Etiket: Davası

  • Soma Davası 5’inci Duruşması İkinci Gününde

    Manisa’nın Soma ilçesinde, 301 maden işçisinin hayatını kaybettiği kazanın ceza davasına Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinde devam ediliyor. Davanın 5’inci duruşmasının ikinci gününde madenci aileleri yoğun güvenlik önlemi altında duruşma salonuna alındı.

    Soma maden kazası ceza davasının 5’inci duruşmasının ikinci oturumu başladı. 8’i tutuklu 45 sanığın yargılandığı davada facianın yaşandığı Eynez maden ocağından sağ kurtulan maden işçilerinin dinlenmesine devam edilecek.

    Maden şehidi ailelerinin de ilgisinin her geçen gün azaldığı davaya Soma, Kırkağaç, Bergama, Kınık ve Savaştepe’den gelen aileler duruşma salonunun ilerisinde hazırlanan polis noktasında üst aramalarının yapılmasının ardından mahkeme salonuna alındı. Dün gerçekleşen davanın 5’inci duruşmasının ilk oturumunda madenden sağ kurtulan ve nakil bantlarında çalışan Metin Ercan, Serdar Tavukçu ve Mustafa Elibol dinlendi. Duruşmanın bugünkü oturumunda yine işçilerin dinlenmesine devam edilecek.

  • Soma Maden Faciası Davası

    Soma maden faciasından sağ kurtulan işçilerden Mustafa Elibol, “Eğer kurtarma ekipleri biraz daha geç gelseydi ben de ölmüştüm. Ekipler işçileri kurtarmaya daha erken başlasaydı, ölenlerin sayısı yarı yarıya düşerdi” dedi.

    Manisa’nın Soma ilçesinde 301 madencinin hayatını kaybettiği faciaya ilişkin Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, mağdur işçilerin ifadelerinin alınmasına öğleden sonra da devam edildi. Ocakta bant görevlisi olarak çalışan ve faciadan sağ olarak kurtulan işçilerden Mustafa Elibol, tanık olarak dinlendi. Maden ocağında 4 yıldır çalıştığını belirten ve olay anını anlatan Elibol, şunları söyledi:

    “Sabah işe başladıktan sonra, saat 14.00’e kadar bize verilen görevleri yerine getirdik. Bize vardiya bitince bant tamiri yapılacağı söylendi. Bende tamir için gerekli malzemeleri, getirdim. Bu sırada bant durdu. Bir arkadaşım, ‘elektrik arızası var’ dedi, bir diğeri de dinamit patlatılacağı için durdurulduğu söyledi. Ardından ağır bir malzemenin yere düşmesi gibi güp diye bir ses duydum. Baktığımda püskürür şekilde alev topu gördüm.”

    “EĞER GELSELERDİ ÖLÜ SAYISI YARI YARIYA DÜŞERDİ”

    Alevi görmesiyle birlikte hemen kaçmaya başladıklarını anlatan Elibol, “Alev hızla bizimi yüzümüze doğru vurdu. Siyah duman çıktı. Arkadaşlar bu yangın çok büyük söndüremeyiz’ dedi. Güvenli alana geçtik. Burada sayım yaptığımız zaman 146 kişi vardı. Saat 18.00’e kadar bekledik. Bir anda havanın yön değiştirilmesiyle duman bizimi tarafımıza geldi ve hemen bulunduğumuz bölgeden ayrıldık. Bazı arkadaşlarımız dumandan etkilenip bayıldı. Onları kurtarmaya çalıştığımız sırada zorlandık. Sonra dumanın da etkisini arttırmasıyla, herkes kendi derdine düştü. Arkadaşlarımızı kurtaramayacağımızı anladık ve bıraktık. Bir arkadaşımla birbirimize destek olarak yukarı çıkmaya çalıştık. O an 10 dakika kadar baygınlık geçirmişim ardından kendime geldim. Ve yanan bandı kesip yollarını açtıktan sonra da kurtarma ekiplerince çıkartıldım” dedi.

    Olay anında ağzından ve burnundan kan geldiğini de sözlerine ekleyen Mustafa Elibol, kurtarma ekiplerinin geç gelmesi durumunda kendisinin de çoktan ölmüş olacağını söyledi. Bunun üzerine mağdur avukatları kurtarma ekiplerinin erken gelmesi durumunda ölü sayısında bir değişiklik olabileceği sorusu üzerine Elibol, “Eğer kurtarma ekipleri erken gelseydi, ölenlerin sayısı yarı yarıya düşerdi” ifadesini kullandı.

    “KADERİN ÜZERİNDE KADER OLMAZ”

    Maden işçisi Mustafa Elibol, Mahkeme Başkanı Aytaç Ballı’nın sanıklardan şikayetçi olup olmadığına yönelik sorusuna da “Kaderin üstüne kadar olmaz, şikayetçi değilim” diye yanıtladı.

  • Kırşehir’deki 8 Eylül Olaylarının Davası

    Kırşehir’de 8 Eylül tarihinde gerçekleşen ve ikinci Madımak olarak anılan olayların ardından Gül Kitapevi’nin yakılması ile ilgili dava süreci başladı.

    6 tutuklu 12 tutuksuz yargılanan sanığın katıldığı davayı 6 sanık avukatı, 9 müşteki avukatı ve basın temsilcileri izledi. Sanıklar mahkemede verdikleri ifadelerde sosyal medyadan örgütlendiklerini anlattı. Sanıklar, “8 Eylül günü, sosyal medya hesaplarından örgütlenerek yürüyüşün başladığı alana geldik. Kitapevi çalışanları ile yaşadığımız sözlü münakaşa sonrasında olaylar meydana geldi. Herhangi bir parti ve sendika üyeliğimiz söz konusu değil, yapılan yürüyüş öncesinde herhangi bir planımız yoktu” şeklinde ifade verdi.

    İş yerlerinden atılan sloganlarla çıktıklarını anlatan sanıklar, “‘Şehitler Ölmez, Ne Mutlu Türk’üm Diyene’ şeklinde sloganlarla iş yerlerimizden çıkarak yürüyüşe katıldık. HDP binası önünden bazı kişilerin kitapevine demesi üzerine bizler de yürüdük. Kitapevi çalışanlarını ve sahiplerini tanımıyoruz” dedi.

    Kırşehir’de düzenlenen ‘Teröre tepki’ yürüyüşü öncesinde yürüyüşe katılan işçiler, mahkemede verdikleri ifadede işçi sendikalarının kendilerine mesaj atarak yürüyüş alanına geldikleri bilgisini verdi.

  • Samsun’da 19 Yıl Sonra Ortaya Çıkan Cinayetin Davası

    Samsun’da 19 yıl sonra ortaya çıkan cinayet ile ilgili 2’si tutuklu 3 kişinin yargılanmalarına devam edildi.

    Samsun’un Tekkeköy ilçesi Kutlukent Çırakman Mahallesi’nde çobanlık yapan 3 çocuk babası 31 yaşındaki Şaban Bayri’nin ailesi, öldürüldükten 1 yıl sonra 30 Ekim 1996 tarihinde Bayri’nin kaybolduğuna dair jandarmaya müracaatta bulundu. Kayıp başvurusundan sonra geçen 18 yıl içinde Şaban Bayri’den bir daha haber alınamadı. Bayri’nin eşi Habibe (48), daha sonra aynı mahallede ikamet eden Mehmet E. (45) ile evlendi. Tekkeköy İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri, olayın peşini bırakmadı.

    Jandarma, olayın cinayet olma ihtimali üzerinde durarak soruşturmayı derinleştirdi. Habibe ile evlenen Mehmet E.’nin kardeşi Musa E. (41), jandarmanın da sıkıştırması üzerine vicdan azabı çektiğini söyleyerek, Şaban Bayri’yi olay günü eşi Habibe’nin evden dışarı gönderdiğini anlatarak, “Ağabeyim Mehmet E. ile Şaban Bayri’yi otomobile aldık. Ben aracı kullanırken ağabeyim de Şaban Bayri’yi eliyle boğarak öldürdü. Daha sonra birlikte mısır tarlasına gömdük. Eşi Habibe’nin de bu olaylardan bilgisi vardı” iddiasında bulundu.

    Olayla ilgili Habibe E., Mehmet E. ve Musa E., Tekkeköy İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri tarafından gözaltına alındı. Musa E.’nin gösterdiği mısır tarlasında iş makinesi ile yapılan kazıda 19 yıl önce öldürülerek gömülen Şaban Bayri’nin cesedi bulundu. 12 Kasım 2014 tarihinde Samsun Adliyesi’ne sevk edilen Habibe E., Mehmet E. ve Musa E. tutuklanarak Samsun Kapalı Cezaevi’ne gönderildi.

    Soruşturmayı yürüten savcı, dava ile ilgili iddianameyi hazırlayarak Mehmet E. ile Habibe E.’nin Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 82/1-a maddeleri gereği her ikisinin de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına, olayın ortaya çıkmasını sağlayan Musa E’nin ise TCK 82/1-a, 38/3 maddesi gereği 20 yıldan 25 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açtı. Uzun süre tutuklu kalan Habibe E. tutuksuz yargılanmak üzere tahliye oldu. Samsun 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, Adli Tıp Kurumu’ndan gelen DNA raporu kafalarda soru işareti bıraktı. 19 yıl önce öldürülerek toprağa gömülen Şaban Bayri olduğu ileri sürülen kemiklerden kimlik tespiti için alınan DNA profilleri ile Şaban Bayri’nın kızlarından birinden alınan DNA profillerinin birbiriyle uyuşmadığı ortaya çıktı. Mahkeme heyeti, DNA raporunu okurken buluntu cesedin Şaban Bayri olmama ve bir başka kişinin de öldürülüp gömülmüş olma ihtimali üzerinde durarak, cesedin Şaban Bayri’ye ait olup olmadığının tespiti için diğer 2 kızı ile kardeşlerinden alınan numunelerle yeniden DNA testi yapılmasını istedi. İstanbul Adli Tıp Kurumu’nda ölen şahıs, diğer 2 kızı ve kardeşlerinden alınan örneklerle yapılan DNA testinde cesedin Şaban Bayri’ye ait olduğu tespit edildi.

    Bugün görülen davaya tutuksuz sanık Habibe E. katılmazken, tutuklu bulunan Musa E. ve Mehmet E. duruşmada hazır bulundu. Ölen Şaban Bayri’nin ablaları Asiye Altuntaş (68) ve Nigar Gümüş (50), duruşmada ifade vererek sanıklardan şikayetçi olduklarını söylediler. Asiye Altuntaş, “Habibe Musa ve Mehmet ile işbirliği yapıp 3’ü birden kardeşimizi öldürdü. Sanıklardan şikayetçiyim” diye konuştu.

    Nigar Gümüş ise, “Habibe kocasının Mehmet’in öldürdüğünü bizzat bana söyledi. Karakola gittik, ifade verdik. Habibe daha sonra ifadesini değiştirdi” şeklinde konuştu.

    Tutuklu sanıklardan Mehmet Eral, “Habibe eşi kaybolunca ortada kaldı. Ben de eşi kaybolduktan bir yıl sonra kendisine sahip çıkıp birlikte yaşamaya başladık ve evlendik. Bana Şaban kaybolunca Tekkeköy’de savcı, Habibe’ye sahip çıkmamı söyledi. Ben de sahip çıktım. Ancak kardeşim Musa bana iftira atıyor. Musa ile 1996 yılından beri aramızda ailesi sorunlardan dolayı husumet var. Bu konuda mahkemeye yazdığım mektupta her şeyi belirttim. Bu yüzden bana iftira atıyor” ifadelerini kullandı.

    Musa Eral ise ağabeyi Mehmet Eral’ın Şaban Bayri’yi kendisinin yanında öldürdüğü tekrarladı.

    Ölen Şaban Bayri’nin ağabeyi Nurettin Bayri ise kardeşi kaybolduktan 3-4 ay sonra Mehmet Eral’ın Habibe ile birlikte yaşamaya başladığını ileri sürdü. Duruşma tanıkların dinlenmesi için ertelendi.

  • 8 Eylül Olaylarının Davası Başladı

    Kırşehir’de 8 Eylül tarihinde gerçekleşen olayların ardından Gülkitapevi’nin yakılmasıyla ilgili dava süreci başladı.

    6’sı tutuklu olmak üzere 12 sanığın yargılandığı duruşma öncesinde bir gurupla adliye önüne gelen kitapevi işletmecileri içeri girmek isteyince polis engeliyle karşılaştı. Kitap evi işletmecilerinden Eşref Odabaşı, “Bu kadar polis vardı bu şehirde 8 Eylül’de neredeydiniz?” diye tepki gösterdi.

    Duruşmanın bir bölümünü izleyen ve sonrasında duruşma salonundan çıkarak açıklamada bulunan CHP milletvekili Tufan Köse, “Burada şuna bakmak gerekiyor. Burada bu saldırıyı düzenleyenler ve provokatörlerin ötesinde bu saldırıdan yararlanan o dönemin koşullarından faydalanan mevcut iktidar olmuştur. Arzu ettikleri Türkiye’yi terörize etmektir. Türkiye’de tek başına iktidar olmazsa ülke kan gölüne döner terör hortlar inisiyatifini hayata geçirmek istiyorlardı. Bunda da gördüğümüz kadarı ile başarılı oldular. Tek başlarına yeniden iktidara geldiler. Terörde ağlayan anaların gözyaşları da durmadı ve sönmedi. Bizim dileğimiz ülkemiz mutlu insanların ülkesi olsun” dedi.

    Köse, “Bizde içerideki sanıklar, asıl faillerin provokatörlerin organize ettiği işe sonradan katılan şahıslara benziyor. Hiç kimse yaptığı eylemi sahiplenmiyor. Yürüyüş ötesinde bir şey bilmediklerini söylüyorlar, işin asıl failleri burada değil” diye konuştu.

    İddianamenin okunmasıyla başlayan mahkeme süreci, sanıkların ifadelerinin alınmasıyla devam ediyor.