Etiket: darbenin

  • Cahit Kahyaoğlu: “Kurtlar Vadisi Vatan’da darbenin perde arkasını anlattık”

    Kurtlar Vadisi’nin ünlü oyuncularından Cahit Kahyaoğlu, “Kurtlar Vadisi Vatan filminde darbenin perde arkasını anlattık. O gece darbe gerçekleşmiş olsaydı PKK’sı, PYD’si ve DAEŞ’i sınırımızdan içeri girecekti” dedi.

    15 Temmuz darbe girişimi ve daha sonra yaşananları anlatan Kurtlar Vadisi Vatan filminin oyuncuları gala için Samsun’a geldi. Bir alışveriş merkezinde sinemaseverler ile buluşan Kurtlar Vadisi’nin ünlü oyuncuları Cahit Kayaoğlu ve Erhan Ufak, hayranlarıyla buluştu. Baş rollerini Necati Şaşmaz, Sinem Uslu, Nezih Işıtan, Cahit Kahyaoğlu ve Erhan Ufak’ın paylaştığı Kurtlar Vadisi Vatan filmi için Samsun’da gerçekleşen galada, sinemaseverler ünlü oyuncular ile film seyretme fırsatı buldu.

    Film öncesi basın mensuplarıyla bir araya gelen Cahit Kahyaoğlu ve Erhan Ufak, film hakkında bilgi verdi.

    “PKK’sı, PYD’si DAEŞ’i içeri girecekti”

    Darbe girişimi kalkışmasını konu alan bir film yaptıklarına dikkat çeken Cahit Kahyaoğlu, “Kurtlar Vadisi her zamanki gibi yine ters köşe yaptı. Biz o gece yaşananlarla birlikte bu işin perde arkasını anlatmaya çalıştık. O gece darbe gerçekleşmiş olsaydı bizim sınırımızdan içeriye gireceklerdi. PKK’sı, PYD’si ve DAEŞ’i içeri girecekti. Çok şükür ki bu millet buna izin vermedi. Plan yapanların en büyüğü olan Allah o geceyi bozdu. Bizler bugün burada film izliyorsak o gece şehit olanların sayesinde izledik” diye konuştu.

    Daha sonra vatandaşlar ünlü oyuncular ile birlikte fotoğraf çektirdi.

  • Bakan Berat Albayrak: “15 Temmuz’a birileri kontrollü darbe diyorsa, ya bu darbenin içindedir, ya da destekçisidir”

    Kırklareli’nin Lüleburgaz ilçesinde bulunan Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nda iftar yemeğine katılan Bakan Berat Albayrak, “15 Temmuz’a birileri kontrollü darbe diyorsa, çok net söylüyorum, ya bu darbenin içindedir, yada destekçisidir. Kimse kimseyi kandırmasın” dedi.

    Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca Lüleburgaz ilçesindeki Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nda bulunan bir restoranda düzenlenen iftar yemeğine katıldı. İftar yemeğinden sonra Bakan Berat Albayrak gündeme dair bir konuşma gerçekleştirdi.

    “Kimse kimseyi kandırmasın”

    Bakan Albayrak, “Görüyorsunuz konuşuyor herkes, şimdi her konuşana laf yetiştirsek yandık. Biri yürüyor, biri şöyle diyor, biri böyle diyor. İnsan Allah’tan korkar. Neymiş kontrollü darbeymiş, Bugün 15 Temmuz’u, 80 milyon olarak yaşadığımız böyle bir ülkede 15 Temmuz’a birileri kontrollü darbe diyorsa, çok net söylüyorum, ya bu darbenin içindedir, ya da destekçisidir. Kimse kimseyi kandırmasın. Senin özel kalemin ByLock’çu çıkacak, talimatları alacak, MİT tırları ülkeye ihanet içerisinde paralel terör örgütü, Fethullahçı terör örgütü, ülkeye ihanet edecek ve bunları açık ifşa edip Türkiye’ye ihanet içerisinde olacak sen bunu savunacak, pankart dolaştıracaksın. Kimse kimseyi kandırmasın. Bu ihanet içerisinde olanları görmemiz lazım. Amaç Türkiye’yi bir yere taşımak değil, ‘Zaten rezil rüsvah olmuşum dünyaya, aleme, siyasete, partiye, koltuğumu kaybetmeyim, nasıl bir atraksiyon yaparım da, partide geleceğimi sağlama alırım, Allah selamet versin, onu onlar düşünsün. Mağlubiyete devam son sürat. Az olsun benim olsun batayım’ Allah selamet versin yolunuz açık olsun. Ama terör örgütleri ile ihanet şebekeleri ile kucak kucağa olup, gezide birlikte yürüyeceksin, 17-25’in arkasında olacaksın, 15 Temmuz’un içinde olacaksın, ondan sonra Türkiye’de adalet diyeceksin, önce bir temizlik yapsın birileri. Biz bu resmi gördükten sonra daha da çok çalışmamız lazım. Herkes laf ediyor, herkesin dediğine bakarsak yandık, hiçbir iş yapamayız. Türkiye sıçramaya niyetleniyor, büyük Türkiye idealinde bir adım atıyor, ses bir yerlerden uzaklardan geliyor. Arkadaş biz sizi yüzyıllardır tanırız. Siz bu ülkenin zerre halini düşünmezsin, zerre hayrınızı görmedik, hayırdır diyesi geliyor insanın. İşte artık bu noktada daha çok üretip Türkiye’yi bir noktaya taşımamız lazım. Onun için boş laflara, sadece ve sadece yıkmak üzerine geliştirilen söylemleri, bir kenara bırakacağız. Onlara zamanımız yok Her şeye karşı gelenlerin bir çözümü yok. Varsa bir eleştirin samimice oturalım konuşalım, çözüm bulalım. Ama her şeye karşıysan ben yokum, ben hizmet edeceğim” dedi.

    “Türkiye’nin sokağa atacak parası yok”

    Türkiye’nin son 15 senede çok önemli adımlar ortaya koyduğunu da anlatan Bakan Albayrak, “Milli ve yerli kaynaklar üzerinde milli enerji kaynaklar politikası açıklayarak bütün dünyaya duyurduk ve dedik ki biz Türkiye olarak özellikle yılda son 10 yıl ortama 44 milyar dolar enerjiye ithalat noktasında para vermiş, harcamış bir ülke olarak madenleri de eklediğinizde buna 55 milyar dolar enerjiye ve madene para vermiş bir ülke olarak milli ve yerli imkanlarımızı daha fazla kullanmak noktasında daha çok çalışacağız. Bütün kaynaklar bizim önceliğimiz olacak. Kaynakları dikkatli değerlendirerek, israf etmemek gerekir. Türkiye’nin sokağa atacak parası yok. Dünyanın en büyük güneş tarlasının ihalesini gerçekleştirdik. Geçtiğimiz mart ayında güneş enerjisiyle dünyanın en büyük güneş tarlasının ihalesini, rekor düzeyde uygun bir fiyatta bugün itibariyle artık 19,5 sente kilovat saati mal olan güneş enerjisini 6,99 sente de düşürerek ve bu kendi kaynağımız kendi üretimimiz. Aynı zamanda kendi panellerimiz, kendi fabrikalarımızda üretilecek bir şekilde asgari yüzde 60-70 yerli üretimle birlikte ve bu panelleri üretecek araştırma geliştirme AR-GE altyapısının da asgari yüzde 80 yerli ve milli mühendislerimizle oluşacak şekilde bir sürece başladık’’ ifadelerini kullandı.

    “Türkiye’de 15 milyar ton kömür var”

    Türkiye’de 15 milyar ton kömür kaynakları bulunduğunu ifade eden Bakan Albayrak, ’’Türkiye’de 15 milyar ton kömür var. Bu kömürden bu kömür kaynaklarından yerli kaynaklardan kömür üretimiyle Avrupa’nın ve dünyanın yüzde 40, yüzde 50’lerde ürettiği oranın şu anda Türkiye’de biz geçtiğimiz yıllarda yüzde 12-13’lerden yüzde 17-18’lere taşımaya çalışıyoruz ama yine Avrupa ve dünyanın çok çok altında bu oranları yerli kaynaklarımız enerji de dışarıya bağlı olduğumuz için yukarıya taşımak açısından daha verimli kullanma noktasında adımlar atmalıyız. Hava kirliliği ve çevrecilik noktasında AB’nin çok ötesindeyiz. Geçtik gidiyoruz artık, rakip değil. Yüzde 1, büyüyorlar 5 büyüyoruz, yüzde 2 büyüyorlar 7 büyüyoruz. Rakip olarak görmeyeceğiz. Daha ötesini düşünüyorsak eğer her alanda yerli kaynaklar yenilenebilir kaynaklar, dünyanın en büyük güneş tarlasını yapıyoruz. Rüzgar tarlasını yapacağız. En uzun en büyük köprüsünü yapacağız. Çanakkale’yi tamamladığımızda Trakya artık başka bir Trakya olacak. Dolayısıyla çıta çok daha yukarıda. Dönüyoruz, dolaşıyoruz Trakya’ya geliyoruz. Trakya çok önemli bizim için. Trakya nüfusu itibariyle, enerji tüketimi itibariyle, altyapısı itibariyle çok önemli bir coğrafya. Marmara bölgesi üzerinde baktığımızda Trakya Türkiye’nin elektriğinin neredeyse 5’ye birini tüketiyor. Ama bir de bakıyorsunuz arz talep noktasında bakıldığında yerli kaynak noktasında bakıldığında maalesef enerjisinin çocuğunu nereden getiriyor biliyor musunuz? Türkiye’nin öbür ucundan getiriyoruz. Artvin’den Keban’dan Doğu Anadolu’dan Karadeniz’den bin bin 500 kilometre üretim hattı döşüyoruz. Türkiye’nin öbür ucundan bu yana fabrikaya, sanayiye, eve enerji taşıyor” şeklinde konuştu.

    “Trakya’mızda 2 milyon ton yakın kömür rezervimiz var”

    Trakya’da 2 milyon tona yakın kömür rezervi olduğunu da dile getiren Bakan Albayrak, “Bugün itibariyle son keşiflerden sonra Trakya’mızda 2 milyon ton yakın kömür rezervimiz var. Türkiye’de Trakya bölgesinde 2 milyar 4 bin 600 kalori arasında değişen değerlerde 2 milyar ton kömür var. İnşallah bunu sondajlarla daha da arttıracağız. Bu kömür rezervlerinin ekonomik değeri ise 50 ila 70 milyar dolarlık ekonomik değeri var. Tüm bu noktada gerek istihdam, gerek kaynaklarımızla ihracat, gerek çevresel faktörler noktasında en iyi çözümle Trakya’nın kaderindeki enerji sorununa da çok önemli çözümler üretmek zorundayız. İnşallah bu yeni dönemde, yeni keşiflerle, yeni rezervlerle çok önemli yatırımları, Trakya’nın ekonomik dönüşümlere imza atacağız. Bugün Türkiye’nin 78 iline doğalgaz getirdik. 3 ilimiz kaldı, bir kısmı bu yıl, diğerleri 2018 de tamamına doğalgaz gelecek. İlçelerimize de doğalgaz getirdik. Bu yıl ilçelere doğalgaz götürme noktasında da baya adım attık. Bir tane Türkiye’miz var. Herkes bir şey söylüyor, onu bunu diyor, şöyle diyor, böyle diyor. Kim ne derse desin. Biz laf üreten değil, icraat üreten bir siyaset hareketiyiz. 15 yılda Türkiye’nin nereden nereye geldiğini görüyorsak, eğer, kalbinde vicdanı olan herkes, Allah’tan korkan herkes, elini yüreğine götürüp düşündüğünde kıyaslama yaptığında Türkiye’nin nereden nereye geldiği görür. Bu yeterli bir düzeyde mi değil. Yüzde 5 büyüdük ama yetmez. Daha yeni başladık. Türkiye 20 bin, 30 bin, 40 bin dolarlara çıkacak. Bu hükümet bu kadrolar bunu başaracak. Bakmayın siz konuşanlara” diyerek konuşmalarını noktaladı.

    Konuşmaların ardından Bakan Albayrak, kentten ayrıldı.

  • CHP Genel Başkan Yardımcısı Ağbaba: “Darbenin siyasi ayağı da aydınlatılmalı”

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, darbenin siyasi ayağının da aydınlatılması gerektiğini söyledi.

    CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, parti binasında İl Başkanı Enver Kiraz ve partililerle birlikte düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Son günlerde terör saldırılarının arttığını ve her geçen gün şehit haberlerinin geldiğini ifade eden Ağbaba, “Dün Sayın Başbakan Doğu ve Güneydoğu’yla ilgili çeşitli açıklamalar ve vaatlerde bulundu. Başbakan vaatlerde bulunurken art arda şehit haberlerini almaya devam ettik. Dün 27 şehidimiz bugün Çukurca’da 2 şehidimiz daha var. Şehit haberleri artık bizim için sıradanlaşmış, şehit haberleri artık gazetelerde üçüncü sayfalarında bile yer bulamıyor” ifadelerini kullandı.

    Ağbaba, darbenin mutlaka siyasi ayağının da aydınlatılması gerektiğini belirterek, “Darbeye destek veren doktor var, öğretmen var, işadamı var, hakim var, din adamı var. Olmayan siyasetçi. Böyle bir şey mümkün olabilir mi? Bu işin temel ayağı siyasetçi. Mutlaka siyasi ayağı da araştırılmalıdır” diye konuştu.

  • (Özel Haber) TRT önünde yaralanan o gazi darbenin izlerini vücudunda taşıyor

    15 Temmuz hain darbe girişimi sırasında Harbiye’deki TRT Radyosu önünde çıkan çatışmada, darbecilerin attığı el bombasıyla yaralanan Ali Kesici darbenin izlerini vücudunda taşıyor. O gece vücuduna isabet eden şarapnel parçalarıyla yaralanan Gazi Kesici, “Hainlerin kurşunu hiç acıtmadı, ateş etseler de tereddütsüz yürümeye devam ettik” dedi.

    15 Temmuz hain darbe girişimi sırasında Harbiye’deki TRT Radyosu önünde darbecilerin attığı el bombasıyla yaralanan 28 yaşındaki gazi Ali Kesici, o gece yaşananları anlattı. İş yerindeyken darbe girişimini öğrenen Kesici, eve geldikten sonra televizyondan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısını dinledi. Çağrının ardından yeğeniyle birlikte sokağa çıkan Kesici, toplandıkları grupla birlikte Harbiye’ye yürüdü. Burada çıkan çatışmada darbecilerin attığı el bombasıyla yaralanan Kesici bayılınca vatandaşlar tarafından Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılarak tedavi altına alındı. Yapılan tedavi sonrasında vücudunda isabet eden şarapnel parçaları çıkartılamayan Kesici, darbenin izlerini vücudunda taşıyor. Kesici, cep telefonu kamerasına yansıyan yaralandığı an ve Harbiye’deki olayları İhlas Haber Ajansı’na (İHA) anlattı.

    “Tereddütsüz üzerilerine yürümeye devam ettik”

    İş yerindeyken haber geldiğini askerin köprüye indiği haberini aldıklarının belirten Gazi Ali Kesici, “Daha sonra müdürler dükkanı kapattı bizde ara sokaklardan eve gittik. Evde oturdum, bir şeyler yedikten sonra televizyonu açtım ve izlemeye başladım. Ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan açıklama yaparak ‘Bütün halkı sokaklara bekliyorum’ dedi. Bende hiç tereddüt etmeden yeğenimi alarak evden çıktım. İlk olarak Çağlayan Adliyesi’nin orada toplandık ve yürümeye başladık. Biz Harbiye Orduevinin ortaya gittik. Oraya gidince bize ateş açtılar, polislerimiz de karşılık verdi. Biz tereddütsüz yine hainlerine yanına doğru gitmeye çalıştık. O anda arkadaşım yanımdayken sırtından vuruldu ve yere düştü. Biraz sendeledikten sonra ayağa kalkıp daha çok yürümeye başladık. O anda ayağımdan yaralandım. Ben düşer gibi oldum tekrar kalktım ve elime baktım. Elimin ve kolumun altında da yara olduğunu hissettim. Daha fazla gidemeyeceğimi anladım ve yere yattım. Vatandaşlarımız bizi hainlerin yanından taşıdılar. Sonra yanımızda siyah bir araç yaklaştı ve bizi alıp hastaneye götürdüler” dedi.

    “Hainlerin kurşunu hiç acıtmadı”

    İçinde bir gram korku olmadığını ifade eden Gazi Kesici, “Hainlerin kurşunu hiç acıtmadı, hissetmedim bile, daha çok yürüyecektim ama dermanım kalmamıştı. Yine olursa yine giderim. Doğukan diye bir arkadaşım beni yaralı bir şekilde çekerken sırtından vuruldu. Yanımızda bir şey patladı ve ardından ateş açmaya başladılar. Ateş açtıktan sonra bir parçanın bacağıma geldiğini hissettim. Ondan sonra tekbir getirerek yürümeye başladık. Şarapnel parçaları vücudumda ama o gün çıktığım için ben gurur duyuyorum. İzi olsa da ben bununla yaşayacağım için pişman değilim. Böyle bir anne beni doğurmuş ve ben bu günlere gelmişim, görmüşüm hepsinden Allah razı olsun pişman değilim” ifadelerini kullandı.

    Yenikapı’da düzenlenen Demokrasi ve Şehitler Mitingi’ne de katıldığını söyleyen Gazi Kesici, “Tüm liderler konuşmalarını dinledik ve konuşmalardan çoğu şey çıkarttık. Oraya davet edilmemiz yoğun ve güzel bir duyguydu. Herkese böyle bir şey nasip olmaz” şeklinde konuştu.

  • Başbakan Yıldırım: “Fethullah Gülen bu darbenin göbeğindedir”

    Başbakan Binali Yıldırım, Fethullah Gülen’in 15 Temmuz darbe girişiminin işin merkezinde olduğu yönünde hiçbir şüphe olmadığını belirterek “Fethullah Gülen bu darbenin göbeğindedir” dedi. Başbakan Yıldırım, 17-25 Aralık’tan sonra hala uyanmamış olanları masum kabul etmediklerini söyledi.

    Başbakan Binali Yıldırım, kahvaltıda medya kuruluşu temsilcileri ile Başbakanlık Konutunda bir araya geldi. 15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasına yönelik önemli açıklamalarda bulunan Başbakan Binali Yıldırım, YAŞ’ın yapısının değiştirilmesinden OHAL kapsamında getirilen KHK’lara, Fethullah Gülen’den Amerika’nın tavrına kadar birçok konuda konuştu.

    OHAL’i millete değil, devlete ilan ettiklerini belirten Başbakan Yıldırım, AK Parti iktidarındaki darbe girişimlerinin hiç birisine pabuç bırakılmadığını, aksine AK Parti’nin daha güçlenerek çıktığını söyledi. Torununun kendisine sorduğu “Dede bu askerler niye insanlarımızı öldürüyor, bunlar bizim askerimiz değil mi?” şeklindeki sorusuna cevap veremediğini söyleyen Yıldırım, “Bu beyinsizler bu çocuk kadar, bu çocuğun idraki kadar olamadılar. Bunlar beyinlerini, kafalarını kiraya vermiş asker kılığı içindeki teröristlerdir” dedi. FETÖ terör örgütüne katılan, onlarla birlikte hareket edenlerin tespitinde de kılı kırk yaracaklarını kaydeden Yıldırım, bir sürek avına çıkılmayacağını, yaş ile kurunun birlikte yanmasına asla müsaade etmeyeceklerini belirtti.

    YAŞ kararları ve KHK’larla birlikte alınan kararlarla ilgili bilgiler veren Başbakan Yıldırım, 17-25 Aralık’tan sonra hala uyanmamış olanları masum kabul etmediklerini, Fethullah Gülen’in 15 Temmuz darbe girişiminin göbeğinde olduğunu kaydetti.

    “Biz OHAL’i devlete ilan ettik”

    En çok merak edilen sorular arasında olan ve kamudaki izinlerin ne zaman normale döneceğine ilişkin bilgi veren Başbakan Yıldırım, darbe girişimi sonrası darbeye karışmış olan kamu personelinin kaçmasının önüne geçmek için alınan bir tedbir olduğunu söyleyerek “Bu tedbir normal memurlarımız için alınmış bir tedbir değil. Birkaç haftalık süre içinde işler normale döner. Hacca gidenler bundan muaf tutuluyor” dedi.

    OHAL sürecine ilişkin de bilgi veren Başbakan Yıldırım, darbe girişimimin bastırılmasından sonra OHAL ilanına karar verildiğinin altını çizdi. Yıldırım “OHAL’in gereği olan bir takım düzenlemelere ihtiyaç vardı, bunlara yönelik kanun hükmünde kararnameler çıkartmaya başladık. Bugün itibariyle üçüncüsü çıktı. İlk kararnamede darbe teşebbüsü sırasında direnerek hayatını kaybeden şehitler ve yaralananlara şehitlik, gazilik haklarının verilmesiydi. Darbe girişimine doğrudan katılanların ilişiğinin kesilmesi, bunların hukuki olarak yargılanmaları devam ediyor ama ilk ceza olarak memuriyetlerine son verilmesi oldu. İşin içinde olanlar, bu 33 bin 73 kişi ihraç edildi. Olağanüstü darbelerde OHAL millete ilan edilir, biz OHAL’i devlete ilan ettik. Milletin selameti ve geleceği için kendimize OHAL ilan ettik. Bu süreçte devletin bekası için tekrar bir zafiyet yaşanmaması için her türlü tedbiri alıyoruz. Darbe teşebbüsünün verdiği zararların ortadan kaldırılması, sorumlularının hesap sorulması yine bu OHAL süresince devam edecek. OHALY’in sınırlı alanlarda olacağını milletimizin bilmesi lazım. Ekonomik faaliyetlerin yerine getirilmesinde en ufak bir kısıtlama ve müdahale yok, aksine ekonomiyi büyütmek için başlattığımız teşvikler, tedbirler artarak devam edecek. Mecliste birinci paket kabul edildi, ikinci paket görüşülüyor, üçüncü paket te Meclise gönderilecek”

    “AK Parti iktidarındaki darbe girişimlerinin hiç birisine pabuç bırakılmadı”

    AK Parti iktidarı döneminde milli iradeye, demokrasiye çeşitli kılık, görünüm altında hep müdahaleler olduğunu belirten Yıldırım “Her seferinde AK Parti bu krizi bir reforma dönüştürmeyi başardı. İlk krizimiz Cumhurbaşkanlığı seçimidir. 367 icadı karşısında ‘Cumhurbaşkanını 363 milletvekili olan bir partiye siz seçtirmiyor musunuz, o halde biz de 78 milyona seçtiririz’ dedik. Cumhurbaşkanının doğrudan millet tarafından seçilmesine yönelik düzenlemeyi yaptık ve hayata geçirdik. O düzenlemenin ilk cumhurbaşkanı Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır. Vesayetçiler boş durmadılar. Başka bir formatla gelmeye başladılar. Kapatma davası. Yüzde 47 oy almış ve güçlü bir şekilde iktidara gelmiş AK Parti’ye kapatma davası açtılar. Bende o kapatma davasındaki 73 kişiden birisiyim, şimdi o ölüm listesinde de ilk sıralardayız. O meselede olmayınca bu sefer yargı darbesi ile karşı karşıya kaldık. Aslında yargı darbesi FETÖ terör örgütünün ilk defa aktif olarak sahneye çıktığı bir girişimdi. Ondan önce yargıda başka bir yapılanma vardı, o yapılanmaya karşı bu FETÖ terör örgütü çatışmaya girdi. Bir anayasa değişikliği ihtiyacı doğdu. Onlarla ilgili referandum yapıldı ama ondan sonraki değişmelerde FETÖ örgütünün yargı içindeki gücünün bilenir hale geldiği bir dönemdir. Bu HSYK’nın oluşumuna yansıdı, mahkemelerde alınan kararlara yansıdı. O andan itibaren yavaş yavaş bu örgüt siyasi iradeye kafa tutacak güce eriştiğini hissettirmeye başladı. MİT Başkanının alınma girişimi, 17-25 Aralık darbe girişimi, dershanelerin kapatılma sürecinde yaşanan olay, MİT TIR’larının durdurulması ve buna benzer birçok olaylar. AK Parti 14 yıllık iktidar, bütün bu süre içinde kaç tane ciddi darbe girişimi ile karşı karşıya kalmışız. Ama her seferinde darbeden güçlenerek çıkan bir siyasi iktidardan bahsediyoruz. Geçmiş dönem darbelerinde anahtarlar teslim ediliyordu. Ceket giyiliyor, şapka takılıyor, tıpış tıpış gidiliyordu. AK Parti iktidarındaki darbe girişimlerinin hiç birisine pabuç bırakılmadı. Bizim kerametimizden ziyade milletimizin feraseti. Millet sahip çıktı. Dünyanın buna aklı ermez. Dünya bunu bütün bilimsel kriterlere koyuyor, bu darbecilerin kaybetmemesi gerektiği sonucuna varıyorlar, ama kaybettiler. Sebebi, millettir” diye konuştu.

    “Hakkın gücü ve halkın gücü tankın gücünü yenmiştir, etkisiz hale getirmiştir”

    “Millet yanınızda arkanızda olduğu sürece ne tankın ne topun gücü. Halkın gücü hiçbir güçle test edilemez, alt edilemez. Hakkın gücü ve halkın gücü tankın gücünü yenmiştir, etkisiz hale getirmiştir” diyerek darbe girişimini özetleyen Yıldırım darbecilerin bir kez daha boylarının ölçüsünü aldıklarını kaydetti. Yıldırım “Ama sürekli bizim sürekli darbelerle uğraşacak halimiz yok. Sürekli iş yapıyoruz. Boş durmadık, sürekli reform, sürekli hizmet. Türkiye’nin 14 yılda eğitimde, sağlıkta, ulaşımda, sosyal devlet anlayışında, büyümede, kalkınmada, sanayide, teknolojide, savunma sanayinin millileştirilmesinde geldiği nokta ortada. Bu tip demokrasiye karşı darbe girişimlerine rağmen hem onları yaptık, hem de bu darbecilere dersini verdik. Geçmiş dönem iktidarlarından AK Parti iktidarının farkı budur. Kriz yönetimindeki feraseti ve başarısıdır. Her seferinde bir mukayeseli üstünlüğü değil, mutlak üstünlüğü esas aldık. Mukayeseli üstünlük ne? ‘Adamın şu kadar teyyaresi var havada, şu kadar tankı, zırhlı aracı var Yahu siz aklınızı mı yediniz nasıl başa çıkacaksınız.’ Mutlak güç halkın gücüdür, hakkın gücüdür. O güç meydana indiği zaman diğerlerinin hiçbirinin önemi olmadığını gördük. Bu inanç karşısında hiçbir silah iş görmez arkadaşlar. Onun için bu aziz milletle bir kez daha gurur duyduk, onur duyduk. O gece tankların, topların, bombaların, helikopterden taramalara göğsünü siper eden bütün şehitlerimiz bir kez daha rahmetle şükranla anıyorum. Her bir polisimizi, vatandaşlarımızı alnından öpüyorum. Hakikaten büyük iş gördüler” şeklinde konuştu.

    “Bunlar beyinlerini, kafalarını kiraya vermiş asker kılığı içindeki teröristlerdir”

    Darbenin nasıl bastırıldığının özetinin belli olduğunun altını çizen ve “Başkomutanımız, Cumhurbaşkanımız çok net bir duruş ortaya koydu. ‘Bizi öldürürsünüz ama yolumuzdan döndüremezsiniz. Biz milletimizin emanetini size teslim etmeyiz’ dedi. Biz de hükümet olarak kararlılığımızı ortaya koyduk. Dedik ki ‘bir dakika arkadaş kimsin sen. Hangi hakla milletin iradesine el uzatıyorsun’ dedik ve milleti göreve çağırdık. FETÖ darbecileri göreve çağırdı, biz de milleti göreve çağırdık. Sonuç ortada” açıklamasında bulunan Binali Yıldırım, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Biz bölgemizde demokrasiyi en iyi şekilde uygulamaya çalışan, bir yanımızda doğu, bir yanımızda batı medeniyetlerini kültürlerini birleştirerek bölgede bir istikrar unsuru olan ülke Türkiye. Türkiye’nin artık bu gerek bölücü terör, gerek diğer isimler altındaki terör yapılanmalarının enerjisini azaltmasına artık izin vermememiz lazım. Onun için bu süreci acı yaşadık, hakikaten milletçe her bir şehidimizin destansı bir öyküsü var. Her bir gazimizin o gün milletin evinde, Külliyedeki kongre binasında yaşadıklarımız hakikaten sözün bittiği yer. Bakanlar Kurulu toplantısında biraz laflar boğazıma düğümlendi, hakikaten torunuma cevap veremedim. O kadar acze düştüm ki ‘dede bu askerler niye insanlarımızı öldürüyor, bunlar bizim askerimiz değil mi?’ Bu beyinsizler bu çocuk kadar, bu çocuğun idraki kadar olamadılar. Bunlar beyinlerini, kafalarını kiraya vermiş asker kılığı içindeki teröristlerdir. Başka izahı yok. O kadar büyük zarar verdiler ki ülkeye, asırlık Silahlı Kuvvetlerimize, tarifi imkansız. Ama milletimiz şunu iyi bilsin, bizim Silahlı Kuvvetlerimiz dünyanın en güçlü orduları arasında ilk birkaçı içinde yer alıyor. Bu ordunun bu ve buna benzer olaylarla itibarının yok edilmesini asla ve asla tasvip etmeyiz. Asker kılığındaki teröristlerle Silahlı Kuvvetlerimizi, ülkesini, vatanını, milletini, bayrağını seven subaylarımızı, askerlerimizi birbirinden ayırt etmemiz lazım. İkisi tamamen farklı şey.”

    “Bir sürek avına çıkmayacağız”

    İntikam duygusu ile değil adalet ile hareket edileceğini belirten ve darbecilere şehitlerin ve gazilerin hesabını soracaklarını belirten Yıldırım “FETÖ terör örgütüne katılan, onlarla birlikte hareket edenlerin tespitinde de kılı kırk yaracağız. Bir sürek avına çıkmayacağız, elimizdeki sağlam verilerle hareket edeceğiz. Yaşla kurunun birlikte yanmasına da asla izin vermeyeceğiz. Bu çok titiz bir çalışma gerektiriyor. Bu dönemler karambol dönemidir. Birbirlerine karın ağrısı olanlar piyasaya çıkar, haksızlığa neden olabilirler. Onun için Başbakanlıkta kriz merkezi kurduk, bakanlıklarda kurullar oluşturuldu. Açığa alınlarla ilgili titiz bir çalışma yürütülüyor. Bunlar içinde mutlaka haksız yere işlem gören olmuş olabilir, bunlar yeni baştan ele alınacak, haklı ile haksız, suçlu ile suçsuz birbirinden ayırt edilecek” dedi.

    “KHK’lar ile alınan önlemler”

    Kanun hükmünde kararnamelere ilişkin açıklamalarda bulunan ve neleri içerdiğini açıklayan Yıldırım “Şehit ve gaziler düzenlemesi vardı. Bu darbeye karşı koyan vatandaşlarımıza. Onların şehitlik, gazilerin de gazi haklarından yararlanması. İki tane meydan yapıyoruz Çanakkale Şehitler anıtı gibi, 15 Temmuz Şehitler Köprüsünün Anadolu tarafındaki çıkışına bir şehitlik yapıyoruz. Bir de Beştepe ile Jandarma Genel Komutanlığı arasındaki devlet mezarlığı ile Millet Camisi arasındaki bölüme yine bir şehitler anıtı, bölgesi yapıyoruz. 15 Temmuz şehitlerimizin adını ölümsüzleştirmeyi hedefliyoruz. FETÖ terör örgütü ile doğrudan ilişiği, ilişkisi olan, bizzat terör örgütünün faaliyetlerine çeşitli şekilde katkı sağlayan hastaneler, sağlık tesisleri, okullar, vakıf ve dernekler, sendikal organizasyonlar var. Bunların tamamı kapatıldı, varlıkları vakıfsa Vakıflar Genel Müdürlüğüne, değilse Maliye hazinesine devredildi. Bir şeye dikkat edildi, buradan hizmet alanlar mağdur edilmedi, hizmeti verenler değişti. Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, YÖK devreye girdi ve sistem tıkır tıkır işliyor. O terör örgütünün elinden bunlar alınmış oldu. Bunların kazandığı alın teri ile akıl teriyle elde ettikleri şey değil, cennet vaat ederek toplanan himmet parasından, milletin sadakasını sermaye yaparak elde ettikleri şeyler, bunlar şimdi millete dönmüş oldu. İkinci KHK’da bunların doğrudan haber kanalları, ajanslar, gazete, televizyon, radyo yayınevleri kapatıldı. İlk KHK’da gözaltı süresi uzatıldı. İkinci KHK’da Jandarma ve Sahil Güvenlik Teşkilatını İçişleri’ne bağladık. Aslında bu yarım yamalak bağlıydı. Tam anlamıyla bu KHK’da bağlanmış oldu. Yani A’dan Z’ye personellerin alımı, terfisi, tayini, görev değiştirmeleri her şey İçişleri Bakanı, yerine göre Başbakan, EGM Teşkilat yapısı, personel tefriki nasılsa aynı hale dönüştü. Sahil Güvenlik de benzer şekilde Rütbeleri devam ediyor. Jandarmanın, Sahil Güvenlik’in tayin terfisi YAŞ ile gitmiyor. İlk denemesini 28’inde yaptık mesela, Jandarmayı, Sahil Güvenlik’i görüşmedik. Jandarma bu değişimden sonra görevlendirmelerini tamamlamış, herkes görevinin başına gitmiştir. Bu hafife alınabilir ama çok büyük bir reformdur. Jandarma ve Sahil Güvenlik bir kere terörle mücadelede çok daha etkin, çok daha hızlı hareket edecek. Çünkü karar mekanizması, hiçbir tereddütte yer verilmeyecek şekilde netleşmiştir. Önceden de İçişleri’ne bağlı ama sizin sicil notunuzu başkası veriyorsa gerçekte işin sonunda oraya bağlı gibi oluyor, çok sürdürülebilir bir iş değildi, düzeldi şimdi. Teoride bağlıydı, uygulamada da bağlı hale geldi. Gerek bir yandan polis bin yandan jandarma, onların görev alanları, sanki aynı bünye içerisinde birbirine yabancı iki kuruluş, bu kalktı ortadan. İçişleri Bakanlığı kime nerede görev verecekse onun kararını verecek ve uygulamaya geçecek. OHAL’e yönelik bir düzenleme değil, süreklilik arz eden bir düzenlemedir. ‘Jandarma ve Sahil Güvenliğin personel kaynağı nereden olacak?’ sorusu sorulabilir. 3’ncü KHK ile buna da çözüm getirdik. Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi kurulmasına karar verdik. Bir de polis akademisi var. Liseden, dengi okullardan kaynağımız üniversitelerden buraya gelecek, burada gerekli eğitim pratik eğitimleri alacaklar. Kaynak FETÖ’nün kaynağı değil, milletin evlatları. Alıyorlar beyinleri formatlıyorlar, bu kurumlara gönderiyorlar. Artık buna son veriyoruz. Aziz milletin asil evlatları istediği alanda görev alabilecek. Oyunlarla, soru çalmalarla, sağlık raporları oyunlarıyla, suç isnatlarıyla önleri kesilmeyecek. Çalışan, gayret eden istediği yere gelecek. Örneği burada, biz Anadolu’da mütevazi milletin evlatlarıyız. Önümüzde engel yok. Bu her alanda olabilecek. Demokrasinin de güzelliği bu zaten, herkese aynı imkanları, fırsatları vermesidir” diye konuştu.

    Bugün yürürlüğe giren KHK’nın TSK’nın 150 yıldır yapmaya çalıştığı değişimin, dönüşümün, reformun tamamlandığı bir süreç olarak görülebileceğini belirten Yıldırım “Malum dünya değişti, tehdit öncelikleri değişti, tehdit türleri değişti. Tehdide karşı savunma teknikleri değişti, caydırıcılıkla ilgili ihtiyaçlar ortaya çıktı. Siber saldırılar, normal konvansiyonel saldırıların, tankın, topun bombanın oluşturduğu saldırılardan daha yakın tehdit haline geldi. Buna göre tabi Silahlı Kuvvetlerin kendini yenilemesi lazım. Mutlaka asli işine yoğunlaşması gerekiyor. Mevcut yapıda Silahlı Kuvvetler harbe hazırlık, caydırıcılık, güvenlik gibi konuların yanı sıra başka bir sürü ilgisiz, ilgili mevzularla da meşgul olmak zorunda kalıyordu. Şimdi enerjisini azaltan bu yapıları Silahlı Kuvvetlerden ayırdık” şeklinde konuştu.

    “YAŞ’ın yapısını değiştirdik”

    YAŞ’ın yapısının değiştiğini belirten ve bu konuda bilgilendirme yapan Yıldırım “Önceki değişiklik ‘YAŞ’ın başkanı Başbakan’dır’, önce de öyleydi ama YAŞ’ı toplama işi Genelkurmay’daydı. Önceki kararnamede ‘Başbakan, yani başkan yılda bir kereden az olmamak üzere YAŞ’ı toplar’ şeklinde değiştirmiştik. Şimdi yapıyı değiştirdik. Yapıda önceden Başbakan başkan, Milli Savunma Bakanı üye, diğer üyeler de Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları, orgeneraller, oramiraller falan. Şimdi Jandarmayı İçişleri’ne bağladığımız için jandarma komutanı zaten çıkıyor, çıkmak zorundaydı. Onun yanı sıra Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Başbakan Yardımcıları, Adalet Bakanı, Dışişleri, İçişleri Bakanı ve Milli Savunma Bakanı ile kuvvet komutanlarından oluşuyor. Sayı olarak 14’ü buluyor. 14’ün 4 tanesi asker, diğerleri sivil. Sekretarya Genelkurmay 2. Başkanı idi, şimdi sekreterimiz Milli Savunma Bakanımız. Büyük yükten kurtarıyoruz herkesi. Genelkurmay’ın Cumhurbaşkanına bağlanması daha doğru olur diye düşünüyoruz. Diğer partilerle görüşüp anayasa değişikliği konusu…” ifadelerini kullandı.

    “Harp Akademileri de kapatılıyor”

    FETÖ terör örgütünün en büyük kaynağının askeri okullar olduğuna dikkat çeken Yıldırım, “Maalesef yıllardır burayı ele geçirmişler ve burada güçlerini tahkim etmişler. Orta, lise seviyesindeki bütün okullar kapanıyor. Bunlar neler? Kuleli Askeri Lisesi, Işıklar, Maltepe, Deniz Lisesi, Astsubay Bando Hazırlık Okulu. Bütün lise seviyesindeki okullar kapatılıyor. Buradaki öğrenciler de muadil liselere dağıtılıyor. Onları sivil liselere girerken aldıkları puanlar dikkate alınarak dağıtılacak. Bunlara bir kolaylık getiriyoruz, bunlar girerken tazminat imzalıyorlar, onu almayacağız, almadığımız gibi bugüne kadar atılanların da tazminatlarını affediyoruz. Bu büyük bir toplumsal problemdi. Ödeyenler geçti artık. Bu ciddi bir sorun, imzalamış bir şekilde devam edememiş, atılmış. Tazminatını ödemeyenlere bir kolaylık yapıyoruz. İkinci olarak bir Milli Savunma Üniversitesi kuruyoruz, kurduk. Bunun bünyesinde Kara, Deniz ve Hava Harp Okulu olacak, ayrıca astsubay meslek yüksekokulları ve lisans üstü eğitim amacıyla enstitüler olacak. Kurmaylığa gitmek isteyenler buraya gidecek. Harp Akademileri de kapatılıyor. Ayrıca kurmayların da akademileri olmayacak. Milli Savunma Bakanının önerdiği rektör adayları arasından Başbakan 3 tanesini seçecek, Cumhurbaşkanımız bir tanesini atayacak. Profesör de olabilir, general de olabilir. Atama şeklini de biraz YÖK’ün sistemine benzettik. Silahlı Kuvvetler bünyesindeki bütün hastaneler, GATA Sağlık Bakanlığı’na devrediliyor. GATA Eğitim Hastanesi, askeri hastaneler, Silahlı Kuvvetler Sağlık Hizmet Birimleri Sağlık Bakanlığına devrediliyor, ancak GATA’ya bağlı yükseköğretim bilimleri, Sağlık Bilimleri Üniversitesine bağlanıyor. Askeri tabiplik yok, bütün her şey Sağlık Bakanlığı ile yapılacak sözleşmeye göre Sağlık Bakanlığı’ndan hizmet alınacak. Diğer değişiklik, Silahlı Kuvvetlerin elinde tersaneler, fabrikalar, sanayi kuruluşları var. Bunları Milli Savunma’ya devrediyoruz. Genelkurmay sadece asli işiyle uğraşacak. Milli Savunma Bakanlığı yeniden yapılandırılıyor arkadaşlar. Bakanlık bağımsızlığını kazanmış vaziyette. Vesayetten kurtuluyor. Bunun kapsamı çok geniş. Bir özel kalemini dahi alamayan bakandan, tepeden tırnağa bütün askeriyenin personelini alan bakana geldik. 9 tane genel müdürlük kuruluyor, 5 tane müsteşar yardımcısı, daire başkanlıkları, şube müdürlükleri, Ulaştırma Bakanlığı’ndan daha büyük bir bakanlık haline geldi şimdiden”

    “Orgeneral rütbesi alan herkes Genelkurmay Başkanı olma yolu”

    Askeri yargıda yapılan değişikliklere ilişkin “Askeri hakimlerin disiplin, özlük işlemleri Milli Savunma Bakanlığı’na geçiyor. Oradaki disiplin işlemlerini Milli Savunma Bakanlığı yetkisine geçiyor. İkinci aşama, diğer partilerle görüşeceğiz. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Askeri Yargıtay’ın kaldırılması konusu var. O yapılıncaya kadar disiplin, özlük işlemleri savunma bakanlığına geçmiş oluyor. Askeriye disiplin işleri konusunda bir yargılama olacak” açıklamasında bulunan Başbakan Yıldırım, Askeri Yüksek İdari Mahkemesinde görevli kurmay üyelerin yerine sınıf subaylarının da görevlendirilmesi mümkün hale geldiğini belirterek, YAŞ’ın rutin Ağustos şurası olmaktan çıktığını, devir teslimlerin de Ağustos sonunu beklemeden gerçekleştiğini kaydetti. Yıldırım “Bazı kuvvetlerde yarıdan fazlası sınıf subayları olan, hatta astsubaylıktan general olan var. Gözaltı falan yok. Astsubaylıktan general olan 2 kişi var, bu Silahlı Kuvvetler tarihinde bir ilktir. Komuta kademesinde değişiklik oldu, kuvvet komutanları Milli Savunma Bakanına bağlandı. Kuvvet komutanlıkları diğer kanunlarla, Genelkurmay Başkanlığı’na verilen görev ve yetkiler saklı kalmak şartıyla. Askerlikle ilgili Genelkurmay’ın kanunları var. Bu tip görevlerde yine Genelkurmay ile birlikte hareket edecekler ama kuvvet komutanlarının atanması konularda müşterek hareket edecekler. Burada da böyle bir düzenleme var; ‘Cumhurbaşkanı ve Başbakan gerekli gördüklerinde kuvvet komutanlıkları ile bağlılarından doğrudan bilgi alır ve doğrudan emir verir, verilen emir herhangi bir makamdan emir almaksızın yerine getirilir.’ Burada irade ve idare sınırlarının çizilmesi demektir. Sağlık raporları ile statü değişikliği ile mağdur edilen personele yeniden dönüş hakkı geliyor. ‘Genelkurmay Başkanlığı kuvvet komutanları arasından seçilir’ maddesini, ‘generaller, oramiraller ve orgeneraller arasından seçilir’ şekline getirdik. Orgeneral rütbesi alan herkes Genelkurmay Başkanı olma yolu” dedi.

    Ordudan atılanlarla birlikte general sayısının düşmesinden sonra yerlerinin doldurulup doldurulmayacağı sorusuna cevap veren Yıldırım “Çok adam çok işi değildir. Çok adam az demektir, süreçlerin yavaşlaması demektir. Silahlı kuvvetler gelişen teknoloji, tehdit türlerine göre uzun zamandan beri yeniden yapılanma hazırlıklarını yapıyordu. Bu yaşadığımız kötü süreçten bir hayır doğdu. Bunu hızlandıracaklar, profesyonelleşmeye, asli işlerine daha fazla kafa yoracaklar. Sadece konvansiyonel savunma, harp teknikleri değil, caydırıcılığı esas alan, modern teknolojiyi, bilişimi esas alan bir savunma konseptine geçmiş olacaklar. Burada askere, silahaltına alma işi devam edecek. Orada bir aidiyet oluşması lazım ama bunun sadece askerlik iklimine alışmak, onun ötesinde bir rolü olmaması lazım. Onu da ayrıca değerlendireceğiz. Şu anda onun kararını vermiş değiliz. Muhtemelen süreler daha kısalacak, sayı azalacak. Jandarma belirli bir takvim içerisinde silahaltına alınmış, askerlik hizmetin yapan hiçbir askeri terörle mücadelede, güvenlik işinde çalıştırmayacağız. Uzman ordu. Kadro ihtiyacı azalıyor, harp okulları kapatılıyor, MSB yeniden yapılandırılıyor” diye konuştu.

    “17-25 Aralık’tan sonra hala uyanmamış olanları masum kabul etmiyoruz”

    FETÖ’nün siyaset kurumuna sızıp sızmadığına ilişkin ise esprili bir cevap veren Yıldırım “Burada yok” dedi. Yıldırım “Bu çok müşkül bir meseledir. Ama burada biz ölçüyü şöyle koyuyoruz; 17-25 Aralık’tan sonra hala uyanmamış olanları masum kabul etmiyoruz. Ondan sonra artık orası operasyonel bir şey. 17 Aralık buranın bir terör yapılanması olduğunun ortaya çıktığı tarihtir. Ondan sonra bunlara verilen destek hiçbir şekilde masum görülemez ve masum gibi muamele edilemez. Önceden hepimiz verdik” şeklinde konuştu.

    “Fethullah Gülen bu darbenin göbeğindedir, merkezindedir”

    İstihbarat ile ilgili yeniden yapılanma ihtiyacına ilişkin soruya cevap veren Yıldırım “Bu da gündemimizde var. Model için erken, olgunlaşınca söylerim” açıklamasında bulunduktan sonra, 15 Temmuz darbe girişiminde lider kadrosunun kimlerden oluştuğunun sorulması üzerine “Elde bilgiler var ama bunları ortaya çıkarmak yargının işidir. Biz onların yerine kalkıp ‘darbeyi şunlar bunlar yaptı’ dememiz doğru olmaz. Bildiklerimiz var, bizim bildiğimizden daha ziyade yargının tespitleridir, ona itibar etmemiz lazım. Artık Fethullah Gülen’in işin merkezinde olduğu yönünde hiçbir şüphe yoktur. Orada bir tereddüt oluşturmaya çalışanlar boşuna gayret gösteriyorlar. Fethullah Gülen bu darbenin göbeğindedir, merkezindedir. Bir numarası mıdır, yoksa bir A’mıdır nedir onu bilemem” diye konuştu.

    “Adam bir laf söyledi, ertesi gün yaladı”

    ABD Genelkurmay Başkanının kendisinden de randevu istediğini belirten Yıldırım, “Kimseden bir şey beklediğimiz yok. Arkadaşlar zevzekliğin tarifesi yok ki yani. Adam bir laf söyledi, ertesi gün yaladı ‘ben söylemedim’ diye. Biz ona itibar etmek zorundayız. Ben ona cevabımı verdim ‘bu bir itiraf mı acaba’ dedim, Sayın Cumhurbaşkanımız çok sert tepki ortaya koydu. Bakalım Genelkurmay Başkanı ne anlatacak yarın, bir de onu dinleyelim Bizim ABD stratejik ortağımız. Biz onların resmi açıklamalarına itibar ederiz. Bizim dostluğumuzu sorgulatacak bir pozisyona düşmesini istemeyiz. Fethullah Gülen konusundaki şu 15 Temmuz’a kadar ayak sürüme işine devam ederlerse 15 Temmuz’dan sonraki olaylar ayan beyan ortadayken o zaman iş başka bir yere gider onu söyleyeyim. Ben Joe Biden’a söyledim. Söylediğim, ‘bu 15 Temmuz’dan sonra delil falan bunu bırakın’ dedim. ‘Ne delili, adam darbe yapmaya kalkıyor, hala delil istiyorsunuz’ dedim” şeklinde konuştu.