Etiket: Cümleyi

  • Batuhan Yaşar:”binali Yıldırım O Cümleyi Niye Kullandı”

    İhlas Haber Ajansı ve TGRT Haber Ankara Temsilcisi Batuhan Yaşar, Türkiye Gazetesi’ndeki köşesinde, “Başbakan adayı Binali Yıldırım neden Diyarbakır’a giti.. Konuşmasını niye terör belasını bu ülkenin gündeminden çıkartacağız diye bitirdi”, “Binali Yıldırım neyi kırılma noktası olarak görüyor”, “Zamanla yarışmamız lazım sözünü ne için kullandı”, “CHP için kulislerde neler konuşuluyor.. Dünkü oylamada son anda neden strateji değiştirdi?..CHP neyi göze alamadı” sorularına cevap aradı.

    Batuhan Yaşar’ın, “Terör için kırılma noktası” başlıklı yazısının tamamı ise şöyle:

    “Ankara hareketli.. Siyasi kulislerde tek değil birbiriyle bağlantılı 5-6 konu hararetli bir şekilde tartışılıyor.

    TBMM’nin dünkü havasını aktararak başlayalım. Muhalefet kulisinde CHP milletvekilleri ile konuştuk.

    CHP grubu olarak hayır oyu kullanacaklarını ima ettiler.

    -Peki o zaman referanduma giderken meydanlarda ne diyeceksiniz?

    -Bu AKP’nin sorunu. CHP’li vekiller tutuklanınca asıl onlar ne diyecekler?

    Konumuz pek bu değildi ama CHP’nin bakış açısını, mazeret arayışını gösteren, güzel bir örnek çıktı ortaya.

    CHP, tüm zamanların en kötü döneminden geçiyor.

    Ne bir stratejisi var.

    Ne de siyasi bir duruşu.

    Bilirsiniz 1990’lı yıllarda HAVET vardı.

    Yani evetle hayırın ortası.

    Ne evet ne hayır.

    Biraz Demirel tarzı bir şey.

    Şimdiki CHP maalesef ’HAVET’i bile aratır duruma geldi.

    Dün 1 ve 2. tur oylama sonucunu beklediler.

    CHP ve HDP, 330’un altında kalınacağına neredeyse emindi.

    İşin hiç de öyle olmadığı netleşince, CHP’nin de dokunulmazlıkta referandumu göze alamadığı ortaya çıktı.

    Öyle ya referanduma gidilseydi halkın karşısına çıkıp ne denilebilecekti ki?

    Bu yüzden kıl payı da olsa “367” ana muhalefetin desteği ile geçilmiş oldu.

    Siyasi kulislerde, CHP’nin HDP’ye her geçen gün neden biraz daha yaklaştığının cevabı aranmaya devam ediyor..

    CHP için yapılan siyasi analizleri de aktaralım hemen:

    1-Siyaseten söylenecek sözü kalmayanlar, ya genel kurulu terk eder ya da en uç ve sert ifadeleri normalmiş gibi kullanmaya başlar.

    2-Sayın Kılıçdaroğlu’nun kan çağrısını tekrarlamayı sürdürmesi bunun en güzel örneği. Geri adım atması beklenirken daha da sertleşiyor.

    3-Kılıçdaroğlu şu an çok güçlü, CHP’de tek adam. Belki biraz da bundan kaynaklanıyor. Partisinin kılcal damarlarına kadar hakim.

    4-Ama unutulmasın Baykal da en güçlü olduğu bir anda yıkıldı..

    CHP yorumlarında güvenilirlik vurgusu biraz daha öne çıkıyor:

    -Evet oyu vereceğiz deyip hayır oyu kullanması.

    -Sayın Kılıçdaroğlu’nun “Biz dokunulmazlığın kaldırılmasını istiyoruz” dedikten sonra tam tersini yapması.

    AK Parti Genel Başkanlığına aday gösterilen Binali Yıldırım bugünlerde çok yoğun.

    TBMM’de, PTT’nin yanındaki odasına biri giriyor biri çıkıyor.

    Biz o odayı eskiden beri iyi biliriz.

    Orası dün de farksızdı.

    Yani bu yoğunluk durumu yeni değil.

    Ekibi de benzer durumda.

    Başdanışmanı Ömer Sertbaş da bir taraftan işleri ve eksiklikleri tamamlamaya, organize etmeye çalışıyor.

    Gündeminde artık sadece Ulaştırma Bakanlığı değil, pazar günkü kongre, yapacağı konuşma, vereceği mesajlar, yeni kabine, dış politik konular, ekonomi ve haziran başı itibarıyla TBMM’ye getirilecek siyasi konular da var.

    Genel Başkan adayı olarak adı açıklanınca içinde yeni dönemin şifrelerini de barındıran, mesajlarla dolu bir konuşma yaptı:

    “Rahat olun. Bu terör belasını Türkiye’nin gündeminden çıkartacağız” diyerek konuşmasını bitirdi.

    Ardından Diyarbakır’a gitti.

    16 köylünün katledildiği Dürümlü mezrasında, mezarları ziyaret etti, acıları paylaştı, taziyelerini iletti.

    Bunlar boşuna yapılmış hamleler değil..

    Bilenler bilir, Binali Bey öyle iddialı sözleri kullanmayı pek sevmez.

    Ama dediğini de yapar.

    Sonuna kadar da takip eder.

    İşte Dürümlü’ye yapılan jet ziyaretin kodları:

    -Binali Yıldırım moral, umut ve motivasyonun çok ötesinde, terörle mücadelede bir kararlılık vurgusu yapmak için bu ifadeleri kullandı.

    -Bu katliam karşısında CHP ve HDP sessizliğini korurken dikkat çekmek ve Türkiye’nin, devletin, hükümetin, bölge halkının yanında olduğunu göstermek için Diyarbakır’a gitti.

    -Son katliamla aslında PKK için Kürtlerin hiçbir öneminin olmadığı bir kez daha ortaya çıktı. Binali Bey bu katliamı terör için kırılma noktası olarak görüyor.

    -Bu yüzden az, öz ve net konuşuyor:

    “Terör örgütünün oluşturduğu tahribatı ortadan kaldırmak için zamanla yarışmamız gerekiyor.”

    -Binali Bey, terör mağduru her bir vatandaşın her türlü ihtiyaçlarının karşılanacağının altını çiziyor ve devletin onları sevgiyle, muhabbetle kucaklayacağını söylüyor.

    Tekrar altını çizmekte yarar var. Binali Yıldırım, son katliamı bir kırılma noktası olarak görüyor.

    22 Mayıs’tan itibaren, siyaseten yönetim tarzı anlamında yeni bir aşamaya geçeceğimizi de belirtmemiz gerekiyor.

    Yarı Başkanlık veyahut Partili Cumhurbaşkanlığı gibi.

    Bu sistemleri çok konuştuk çok tartıştık.

    Ama daha doğrusu yaşayarak görmek olacak.”

  • Bu Cümleyi Çok Sık Kullanıyorsanız Dikkat

    Uzman Klinik Psikolog Sinem Gül Şahin, “Kimseye tahammül edemiyorum. Bu cümleyi çok sık kullandığınızı düşünüyorsanız dikkat” dedi.

    “İnsanların tahammül kredilerini son zerresine kadar kullanıp artık sınıra dayandıklarında ya da böyle bir krediye sahip olacak kişilik yapıları en başından beri var olmadığında bu isyan cümlesiyle karşılaşırız” diyen Uzman Klinik Psikolog Sinem Gül Şahin, “İki olasılık da baş etmesi zor durumlardır ve bazen çözüm için kökten değişim gerekir. Bazı insanlar verici oldukları ve karşı tarafın her koşulunu kabul edip yerine getirdikleri sürece sevilip değer göreceklerini düşünürler. Fikir tartışmalarına girmektense kabullenmek onlar için daha güvenli bir alandır. Bu yüzden ilişkilerinde sabit durumu korumak adına farkında olmadan kendi tahammül sınırlarını daraltırlar, sonunda da tüketirler. Her şeyi kabullenirmiş gibi görünen bu kişilik, belli bir süre sonra patlamaya hazır bir bomba haline gelir. Çevresindekiler onun önceki yapısına alışık oldukları için artık en ufak şeye bile tahammül edemeyen bu yeni kişiliğe bir anlam veremez. İlişkilerde çatışmalar artar, çatışma arttıkça kişinin tahammülsüzlüğü beslenir, tahammülsüzlük arttıkça çatışma artar ve bu kısır döngü sonunda mutsuzluğu doğurur” diye konuştu.

    Şahin, bu gibi durumlarda yapılması gerekenin kişinin tahammülsüzlük durumuna gelene kadar niye bu kadar verici olduğunun nedenlerinin bulunması olduğunu ifade ederek şöyle konuştu:

    “Bu nedenler analiz edilip, kişinin varoluşsal değeri üzerine geliştirdiği çarpık düşünceler ve duygular üzerine çalışıldığında kişi ilişkilerinde daha dengeli bir yaklaşım sergileyebilir. Aşırı verici olan insanların geçmişine baktığımızda sıkça karşımıza mükemmelliyetçi yapıya sahip bir aile tablosu çıkar. Bu aile yapılarında koşullu sevgi gösterimi esastır. Kişi hata yapmadığı, söylenenleri yerine getirdiği, yani ebeveyni tatmin ettiği ölçüde onaylanır ve takdir edilir. Bu da kişinin kafasında şöyle bir şema oluşturur; karşımdaki insanın taleplerini yerine getirdiğim koşulda beni sevecektir, aksi takdirde reddedileceğim. Böylece değer görmekle ilgili kaygıların da tohumu atılmış olur. Sonrasında da vericilik dönemi başlar. Uzun bir süre bu dönemin etkisi sürer. Kişinin kendi doğru ve standartları yerine karşısındakinin doğru ve standartları hakimdir. Ta ki saatli bomba patlayana kadar. Bu dönemden sonra kişilerin kendi standartlarını inşa etmeye ve onu korumaya dair çok katı bir tutum içine girdiğini görürüz. Ama bu durum gel gitli olduğu için kişinin ruhsal dengesi iyice bozulur. Çünkü daha önce deneyimlemediği, ona yabancı gelen bir yapı içindedir ama artık eski alışık olduğu yapısına tutunacak hali de kalmamıştır, tükenmişlik hisseder. Bu ara dönem en yorucu olandır. Artık kendime de tahammül edemiyorum şikayetleri yükselir. Bu noktada bir uzmandan yardım alınması kaçınılmazdır. Tahammül sınırları konusunda sorun yaşayan diğer bir kişilik yapısına baktığımızda otoriter aile modelinin etkilerini görürüz. Belirlenmiş standartların dışındaki kişisel farklılıkların hoş karşılanmadığı, kuralların esneyemez olduğu, fikir paylaşımlarının rahat yapılamadığı, evdeki otorite olan kişinin doğrularının genel geçer doğru olarak kabul edilmesinin zorunlu olduğu katı aile tutumunda yetişen birey bu yapıyı özümseyip kendi kişiliğinde bunu dışa yansıtabilir. Otorite figüründeki mekanizmalar ona da geçmiştir. Kendisinin değişmez standartları, esneyemez kuralları vardır ve ilişkilerinde karşısındaki insanın kendisinden farklı olan yönlerini kabullenemez. Kendi yapısına aykırı düşen hiç bir davranış ve düşünceye tahammülü yoktur. Bunu kendi yapısına saygısızlık yada zarar verici bir durum olarak görüp savunmaya geçer. Sanki varoluşuna saldırılıyormuş gibi bir tehdit algılar ve öfke duygusu yükselir. Gerek arkadaşlık ilişkisi, gerek kadın-erkek ilişkisi, gerekse iş ilişkisi olsun her durumda hem kişinin kendisi hem de karşısındaki için zor bir ilişki olacaktır. Çünkü bu yapıya sahip kişiler kendi kafalarında belli bir şema oluşturmuştur ve bu şemaya aslında dışarıdan katı görünen bu kişinin içerisinde çok hassas, kırılgan bir yapı vardır. Unutulmamalıdır ki içyapı ne kadar kırılgan olursa onu korumak için giyilen zırh o kadar sert olacaktır. Bilinmezlik, belirsizlik ve değişim korkutucu gelir. Alışılmış olana tutunmak onlar için bir anlamda hassas yapıyı güvende tutmaktır. Dolayısıyla kendi bildiklerinden farklı bir şey söz konusu olduğunda reddedici davranırlar. O yüzden etrafta benim standartlarım, benim kurallarım, benim isteklerim tekerlemesiyle dolanırlar. Orta yol, uzlaşma diye bir şey yoktur, başka standart, kurallar ve istekler tahammül edilemezdir. Tepkilerindeki aşırılık ve tutumlarındaki ısrarcılık oranında yalnızlığa itilme süreci hızlanır. Yalnızlığın ilk dönemlerinde diğer insanları suçlama eğilimi devam eder. Kızgınlığı onların farklı olmalarından onu terk etmiş olmalarına doğru yön değiştirir. Öfke artmaya devam eder. Her ilişkide benzer şeyleri yaşamasının artık kendisiyle alakalı bir durum olduğunu anlayana kadar yalnızlığa gömülür. Kimseye tahammül edemeyen kişi yalnızlığa tahammül edemez hale geldiğinde ve ruhsal acısı dayanılamaz olduğunda değişim için ilk adımlarını atmaya başlar. Bu dönemde çevresindekilerin kabulleniciliği, ona destek olması, davranışlarındaki değişimle ilgili ona olumlu geri bildirimlerde bulunmaları kendini toparlama süreci için önemlidir.”

    “Bıçak kemiğe dayanıp işler içinden çıkılmaz bir hal almadan önce çevrenizdekilerin tepkileri ve ruh halinizdeki zorlantı doğrultusunda tahammülsüzlüğünüzün farkına varıp önlemler alabilirsiniz” diyen Uzman Klinik Psikolog Sinem Gül Şahin, “Bunun için size gelen eleştirilere açık olun. Bu eleştiriler karşısında hissettiğiniz duygularla ilgili kendinize karşı dürüst olun. Bu duyguları ve korkularınızı kabullenip, aralarından hangilerinin rahatsız edici olduğunu ve bununla ilgili neler yapabileceğinizi düşünün. İyi-kötü, doğru-yanlış göreceli olmaya müsait kavramlardır. Bu yüzden yargılayıcı tavırlar sergilemekten kaçının. Herkesin sizinle aynı yapıya sahip olmasını bekleyemezsiniz, farklılıklara karşı toleransınızı arttırın. Bunları yapmakta güçlük çekiyorsanız ve tahammülsüzlüğünüze engel olamıyorsanız profesyonel bir destek almanızda yarar var demektir. Başa çıkamadığınız durumlarda bir uzmandan yardım istemekten çekinmeyin” şeklinde konuştu.

  • (Özel Haber) Her Gün Defterine Aynı Cümleyi Yazıyor

    Zonguldak’ta yaşayan beş kişilik Türkmen ailesi, kış ayını çatı katında alçıpandan yaptıkları evde geçiriyor. Elektrik hattı dahi olmayan evin duvarlarını battaniye ile kapatan aile yardımseverlere seslenirken, evin büyük kızı Yaren her gün defterine “Ben de güzel bir evde yaşamak istiyorum” yazıp dua ediyor.

    Karaelmas Mahallesi’nde yaşayan 30 yaşındaki inşaat işçisi Köksal Türkmen, bel fıtığı rahatsızlığı sebebiyle çalıştığı inşaatlara ancak iki günde bir gidebiliyor. Eşi ve üç çocuğuna bakmak için tüm imkanlarını seferber eden baba, aldığı günlük yevmiyesinin yarısını alçıpana ayırıyor. Aldığı malzemelerle evini kapatmaya çalışan baba kalan parayla da çocuklarına yiyecek almaya çalışıyor.

    Eşine çıraklık yapan 27 yaşındaki Pınar Türkmen ise çaresizce yardım elinin uzanmasını bekliyor. Duvardan duvara battaniye sererek çocuklarını soğuktan korumaya çalışan aile yüksekliği iki metreyi bile bulmayan evde yaşam mücadelesi veriyor. Eğilerek yaşadıkları evin elektrik hattı dahi bulunmazken, alt kat komşuları seyyar hat çekerek aileye yardımcı olmaya çalışıyor.

    “HİÇBİR DESTEĞİMİZ YOK”

    Elleriyle yaptıkları ahşap köprü sayesinde evlerine giren aile kış mevsimini soğukta geçiriyor. Eşinin aldığı yevmiyenin kömüre dahi yetmediğini söyleyen Pınar Türkmen, “Eşim inşaatlarda çalışıyor. Üç çocuğum var. İkisi okuyor. Buraya gireli 6 ay oldu. 6 aydır burada yaşıyoruz. Girdiğimizde tamamen her yanı açıktı. Eşim her gün yevmiyesiyle bir tane alçıpan aldı. İki günde bir; yeri geldi her gün almaya çalıştı. İkimiz el ele verdik. Ben ona çıraklık yaptım. Hiçbir desteğimiz yoktu. Aynı zamanda çocuk da okutuyoruz. Çocuklara da bakıyoruz. Yazın pek önemli değildi, kışın anladık. Artık çok soğuk olmaya başladı. Odun kömür bulabilirsek yaktığımız sobamız söndüğü zaman gece çocuklar çok üşüyor” diye konuştu.

    MASA YERİNE KANEPEDE ÖDEV YAPIYORLAR

    Kardeşi Ceren ile ödev yaparken defterine “Ben de güzel bir evde yaşamak istiyorum” yazan Yaren’in sözleri yürek burktu. En küçük kardeşleri Berat ile boş vakitlerini oyun oynayarak geçiren üç kardeş, evlerinin tadilatı için hayırseverlerin yardımını bekliyor. Evde masa olmadığı için ödevlerini kanepenin üzerinde yapan çocuklarının sıklıkla hasta olduğunu söyleyen anne Pınar Türkmen, şöyle devam etti:

    “Her taraftan evin içerisine rüzgar giriyor. Duvarlarımız açık. Artık kapatamıyoruz. Sabah kalktığımız zaman evi ısıtmam iki saati buluyor. Ev ısınamıyor. Çok soğuk oluyor her yerden esiyor. Çocuklar üşüyor. Her sabah şikayet ediyorlar. Elimizden artık başka bir çare gelmiyor. Tıkandık. Sobanın evde çok riski var. Allah’a emanet yaşıyoruz. Sobayı mecbur yakıyoruz. Bacadan duman tütüyor ancak engel olamıyoruz. Duman geri geliyor. Yapabilecek bir şeyim yok. Sobayı yakmasam çocuklar üşüyor. Çocuklarımın odasında duvardan duvara battaniye gerdik. Önce bir kat yaptık soğuğu kesmedi. İkinci katı yaptık yine hala esiyor. Fırtına koptuğu zaman bu duvarla çocukların odasındaki duvar tamamen rüzgardan kalkıyor. Çocuklar sürekli hasta oluyor. Korkudan yıkayamıyorum. Gece ev çok soğuk oluyor.”

    “BU ŞEKİLDE YAŞAMAYA ÇALIŞIYORUZ”

    Çocuklarının odaya yalnızca uyumaya gittiğini söyleyen anne Pınar Türkmen, çocuklarının üzerini de üç kat battaniye örterek ısıtmaya çalışıyor. Çaresizlik içerisinde bekleyen anne Pınar Türkmen, hayırseverlere şöyle seslendi:

    “Bu şekilde yaşamaya çalışıyoruz. Evimin çocuklarımın yaşayabileceği ve çocuklarımın üşümeyeceği şekilde düzelmesini istiyorum. Elektrik hattı yok. Alt kattan seyyar hat çektik onunla idare ediyoruz. Sadece lamba ve televizyon çalıştırabiliyorum. Çamaşırı da başkasının evinde yıkamaya utanıyorum mecbur artık elimde yıkıyorum. Bu şartlar altında yaşamaya çalışıyorum. Çocuklarım bu durumdan çok şikayetçiler. Odalarında ders yapamıyorlar. Sürekli salondalar. Çünkü odada yaşanılır bir vaziyet yok sadece yatmak için giriyorlar. Burada yaşamak zorundayız başka çıkar yanımız yok. Eşim inşaatlarda çalışıyor. İş olduğu zaman çağırıyorlar. Elinden geldiği kadar çabalıyor. O da çok üzgün. Başarmaya çalışıyor ama bu kadar oluyor.”

    Evlerine gidecek yol dahi olmayınca ahşap köprü yaparak evlerine ulaşan aile hayırseverlerin yardımını bekliyor.