Etiket: Değil

  • Meme Kanseri Artık Ölüm Nedeni Değil

    Genel Cerrahi ve Cerrahi Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Serdar Yol, meme kanserinin artık ölüm nedeni olmadığını, erken tanı sayesinde günümüzde meme kanserinden oluşan ölümlerin önüne geçildiğini söyledi.

    Meme kanserinin kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğunu belirten Samsun Büyük Anadolu Meydan Hastanesi doktorlarından Genel Cerrahi ve Cerrahi Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Serdar Yol, “Bu anlamda her 10 kadının birinde meme kanseri görülmektedir. Toplumda ortalama her 100 bin kadının 20’sinde meme kanseri vardır. Erkeklerde kadınlara göre meme kanseri daha nadir görülmektedir. Fakat bunlarda da seyir daha hızlı ve kötüdür. Meme kanserinin nedeni tam olarak bilinmediğini ancak burada, kalıtım, beslenme şekli, sosyoekonomik durum, regl durumu, doğumlar, doğum kontrol hapları gibi birçok faktör sayılabilir. Meme kanseri için kesinleşmiş risk faktörlerini sıralamak gerekirse; yaşın ileri olması (45-55 yaş arası en sık görülen yaş aralığıdır. Yaş ilerledikçe görülme sıklığı artar), annede 50 yaş altında meme kanseri görülmesi veya annenin her iki memesinde de meme kanseri olması, hiç doğum yapmamış olmak veya ilk doğumunu 35 yaşın üstünde yapmak (20 yaş altında doğum yapanlarda meme kanseri daha az görülür), emzirememek, ilk adetin 12 yaş altında görülmesi, geç menopoza girmek (55 yaş üstü), menopoz sonrası dönemde gelişen şişmanlık, yumurtalık ya da rahim kanseri olanlar, beslenmede doymamış yağların aşırı kullanımı (margarinler) meme kanserinde erken tanı yaşamı etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Erken tanı sayesinde günümüzde meme kanserinden ölümler yarıya inmiştir” dedi.

    ” ’KANSERİN AMELİYATLA AZACAĞI’ DÜŞÜNCESİ YANLIŞ İNANIŞ”

    Memenin korunmasına ve daha kaliteli yaşama olanak sağlaması, erken tanıyı daha da önemli hale getirdiğini belirten Prof. Dr. Serdar Yol, “Meme kanserinin erken evrede saptanması büyük ölçüde mamografik tarama ile mümkün olmaktadır. Tarama programları yaygınlaştıkça saptanan nonpabl yani ele gelmeyen erken evre meme kanseri sayısı da giderek artmaktadır. Meme kanserine erken dönemde tanı koyabilmek için gelişmiş ülkelerde 40 yaş üstü kadınlarda yıllık mamografi takipleri yapılmaktadır. Meme hastalıklarında en uygun tedavi yönteminin seçilmesi ancak hastalığa doğru ve kesin bir tanı koyulması ile mümkündür. Doktor veya hasta tarafından memede bir lezyon tespit edildiği zaman her şeyden önce bu lezyonun tabiatının kesin bir şekilde anlaşılması gerekir. Bu da hastanın durumunun iyi değerlendirilmesi ve kesin tanı konulması ile gerçekleşir. Şüphesiz yapılan çalışmalarda en büyük görev hastayı ilk defa gören ve muayene eden hekime düşmektedir. Kesin tanıya kadar memede saptanan her lezyonun kanser olabileceği olasılığı akıldan çıkarılmamalıdır. Memelerinde bir şiş oluştuğu zaman bunun önemini kavrayamayan hastalar, erken evrede tedavi olmasa ne gibi sorunlar çıkacağını düşünememektedirler. Memedeki kitle zamanla büyük boyutlara ulaştığında hekime başvurmaktadırlar. Meme kanserinde hastaya bağlı tanı gecikmesinin ikinci önemli nedeni psikolojik faktörlerdir. Bazı hastalar doktorun kendilerinde kötü bir hastalık olduğunu söyleyeceğinden korkarak hekime gitmezler. Bu çok yanlış bir düşüncedir. Zira memede kötü huylu bir hastalık varsa bir an önce teşhis ve tedavi edilmelidir. Memedeki hastalık iyi huylu bir hastalığa bağlıysa da tedavisi erken dönemde yapılır. Meme şikayeti ile doktora başvuran kadınların ancak 10 tanesinin birinde meme kanseri tespit edilmektedir. Halk arasındaki bir yanlış inanış da ‘kanserin ameliyatla azacağı’ düşüncesidir” diye konuştu.

    MEME KANSERİNİN BELİRTİLERİ

    Hastaların kendi kendini muayene ederek meme kanserinin belirtilerini erken teşhis edebileceğini ifade ederek “40 yaşın üstündeki kadınlar 2 yılda 1 kez ise 50 yaşın üstündeki kadınlar yılda 1 kez mamografi ile kontrol yaptırmalıdırlar” diyen Prof. Dr. Serdar Yol, “Memedeki lezyonların saptanmasında kadınların kendi memelerini muayene edebilmeleri çok önemlidir. Meme kanserinin erken bir dönemde teşhis edilmesini sağlar ve dolayısıyla tedavide başarı şansı artar. 20 yaşından büyük kadınlar her ay kendileri meme kontrollerini yapmalıdırlar. En uygun zaman adet bitiminden sonraki 4. ve 5. günlerdir. Bu dönemlerde memelerde şişme ve hassasiyet çok daha düşüktür. Menopoza girmiş kadınlar ise muayene için her ayın ilk günü gibi bir günü seçebilirler. 40 yaşın üstündeki kadınlar 2 yılda 1 kez ise 50 yaşın üstündeki kadınlar yılda 1 kez mamografi ile kontrol yaptırmalıdırlar. Memede ele gelen kitle, şişlik, meme derisinde çöküntü (retraksiyon), meme derisinin portakal kabuğu görünümünü alması, meme derisinde veya meme başında egzamaya benzeyen iyileşmeyen yaralar, meme başından kanlı akıntı gelmesi, meme başının içeriye doğru çökmesi, memenin boyutlarında küçülme ya da büzülme, meme uçlarının içe, dışa veya yukarıya doğru kıvrılması, koltuk altında ele gelen şişlik” şeklinde konuştu.

    MEME KANSERİNDE TEDAVİ YÖNTEMLERİ

    Genel Cerrahi Uzmanı ve Cerrahi Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Serdar Yol son olarak, “Meme kanseri tespit edilmiş hastaların kanserin boyutuna göre, tedavi yöntemleri değişmektedir. Erken dönemde gelen hastaların tedavisinde memesinin tamamı alınmamakta, sadece tümörlü kısım etrafındaki sağlam doku ile çıkartılmaktadır. Eğer koltuk altında yayılma varsa, tedaviye radyoterapi veya kemoterapi ilave edilmektedir” ifadelerini kullandı.

  • Sanlav: “Eğitimi Dijital Hale Getirelim, Çocukları Değil”

    MEB YEĞİTEK’in düzenlediği Eğitim Teknolojileri Zirvesinde bir konuşma yapan Ümit Sanlav, eğitimde kullanılan sosyal medya uygulamalarının faydalarının anlattı, sosyal medya bağımlılığına dikkat çekti.

    Milli Eğitim Bakanlığı Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü (YEĞİTEK) tarafından Ankara’da düzenlenen “Eğitimde Fatih Projesi Eğitim Teknolojileri Zirvesi”nde; öğretmen, akademisyen, öğrenci, eğitim teknologları ve servis sağlayıcılar, fikir ve tecrübelerini paylaştılar. Açılış konuşmalarını Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı ve YEĞİTEK Genel Müdürü Dinçer Ateş’in yaptığı etkinlikte 12 ayrı panel düzenlendi. Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) Akademisyenlerinden Işıl Boy Ergül’ün oturum başkanlığını yaptığı “Üç Boyutlu Teknolojiler” panelinde, hayatımıza yeni giren 3D yazıcılar gibi diğer üç boyutlu çalışmaların eğitime katkıları ve sağladıkları öğrenme kolaylıkları anlatıldı. Daha önce YTÜ katkılarıyla düzenlenen Eğitim Teknolojileri Zirvesi ETZ14 ve ETZ15’in Koordinatörü olan Işıl Boy Ergül, 5 Mart’ta düzenlenecek olan ETZ16’nın yeni sürprizlerle, teknoloji ve eğitim sektörünü bir araya getireceğini söyledi.

    “HER 10 GENÇTEN 9’U DAHA YATAKTAN KALKMADAN SOSYAL MEDYA ETKİLEŞİMLERİNİ KONTROL EDİYOR”

    Moderatörlüğünü Marmara Üniversitesi Akademisyenlerinden Bilal Eren’in yaptığı “Sosyal Medya ve Bloglar” oturumunda konuşan Uluslararası Sosyal Medya Derneği (USMED) Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Sanlav, kısa bir süre öncesine kadar tamamen eğlence ve oyun amacıyla kullanılan sosyal medyanın eğitimde faydalanılan uygulamalarına değindi. Günümüz teknolojik şartlarında bilgiye ulaşmanın kolaylığına değinen Sanlav, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

    “Kimileri için eğlence, kimileri için vazgeçilmez bir iletişim aracı durumunda olan “Sosyal Medya”, her kesimden ilgilisinin vazgeçilmezi olarak hayatımızın başköşesine yerleşti. Eğitim alanında da, EBA, E-Okul, Klass Dojo, K12.net.tr, RosettaStone, Vitamin, gibi birçok örnekleri olan programlarla, hem öğrenme hızlanıyor, hem sınırsız ve sonsuz bilgi kaynağı öğrencilere sunuluyor, hem de velilerin eğitime katılımı sağlanabiliyor. Veliler; öğrencinin ödevleri, sınav sonuçları, takviye gereken konular hakkında bilgi sahibi olurken, e-öğrenme kaynaklarıyla çocuklarının eksiklerini tamamlayabiliyorlar. Teknoloji sayesinde bilgiye ulaşmak, öğrenciler için artık çok kolay. Dolayısıyla öğrenciye bilginin kendisi değil, elde edilen bilginin verimli şekilde kullanmasının öğretildiği bir eğitim anlayışı gerekli. Bu da eğitim ve teknolojin birbirini desteklemesiyle mümkün.”

    Kısa bir süre öncesine kadar tamamen sanal olan internet ortamının, gerçek bilgilerin kullanılmasıyla sanallıktan çıkıp, hayata entegre olmasıyla “Sosyal Medya” kavramının doğduğunu belirten Ümit Sanlav sosyal medya bağımlılığına dikkat çekerken “Yapılan araştırmalarda her 10 gençten 9’u daha yataktan kalkmadan sosyal medya etkileşimlerini kontrol ediyor. Eğitimi dijital hale getirirken, gençleri dijital hale getirmemeye özen gösterilmelidir” dedi.

    Yazdığı Sosyal Medya Savaşları isimli kitabı, zirveyi takip eden Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’ya sunan Ümit Sanlav, Bakan Avcı ile sosyal medya bağımlılığı konusunda bir süre sohbet etti.

  • Yılmaz: “Millet, MHP’siz Değil Bahçeli’siz Siyaset İstiyor”

    Muhafazakar Yükseliş Partisi (MYP) Lideri Ahmet Reyiz Yılmaz, “Millet, MHP’siz değil Bahçeli’siz siyaset istiyor” dedi.

    Muhafazakar Yükseliş Partisi (MYP) Lideri Ahmet Reyiz Yılmaz, yazılı bir açıklama yaptı. Yılmaz, yaptığı açıklamada, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi eleştirdi. Yılmaz, milletin MHP’siz değil Bahçeli’siz siyaset istediğini belirterek şunları söyledi:

    “Devlet Bahçeli yolun sonuna gelmiştir. AK Parti iktidarını yaşatmak için her türlü manevra yalan ve hilekar yola başvurmuştur. Bunu yaparken saf ve iyi niyetli Türk evlatlarının hissiyat ve milli şuurunun üstüne basmıştır” dedi.

    Milletin Bahçeli’yi istemediğini belirten Yılmaz, sözlerini şöyle tamamladı: “Ülkücü camia seni istemiyor. Her açıklamanın arkasından lanet okuyor. Yıkıl git diyor. Ama sen ne diyorsun. ’Ben bu milletin başına basmaya devam edeceğim.’ Oyun bitmiştir. Yolun sonu görünmüştür. Şimdi hesap verme zamanıdır. Bu kez delege senin ve kırk haramilerle kurduğun işgalin sonunu getirecektir. Aksi takdir de milliyetçiler Muhafazakar Yükseliş Partisi çatısı altına geçecektir.”

  • Bakan Cevdet Yılmaz: “Mülteci Sorunu Bir Ülkenin Değil Tüm İnsanlığın Meselesidir”

    Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, Uluslararası İşbirliği Platformu tarafından 6’ncısı düzenlenen Boğaziçi Zirvesi’ne katıldı. Bakan Yılmaz, Suriye’deki siyasi sorunun çözülmediği sürece insani ve kalkınmaya ilişkin problemlerin devam edeceğini belirterek, “Mülteci sorunu gibi insani sorunlar sadece bir ülkenin veya komşunun değildir tüm insanlığın meselesidir” dedi.

    6’ncı Boğaziçi Zirvesi, Uluslararası İşbirliği Platformu tarafından Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) ev sahipliğinde 9-11 Aralık tarihleri arasında düzenleniyor. 80 ülkenin siyaset ve iş dünyasının önde gelen isimlerinin bir araya geldiği ve ’Daha Az Yoksulluk, Daha Fazla Refah’ temasıyla gerçekleştirilen zirveye, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi, ISPAT&WAIPA Başkanı Arda Ermut, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Eski Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Akbank İcra Kurulu Üyesi Suzan Sabancı Dinçer, UNDP Başkan Yardımcısı Cihan Sultanoğlu ve çok sayıda davetli katıldı.

    Zirvede konuşma yapan Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, kalkınmanın amacının insan olduğunu belirtti. Bakan Yılmaz, “Kalkınmanın amacı insandır. Sonuçta yaptığımız bütün çalışmaların amacı insanın refahı ve mutluluğudur. Aslında en büyük araç yine insandır. Kalkınma süreçlerini hızlandırmamız daha nitelikli bir kalkınma oluşturmamız için en önemli araç da insandır. Dolayısıyla insan odaklı bir kalkınma anlayışından bahsediyoruz. Burada ortaya konan ana tema insan odaklı bir anlayışı ifade ediyor. 2000 yılında bütün dünya için bin yıl kalkınma hedefleri belirlendi. 2015 yılına kadar dünya için ortak bir takım hedefler konuldu. 8 ana tema başlık altında bunlar özetlendi ve ölçülebilir hedefler konuldu dünyanın önüne. Bundan sonra dünyanın yoksulluğu azaltma konusunda burada ortaya konan genel hedefler konusunda önemli ilerleme kaydettiğini memnuniyetle görüyoruz. 1 milyarın üzerinde insan aşırı yoksulluktan kurtuldu, açlığa karşı da önemli mesafeler kat edildi. Kız çocuklarının okullaşması gibi önemli bir alanda ilerleme görüyoruz. Küresel ortaklıkları geliştiğini görüyoruz. Bunlar bin yıllık kalkınma hedeflerinin başarılı olduğunu ve daha yaşanabilir dünyaya katkı sağlıyor. Şunu da görmemi lazım bin yıl kalkınmaya rağmen dünya halen arzu ettiğimiz gibi değil, 800 milyon insan aşırı yoksullukla karşı karşıya, okul çağında 60 milyon kız çocuğu temel eğitime erişemiyor. 6 milyon çocuk 5 yaşına gelmeden hayatını kaybediyor. Kadınlar ise iş dünyasından ayrımcılığa maruz kalıyor” ifadelerini kullandı.

    “TÜRKİYE’DE GELİŞMİŞ ÜLKELER GİBİ MUTLAK YOKSULLUKLA DEĞİL GÖRELİ YOKSULLUKLA UĞRAŞACAK”

    Geçmişe bakıldığından Türkiye’nin iyi bir performansı olduğunu söyleyen Bakan Yılmaz, “Bundan dolayı mutluyuz. Bir doların altında nüfusumuz çok şükür yok. Böyle devam ediyor. 2 doların altında 0 nüfus var. 2002 yılında günlük harcaması 4,3 nüfusun altında nüfusumuz toplam nüfusun altında idi. 20 milyondan fazla insanımız 4,3 doların altında günlük harcama ile yaşıyordu. Bundan sonra da Türkiye’de gelişmiş ülkeler gibi mutlak yoksullukla değil göreli yoksullukla uğraşacak. Kavramsal olarak yoksulluğu önümüzdeki dönemlerde ele alacağız. Bunun dışında yoksullukla birlikte değerlendirilmesi gereken bir kavramdır. Yeni kavramlarla yoksulluk ile uğraşacağız. Göreli yoksullukla da önemli aşamadayız. Bunu tamamen yok etmemiz mümkün değil, azaltmak önemlidir. Hedefimizi en yüksek insani gelişmişliğe ulaşmaktır. Bunu Türkiye ekonomisini yükseltirken başardık. Dünyada olumlu bir dönem yaşamıyoruz. Son 10 yıla baktığımızda gelir eşitsizliğinin arttığını görüyoruz. Zengin ile yoksul arasında fark açıldı. Türkiye bu konuda hem büyüyen hem de gelirini adil dağıtmayı başaran bir ülkedir. Geçmişe göre bugün Türkiye çok daha iyi bir noktadadır” dedi.

    “TÜRKİYE’DE SURİYELİLERİN İNSANİ SORUNU GİDEREK KALKINMA SORUNU HALİNE GELİYOR”

    Suriye’de büyük bir dramın yaşandığını belirten Bakan Yılmaz, “Komşu ülkelere iltica etmiş, canını kurtarmak için zalim bir rejimden kaçarak gelmiş, milyonlarca insan, misafirlerimiz var. Diğer tarafından Suriye içinde 78 milyon insan yerinden edilmiş durumdadır. Bu problemle ilgili en büyük yükü yükleyen biri Türkiye’dir. Kendi imkanlarımızla dünyadan çok az bir destekle insani sorumluluğumuzu yerine getiriyoruz. Bu sorun giderek insani bir sorun olmasının yanı sıra kalkınma sorununa da dönüşüyor. Sadece Türkiye’de doğan Suriyeli çocuk sayısı 40 bini aşmış durumdadır. Bir tarafta yeni nesil sağlık, eğitim, mesleki eğitim ile ilgili ihtiyaçları dışında insani yardım bakış açısından kalkınma desteğine bakış açısına geçiş yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Uluslararası kurumlarla çalışmak zorundayız. Olayın özü yine siyasidir. Oradaki siyasi sorun çözülmediği sürece insani ve kalkınmaya ilişkin problemler devam edecek. Biz geniş perspektifle bu sorunları ele almak zorundayız. Tüm dünyaya çağrıda bulunuyoruz. İnsanların daha fazla destek sağlaması gereken bu durumda yeterli desteği göremiyoruz. Mülteci sorunu, bu tür insani sorunlar sadece bir ülkenin veya komşunun değildir tüm insanlığın meselesidir. Tüm insanın çaba sarf etmesi gerekir. Önümüzdeki dönem daha fazla çaba sarf edilmesini temenni ediyorum” şeklinde konuştu.

    “2019’A KADAR HİÇBİR SEÇİM YOK, BU BİR FIRSAT PENCERESİDİR”

    Siyasi istikrarın ve temsilin olduğu bir yapıya girdiklerini ifade eden Bakan Yılmaz, “Şuanda yüzde 97,5’in temsil edildiği bir meclise sahibiz. Tek başına bir parti, temsil ve istikrar, çok önemli bir avantaja sahibiz. 2019’a kadar hiçbir seçim yok, bu konuda rahatız. Bu da bir fırsat penceresidir. Bunu çok iyi değerlendirmek durumundayız. Türkiye bu dönemi reform ve atılımlarla sürdürmek durumundadır. Dünyanın şu anki sorunu, doğruları bilip bilmemesi sorunu değil, doğru olan politikaları uygulayıp uygulamama sorunudur. Uygulamayı çok daha etkin hale getireceğimize inanıyorum. Bunu yaparken de kamu özel sektör ve sivil birlikteliğin çok önemli olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.

  • Fabrika Bacası Değil Valilik Bacası

    Trabzon Valilik Binası bacasından sabah saatlerinde yükselen duman adeta fabrika bacasını andırıyor.

    Trabzon’da dün sabah saatlerinde valilik binasından çıkan yoğun ve siyah duman dikkat çekti. Yaklaşık bir saat boyunca bacadan çıkan duman vatandaşların da dikkatini çekerken, dumanın yoğunluğu uzak mesafelerden de görüldü. Feul Oil yakıtı ile ısınan valilik binasının yaklaşık 2-3 ay sonra doğalgaza geçmesiyle birlikte kötü görüntünün önüne geçileceği ifade edilirken, Valilik bahçesindeki Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü Hava Kalitesi Ölçüm İstasyonu tarafından çevredeki kirli havanın ölçüldüğü belirtildi.