Etiket: Çocuklarınızı

  • Çocuklarınızı kış hastalıklarından koruyun

    Özel Deva Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Alper Gök, kış aylarında çocukları hastalıkları konusunda uyararak, hastalıklardan korunma yolları hakkında bilgiler verdi.

    Uzman Doktor Alper Gök, kış aylarında artış gösteren hastalıklar en çok çocukları etkilediğini belirterek, çocukların kapalı ve kalabalık mekanlarda daha fazla vakit geçirmek istemesi, okul ve kreş ortamı gibi etkenlerin çocukları daha sık hastalanmasına neden olduğunu ifade etti.

    Kış aylarında çocuklarda sık görülen hastalıklar

    Dr. Gök, kış aylarında çocuklarda sık görülen hastalıklar hakkında bilgi vererek, “Çocukluk çağında oldukça sık gelişebilen bu hastalıklar oluşturdukları ateş, bulantı, kusma, öksürük, baş ile karın ağrısı ve ishal gibi sorunlarla yaşam kalitesini düşürmelerinin yanı sıra zamanında tedavi edilmezlerse, kulak iltihabı, bronşit, zatürre, sinüzit gibi hastalıklara da yol açabiliyor. Bu nedenle çocukları üst solunum yolu enfeksiyonlarından korumak çok önemli” dedi.

    Hasta olan anneler bebeklerini emzirmeye devam etmeli

    Gök, kışın anne sütünün önemine de dikkat çekerek, “Anne sütü bugüne kadar koruyuculuğu kanıtlanmış olan tek ilaçtır. Annenin nezle, burun akıntısı, hapşırık ve basit ateşlerinin olması, anne sütünü kesmek için bir bahane değildir. Aksine annenin vücudunda o anki mikroba karsı oluşan maddeler, anne sütüyle bebeğe geçerek hastalığa karşı koruma sağlamaktadır” şeklinde konuştu.

    Hastalık için ekstra vitamin verilmemeli

    Çocuklara ekstra vitaminin verilmemesi gerektiğinin altını çizen Dr. Gök, “Anne ve babaların yaptığı yanlışlardan biri çocuklarına portakal, mandalina, narenciye gibi besinlerle aşırı C vitamini verip, hastalıklardan korumaya çalışmaktır. Yeterli miktarda almak yararlıdır ama fazla C vitamininin hastalıklardan koruyucu bir özelliği yoktur. Çocuğun gerektiği kadar karbonhidrat, protein, süt ve süt ürünleri ile bol miktarda meyve ve sebze tüketmesi sağlanmalıdır. A vitamini, selenyum, demir ve çinko alımı da çok önemlidir. Tüm bu ihtiyaçlar her türlü doğal besinden karşılanabilmektedir, fazladan takviye alınmasına gerek yoktur” ifadelerini kullandı.

    “Çok kalın giydirmeyin”

    Çocukların kalın giydirilmemesi gerektiğini söyleyen Gök, “Ailelerin çocuklarını mevsim normallerine göre giydirmesi gerekmektedir. Çocuğu aşırı üşütmek, aşırı terletmek ve ona kalın giysiler giydirmekten kaçınılmalıdır. Soğuk kendi başına hastalık yapmaz ise de soğukta kalıp üşüyen vücut, mikroplardan daha kolay etkilenmektedir. Yorgunluk da hastalıklara yakalanma riskini artırmaktadır. Yorgun ve uykusuz olunan dönemlerde daha sık hasta olunmaktadır. Özellikle spor yapan çocukların yeterli oranda dinlenmesi ve beslenmesi gerekmektedir” ifadelerine yer verdi.

    “Bitkisel ilaçların etkinlikleri kanıtlanmamıştır”

    Ne olduğu bilinmeyen ilaçlardan uzak durulması gerektiğini ifade eden Gök, “Bitkisel ilaçların hastalıklardan koruduğu bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Bu ilaçların da yan etkileri olabilmektedir ve özellikle karaciğere olumsuz etkileri vardır. Aileler çocuklarını hastalıklardan korumak için kulaktan dolma bilgilerle, içeriklerini bilmedikleri bitkisel ilaçları içirmemelidirler” dedi.

    “Sigara dumanından uzak durun”

    Sigara dumanının çocukların olduğu ortamdan uzak olmasını öneren Gök, “Sigara, çocukların hastalık riskini artıracağı için sigara dumanından ve hava kirliliğinden çocukları uzak tutmak gerekmektedir. Kapalı ve kalabalık yerler de hastalıklar çok çabuk yayılacağından mecbur kalmadıkça bu ortamlardan çocukları uzak tutmak önemlidir” sözcüklerini kullandı.

    Doktora başvurulması gereken durumlar

    Doktora başvurulması gereken durumlar hakkında bilgi veren Gök, “İlk 3 aylık bebekte görülen her ateşlenmede mutlaka doktora gidilmelidir. 3 aydan büyük bebekler; yüksek ateş, halsizlik, yeterince beslenememe ve ağızdan sıvı alamama gibi durumlar varsa mutlaka doktora götürülmelidir. Çocukta, öksürükle birlikte yüksek ateş ve hışıltının olması, öksürüğün geceleri çocuğu uykudan uyandırması ve çok sık nefes alıyor olması çocukları doktora gecikmeden götürmek için uyarıcı sebeplerdir“ diye konuştu.

  • Yazılım dahisi Marco, “Çocuklarınızı bilgisayar oyunlarından tamamen uzaklaştırmayın”

    İzmir’de düzenlenen Uluslararası Bilgisayar Olimpiyatları’na katılan yazılım dahisi Makedonyalı Marco Kjalasan (16), evinde uzun süre bilgisayar oyunu oynayan gençlerin ailelerine mesaj verdi. Kjalasan, “Çocuklarınızı tamamen bilgisayar oyunlarından uzaklaştırmayın. Oyun ve akademi süreçlerini birlikte yürütün” dedi.

    İzmir Yeni Sistemli Koleji tarafından organize edilen Uluslararası Bilgisayar Olimpiyatları okul kampüsünde başladı. Türkiye, Türkmenistan, Azerbeycan ve Makedonya’dan 24 öğrenci, Bilim Olimpiyatlarında yeteneklerini sergiliyor.

    Ünlü bilgisayar yazılım firmalarının peşinden koştuğu Makedonya Milli Takımından Marco Kjalasan ve Vlademir Maksimovski, alanlarında yaptığı çalışmalar hakkında bilgi verdi. 4 yaşında bilgisayar programcılığına başlayan Kjalasan, Microsoft MCSA sertifikasını 8 yaşında alarak dünya rekoru kırdı. MCSE sertifikasını ise 9 yaşında alarak yeni bir rekora imza atan Kjalasan, tüm dünyada bilgisayar program firmalarının peşinden koştuğu bir genç oldu.

    “Oyun ve akademi birlikte yürütülmeli”

    Geceleri dahi uyumayarak bilgisayar oyunu oynayan gençlere ve ailelerine tavsiyelerde bulunan Marco Kjalasan, aslında çocukların bilgisayar oyunlarına yönelmelerinin gelecekte onlara iş alanında büyük fırsat ve avantajlar sağlayacağını söyledi. Bu yüzden ailelerin çocuklarını bilgisayar oyunlarından tamamen uzaklaştırmak yerine akademik süreçle birlikte desteklenmesi gerektiğini belirten Kjalasan, “Aileler oyun oynama fırsatını çocukların elinden aldıklar takdirde, onların zararlı alanlara yönelmelerini sebebiyet verebilirler. Bilgisayar oyunlarının aslında korkulacak bir şey olmadığını düşünüyorum. Ama oyun ve akademik eğitim süreçleri muhakkak birlikte yürütülmesi gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu. Kjalasan, gelecekte ülkelerin ticaret hacmi olarak network ve internet sistemlerini daha fazla kullanacaklarını, bu alana yönlenen gençlerin ve çocukların ileride daha iyi bir iş imkanına kavuşabileceğini ifade etti.

    Bilgisayar Olimpiyatlarıyla ilgili açıklamalarda bulunan Yeni Sistemli Koleji Kurucu Müdürü Meral Güler, “Okulumuzda 17-18 Aralık 2016 tarihinde yapılan Ulusal Bilgisayar Olimpiyatlarından sonra şimdi de ev sahipliğini yaptığımız Uluslararası Bilgisayar Olimpiyatları’nı düzenlemenin mutluluğunu yaşıyoruz. Yarışmada yer alan ülkeler, Dünya Bilgisayar Olimpiyatlarında dereceye giren öğrencileri yetiştirerek, dünya çapında bir başarıya imza atmıştır. Ülkemizdeki ulusal olimpiyat şampiyonlarımızın, yurt dışından gelen milli takım öğrencileriyle yarışarak Dünya Olimpiyatları öncesinde iyi bir deneyim kazanmalarını hedefliyoruz. Okulumuz proje ve olimpiyat alanında iki yıldır son derece başarılı öğrenciler yetiştirmekte ve bu başarılarıyla hem ülkemizde hem de yurt dışında üniversitelerden burslar kazanmaktadırlar” dedi.

  • Büyüközer: “Sakız belasından çocuklarınızı koruyun”

    GİMDES Başkanı Dr. Hüseyin K. Büyüközer, çocukların dikkatini çeken renkli kutularıyla daha fazla albenisi olan sakızların zararları konusunda ailelerin yeterince bilinçli olmadığını söyledi.

    Günümüzde sakızın birçok insan için vazgeçilmez bir hal aldığını belirten Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Denetleme ve Sertifikalandırma Araştırmaları Derneği (GİMDES) Başkanı Dr. Hüseyin K. Büyüközer, bakkallarda, süpermarketlerde, benzin istasyonlarında yani her yerde satılan sakızların içine katkı maddeleri sığdırıldığını ve zararlı olduğunu açıkladı. Bugün, dünya sakız piyasasında yıllık üretimin 560 bin tonu bulduğunu ve endüstriyel sakız üretimine 55 yıl önce başlanan Türkiye’de ise yıllık 500 milyon TL’lik (140 milyon dolarlık) dev bir pazarın söz konusu olduğunu belirten Büyüközer, bu dev pazarın hedef kitlesinin gençler ve çocuklar olduğunu bildirerek, “Günlük hayatımızda elimizin altından, arabamızın torpido gözünden, çantamızdan, çocuklarımızın beslenme çantasından eksik etmediğimiz bu sakızlar masum değil. Eğer devamlı sakız çiğneyici iseniz ve bu olmadan kendinizi daha iyi hissetmiyorsanız bu bir alışkanlık olduğunu kanıtlar. Şüpheli katkı maddeli bu ürünlerin diş ve sindirim üzerindeki kötü etkisi de göz önüne alındığında, bu sakızlar ağzınıza değil çöpe layık olmalıdır” dedi.

    Sakızı ağzınıza almadan önce, sakız çiğnemenin oldukça rahatsız edici yan etkilerini göz önüne alınması gerektiğinin altını çizen GİMDES Başkanı, “Birçok kişi teorik olarak, gıda isteğini azaltmak ve sakızla meşgul ederek sağlıksız gıdalar yemekten kendini önlemek maksadı için sakız kullanıyor. Ancak araştırmalar aksine sakız, açlık hissini artırarak yemek için motivasyon sağlamaktadır. Sakız, alt çene eklem bozukluğunu tetikler. Acı veren kronik bir durum olabilir, çene ve hatta eklem bozukluğu (eğer bir tarafı diğerinden daha fazla çiğnemede kullanıyorsak) sakız çene kas dengesizliğine neden olabilir. Ne zaman kas belirli bir dizi aşırı derecede kullanıldığında, zamanla baş ağrısı, ve diş ağrısı dahil kas ağrılarına yol açabilir” şeklinde konuştu.

    “Aslında şekerle dişlerinize ’banyo’ yaptırıyorsunuz”

    Sakızın karın ağrısına da katkıda bulunabileceğini açıklayan Büyüközer, “Sinirsel bağırsak sendromu (IBS) ile görülen şişkinlik ve fazla hava yutmaya neden olur. Bundan başka sakız çiğnemekle, vücudunuza bir gıdanın girmek üzere olduğunu beyninize fiziksel sinyalleri göndermiş oluyor. Bu zaman enzimler ve asitler devreye girer, dolayısıyla serbest bırakılırlar, ancak gıda olmadan onlar sindirim için tasarlanmış oluyorlar. Bu da şişkinliğe, mide asidinin aşırı çıkışına neden olabilir ve neticede yemek yemek istediği zaman yeterli sindirim salgıları üretme yeteneğini bozabilir. Piyasada yaygın olan çoğu sakızlarda bulunan yapay tatlandırıcılar bazı insanlarda ishal gibi olumsuz gastrointestinal semptomlar, oluşturabilmektedir.

    Sakız şeker içeriyorsa, çiğnemekle, aslında şekerle dişlerinize ’banyo’ yaptırıyorsunuz. Bu ise diş çürümesine katkıda bulunabilir. Eğer şekersiz sakız çiğniyorsanız bile, şekersiz sakız ksilitol içerir, aslında bu da diş erozyonuna yol açabilir. Asidik tatlandırıcılar ve koruyucu içerdiğinden hala dişlerinize riskler vardır. Diş erozyonu zamanla tam anlamıyla dişlerinizi eritir, bu bir süreçtir. Sakızlar genellikle yumuşak kalmasına yardımcı olmak için, koyun yününden elde edilen, lanolin denilen, bir mumsu madde içerir. Sağlık için mutlaka tehlikeli olmasa da, lanolin çiğneme tam iştah açıcı bir şey değildir” ifadelerini kullandı.

    Büyüközer, eğer sakız çiğneyen kişide cıva dolguları varsa, bilinen nörotoksinlerin vücudun içine yayılmasına dolguların neden olabileceğini bilinmesi gerektiğini vurgulayarak sözlerine şöyle devam etti: “Sakız çiğneme ve uyuşturucu için kötü üne sahip. Çocuğunuz sık sakız çiğneyici ise ve baş ağrısından muzdarip ise her iki konu ile de yakın bir bağlantı olabileceği bilinmeli. Araştırmacılar sakız çiğneme baş ağrılarına neden olabilir. Geçmişteki araştırmalarda sakızdaki yapay tatlandırıcı aspartamın baş ağrılarına neden olabileceği bildirilmişti. Sakızda en yaygın olarak kullanılan yapay tatlandırıcılarından biri aspartamdır. Aspartam, odun alkolü ve formaldehiti vücudunuzun içinde metabolize eder. Bu, doğum kusurları, kanser, beyin tümörleri, ve kilo alma olaylarına sebep olur. Aspartam bugün maalesef sadece sakızlarda değil birçok gıdanın içerisinde kullanılmaktadır. Meyveli içecekler, meyveli yoğurtlar, dondurulmuş tatlılar, sofralık tatlandırıcılar, ilaçlar, çocuk şurupları ve antibiyotikler, düşük kalorili gıdalar, sporcu içecekleri, çikolatalar, nane şekerleri, dondurmalar, kahvaltılık gevrekler, konserve meyveler bunlara örnektir. Yapay tatlandırıcılar sakızdan kaçmak için tek bir neden olarak yeterlidir. Çoğu markalar da vücudunuzda size ait olmayan ek kimyasal maddeler içerir. İşte bu şüpheli maddeler içermeyen piyasada doğal sakız markalar varsa, onları çiğneyebilirsiniz. Ancak, doğal sakızları da aşırı çiğneme, çene kemik ve kas rahatsızlıkları ile sindirim sorunları riskini teşkil edeceğini unutmayın”.

    Çocukların ne kadar doğal gıdalarla beslenirse sağlıklı gelişimleri için o kadar faydalı olduğunun altını çizen Büyüközer, “Daha sonradan beslenme kültürümüze empoze edilen kola, ciklet, cips vs. gibi ürünler çocuklarımızın sağlığını ciddi olarak tehdit etmektedir. Sakız, cips, kola yerine taze sebze ve meyveleri ne kadar çiğ ve direkt doğadan yerlerse o kadar iyi. Bize emanet olarak verilen ve her anne babanın iyi bakmakla yükümlü olduğu yavrularımıza doğal, sağlıklı ve helalinden beslenme alışkanlığı kazandırmak bizlerin en önemli görevidir” dedi.

    GİMDES Başkanı Büyüközer sakıza konulan katkı maddelerini de şöyle sıraladı:

    “BHT: zaten birçok ülkede yasaklandı. ABD’de, genellikle sakız ve diğer işlenmiş gıdalarda koruyucu olarak kullanılır. BHT çocuklarda böbrek ve karaciğer hasarı, hiperaktivite dahil organ sistem toksisitesi, bağlantılı ve kanserojen olabilir.

    Kalsiyum Kazein (Kalsiyum Fosfat): Temel olarak Trident sakız bulunan, madde, bir beyazlatma maddesi ya da texturizer olarak kullanılabildiği düşünülmektedir. Kazein, daha önce Çin’de bebek maması zehirlenmelerle bağlantılı ve otoimmünite iyi tanınan tetikleyicisi rağmen işlenmiş süt türevi olarak, küçük, uzun vadeli alımından hakkında bilinmektedir.

    Sakız mayası: Bu sakız mayası çok kere bir sır olarak saklanır, ancak araştırmalarda elastomerler, reçine, plastikleştirici ve dolgu maddelerinin bir karışımından oluştuğu anlaşılmaktadır. Sonuçta, neden onlar potansiyel petrol türevli parafin, kansere bağlı bütün bunlar polivinil asetat (marangoz tutkalı) ve talk, çiğneme olduğunuzu bilmek isterim.

    Titanyum Dioksit: Genellikle sakız bir beyazlatma maddesi olarak kullanılır, ancak bu oto-bağışıklık hastalıklar, astım, Crohn hastalığı ile bağlantılı potansiyel kanserojen tehlikesi, özellikle nanopartikül formunda.

    Sorbitol: Pek çok şekersiz sakızda sorbitol isimli tatlandırıcı bulunur. Sorbitol, ince bağırsak tarafından çok zor absorbe edilir. Aşırı sorbitol tüketimi diyareye (ishal), aşırı kilo kaybına, karın ağrısı, mide krampları, rektal kanama, vücutta ve yüzde şişkinlik, alerjik deri döküntüleri, baş dönmesi, bağırsak sendromları ve nöbetlere sebep olduğu kanıtlanmıştır.

    Ksilitol: Suni tatlandırıcı olarak kullanılır. farelerle yapılan testlerde böbrek taşı, idraryolu etkileri ve psikolojik huzursuzluklara neden olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca düşük enerjili gıdalar, tatlılar, dondurma ve reçellerde de kullanılır.

    E422 Gliserol (gliserin):

    Kıvam arttırıcı, tatlandırıcı ve nem tutucu özelliğinden dolayı sakızlara katılır.Yüksek miktarda alımı baş ağrısı, susuzluk, bulantı ve yüksek kan şekerine sebep olabilir. Ayrıca müslüman tüketiciler olarak hayvan kökenli olması ihtimali göz önünde bulundurulmalıdır.

    E 471-E477 Mono- ve digliseridler ve modifiye edilmiş formları: Bitkisel ve hayvani kökenli olabilir.Bitkisel kökenden olması halinde tüketilmesinde bir sakınca yoktur. Hayvani unsurlardan türetilirse, helallik açısından sakıncalıdır. Eğer, eti helâl ve kesimi İslâmi usulle yapılmış hayvani yağlardan türetilmiş ise helal kabul edilir. Aksi halde haram olur.

    Aromalar: Sakızlara meyve tadı ve kokusu verebilmek amacıyla, meyve yerine o tadı ve kokuyu verecek kimyasallar kullanılmaktadır. Bu katkı maddesinin adı doğala özdeş aromadır. Doğala özdeş aromalar laboratuarlarda yapay olarak üretilir.

    Renklendiriciler: Aromalar dışında, sakızlarda çok sık kullanılan diğer katkı madde grubu ise renklendiricilerdir. İngiltere’deki Southampton Üniversitesi tarafından 6 tane yapay renklendirici (tartrazine-E102, quinoline yellow-E104, sunsetyellow -E110, carmoisine- E122, ponceau 4R-E124, allurared AC-E129 ) üzerinde yapılan bazı araştırmalar sonucunda kansere sebebiyet verdiği kanıtlanmıştır. Ayrıca bu renklendiricileri içeren gıdaları tüketen çocuklarda davranış bozukluğu ve hiperaktivitenin arttığı gözlenmiştir. Bu renklendiricilerin çocukların diyetinden çıkarıldıklarında çocuklardaki davranış bozuklukları ve hiperaktivitenin düzeldiği gözlenmiştir.

    Diğer kullanılan katkı maddeleri: Maltitol, Mannitol , Acacia, Acesulfame potassium , Aspartame, Candelilla wax, Sodium stearate”

  • Uzmanlardan “Çocuklarınızı okula hazırlayın” uyarısı

    Uzman Psikolog Filiz Yakmaz Basılgan, okula başlamanın çocukların hayatındaki en önemli adımlardan biri olduğunu belirterek, bu uzun maraton için ebeveynlerin çocuklarını şimdiden hazırlamaları gerektiğini söyledi.

    Uzmanlar bu eğitim-öğretim döneminde ebeveynlere okul için şimdiden çocuklarını hazırlamaları tavsiyesinde bulunuyor. Özel Hayat Hastanesi’nden Uzman Psikolog Filiz Yakmaz Basılgan, okulların açılma döneminde okula yeni başlayacaklar, okul değiştirenler ve bir üst sınıfa geçenler için farklı süreçler yaşandığını kaydetti. Bu süreçlerin her birinin kendine ait zorluklar içerdiğini anlatan Psikolog Basılgan, “Aileler için okulun ilk dönemleri daha zordur. ’Nereye kadar müdahale etmem gerekir? Ne zaman yardım almalıyım? Nelere izin vermeliyim?’ gibi soruların cevapları önemlidir. Okula başlamak çocuğunuzun hayatındaki en önemli adımlardan birisidir. Çünkü okul hayatının çocuğunuz üzerinde olan etkisi yıllarca devam ediyor” dedi.

    Çocukların anaokuluna başladıkları anda bireyselleştikleri ve sosyalleştiklerini ifade eden Basılgan, “Bu dönemde çocukların zihinsel becerileri artar. İlkokula başlandığında ise okuma-yazma öğrenmek, dinlemek, sınıf kurallarına uymak gibi yeni durumlar çocuğun yaşantısına girer” diye konuştu.

    Basılgan, ebeveynlere okullar açılmadan önce mutlaka çocuklarını öğrenim göreceği okula götürmeleri tavsiyesinde bulundu. Bu sayede çocuğun okulu tanıyacağını belirten Basılgan şöyle devam etti:

    “Okula başlamadan önce ilk gün neler yaşayacağı hakkında bilgi verin. Okul çantasını beraber hazırlayın. Yaşayacağı sorunlarla ilgili öğretmeninden yardım isteyebileceğini söyleyin. İlk gün anne ve baba olarak okula giderken çocuğunuza eşlik edin. Sınıfa bırakırken vedalaşmayı uzun sürdürmeyin. Sabah okula gitmeden önce ailece beraber kahvaltı yapın. İlk gün biraz erken çıkıp telaşlı olmamaya çalışın. Anne ve baba olarak o gün asla tartışmayın, duyarlı ve dikkatli olun. Çocuğunuzun ilk gün olumlu duygular yaşamasını sağlayın. Anne ve baba olarak ilgili öğretmenlerle tanışın. Okul arkadaşları ve öğretmenleriyle ilgili olumlu duygular yaşayacağını çocuğunuza anlatın. İlk gün okul bitiminde anne ve baba olarak orada olmaya özen gösterin. Size güvensin ve kendini güvende hissetsin.”

    Ebeveynlerin çocuklarıyla ilgili konularda meraklı olması gerektiğini de sözlerine ekleyen Basılgan “Çocuğunuzla ilgili meraklı olun. İlk gün neler yaşadığını sorun ve dikkatle dinleyin. Servisle gidiyor ise bindirme ve dönüşte servisten inerken orada olmaya özen gösterin. Çocuğunuzun okulu ve gün içinde yaşadıklarını çocuğunuzla konuşun. Okulun ilk günlerinde ondan aşırı ders temposu beklemeyin. Okul döneminin bir maraton olduğunu unutmayın. Okuldaki sorunlarda kimseyi suçlamadan anlamaya çalışın. Diğer sınıf geçişlerinde de aynı şekilde çocuklarımıza yaklaşırsanız daha uygun olacaktır” diye konuştu.

    Basılgan, çocukların okula isteksiz gidiyorlarsa bunu davranışlarıyla yansıtacaklarını kaydetti. Bazen çocuklar okula uyum sağlamasalar da okula gitmekte isteksiz görünmediklerini söyleyen Basılgan, “Notların düşük olması, sinirlilik, endişe ve korkulu hali içinde olmaları, yatak ıslatma, tırnak yeme gibi belirti ve bulgular okula uyumun gerçekleşemediğinin işaretidir. Çocuğun okula uyum sağlayamaması çocuktan kaynaklı olabileceği gibi okuldan da kaynaklanabilir. Bu sebeple çocuğun uyum sağlayamadığını gözlediğinizde okulla iletişime geçip neyin yolunda gitmediğini öğrenin. Okul yılları çocuğunuzun gelişimi için çok önemlidir. Erken tespit edilen sorunlar zaman geçmeden çözümlenmeli gerekli durumda bir psikologdan destek alınmalıdır” şeklinde konuştu.

  • Çocuklarınızı Bu Besinlerden Uzak Tutun !

    Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç, çocukların uzak durması gereken besinler konusunda bilgiler verdi.

    Çocukların sağlıklı beslenmesi için dört besin grubunda bulunan besinlerden yeterli miktarlarda ve dengeli bir şekilde tüketmeleri gerekmekte olduğunu söyleyen Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç, “Süt grubunda yer alan süt, yoğurt, et grubunda yer alan et, tavuk, yumurta, kuru baklagiller, sebze ve meyve grubu ve tahıl grubuna giren ekmek, bulgur, makarna, pirinç vb. besinlerin her öğünde yeterli miktarlarda tüketilmesine dikkat edilmelidir. Öğrenciler için en önemli öğün kahvaltıdır. Bütün gece süren açlıktan sonra, vücudumuz ve beynimiz güne başlamak için enerjiye gereksinim duymaktadır. Kahvaltı yapılmadığı takdirde, dikkat dağınıklığı, yorgunluk, baş ağrısı ve zihinsel performansta azalma olmaktadır. Bu nedenle, güne yeterli ve dengeli yapılan bir kahvaltı ile başlamak öğrencilerin okul başarısının artmasında son derece önemlidir. Çocukların her sabah düzenli olarak kahvaltı yapma alışkanlığı kazanmalarına özen gösterilmelidir. Peynir, taze meyve veya meyve suları, birkaç dilim ekmek, 1 bardak süt çocuklar için kahvaltıda yeterlidir. Özellikle kaliteli proteinve zengin vitamin ve mineral içeriğinden dolayı haşlanmış yumurtanın sıklıkla tüketilmesi önerilmektedir.” diye konuştu.

    AÇIKTA SATILAN BESİNLERDEN UZAK DURULMALI !

    Açıkta satılan besinlerin yeterince güvenilir ve temiz olmadığını ifade eden Enç, şöyle konuştu:

    “Ayrıca, uygun koşullarda muhafaza edilmedikleri için çabuk bozulma riski taşırlar. Bu nedenle, özellikle okul çevresinde açıkta satılan besinlerin kesinlikle satın alınmaması gerekmektedir. Çocukların okul kantinleri, büfe gibi yerlerden satın aldıkları besinlerin seçiminde de dikkatli olmaları gerekmektedir. Süt, ayran gibi ambalajlı besinleri satın alırken etiket bilgisinde Tarım ve Köyişleri Bakanlığından üretim izninin bulunmasına ve son kullanım tarihinin geçmemiş olmasına, ambalajsız satılan tost, simit, poğaça gibi yiyeceklerin de temiz ve güvenilir şekilde hazırlanmış olmasına dikkat edilmelidir. Beslenme çantası ve su mataralarının her gün temizlenmesine özen gösterilmelidir. Okulda veya evde dinlenirken ve ders çalışırken açlık hissedildiğinde tüketilen besinlere dikkat edilmelidir. Örneğin, şeker ve şekerli besinler, cips vb. yağlı ve tuzlu besinler veya gazlı içecekler yerine süt, yoğurt, sütlü tatlılar, ekmek arası peynir, taze sıkılmış meyve suları, kuru yemişlerin ve kuru meyvelerin tüketiminin tercih edilmesi daha yararlıdır. Çocuklara sigarasız bir ortam sağlamak, onların yanında sigara içmekten kaçınmak ve en azından yaşadıkları ev ortamını “sigara içilmez” bir yer haline getirmek çocukların sağlığını korumak açısından son derece önemlidir.”

    ÇOCUKLARDA KAÇINILMASI GEREKEN BESİNLER:

    KAHVE:

    İçeceği elde edilen bu bitki, kalp krizine yol açmasının yanı sıra, uyuma zorluğu ve dişlerde sararmaya yol açıyor.

    PATATES KIZARTMASI:

    Patates kızartmsının içinde yüksek oranda bulunan akrilamid maddesi nedeniyle uzun süre tüketilirse damar sertliği, şişmanlık ve kansere neden olabiliyor.

    ALKOLLÜ İÇECEK:

    Alkol kullanımı beyin ve sinir sistemini olumsuz yönde etkiliyor.

    SOSİS, SALAM:

    İçinde sodyum nitrit bulunan salam ve sosisin tüketilmesi kansere neden oluyor.

    CİPS:

    Cips yemek yağ içmekten farksız diyen uzmanlar, kanserden obeziteye, diyabetten alzheimere kadar birçok hastalığa neden olduğunu vurguluyor.

    ASİTLİ İÇECEK:

    İçerisinde asit barındıran bu içecekler mide ve bağırsak hastalıklarına neden oluyor.

    HAZIR ÇORBA:

    Toz haline getirilmiş, defalarca işlem görmüş, içinde çok fazla katkı maddesi bulunan hazır çorbalar kansere neden oluyor.

    BOYALI ŞEKER:

    İçinde boya yapıcı kimyasalları barındıran şekerler diş çürümesi başta olmak üzere, obezite, diyabet, kalp ve dolaşım hastalıkları, kanser, hipertansiyon, felç, ülser, astım, romatizma, kronik yorgunluk sendromu ve kemik erimesine neden oluyor.

    ÇİĞ YUMURTA:

    İçinde bulunabilecek zararlı salmonella mikrobu nedeniyle hastalıklara yol açıyor.

    HAZIR MEYVE SULARI:

    Hazır meyve sularının katkı maddeleri içermesi ve aynı zamanda glikoz yani şeker oranlarının yüksek olmasından dolayı ,evde taze sıkılmışlar tercihimiz olmalıdır.