Etiket: Dediği

  • Erdoğan: “Ölenin Allahu Ekber Dediği, Öldürenin De Allahu Ekber Dediği Bir Anlayış Olabilir Mi?”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de düzenlenen Medeniyetler İttifakı’nın 7. Küresel Forumu’nda yaptığı konuşmada, DAEŞ’in İslam’la uzaktan yakından bir alakasının olmadığını belirterek, “Ölenin Allahu Ekber dediği, öldürenin de Allahu Ekber dediği bir anlayış olabilir mi?” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de düzenlenen Medeniyetler İttifakı’nın 7. Küresel Forumu’nda konuşma gerçekleştirdi. Erdoğan konuşmasında, 21. yüzyılın sorumlu liderleri olarak tehlikeli gidişata son vermek zorunda olduklarını ifade ederek, “Zira insanlık din ve kültür temelli kutuplaşmaların, gerilimlerin vicdanlarımızda açtığı yaraları artık taşıyamaz hale gelmiştir. Bugün 60 milyon insanın ülkelerindeki çatışlmalar yüzünden evlerini terk etmek zorunda kaldıkları bir dünyada yaşıyoruz. Büyük kısmını çocukların ve kadınların oluşturduğu bu masum insanların bir bölümünün çıktıkları umut yolculuğu denizlerin karanlık sularında daha büyük acılarla sonuçlanıyor. Ulaşmak istedikleri yere varabilenler ise misafir edildikleri toplumlarda şüphe ile karşılanmanın ve ötekileştirmenin sıkıntılarını yaşıyorlar. Bu dramların çıkış noktası olan coğrafyalara baktığımızda ise gerçekten çelişkilerle dolu bir fotoğraflarla karşılaşıyoruz. İslam adına eylem yaptığını iddia eden örgütler, en büyük katliamları Müslümanlara yapıyor, en büyük zararı onlara veriyor. Açık ve net söylüyorum: Bu terör şebekeleri eli ile binlerce yıllık medeniyet birikimi yok ediliyor. Kadim şehirlere harabeye çevriliyor. Bu örgütlerin sebep oldukları algı yüzünden özellikle Batı ülkelerinde yabancı düşmanlığı ve İslamofobinin hızla yayıldığını görüyoruz. Kimi art niyetli çevrelerin fırsattan istifade ile ayrıştırmayı, sevgi yerine nefret tohumları ekmeyi, ötekileştirmeyi kendilerine görev addettiklerine şahit oluyoruz. Bu şekilde farklı medeniyetlere farklı, inançlara, farklı kültürlere sahip insanlar arasındaki uçurumun derinleşmesi daha büyük felaketlerin habercisi olarak karşımıza çıkıyor” ifadelerini kullandı.

    “İNSANLIK OLARAK KARŞI KARŞIYA BULUNDUĞUMUZ BU TEHDİT HEPİMİZE YÖNELİK”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, her zaman terörün, teröristlerin ve terör örgütlerinin dini, kökeni, bölgesi ve kültürü olmadığını ifade ettiklerini hatırlatarak, “Masum insanların hayatına kast etmeyi hiçbir inanç, din, hiçbir vicdan tasvip etmez. Özellikle de İslam kelime itibari ile manası barış olan bir dindir. Manası barış olan bir din teröre müsaade eder mi? Bizim dinimizde terörün asla yeri yoktur ve İslam adına ortaya çıkan bu örgütler ki başta DAEŞ, bunların İslam’la yakından uzaktan alakası yoktur. Çünkü terör diğer tüm vasıfların ötesinde bizatihi insanın kendisine düşmandır. İnsanlık olarak karşı karşıya bulunduğumuz bu tehdit hepimize yönelik. Düşünebiliyor musunuz ? Şu salondaki birinci derece yakından ilgilendirdiği için söylüyorum. Ölenin Allahu Ekber dediği, öldürenin de Allahu Ekber dediği bir anlayış olabilir mi? Bunun bizim dinimizle alakası yoktur. Hiçbir medeniyet bu tehdidin dışında değildir. Terör örgütleri Medeniyetler İttifakı projesi ile kurmaya çalıştığımız ortak idealin en büyük hasmıdır. Bu tehdidi ancak ortak mücadele ile aşabiliriz. Aksi yöndeki her tutum, her beyan teröre, terör örgütlerine destek anlamına gelmektedir” açıklamasını yaptı.

    “SURİYE’DE DEVLET TERÖRÜ ESMEKTEDİR VE ORADA BİR TERÖRİST İŞ BAŞINDADIR”

    Erdoğan üç başlığın çok önemli olduğunu vurguladığı konuşmasını şu şekilde sürdürdü: “Bunun birincisi mezhepçiliktir ki biliyorsunuz bir zamanlar özellikle Orta Çağ ve sonrasında mezhepçilik yine farklı mezhepler arasında birbirilerine karşı çok ciddi tehdit oluşturuyordu. Şu anda yine bunu yaşıyoruz. İki ırkçılık. Çok ciddi bir tehdit olarak teröre zemin oluşturuyor. Üçüncüsü terör. Eğer bu mezhepçiliğe karşı ortak mücadeleyi veremezsek barışı temin demeyiz. Irkçılığa karşı bu ortak mücadeleyi veremezsek terörle mücadele edemeyiz. Biz şu ırktan bu ırktan diye insanlara bakamayız. Şu siyahtır, şu beyaz ırktandır diye insanları birbirinden ayırmayız. Biz karşımızdaki tüm ırkların mensuplarına insan olarak bakmak ve insan olarak hepsini sevmek zorundayız. Dünyada barışın temelini bu oluşturmaktadır. Üçüncüsü terör. Teröre karşı küresel ittifakı sağlamak zorundayız. Eğer küresel ittifakı teröre karşı sağlayamazsak burada da barışı temin edemeyiz. Şu anda ülkem terörle mücadelede çok ciddi bir sorun yaşamaktadır. 35 yıldır terörle mücadele ediyoruz. Şu ana kadar teröre karşı mücadelede ölen insanımızın sayısı 40 bini aşmış durumda. Aynı şekilde geliyoruz yanı başımızda artık terörle başlayan süreç Suriye’de iç savaşa dönüşmüştür. Ölenlerin sayısına bakıyoruz, 500 bini aşmış vaziyette. Orada artık bireysel terör yok. Suriye’de devlet terörü esmektedir. Orada bir terörist iş başındadır. İnsanlarını artık varil bombaları ile öldüren, toplarla, tanklarla öldüren terörist vardır. Bunlara karşı acaba kırmızı halılar serenler, kırmızı halılarla bunları karşılayanlar sorumlu değil mi? Eğer teröre karşı bu mücadeleyi vereceksek samimi olmak zorundayız. Onlarla silah yardımında bulunanlar sorumlu değil mi, onlara parasal yardımda bulunanlar sorumlu değil mi”

    “AYLAN BEBEĞİN O KUMSALA VURDUĞU ANA KADAR NEREDEYDİNİZ?”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Medeniyetler İttifakını kurarken, Türkiye olarak biz bu anlayışa bu işin içerisinde bulunduk. Biz o yavruların denizlerde ölerek sahile vurmalarını görmek istemiyoruz. Bizim en çok üzüldüğümüz, kahrolduğumuz an budur. Aylan bebeğin kumsala vurduğu zaman, insanlık ‘ne yapıyoruz’ demeye başladı. Peki, Aylan bebeğin o kumsala vurduğu ana kadar neredeydiniz? 6 yıldır Suriye’de bu insanlar ölüyor. Sadece Ege’de, Akdeniz’de denizden topladığımız insan sayısı bizim şu anda 100 bine ulaştı. Onları ölümden kurtarabilirdik” ifadelerini kullandı.

    “BAL BAL DEMEKLE AĞIZ TATLANMAZ”

    Cumhurbaşkanı Suriye ve Irak’tan olmak üzere 3 milyon mültecinin Türkiye’de olduğunu belirterek, “Sağ olsun bize dostalar geliyorlar ve teşekkür ediyorlar. Bizde bir söz var. ‘Bal bal demekle ağız tatlanmaz’. Balı yersen ağız tatlanır. bize teşekkür ediyorlar iyi güzel de bizim şu ana kadar faturalı olarak yaptığımız harcama 10 milyar doları aştı. STK’larımızın, belediyelerimizin yaptığı harcamaları söylemiyorum. Onlarla beraber ele alırsak 15, 20 milyar dolara ulaşmış vaziyette. Kamplarımızda yaşayan insanların sayısı 280 bin. Ayıca şehirlerimize dağılmış olanlarla beraber 3 milyon insanı ülkemizde misafire ediyoruz. Hala kapılarımızı batı Batılı ülkeler gibi kapatmıyoruz. O bombalardan kaçıp gelenlere, yine açmaya devam edeceğiz. Çünkü biz o insanları ölüme terk edemeyiz” açıklamasını yaptı.

  • “Şerefine Sıkıyorum” Dediği Arkadaşını Vurmuş

    Konya’da, geçen ay bir kişinin tabancayla vurularak öldürülmesiyle ilgili yakalanan şahsın, “Sizin şerefinize sıkıyorum” diyerek tabancayla havaya ateş ederken arkadaşını vurduğu ortaya çıktı.

    Olay, 26 Şubat 2016 akşamı merkez Selçuklu ilçesi Musalla Bağları mahallesinde içkili bir eğlence mekanının önünde meydana geldi. Rüstem Sucu (35) arkadaşlarıyla alkol aldıktan sonra mekandan ayrıldıkları sırada kapının önünde vurulmuş, kaldırıldığı özel hastanede kurtarılamayarak hayatını kaybetmişti. Arkadaşları polisteki ilk ifadesinde Sucu’nun sigara içmek için kapının önüne çıktığında tartıştığı kişiler tarafından vurularak öldürüldüğü iddia edildi.

    ŞİŞEDE DURDUĞU GİBİ DURMADI

    Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri cinayetin faili ya da faillerini bulmak için yaptığı çalışmada olayın meydana geldiği yerdeki güvenlik kamerası görüntülerini inceledi. Polis, Rüstem Sucu’nun arkadaşları Ufuk Ü. (32) ve sevgilisi Hülya K. (42) ile bir eğlence mekanında alkol alarak eğlendikten sonra ayrılmak için dışarı çıktıkları sırada Ufuk Ü.’nun alkolün etkisiyle belindeki tabancasını çıkarıp yere çökerek havaya doğru şarjörü boşalttığı ve bu esnada arkadaşı Sucu’yu karın boşluğu ve kalbinden vurduğunu tespit etti.

    ÖNCE VURDUĞUNU ANLAMAMIŞ

    Olaydan sonra kaçan Ufuk Ü., polisin yaptığı çalışma sonrasında merkez Selçuklu ilçesi Parsana mahallesinde bir arkadaşının üzerinden kiraladığı evde yakaladı. Gözaltına alınan Ufuk Ü., sorgusunda suçunu itiraf ederken olayı şöyle anlattı: “Ben, sevgilim Hülya ve Rüstem mekanda eğlenirken Hülya’nın başka bayanlarla arasında gerginlik oldu. Gerginliği yatıştırdıktan sonra üçümüz mekandan ayrılmak için kalktık. Kapının önüne çıktığımızda Hülya’yı arabaya bindirdikten sonra tabancamla, ’Sizin şerefinize sıkıyorum’ diyerek havaya ateş ettim. Bu sırada Rüstem yere düştü. Önce ne olduğunu anlamadım. Sesten korkup bayıldığını sandım. Kontrol ettiğimde göğsündeki kanları fark edince vurduğumu anladım. Hemen arabaya bindirip hastaneye götürdük. Hastaneye bıraktıktan sonra ben kaçtım”

    Çevredeki bir güvenlik kamerası tarafından kaydedilen cinayet anı görüntülerinde, eğlence mekanının önünde kalabalık bir grup arasında bir kişinin tabancasıyla ateş ettiği, yanında bulunan arkadaşının vurulduğu ve şahsın vurulduktan sonraki panik hali görüntülere yansıyor. Rüstem Sucu’nun vurulduğu an kalabalık içerisinde bazı kişilerin yere düşen kovanları toplayarak ortadan kaldırıldığı görülüyor.

    CEZAEVİ FİRARİSİ OLARAK ARANIYORMUŞ

    Öte yandan Ufuk Ü.’nün kazayla arkadaşını vurduğu tabancanın çalıntı olduğu, tabancanın bir uzman çavuşa ait olduğu ortaya çıktı. Ufuk Ü.’nün ayrıca geçen yıl yaralama suçundan Akşehir Cezaevine girdiği ve 6 ay önce de cezaevinden firar ettiği ve 3 yıl 4 ay başka bir suçtan da kesinleşmiş hapis cezasının olduğu öğrenildi. Emniyetteki işlemleri tamamlanan Ufuk Ü., çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanarak cezaevine gönderildi.

  • Doktorların “Çok Bile Yaşamış” Dediği Kadın, Tıp Dünyasını Yanılttı

    Beş yıl önce safra yolları kanserine yakalanan, üç çocuk annesi 55 yaşındaki Zilşan Kopanoğlu, doktorlar tarafından “Çok bile yaşamış” denilerek evine gönderildi. Kopanoğlu’nun yakında öleceğini düşünen komşuları, eve yemek yapıp getirmeye başladı. Umudunu yitirmeyen Kopanoğlu, iki yıl önce Balıkesir’den İzmir’e giderek ameliyat oldu ve sağlığına kavuşarak tıp dünyasını yanılttı.

    Balıkesir’de yaşayan üç çocuk annesi 55 yaşındaki Zilşan Kopanoğlu’na beş yıl önce safra yolları kanseri teşhisi konuldu. Doktorlara göre hastalık öyle ilerlemişti ki, artık yapacak bir şey yoktu. Hatta onlara göre “çok bile yaşamıştı.” Günden güne halsizleşen Kopanoğlu’nun, yakında öleceğini düşünen komşuları eve yemek yapıp getirmeye başladı. Tam “her şey bitti” derken çocuklarının İzmir’e getirdiği Kopanoğlu, iki yıl önce geçirdiği ameliyatla sağlığına kavuştu. Aradan geçen iki yılda, oğlunu evlendirip bir de torun sahibi olan talihli kadın, “Yaşayacak günüm varmış. Sizi umutsuzluğa sevk edenlere inanmayın. Her zaman bir yol vardır” dedi. Ameliyatı gerçekleştiren Prof. Dr. Ünal Aydın ise, “Safra yolları kanseri ilk ameliyatta temizlense bile tekrarlayabiliyor. Bu nedenle kontrol altında tutmak şart. Hastalıkla mücadele edip, pes etmemek gerekir” diye konuştu.

    “KANSER MÜDAHALEYE RAĞMEN GERİLEMEDİ”

    Karın ağrısı şikayetiyle beş yıl önce hastaneye giden Zilşan Kopanoğlu’na safra yollarında taş olduğu söylendi. Yapılan taramada ise safra kanallarında tümöre (klatskin tümörü) rastlanan Kopanoğlu hemen ameliyata alındı. Safra yollarında taş ve tümör temizlenen Kopanoğlu, hayatına kaldığı yerden devam ederken, kötü haber üç yıl sonra geldi. Mide bulantısı şikayetiyle yeniden hastaneye giden Kopanoğlu, kanserin yeniden baş gösterdiğini öğrendi. Kemoterapi alan Kopanoğlu’ndaki kanserin tüm müdahaleye rağmen gerilemediği görüldü.

    KOMŞULARI ÖLECEK DİYE YEMEK GETİRDİ

    Sağlığına kavuşturmak için aile üyelerinin seferber olduğu Zilşan Kopanoğlu, farklı şehirlerde çok sayıda doktor tarafından muayene edildi. Sonuç ise aynıydı. Doktorlar, yapılacak bir şey kalmadığını söylerken, “Çok bile yaşamış” diyerek talihsiz kadını evine gönderdi. Günden güne sararan, elini kaldıracak gücü yitiren Kopanoğlu, cerrahi müdahale şansı olmadığı söylenince çaresiz ölümü beklemeye başladı. Hatta durumu o kadar kötüleşti ki, komşuları cenaze evi gözüyle baktıkları, kısa sürede 40 kiloya yakın zayıflayan Kopanoğlu’nun evine yemek yapıp getirmeye başladı.

    SAĞLIĞINA KAVUŞTU

    İnternetten yaptığı araştırmada Genel Cerrah Prof. Dr. Ünal Aydın’a ulaşan Kopanoğlu’nun, safra kanallarında daralma olduğu, safra yollarında ise çok sayıda tümör olduğu tespit edildi. Hemen ameliyata alınan Kopanoğlu’na bağırsaklarından yeni bir safra yolu yapıldı ve tümörler temizlendi. Aradan geçen iki yılda yeniden kilo alan, oğlunu evlendirip bir de torun sahibi olan Kopanoğlu, “Daha yaşayacak günüm varmış. Ben, benim gibi hastaların asla pes etmemesini istiyorum. Her zaman yapılacak bir şey vardır. İyi araştırsınlar. Ben ölümü beklerken tekrar yaşama döndüm” ifadelerini kullandı.

    “AMELİYAT ŞANSI VERİLMELİ”

    Operasyonu gerçekleştiren Prof. Dr. Ünal Aydın ise, safra yolu kanserinin çok tehlikeli bir kanser türü olduğunu belirterek şöyle konuştu: “Bu tür hastalarda ameliyat şansı vermek çok önemli. Çünkü pek çok safra yolları kanserinde ilk ameliyattan sonra hastalık tekrarlayabiliyor. Zamanında önlem alınmazsa hastayı ölüme götürebiliyor. Hatta bazen tümör dahi olmasa safra yollarındaki darlıklar bile hastanın yaşam şansını elinden almaya yetiyor. Bu nedenle sarılıkla birlikte baş gösteren kaşıntı, mide bulantısı, ateş ve halsizlik gibi belirtilere karşı çok duyarlı olmak gerekiyor. Zilşan Hanım örneğinde olduğu gibi, pek çok hastanın yaşama tekrar tutunması mümkün olabiliyor. Bu nedenle hastalar hastalıklarına karşı duyarlı ve uyanık olmalı.”

  • (Özel Haber) “Yol Vermedin” Dediği Sürücüyü Başından Vurup Kaçtı

    E-5 Karayolu Büyükçekmece-Selimpaşa mevkinde trafik magandası, “yol vermedin” diyerek kilometrelerce tartıştığı sürücüyle önce kavga etti ardından silahla başından vurdu. Ağır yaralanan sürücü hastaneye kaldırılırken, dehşet anları güvenlik kameralarına saniye saniye yansıdı.

    Olay, geçtiğimiz 18 Ocak Pazartesi günü saat 17.00 sıralarında E-5 Karayolu Büyükçekmece-Selimpaşa mevkinde yaşandı. İddiaya göre, iş çıkışı otomobile binerek evine gitmekte olan Recep Akkuş, kimliği belirsiz bir sürücü ile yol verme yüzünden tartışmaya başladı. Karayolu üzerinde kilometrelerce devam eden tartışma sonunda 2 sürücü bir anda yol ortasında durdu. Tartışmayı sürdüren sürücüler de araçlarından inerek birbirine girdi. Yanındaki bir kadınla araçtan inen trafik magandası, Akkuş’u önce darp etti. Maganda bununla yetinmeyip, yanındaki kadın ve kavgayı ayırmaya gelen diğer bir sürücünün gözleri önünde Akkuş’u silahla başından vurdu. Olayın ardından maganda yanındaki kadınla birlikte geldiği otomobile binerek kaçtı. Çevredeki sürücülerin ihbarı üzerine olay yerine sağlık ve polis ekibi sevk edildi. Ağır yaralanan sürücü Akkuş, sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından ambulansla hastaneye kaldırıldı. Sürücünün durumunun ağır olduğunu öğrenildi.

    İhbar üzerine olay yerine gelen sivil polis ekipleri ise olay yaşandığı yerde delil aradı. Yapılan aramalar sonucunda polis ekipleri, olayda kullanılan silah ile sopaya el koydu. Dehşet anları ise güvenlik kameralarına saniye saniye yansıdı.

    Polis ekipleri, olayla ilgili soruşturma başlattı.

  • Nazlı Hamarat’ın, ’Beni Darp Etti’ Dediği Sevgilisi Doruk Haybat İlk Kez Konuştu:

    İşte Benim Stilim’in yarışmacısı Nazlı Hamarat’ın, ’Beni darp etti’ dediği sevgilisi Doruk Haybat, medyada sansasyon için kendisinin kullanıldığını belirterek, “Nazıl bana saldırdı” dedi.

    nazlı Hamarat, geçtiğimiz cumartesi günü, sosyal medyadan sevgilisi Doruk Haybat’ın kendisini darp ettiğini ileri sürmüştü. Hamarat, sayfasına ’Az önce canımı zor kurtardım Doruk Haybat tarafından şiddete maruz kaldım bunlar sadece elime (yüzümü korumak için) aldığım darbeler birinden kurtuldum derken bir tane daha şiddet taraftarıyla tanışmak ne acı bu da benim kaderim mi acaba yine polis yolları göründü sana nazli yine ölebilirdin Allah korudu seni deyip halime şükrediyorum. Yine bu kare mazide kaldı ne acı’ yazdı.

    Olay sonrası Doruk Haybat, sessizliğini Uçankuş TV’nin “İki Kadın Arasında” programına bozdu. İlk kez konuşan Mimar Doruk Haybat, asıl Nazlı Hamarat’ın kendisine saldırdığını açıkladı.

    “NAZLI BENİMLE FLÖRT EDİNCE EŞİ EMİR MÜDAHALE ETTİ”

    Haybat, “Ben mimarım. Nazlı Hamarat’la 2005’te ortak arkadaşlarımız vasıtasıyla tanıştık. O dönem Nazlı’nın çapkın olduğu dönemdi, arkadaşlığın ötesinde yakındık ama hiçbir zaman sevgili olmadık. Son olarak biz geçen Ağustosta konuştuk. Bizi tanıştıran arkadaşım ‘Nazlı eşinin şiddetine maruz kalmış, sahipsiz kaldı. Keşke geçmişte onunla evlenseydin’ dedi. Ben de o günlerde Nazlı’ya ulaştım. ’Yalnız değilsin, yardıma ihtiyacın varsa ben ederim’ mesajını attım. O durum Nazlı tarafından flörtleşmeye döndü. Hatta Emir olaya müdahale etti. ’Eşimi bir daha arama’ dedi. Ben de evlilik kurumuna saygımdan Nazlı’yla görüşmeyi kestim. Emir vefat edince Nazlı’ya başsağlığı diledim ve ’Emir’le yıldızımız hiç barışmadı ama hiçkimse böyle bir ölümü hak etmiyor’ mesajını attım. Sonra bana dertleşmeye geldi. Sonra tekrar aramızda bir kıvılcım başladı” diye konuştu.

    NAZLI’YA TEK BİR FİSKE BİLE ATMADIM

    Nazlı’ya tek bir fiske bile vurmadığını belirten Haybat, “Bir insan bir insana saldırmak istiyorsa elini tutmaz, bileğini tutuyorsa vurmasını engellemek içindir. Zaten Nazlı’nın suratında bir tokat bir fiske izi olsaydı, instagramdan o anda hemen fotoğraf paylaşırdı. Olay sonrası meseleyi uzatıp benimle barışacağını bildiğim için hemen diğer odaya geçtim. Yüzünü dahi görmek istemedim” dedi.

    TELEFONUMU PARÇALADI

    Hamarat’ın telefonunu parçaladığını belirten Haybat, “3 katlı bir evimiz var. Ailem alt katta, ben de Nazlı’yla en üst katta kalıyordum. Olay gününün akşamı Nazlı erken yatmıştı. Benim Esin isimli eski bir kız arkadaşım var. Nazlı uyuduktan sonra vakit bulup telefonuma baktım. Bana şarkı yollamıştı Esin, ben de ona güzel ada görüntüleri olan bir klip yolladı. Sabah ben banyodayken Esin, bana ’Bir gün belki buralara kaçarız’ diye mesaj yazmış. Nazlı da bu mesajı görmüş. Ben duştan çıkınca ’Esin’le yazışmışsın, ben bu evden gidiyorum’ dedi. Ben durumu izah etmeden inanılmaz küfürler etmeye başladı. Aldı telefonu duvara fırlattı, telefon duvardan sekti. Bu sefer telefonu alıp kafama fırlattı. Kafamı çekince telefon yine duvardan sekti. Üzerime yürüyünce kollarını tuttum. Elimde yüzük de yoktu. O tırnak izleri nasıl oluştu anlamış değilim. Aşağıya doğru bağırdı annem ve babam geldi. Ben hemen diğer odaya geçtim. Bana gelip ’Polisler geldi, ifade verecek misin?’ diye sordu. Ben de kendisinin ne istiyorsa yapması gerektiğini söyledim. Ben de ‘Gerekirse karakola giderim’ dedim. Ardından menajeri Alpay, gelip eşyalarını topladı ve beraber gittiler” diye konuştu.

    “O BANA SALDIRDI, BEN DEĞİL”

    Medyada sansasyon oluşturmak için kendisinin kullanıldığını belirten Haybat, “Benim yanımdan kalkıp TV programına çıkıp eski eşini anlatıp durdu. Ben eğer dediği gibi alkolik ve psikopat biri olsam buna izin verirdim. Ben bu olayda adım geçsin istemiyor ama o hala sosyal medyadan olayı zorluyor. Çok da inandırıcı olmadığı için kimse ilgilenmiyor. Yok eline tırnak atmışım. Olacak iş değil. Erkekler tırnak mı atar kavgalarda… Bir de düz mantık eski kız arkadaşından mesaj gelmiş, ben mi Nazlı’ya saldırırım yoksa o mu bana? O bana saldırınca ellerini sert şekilde tuttum ama boğazını sıkmak, canını almaya çalışmak falan sözkonusu bile değil. Nazlı hanımın yolu açık olsun, inşallah piyasaya çıkaracağı single’ı çok satar. İnşallah bu kadar hokkabazlıkları boşa gitmez. Dizi ve filmlerde oynamak için her şeyi yapacağını biliyordum ama olayın dönüp dolaşıp beni bulacağını tahmin etmemiştim. Bu olaylardan pirim elde etme derdinde ama kimse yemiyor. Kesinlikle bir daha Nazlı Hamarat’la adımın geçmesini istemiyorum” dedi.