Etiket: Davası

  • Aylan Bebek Davası Başladı

    Dünya gündemine oturan Aylan Kurdi isimli Suriyeli göçmen bebeğin ölümüyle ilgili olarak haklarında 35’er yıl hapis cezası istenen iki sanık ilk kez hakim karşısına çıktı.

    Bodrum’da 2 Eylül 2015 tarihinde Yunanistan’ın Kos Adası’na geçmek isterken bindikleri lastik botun batması sonucu Suriyeli 3 yaşındaki Aylan Kurdi, ağabeyi Galip Kurdi ve annesi Rihan Kurdi’nin de aralarında bulunduğu 5 kişi ölmüştü. Olay sonrasında sahile vuran Aylan bebeğin cansız bedeni dünyada yankı uyandırmıştı. Olayın ardından yapılan operasyonlar sonucunda Suriye uyruklu Muwafaka Alabash ve Asem Alfrhad tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.

    5 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayın ardından tutuklanan iki sanığın yargılanmasına bugün Bodrum Adliyesi’nde başlandı. ‘Bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne sebebiyet vermek’ ve ’iştirak halinde göçmen kaçakçılığı yapmak’ suçlarından 35’er yıla kadar hapis ve adli para cezası istemiyle haklarında dava açılan sanıklar, geniş güvenlik önlemleri altına adliyeye getirildi.

    Bodrum Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlayan davanın ilk duruşmasını Muğla Barosu’ndan avukatlar ile yurt içi ve yurt dışından çok sayıda basın mensubu takip ediyor.

  • Emine Yayla Davası 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne Ertelendi

    Sakarya merkeze bağlı Adapazarı ilçesi Evrenköy Mahallesi’nde ayrılmak istediği eşi tarafından sığındığı baba evinde bıçaklanarak öldürülen Emine Yayla’nın sonuçlanan davası Yargıtay tarafından bozuldu. Bozulan cinayet davası 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ertelendi.

    Adapazarı’nın Evrenköy Mahallesi’nde meydana gelen olayda, ayrılmak istediği eşi Süleyman Yayla tarafından sığındığı baba evinde bıçaklanarak öldürülen Emine Yayla cinayetiyle ilgili açılan dava sonuçlanmış, sanık 30 yıl hapis cezası almıştı. Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından bozulan ve geri gönderilen dosya Sakarya Adliyesi 2. Ağır Ceza Mahkemesinde başladı. Gerçekleşen davaya sanık yakınları, müşteki yakınları ve sanık katıldı.

    Yargıtay tarafından bozulan ilam hakkında konuşan sanık Süleyman Yayla, ”Bozma ilamını reddediyorum. Ben eşimi öldürmek için oraya gitmedim, ben olay günü eşimi cebir şiddet uygulamak için gitmedim. Eşimin çağırması üzerine eve gittim. Ancak eşimin bana ve kızıma sarf ettiği sözler nedeniyle kendimi kaybettim. Üzerimdeki algının değişmesini istiyorum. Benim eşime karşı bir saplantım yoktur. Sadece kızıma yapmış olduğu ahlaksız isnatlar nedeniyle bu olay oldu. Çok pişmanım, adaletinize sığınıyorum. Bir cana vesile oldum ancak aileme vasiyet ettim, ölürsem bütün organlarımın bağışlanmasını istiyorum, çok pişmanım ben böyle olmasını istememiştim” dedi.

    ADLİYE ÖNÜNDE EYLEM YAPTILAR

    Gerçekleşen dava sonrasında aile yakınları adliye önünde eylem yaptı. Eylemde konuşan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Temsilcisi Fadik Temizyürek, “Bugün Emine Yayla kardeşimizin Yargıtay tarafından bozulan davanın yeniden görülmesini sağlayan duruşmadan çıktık. Yargıtayın kararı bozma nedeni Emine kardeşimizin katili olan eski eşi ağır tahrik indirimi almıştı. Yargıtay bu ağır tahrik indirimini haklı bulmadı. Çünkü Emine kardeşimiz yaşarken zaten yeteri kadar şiddete maruz kaldığını ve esas olarak tahrik altında bulunduğunu söyleyerek davayı yeniden başlatma kararı aldı. Sanık ifadesinde her şeyi o kadar iyi öğrenmiş ki, çok pişman olduğunu söyledi ve çocuğun benden olmadığını söylemesi üzerine paniğe kapıldım tahrik oldum dedi. Dünya’nın neresinde görülmüş çocuğun kendisinden olmadığını söylediği andan itibaren 17 yerinden bıçaklanarak öldürülmek. Bu nedenle biz adaletin yerini bulmasını istiyoruz. Bu davanın peşini bırakmayacağız ve bütün öldürülen kardeşlerimizi yeniden kazanmamız mümkün değil, giden canlar yeniden geri gelmiyor ama adalet tecelli ederse en azından kadın cinayetleri konusunda bir azalma olacağını düşünüyoruz” diye konuştu.

    Mağdurenin Annesi Ülkü Yılmaz ise, “Diyecek olduğum fazla bir söz yok, tek istediğim adaletin yerini bulması” söylerken baba Hasan Yılmaz, “Adalete güveniyoruz, Yargıtay bu kararı bozduğu için çok seviniyoruz. Sanık mahkemede yalan konuştu, benim kızım öldü. Öldüğü için kızım kendini savunamadığı için hep kızımı suçladı” şeklinde konuştu.

    DAVA 8 MART’TA ERTELENDİ

    Sanık müvekkilleri, müşteki müvekkillerini ve sanığı dinleyen mahkeme heyeti sanık müdafisine savunma yapabilmesi için süre verilmesine ve sanığın tutukluluk halinin devamına karar vererek davayı 8 Mart’a erteledi.

  • Çaldağı’nda Yapılacak Tesis Davası

    Manisa’nın Turgutlu ilçesindeki Gediz havzasının ortasındaki Çaldağı bölgesinde yapılması öngörülen sülfürik asit üretim tesisi ve nikel madeni işletmesi için yürütmeyi durdurma istemiyle açılan davanın duruşması 10 Şubat günü gerçekleştirilecek. CHP Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekili Özgür Özel duruşma öncesi açıklama yaptı.

    Dünyanın yedi tarım cennetinden birisi olarak kabul edilen Gediz havzasının ortasındaki Çaldağı’nda yapılmak istenen nikel madenciliğine karşı Turgutlu halkının ve çevrecilerin mücadelesi devam ediyor. Yürütmeyi durdurma istemiyle açılan davanın duruşması yarın (10 Şubat) Manisa 2. İdari Mahkemesinde gerçekleştirilecek.

    Dava kapsamında hazırlanan ÇED raporunun değerlendirildiği bilirkişi raporunda şöyle deniyor: “Sürdürülebilir kalkınmanın gereği olarak, çevreyle uyumlu ve duyarlı madencilik faaliyetlerinin devamı ülkemiz menfaatleri açısından uygun ve yararlıdır. Çevreyi etkilemeden maden çıkarılamaz.” Raporda oy birliğiyle sülfürik asit üretim tesisi için ayrı bir ÇED raporu gerektiği vurgulanırken, oy çokluğuyla nikel-kobalt madeni için hazırlanan ÇED raporunun yeterli olduğu değerlendirildi. Raporda; hem işletme için ÇED yeterlidir denilmesi, hem de sülfürik asit üretim tesisi için ayrı ÇED raporu gerekir denilmesi bilirkişi raporunun çelişkili olduğu yönünde değerlendirmelere neden oldu.

    İKİ MİLYON AĞAÇ KESİLECEK

    10 Şubat günü gerçekleştirilecek duruşma öncesinde Çaldağı’ndaki mevcut duruma ilişkin değerlendirmelerde bulunan CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel, bölgede şu ana kadar 160 bin ile 250 bin arasında ağacın kesildiğini belirtti ve yürütmeyi durdurma kararı çıkmaması durumunda bu sayının 2 milyona ulaşacağına işaret etti.

    Özel, şunları kaydetti:

    “2. ÇED uygulanırsa, bu şirket 6 milyar dolar kazanana kadar 2 milyon tane ağaç kesilecek. Alınan yargı kararlarına rağmen şirket, doğrudan hükümetten garantili olduğu için ne yargı dinliyor ne bir şey, çalışmalarına devam ediyor. Piyasa değerine baktığımızda, toplam yıllarca bu işi yaptıktan sonra 6 milyar dolar kazanacak. Şirketin bu işten 1,5 milyar dolar kâr elde etmesi bekleniyor. Manisa ovasının tarım geliri düşünüldüğünde yıllık 2 milyar zarar olması ve özellikle çekirdeksiz kuru üzüm gibi ürünlerde, ovanın marka değerini kaybetmesi söz konusu.”

    BEŞ PARMAKLI, İKİ KOLLU, İKİ KULAKLI BİR NESİL!

    Özel, açıklamasında, dünyanın en büyük asit üretim fabrikasının kurulduğunu anlatarak sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Açık liç yöntemiyle ortaya çıkacak pasa ve artıklar nedeniyle Gediz Ovası asit yağmurları ve zehirle karşı karşıya kalacak. Ayrıca kullanılacak su miktarı düşünüldüğünde hem Gediz’in suyu kullanılacak, hem ovanın bütün suyu çekilecek, hem de atık olarak ortaya çıkacak sular, Manisa’yı, Turgutlu’yu ve Gediz kanalıyla İzmir’in ovalarını zehirleyecek. Burada kanser vakalarında ortaya çıkabilecek yüzde 10’luk artış, sosyal güvenlik sistemi üzerine çok büyük bir yük getirecek. Hem de çok sayıda insan hayatını kaybedecek. Anne karnındaki cenine vereceği zarar düşünüldüğünde, bunu yapanlara şunu hatırlatmak gerekiyor. Önce beş parmaklı, iki kollu, iki kulaklı bir nesil yetiştirmemiz gerekiyor.”

    Özel, bugüne kadar maden şirketinin de beş kez el değiştirdiğine dikkati çekerek, “İlk ÇED raporunda nikelin açık liç sistemi ile çıkarılacağı belirtiliyordu, 2. ÇED raporunda atmosferik tank liç yöntemiyle çıkarılacağı belirtiliyor. Sonuçta zehirli gaz yine atmosfere karışacak. ÇED üzerinde yapılan rötüş sadece işletmeyi kendileri için daha kârlı bir hale dönüştürmeye çalıştıklarını gösteriyor” ifadesini kullandı.

  • Belediye İle Bakanlık Arasındaki İsim Hakkı Davası Sonuçlandı

    ANTALYA (İHA) – Antalya Gazipaşa Belediyesi, Milli Eğitim Bakanlığı’na açtığı isim hakkı davasını kazandı. Mahkeme, Gazipaşa Belediyesi’ne 1 Milyon 829 TL ödeme yapılmasına karar verdi.

    Edinilen bilgiye göre, Gazipaşa Belediyesi, 8 yıl önce, dönemin Belediye Başkanı Cem Burak Özgenç zamanında, Milli Eğitim Bakanlığı’na lise yapılması için arazi tahsis etti. Yapılacak olan okula ’Gazipaşa Belediyesi’ isminin verilmesi şartıyla arazi tahsisi yapan Gazipaşa Belediyesi, isim şartının yerine getirilmemesi nedeniyle bakanlığa dava açtı. 8 yıl önce açılan ve geçtiğimiz hafta içinde sonuçlanan davayı Gazipaşa Belediyesi kazandı. Temyiz yolu açık olmak üzere mahkeme, Gazipaşa Belediyesi’ne 1 Milyon 829 TL ödeme yapılmasına karar verdi.

    Dava ile ilgili bilgi veren Gazipaşa Belediye Başkanı Dr. Adil Çelik, davanın 7- 8 yıl önce açıldığını belirtti. Davanın Mesleki Teknik Eğitim Merkezi (METEM) ismi verilen liseye belediyenin isminin verilmemesinden dolayı açıldığını söyleyen Çelik, “Bizden önceki belediye yönetimi, Milli Eğitim Bakanlığı’na bir dava açmış. Bundan 7- 8 yıl önce belediye bir yer vermiş, Milli Eğitim Bakanlığı da bir okul yaptırmış. Okulun adına da Gazipaşa Belediyesi’nin ismi verilecekmiş. Milli Eğitim Bakanlığı ismi vermemiş. Biz de bu davayı devam ettirdik ve geçen hafta bu dava bitti. Davayı kazandık” dedi.

    Kazanılmış hukuki bir hakkın olduğunu belirten Çelik, “Sonuçta biz bu davayı devam ettirmek zorundaydık ve ettirdik. Ankara ile aynı otobüsün yolcularıyız, bu paranın Gazipaşa Belediyesi’ne aktarılmasını istiyoruz” diye konuştu.

  • Doğu Türkistan Davası Masaya Yatırıldı

    Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nde, Sürgünde Doğu Türkistan gerçeği küresel açıdan önemi ve temel sorunları masaya yatırıldı.

    Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti Başbakanı ve Türkçe Konuşan Ülkeler Uluslararası Gazeteciler Derneği (TKÜUGD) Başkan Vekili İsmail Cengiz, yoğun katılımın olduğu konferansta tarihsel gelişimi içinde Doğu Türkistan davasının anlattı. Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği İstanbul Şubesi Başkanlığı tarafından düzenlenen konferansa, Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği İstanbul Şubesi Başkanı Celal İçten, Terekeme-Karapapak Türkleri Derneği Başkanı Engin Aybirdi, Başkan Yardımcısı Mustafa Yıldız, Genel Sekreter Ferhat Uzuncayir, Kazak Türkleri Eğitim ve Araştırma Derneği Başkanı Serkan Dinçtürk, Türkmeneli İnsan Hakları Derneği Başkanı Savaş Avcı, Nogay Türkleri Derneği Başkanı Veysel Demir, Bulgaristan Türklerinden Eğitimci Nesrin Kıratlı ile Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti Başbakan Yardımcısı Yakup Can katıldı. Konferansta, Doğu Türkistan’da yaşanan sorunların çözümü için Çin yönetimi yetkililerini diyalog konferansları düzenlemeye davet eden İsmail Cengiz, Pekin Hükümeti’ne Kırım Türkleri meselesinde Rusya’ya karşı tavır koyma çağrısında bulundu

    “YAŞAM MÜCADELESİ VERİLİYOR”

    Cengiz, “1949 yılında Komünist Çin’in egemenliğine giren Doğu Türkistan, Türklerin anayurdu olarak bilinen coğrafyanın merkezini oluşturur. Divan-ı Lügat-it Türk’ün yazarı Kaşgarlı Mahmut’un, Kutadgu Bilig’in yazarı Yusuf Has Hacip’in, Ali Şir Nevai’nin memleketi, İslamiyet’i ilk kabul eden Abdülkerim Saltuk Buğra Han’ın hüküm sürdüğü, Çin’in kuzey-batısında yer alan bölgede çoğunluğunu Uygurların oluşturduğu 30 milyon Müslüman Türk yaşam mücadelesi vermektedir. Dini ve milli kimliklere yönelik baskıların devam etmesi ile bu defa bölgenin kuzeyindeki sayıları 1 milyon 200 bin civarında olan Kazak Türkleri Osman Batur liderliğinde ayaklanır. Güney’de Uygurların da ayaklanmasıyla 1944 yılı Kasım ayında Gulca’da Ali Han Töre liderliğinde ikinci defa “Doğu Türkistan Cumhuriyeti” kurulmuştur. Dini ve milli açıdan hem Türkiye olarak hem de diğer Bağımsız Türk cumhuriyetleri olarak yakından ilgilenmemiz gereken, sahiplenmemiz gereken bir vatan parçasıdır. Çünkü bugün Doğu Türkistan’a hakim olan “Sarı Tehlike”nin esas hedefi, yakın gelecekte Sibirya ve Kazakistan üzerinde kuracağı “nüfus hakimiyeti” ile “küresel lider” olmak ve dünyayı yönetmektir.Bölgedeki Türklerin temel arzusu ise, kendi topraklarında örf-adetleriyle, inançlarıyla, dini ve milli kimlikleriyle insanca ve özgürce yaşayabilecekleri bir ortamın hazırlanmasıdır. 2004 yılında kurulan Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti de dünya barışı için, bölgenin huzuru için, insani sorunların çözümü noktasında Ankara’nın desteğiyle elini taşın altına koymaya hazırdır” dedi.

    İsmail Cengiz’e konferansın ardından Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği İstanbul Şubesi adına Timur Berk tarafından katılım beratı ve Kırım Tatar bayrağı takdim edildi. Derneğin konferans salonunda gerçekleştirilen toplantının ardından Merhume Emine Hacıoğlu anısına ikram yapıldı.