzdeki yıllarda yatırım planlarımız içerisinde meyve cipsleri ve kurusu üretimi var. Bu meyve cipsleri ve meyve kurutmaları Avrupa’da son derece yaygın. Bugün okullarımızda cips türü ürünler yasaklandığı için bu tür meyve cipsleri ve kuruları okulların kantinlerinde satışı serbest. Büyük bir pazar payı var. İnsanlara bir şekilde meyveyi yedireceğiz.

    AY YILDIZ VE KALP LOGOLU ELMALAR BÜYÜK İLGİ GÖRÜYOR

    Sektörde yeni bir pazarlama yöntemi geliştiren Saraylım Tarım, ürettiği ay yıldız, kalp ve kamu kurum ve kuruluşlarının logolarının bulunduğu elmalar yoğun ilgi görüyor..

    İnsanların istekleri doğrultusunda farklı bir şey oluşsun ve albenisi olsun düşüncesiyle meyveler üzerinde logolar yapmaya başladıklarını anlatan Ilıca, “Bu işe gönlümüzü koyduk kalp desenleri yaptık. Kırmızıyı gördük ay yıldızımızı elmalara desen yaptık. İnsanlar güzel olan şeyleri dostlarıyla paylaşmak isterler. Bizde bu güzellikleri paylaşmak istedik. Meyveler olgunlaşma sürecini tamamladığında stickirlar hazırlattık. Bunları meyveler üzerine yapıştırdık. Bunların altına güneş geçmediği için bu motifler ortaya çıktı. Önümüzdeki yıllarda bu desenlerimizi, motiflerimizi daha da artırmayı düşünüyoruz. Kişilere özel elma yetiştirmeyi düşünüyoruz. İster kendi adını, ister çocuklarının adını yazdırsın isterse eşinin adını yazdırsın evlenme yıl dönümünde eşine hediye etsin” diye konuştu.

  • Ayder: “Bursaspor Mali Yönden Şeffaf Değil”

    Bursaspor Genel Kurul Üyesi Merih Ayder, yeşil-beyazlı kulübün mali yönden şeffaf olmadığını iddia etti.

    Bursaspor Genel Kurul Üyesi Merih Ayder, ekim ayı başlarında ’şeffaflık, yönetimsel bütünlük ve mali konular’ ile ilgili Bursaspor kulübü ve medya arasında gerginlik yaşanmasının ardından bir televizyon kanalında izlediği konu hakkında yeşil-beyazlı kulüpten bilgi istedi. Bursaspor Mali Asbaşkanı Kemal Güler’in katıldığı Bursaspor TV ve Bursaspor FM programında yaptığı, “Yayın kuruluşu, herhangi bir iddia veya mesele hakkında, merak edilen bütün rakamları bizden alabilirler” dedi. Bunun üzerine Ayder, kendi mesleği ile ilgili olarak sportif faaliyetler dışında Bursaspor Kulübü’nden 8 Ekim 2015 tarihinde bir yazı ile detaylı mali kayıtları isteyen belgeleri istedi. Ayrıca yazdığı yazının bir suretini de Bursa il Dernekler Müdürlüğü’ne de gönderen Ayder, aradan 1 ay geçmesine rağmen cevap alamadı.

    Bunun üzerine açıklama yapan Ayder, “Bursaspor Kulübü’nden taraftarlar dışında kimse ile yakınlığım yoktur. Bilgi edinme yasasına göre Bursaspor yönetim kurulunun yazıma 1 ay içinde cevap vermesi gerekirdi. Ancak yazılı bir cevap alamayınca telefonla Maliasbaskan Kemal Güler’i aradım. Neticeyi sordum. 18 Kasım tarihinde kulübe gelmem halinde istediğim bilgileri alacağımı söylediler. Saat 10:30 da kulübe geldim, kendisi büyük bir nezaketle karşıladı sohbet ettik. Ancak istediğim kayıtları bu kadar detaylı olarak veremeyeceğini söyledi. Bana sadece mayıs 2014 olağanüstü ve mayıs 2015 olağan genel kurul kitapçığını verdiler. Bu kitapçıklar genel kurula katılan ve isteyen herkese dağıtılan cinsten resmi prosedür gereği basılmıştı. Kendisine bu verilerin sadece genel anlamda bir fikir verebileceğini ancak detaylara inmek için 8 Ekim’de yazdığım yazıda belirttiğim bilgi ve onaylı belgeler ile raporları talep ettim. Bu kitapçıklar dışında başka bir şey veremeyeceğini kayıtların İçişleri Bakanlığı müfettişleri ve yeminli mali müşavir tarafından incelendiğini beyan etti. Ben Bursaspor Kulübü’nden 31 Aralık 2014 detay mizan, tam tasdik raporları ve varsa bağımsız denetim raporları ile aynı raporların 30 Eylül 2015 tarihi itibariyle kayıt ve bunları destekleyecek bazı belgeler istedim. Bir bankadan kredi istendiğinde bile detaylı mizan istenmektedir. Şeffaf düzenimiz var, bana neden detaylı mizan verilmedi? Genel kurul üyesinden bile bu kayıtlar gizleniyorsa şeffaflıktan kim söz edebiliyor anlamış değilim. Şubat 2016’daki mali genel kurula kadar hazırlık yapabilmem ve varsa bilanço makyajlarını tespit edebilmem, soru sorabilmem için bana bu hususlar gereklidir. Detaylara girmeden karşılıklı atışmalar sonrası ibra edilen veya edilmeyen mali genel kurulun ne anlamı var? Şeffaflık, kararların, kurallar ve düzenlemeler doğrultusunda alınması, uygulanması, alınan kararlardan etkileneceklerin bilgiye erişiminin sağlanması, bu bilginin de ulaşılabilir, anlaşılır ve somut olması prensibidir. Nettir, saydamdır, gri bile olamaz. Ayrıca bu gibi raporların kısa periyotlarla Bursaspor web sitesinde yayınlanması bazı şaibeleri de önleyeceği kanaatindeyim. Maalesef Bursasor Kulübümüz dernekler yasasına tabi olduğundan kayıt düzeni bir anonim şirket gibi de tutulmamaktadır. SPK tarafından kontrolü yapılan halka arz ile şirketleşmenin bir an önce bitirilmesi gerekir. Göztepe Kulübü bile şirketleşmesini tamamladı” dedi.

  • (Özel) Hataylı İş Adamı Tufan: “Kaybeden Türkiye Değil Rusya Olacaktır”

    Hatay’ın Dörtyol ilçesinde demir haddehanesi bulunan Tufan Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Osman Tufan, Rusya’nın demir-çelik ürünlerinde kota uygulaması halinde kaybedenin Türkiye değil Rusya olacağını söyledi.

    Rusya’nın Türkiye’de iş dünyasına çeşitli tedbirler uygulamasının veya caydırıcı olaylara yönelmesinin dünya ticaretine yakışmadığını söyleyen Osman Tufan, demir-çelik sektöründe Rusya’nın Türkiye’ye mal göndermemesi halinde farklı ülkeler ile bunun üstesinden gelebileceklerini kaydetti. Ülke güvenliği söz konusu olduğu zaman sanayiciler olarak üretimlerini durdurabileceklerini belirten Tufan, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

    “Rusya’nın demir çelik sektöründe ve bölgemizde çok önemli olaylar cereyan etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde olan her olay hepimizi derinden üzüyor. Bu ülke sahipsiz değil, bu ülke savunmasız değildir. Yapılması gerekeni Türkiye Cumhuriyeti devleti ve büyüklerimiz yerinde, zamanında yapıyor. Haklı olduğumuz o kadar çok sebep var ki bunların yanında Rusya’nın bize çeşitli tedbirler uygulaması veya bizi caydırıcı olaylara yönelmesi dünya ticaretine yakışmıyor. Siz kendi kontrolünüzde olan uçaklarınızı ilgili prosedürler de uçurmazsanız bizim de Türkiye’mizin yetkilileri gereken hamleyi yapacaktır. İster yaş sebze ve meyvede veya demir çelikte uygulamaya koyacakları kota muhakkak bizi etkileyecek ama biz de bunun altında kalacak değiliz. Rusya bu uygulamayı yapsa dahi dünya ticaretine ayak uyduramaz çünkü savaş dönemlerinde dahi böyle tedbirler olmaz.”

    Ticaret ve uygulamaların normal ticari koşullar içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini belirten Tufan, şunları söyledi: “Zaten bölge içerisinde olan savaş bizim ekonomimizi etkiliyor. Rusya’nın mal göndermemesi veya almaması bizi etkilese de inanıyorum ki üretimimizle ve farklı ülkeler ile bunun altından kalkacağız. Biz çelik sektöründe Rusya’dan ithalat yaparız. Rusya’dan hurda ve demir türevlerini ithal ediyoruz. Bunlar bizim onlara sattığımız ithal kalemlerin yanında daha az gözüküyor. Biz, Hatay’da narenciye üzerinden yoğun bir şekilde ihracat yapıyoruz. Onlardan 25 ithal ediyorsak 1 ihraç ediyoruz. Burada bizim zararımızdan çok Rusya’nın daha çok kaybedeceğini düşünüyorum. Ticari işler siyasi işlerle karıştırılmamalı. Ülke güvenliği söz konusu olduğunda gerekirse bütün sanayiciler olarak üretimlerimizi durdururuz. Bizim için önemli olan Türkiye’dir.”

  • Kadın Cinayetlerinde Suçlu Çok Uzaklarda Değil

    İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Banu Kavaklı Birdal, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü’nde yayınlanan “Medyaya yansıyan kadın cinayetleri haritasını” değerlendirdi.

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü’nde kadincinayetleri.org sitesi 2010-2015 yılları arasında gerçekleştirilen kadın cinayetlerinin bir haritasını yayınladı. Medyaya yansıyan kadın cinayetlerinin veritabanını oluşturmak, kadınların ne tür bahanelerle öldürüldüğüne, cinayetlerde yaşanan ihmallere ve ortaya çıkan büyük fotoğrafın vahametine dikkat çekmek amacıyla oluşturulan haritadaki verileri değerlendiren İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Banu Kavaklı Birdal, “Sonuçların temel sebebi; yasaların eksikliği değil, yargının erkek egemen zihniyette olmasıdır” dedi. “Kadın cinayetleri haritası bize gösteriyor ki son 5 yılda en az 1134 kadın kendilerine en yakın erkekler tarafından katledildi. ’En az 1134 kadın’ diyoruz çünkü bu veriler sadece basına yansımış olan vakaların değerlendirilmesi” diyen Yrd. Doç. Dr. Banu Kavaklı Birdal, “Basına yansımamış olan veya cinayet olarak yansımamış olan intihara zorlama yada kaza süsü verilmiş ölümlerin de ardında kadına yönelik şiddet olması kuvvetle muhtemel. En dikkat çekici noktalardan biri de bu cinayetlerin yarısından fazlasında katillerin kadınların eşi ya da eski eşi olması. Faillere biraz daha detaylı baktığımızda kadınların onlara en yakın erkekler tarafından katledildiğini görüyoruz” diye konuştu.

    “SORUN YASALARDA DEĞİL UYGULAYICILARIN ZİHNİYETİNDE”

    Kadın cinayetleri konusunda esas problemin mevcut yasalar değil yasaların uygulanmasındaki yanlışlar olduğunu söyleyen Yrd. Doç. Dr. Banu Kavaklı Birdal, “Feminist hukukçuların çalışmalarına baktığımızda yasaların değiştirilmesinden ziyade yargının cinsiyetçi zihniyetinin ortadan kaldırılması gerektiğini görüyoruz. Örneğin namus saikiyle işlenmiş bir cinayetin haksız tahrik sebebi olması aslında kanuna aykırı bir durum. Çünkü yasalarda buna dair geçen tek ifade; ’Namus sebebiyle işlenmiş cinayetlerde haksız tahrik indirimi olmaz’ diye geçiyor. Ama uygulamada bu bir indirim sebebi oluyor. Veya ’çok tutkuyla sevdiği için’ 16 yerinden bıçakladığı Hatice Kaçmaz’ı öldüren şahsa verilen indirim gibi. Tutkuyla sevgiden kaynaklanan bir indirim olamaz, bu aslında kanunlara da karşı. Yargı mensuplarının bu erkek egemen zihniyet dahilinde erkekleri kollandığını, kadınların ise şiddete maruz kalmasına yol açtığını görüyoruz” açıklamalarında bulundu.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ TAM OLARAK UYGULANSA YETER”

    Sivil toplum kuruluşlarının taleplerine değinen Yrd. Doç. Dr. Birdal, açıklamalarına şöyle devam etti: “En temel taleplerden bir tanesi İstanbul Sözleşmesi’nin şartlarının tamamen yerine getirilmesi. GREVİO diye bir denetim mekanizması var bu tam anlamıyla işletilmiyor. Zaten Türkiye İstanbul Sözleşmesi’nin gerektirdiği koşulları tam anlamıyla yerine getirmediği için Avrupa Konseyi tarafından gözetim altına alınmış olan ülkelerden bir tanesi. Yani kağıt üstünde vaat edilenlerin politika desteğiyle uygulanması lazım. Hem TCK’nın, hem 6284. Sayılı Şiddeti Önleme Kanunu’nun hem de İstanbul Sözleşmesi’nin aslına uygun şekilde uygulanması gerekiyor. Bir diğer önemli mesele tabii ki şiddet gören kadınların başvurabileceği yerlerin olması. Türkiye’de sığınaklar, şiddet hatları, cinsel şiddet görenlerin destek alabileceği yerler gibi mekanizmaların çok eksik olduğunu görüyoruz. Zaten İstanbul Sözleşmesi’nin koşullarından biri de bunların yerine getirilmesi. Daha genel ve en yapısal dönüşümü sağlayacak olan ise toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldıracak olan zihniyetin eğitim sistemine entegre edilmesi, okul öncesinden başlayarak yetişkin eğitimleriyle destekleyerek bu zihniyet dönüşümünün ve yapısal değişimin sağlanması.”

    “TURUNCU KAMPANYA GÜZEL AMA YÜZEYSEL”

    2008’den beri Birleşmiş Milletler’in her sene 25 Kasım Uluslararası Kadına Yönelik Şiddeti Engelleme ve Dayanışma Günü’nden başlayıp 10 Aralık İnsan Hakları Günü’ne kadar sürdürdüğü Turuncu kampanya faaliyetlerine de değinen Yrd. Doç. Dr. Birdal, “Yereldeki faaliyetlerin daha etkili olacağını düşünüyorum. Dün Kız Kulesi’nin turuncuya boyanması çok güzel gözüküyordu ama Kız Kulesi’ni görenlerin kadına yönelik şiddetle nasıl bir bağlantı kurduğundan emin değilim. Yada kadına yönelik şiddete karşı farkındalık oluşturmak ve şiddeti engellemek için olduğunu düşünse bile ne kadar derine etki edeceğini bilemiyorum. Biraz yüzeysel kaldığını düşünüyorum. Yani TBMM’nin turuncuya boyanmasından ziyade uygulamalardaki cinsiyetçi zihniyetten uzaklaşma çok daha etkin olacaktır. Turuncu kampanyadansa feminist örgütlerin kadın cinayetleri mahkemelerini takip etmesi, unutulmasına izin vermemesi böylece canlı tutarak kamuoyunda farkındalığa sevk etmesi daha iyi diye düşünüyorum. Yine de güzel bir kampanya” açıklamalarında bulundu.

  • Dr. Kemik: “Soba Değil İhmal Öldürür”

    Mersin Halk Sağlığı Müdürü Dr. Aytekin Kemik, yanlış kurulan, yanlış yakılan ve baca donanımı yetersiz olan sobaların insanların hayatlarına mal olduğunu belirterek, ‘sessiz katil’ olarak bilinen karbonmonoksit gazı zehirlenmelerine karşı vatandaşları uyardı. “Soba değil ihmal öldürür” diyen Dr. Kemik, soba ve şofben zehirlenmelerine karşı dikkatli olunmasını istedi.

    Dr. Kemik, yazılı bir açıklama yaparak, kış aylarının gelmesiyle birlikte kullanımına başlanan odun ve kömür sobalarına karşı halkı uyardı. Soba zehirlenmesinin odun, kömür gibi ısınma aracı olarak kullanılan maddelerin yanması ile ortaya çıkan karbonmonoksit gazından kaynaklandığına dikkat çeken Kemik, Türkiye’de bilgisizlik, yanlış kullanım ve ihmal yüzünden soba, şofben ve baca zehirlenmelerinin, her yıl kış aylarında özellikle alçak basınçlı havalarda tehlikeli boyutlara ulaştığını kaydetti. Güneybatıdan esen bir rüzgar olan lodos nedeniyle her yıl onlarca kişinin, özellikle sobadan sızan karbonmonoksit gazı ile zehirlendiğini belirten Kemik, “Karbonmonoksit gazı tatsız, renksiz, kokusuz olması ve tahriş etme özelliğinin olmaması nedeniyle fark edilmediği için ‘sessiz katil’ olarak bilinmektedir. Vücuda solunum yoluyla girer ve doğrudan kana geçerek oksijen alımını engeller, zehirlenme ve ölüme neden olur. Karbonmonoksit gazı ile zehirlenmeler sıklıkla kapalı ortamlarda açık ocaklar, bacası çekmeyen soba, şofben, bacasız gaz sobalarında yakıtın iyi yanmaması nedeniyle meydana gelir” dedi.

    ZEHİRLENME BELİRTİLERİNE DİKKAT

    Karbonmonoksit zehirlenmesinde ilk belirtilerin baş ağrısı, yorgunluk hissi, mide bulantısı gibi semptomlar olduğuna işaret eden Dr. Kemik, “Genellikle bu semptomların ağırlığı karbonmonoksit düzeyi ve maruz kalınan süre ile ilişkilidir. Ciddi zehirlenmelerde baş dönmesi, kusma, bilinç kaybı ve ölüm görülür. Soba zehirlenmeleri nedeniyle söz konusu üzücü olayların yaşanmaması için vatandaşlarımızın soba kullanımı konusunda dikkatli olmaları gerekmektedir. Zehirlenme durumlarında hasta bulunduğu yerden temiz havalı bir yere taşınmalı ve hemen suni solunum yaptırılmalıdır. Hasta vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna götürülmelidir” ifadelerini kullandı.

    Zehirlenmelerin önüne geçmek için soba, şofben ve bacaların kurulumu, yakılması ve temizliğine dikkat edilmesi, kurallara mutlaka uyulması gerektiğinin altını çizen Kemik, kullanılan her türlü ısıtma cihazının kalite belgesine sahip olup olmadığına, garantilerine ve garanti sürelerine bakılmasını istedi. Dr. Kemik, soba ve bacalarda uyulması gereken kuralları şöyle sıraladı:

    “Kullanılan yakıtın standartlara uygunluğu kontrol edilmeli, izin belgesi olmayan satıcılardan kömür alınmamalı. Aşırı doldurulan sobanın duman yolu daralacağı, soba içinde düzensiz ısı dağılımı nedeniyle de baca çekişi zayıflayacağı için soba yakılırken aşırı doldurulmamalı. Sönmekte olan sobaya asla tutuşması için güç yakıtlar konulmamalı, yakıt yavaş yavaş ilave edilmeli, yatmadan önce sobaya kesinlikle yakıt konulmamalı. Yanmakta olan soba yatmadan evvel mutlak surette söndürülmeli. İyi ısınmayan ve alttan yakılan kömür sobalarında karbonmonoksit zehirlenmesi riski artacağından soba tutuşturulurken yakıtın üstten yanması sağlanmalı. Özellikle alçak basınçlı lodoslu havalarda ölüm olaylarında artış görüldüğü için eğer bacalar standartlara uygun değilse alçak basınçlı havalarda soba yakılmamalı, yakılması zorunlu ise gece yatarken mutlaka tam olarak söndürülmeli. Soba borularının birbiriyle birleştirilmesinde hava ve baca gazı sızdırmazlığı sağlanmalı. Sobanın bulunduğu yer sürekli havalandırılmalı. Bacalar standartlara uygun ve yalıtımlı olmalı, düzenli olarak temizletilmeli. Dumanın geri tepmesini önlemek için bacaların en üst noktasının çatının en üst noktasından 1 metre daha yüksekte olması sağlanmalı ve baca şapkası mutlaka takılmalı.”

    Dr. Kemik, şofben kullanımında dikkat edilmesi gerekenler konusunda da şunları kaydetti:

    “Şofben mutlaka bacaya bağlanmalı, baca bağlantısı olmayan, bina aydınlığına bağlı şofben asla çalıştırılmamalı. Şofbenin monte edileceği mekan yeterli büyüklükte olmalı, şofben mümkünse banyo yerine balkona veya başka bir havadar mekana takılmalı, şofbenin montajı mutlaka yetkili servis tarafından yapılmalı. Şofbenin kullanıldığı yere sürekli temiz hava girmesi sağlanmalı. Bacalar yatak odalarından, merdiven sahanlığından, bina girişlerinden, havalandırma boşluklarından, çatı arasından, banyo ve tuvaletten geçirilmemeli. Şofbende gaz kaçağı hissedildiğinde öncelikle gaz vanası ve tüp dedantörü kapatılmalı, elektrik düğmeleri açılmamalı, açıksa hemen kapatılmalı, kibrit, çakmak gibi alev ve kıvılcım çıkartabilecek hiçbir işlem yapılmamalı, pencereler karşılıklı açılarak ortam havalandırılmalı, hızla gaz şirketi yetkilisi veya şofben servisi aranmalıdır.”