Etiket: Çocuklarda

  • Çocuklarda altını ıslatma sorunu

    Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Mustafa Çağlar, “Bilinçli ya da bilinçsiz eğer bir çocuk altını ıslatıyorsa rahatsız olduğu bir durum var demektir” dedi.

    VM Medical Park Samsun Hastanesi Üroloji Kliniği’nden Opr. Dr. Mustafa Çağlar anne babaların en büyük derdi olan çocuklarda altına ıslatma konusunda, “Çocuğunuzun mahcup bakışlarıyla size ‘günaydın’ demesi, her sabah çamaşır makinesinde çarşaf yıkamanız, yatağı havalandırmak için balkona çıkarmanız, bir anne veya baba olarak sizin için olağan bir sabah olabilir çünkü çocuğunuz yine altını ıslatmış. Anne babalar çocuklarının bilinçli olarak altlarını ıslattıklarını düşünebilirler. Oysaki çocukların büyük bir çoğunluğu altını istem dışı ıslatır” bilgilerini verdi.

    Altını ıslatan çocuklara yapılmaması gereken davranışlara dikkat çeken Opr. Dr. Çağlar, “Altını ıslattığı için çocuğa bağırmak, hakaret etmek, suçlamak, cezalandırmak, çocukta özgüven kaybı, içine kapanma, sosyal izolasyon, okul başarısında düşüklük, depresif eğilimler, suçluluk duygusu gibi oldukça ciddi psikososyal sorunlar ortaya çıkarabilir. Hemen ve önemle belirtmeliyim ki altını ıslatmanın kendisinden çok, bu çocuklara ailelerin ve toplumun yanlış tutumları zarar vermektedir. Bilinçli ya da bilinçsiz eğer bir çocuk altını ıslatıyorsa rahatsız olduğu bir durum var demektir. Alt ıslatma davranışının yaygın olması bunun önemsiz olduğu anlamına gelmez. Eğer çocuk 5 yaşını doldurmasına rağmen hala altını ıslatmaya devam ediyorsa profesyonel yardım almalıdır. Tedaviye başlamadan önce çocuğun motive edilmesi gerekir. Bunun içinde anne babanın çocukla sıcak bir iletişim kurması, problemin çözüleceğine dair çocuğa güven vermesi gerekir” diye konuştu.

    Opr. Dr. Çağlar şöyle devam etti: “Her çocuk sabah uyandığında kuru kalkmak ister. Yatağını ıslattığı zamanlarda bu durumdan dolayı sıkıntı ve utanç duyar. Bu sorunu düzeltmek için su içirmemek ya da gece rastgele saatlerde çocuğu uyandırmak hastalığın tedavisi için kökten bir çözüm değildir. Sadece yatağın o gece kuru kalmasını sağlar.”

    Altını ıslatan çocuklara nasıl yaklaşılmalı

    Dr. Çağlar, altını ıslatan çocuklara yaklaşım konusunda şunları kaydetti: “Çocukların gün boyu okulda az sıvı alıp çok terleyerek su kaybetmelerinden sonra akşama doğru eve gelince içtikleri sıvı miktarını kısa sürede artırmaları ve özellikle akşam saatlerinde çok sıvı almaları birçok yatak ıslatma olayının temel faktörüdür. Sadece buna yönelik bir yaşam tarzı değişikliği bile birçok çocukta gece altına ıslatmayı önleyebilir. Çok erken ve baskıcı tuvalet eğitiminin yatak ıslatma ve idrar kaçırmada rolü olduğu savunulur. Özellikle, çocuklara idrar tutmaya alışacağı zannıyla ceza ve baskı uygulamak son derece sakıncalıdır. Gece idrar kaçırma tedavisinde kısa sürede mucizevi bir tedavi metodu yoktur. İlgi, sabır, anlayış ve tedavi eden doktor ile aile ve çocuk arasındaki işbirliği başarının püf noktasıdır. Hiç su içirmemek ve gece rastgele saatlerde çocuğu uyandırmak, hastalığı tedavi etmez, sadece yatağın o gecelerde kuru kalmasını sağlar. Bu tür tutumlar, çocuklar üzerinde etkisi ömür boyu sürecek izler bırakmaktadır. Bunun yerine ödüllendirme, motivasyon ile çocuğa destek olunmalıdır. Bu nedenle altını ıslatan çocukların en geç 6 yaşında konuyla ilgilenen bir üroloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi ve gerekli incelemeler yapıldıktan sonra bir tedavi planı yapılması gerekmektedir.”

  • Doç. Dr. Oğuz Özyaral: “Çocuklarda 0-14 yaş arası çok önemli”

    Halk Sağlığı Uzmanı Doç. Dr. Oğuz Özyaral, çocuklarda 0-14 yaşın önemli olduğunun altını çizerek, 0-14 yaş aralığında beslenme biçiminin hem çocukluk dönemi kanserleri hem de ileri yaşta görülebilecek kanserlerde riski arttırdığını ifade etti.

    Halk Sağlığı Uzmanı Doç. Dr. Oğuz Özyaral çocukların yanlış beslenme alışkanlıkları ve anne baba tutumları sebebiyle kansere açık hale geldiğini söyledi. Çocukluk Çağı Kanserleri Günü sebebiyle bir açıklama yapan Özyaral Çocukların genetik olarak taşıdıkları risklerin ve çevresel tutumların birbirini tetikleyerek sorunu daha da büyüttüğünü söyledi.

    “Çocukluk döneminde en çok lösemi görülüyor”

    Doç. Dr. Oğuz Özyaral, “Çocukluk çağı kanserlerin yüzde 30’unu lösemiler oluşturuyor. Geri kalan yüzde 70’lik kısmını ise solid tümörler dediğimiz kanser tipleri tutar. Löseminin dışında kalanlar arasında başta santral sinir sistemi tümörleri olarak bilinen beyin tümörleri, lenfoma olarak tanımlanan lenf bezesinden kaynaklanan kanserler izler. Bunların dışında nöroblastom olarak adlandırılan ilkel sinir hücrelerinden köken alan kanser türleri, yumuşak doku sarkomları, Wilms’ tümörü olarak bilinen böbrek tümörü ile Osteosarkom ve Ewing sarkomu olarak tanımlanan kemik tümörlerini görüyoruz. Bu olguların yanı sıra göz tümörü denilen retinoblastom, germ hücreli tümörler ve karaciğer kanserleri de çocukluk çağında azda olsa karşımıza çıkan bazı kanser tipleri” dedi.

    “Anne sütü çok değerli”

    “Annenin hamileyken ve süt verdiği dönemde beslenmesi hem kendi ve bebeğinin sağlığı ve hem de sütünün kalitesi için çok önemlidir” diyen Halk Sağlığı Uzmanı Doç. Dr. Oğuz Özyaral, “Anne süt verdiği dönemde yediklerindeki toksinleri sütüyle bebeğine taşır. Küflü bir gıda tüketen annenin sütüne küfün bir metaboliti, ürünü olan toksini geçer. Küfle ya da diğer besinlerle geçen bu toksin yapılar bebeğin kan dokusunda, karaciğer ve böbreklerinde birikerek dolaylı olarak kansere kapı açarlar. Sonuç olarak annenin doğal beslenmesinin yanı sıra tarım ilaçlarından uzak, GDO’suz ürünleri tercih etmesi önerilir. Ayrıca emzikli annenin mutlak surette sigara ve tütün ürünlerinde uzak kalması gerekir” ifadelerini kullandı.

    “Bağışıklığın zayıflaması kanseri tetikliyor”

    “Genelde bu yaş aralığında karşılaşılan hastalık tabloları değerlendirildiğinde genetik ve çevresel faktörlerin birbirlerini tetikleyerek etkilerini gösterdikleri anlaşılıyor. Ayrıca bir takım karıştırıcı faktörler örneğin geçirilen ağır bir hastalık tablosuna bağlı olarak bağışıklık sisteminin zayıflaması tetikleyici olarak rol alıyor” şeklinde konuşan Doç. Dr. Özyaral, “0-14 yaş aralığında beslenme biçiminin hem çocukluk dönemi kanserleri hem de ileri yaşta görülebilecek kanserlerde riski arttırdığını ifade etti.

    “0-14 yaş önemli”

    Bedeninin geliştiği, beslenmede ve sağlıklı yaşam alanında ömür boyu devam edecek doğru alışkanlıkların kazanıldığı dönem olan 0 -14 yaş aralığında çocuklara özel ilgi gösterilmesi gerektiğinin altığını çizen Doç. Dr. Oğuz Özyaral “Çocuklarımızın bağışık sistemi ancak 14 yaşında yerine oturur yani 14 yaşına kadar bağışık sistemi gelişim sürecindedir. Bu da çocuklarımızın vücut savunmalarının yetersiz olduğu, gerek beslenme, gerekse spor faaliyetleri ile desteklenmeleri anlamına gelir. Özellikle de radyasyon kaynaklarından ve elektromanyetik alanlardan uzak kalmaları sağlanmalıdır. Gerek ev içi gerekse dış ortamda mutlaka dumansız sahada olmaları gerekir. Kafe vb.nargile ya da sigara içilen yerlerde olmamaları ve kendilerinin de kullanmamaları gerekir. Evlerde temizlik yapılırken kullanılan deterjan, dezenfektan vb. maddelerin, kimyasalların buharlarının maruziyetinde kalmamaları için çocuklar evde olmamalıdırlar” şeklinde konuştu.

    Doç. Dr. Özyaral anne babaların çeşitli bahaneler üreterek çocuklarına sağlıklı alternatifler üretemediğini de söyleyerek, “Bu yaş döneminde kötü ve yetersiz beslenme elbette birçok hastalığın kapısını açar. Doğal olmayan tüm işlenmiş, aromalandırılmış, tatlandırılmış, katkı maddesi ilave edilmiş hazır gıdalar; paketlenmiş ürünler; burgerler, cips ve türevleri; tüm gazlı içecekler, enerji içecekleri; çikolatin adı altındaki çikolata olmayan türevler, şekerler ve şekerlemeleri çocuklarınız için almayın. ‘Haftada bir kere’,‘arada sırada’, ‘çocuklar çok ısrar etti demekten vazgeçin. Bu konuda onlara örnek olarak kararlığınızı gösterin” dedi.

  • Çocuklarda öfkeye dikkat

    Öfkenin, diğer tüm duygular gibi her insanın hissettiği normal bir duygu olduğunu belirten Uzman Psikolog Merve Demir, çocuklarda öfke duygusuna dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.

    Nişantaşı Psikiyatri Merkezinden Çocuk-Ergen Psikoterapisti Uzman Psikolog Merve Demir, “Çocuklar da bizim gibi zaman zaman öfkelenebilirler. Özellikle 2 yaş dönemindeki çocuklarda öfke daha belirgin şekilde görülebilir. Bu dönemde çocuklar kendilerini yeterince iyi ifade edemezler. Bu sebeple anlaşılmadıklarında ve engellendiklerinde saldırgan davranışlar gösterebilirler. Çocuk büyüdükçe ve kendisini daha iyi ifade etmeye başladıkça, saldırgan davranışları da genellikle yavaş yavaş azalır” dedi.

    Çocukların duygularını dışa vurmaya ihtiyaçları olduğunu kaydeden Uzman Psikolog Merve Demir, “Hissettikleri öfke duygusundan kurtulmak için saldırgan davranışlarda bulunabilirler. Büyük bir öfke nöbeti geçirmek de aslında öfke duygusunu dışa vurmaya yarar. Ama bu öfkeyle başa çıkmak için uygun bir yol değildir. Öfke nöbetinden sonra çocuk, genellikle bitkin hisseder ve pişmanlık duyar. Bu sebeple çocukların öfkelerini daha uygun şekilde ifade etmeyi öğrenmeleri önemlidir” diye konuştu.

    Uzman Psikolog Merve Demir, çocukları öfkeli olan ailelere şu önerilerde bulundu:

    “Öncelikle çocuğunuza şiddetle ilgili doğru model olun. Kendi öfkenizi kontrol edin. Çocukla kibar bir şekilde konuşun. Bağırmayın, ağır cezalar vermeyin. Çocuğa koyduğunuz kuralların sebeplerini açıklayın. Tutarsız davranışlar çocukları öfkelendirir. Bu sebeple anne baba olarak çocuğunuza tutarlı davranmaya çalışın. Çocuğunuzu dinleyin. Duygu ve düşüncelerini anlatmaya teşvik edin.”

    Öfkenin şiddetine dikkat edin

    “Çocuk saldırgan davranış göstermediği sürece, onun öfkesini kabul edin.” diyen Uzman Psikolog Merve Demir, “Eğer çocuk kendisine zarar vermiyorsa, öfke nöbetlerini görmezden gelin. Öfke nöbeti sırasında çocuk kontrolden çıkar, mantıklı düşünemez, sizi dinleyemez. Biri boğulurken ona yüzme öğretemezsiniz. Aynı şekilde; öfke nöbeti geçirirken çocuğa uygun şekilde davranmayı öğretemezsiniz. Öfke nöbeti sırasında deneyeceğiniz her şey durumu daha da kötüleştirecektir. Bu sebeple konuşmak için çocuğun sakinleşmesini bekleyin. Öfke nöbeti geçirirken bazen çocuklar kendilerine zarar verebilecek davranışlarda bulunabilirler. Böyle bir durumda çocuğu korumak ve kendi kendisine de zarar vermesini engellemek için çocuğa arkasından sarılarak tutun. Bunu yaparken çocuğa onu korumak için tuttuğunuzu, sakinleşince bırakacağınızı söyleyin. Derin nefesler alıp vererek çocuğu sakinleşene kadar tutmaya devam edin. Öfke nöbeti sırasında sakin kalarak çocuğa duygusal anlamda daha güçlü olduğunuzu hissettirin. Çünkü çocuk bu kadar şiddetli bir şekilde öfkeliyken, yanında sakin ve güçlü bir şekilde duracak bir yetişkine ihtiyaç duyar. Böylece kendisini güvende hisseder ve daha kolay sakinleşebilir” ifadelerinde bulundu.

    Çocuğa öfkeli anında verilen tepkinin önemli olduğunu vurgulayan Demir, “Öfkeye öfke ile tepki vermeyin. Çocuğunuz size vuruyorsa, çocuğu tutun ve durdurun. Kızgın olduğunu anladığınızı ama size vurmasına izin vermeyeceğinizi söyleyin. Öfkesini boşaltabileceği başka bir yol gösterin (Yastık gibi yumuşak bir yere vurmak, bir kağıdı parçalamak gibi). Çocuğunuzu kızdıran şeyleri anlamaya çalışın. Çocuğunuzla birlikte onu kızdıran şeyleri konuşun. Siz de kendinizi kızdıran şeylerden bahsederek ona örnek olabilirsiniz. Böylece bu zor duygularla ilgili daha rahat konuşabilir ve kendisini yalnız hissetmez. Çocuğun öfkesini fiziksel olarak boşaltabileceği oyunlar oynamasına izin verin. Fırlatabileceği, parçalayabileceği materyaller verin. Böylece kendisi için kıymetli olan oyuncaklarına da zarar vermemiş olur.

    Saldırgan davranışların ardından ailenin tutumunun önemini anlatan Merve Demir şunları söyledi:

    “Öfkelense bile saldırgan davranış göstermediği zaman çocuğu takdir edin. Saldırgan davranışta bulunduğunda, sonucuna katlanmasını sağlayın. Örneğin parkta bir arkadaşına vurmuşsa, oyunu bitirip eve dönmesi sağlanabilir. Saldırgan davranışın arkasından ailenin tutumu oldukça önemlidir. Saldırgan davranışlarla ilgili gereğinden uzun konuşmalar ya da çocuğun dikkatini dağıtmak için sunulan teklifler, bu davranışları pekiştirebilir. Bu sebeple saldırgan davranışın arkasından, çocuk için ödül olabilecek hiçbir davranış gelmemelidir (ilgi çekme, anne baba ile daha fazla vakit geçirme gibi). Çocuğunuzda öfke ve saldırgan davranışlar yoğunsa ve çocuk bu davranışları ile ilgili pişmanlık duymuyorsa, bir uzmandan yardım almak faydalı olacaktır.”

  • Çocuklarda internet bağımlılığına dikkat

    Uzman Psikolog Merve Demir, çocuklarda internet bağımlılığı konusunda uyardı.

    Nişantaşı Psikiyatri Merkezinden Çocuk-Ergen Psikoterapisti Uzman Psikolog Merve Demir, teknolojinin ilerlemesiyle, çok küçük yaşlardan itibaren çocukların bilgisayar, tablet, telefon gibi teknolojik aletlere erişiminin kolaylaştığını belirterek, “Aileler tarafından çocuğun ödevlerine destek olması gibi sebeplerle satın alınan bu ürünlerin, yanlış kullanımı da bazı sorunları beraberinde getirmekte” dedi.

    Çocuğa çok küçük yaşta tablet, bilgisayar ya da telefon alınmasının ilk hatalardan biri olduğunu söyleyen Uzman Psikolog Merve Demir, “Erken yaşlarda bu tip teknolojik ürünlerin kullanımı, çocuk için bazı becerilerin gelişmesini geciktirebilir. Örneğin; küçük yaşta yoğun bir şekilde tablet kullanmaya başlayan bir çocuğun, konuşma becerileri yaşıtlarının gerisinde kalabilir. Çünkü çocuklar tabletle oynarken konuşma ihtiyacı hissetmezler. İnternet kullanımının içeriğinin, anne-babanın kontrolünde olmaması diğer hata. Çocuğunuzun hangi sitelere girdiğini kontrol etmediğinizde, kötü niyetli insanların ona ulaşma riskini de arttırmış olursunuz. Çocuk için güvenli internet hizmeti gibi bir uygulamanın kullanılmamasına dikkat etmek gerekiyor. Çocuklar internette hangi sitelerin kendileri için uygun, hangilerinin uygun olmadığını bilemezler. Hatta pek çok oyun sitesinde küfür, pornografik görüntüler gibi uygunsuz içerikle karşılaşabilirler. Bu tip programlar sayesinde çocuğunuzu bu olumsuz içerikten korumuş olursunuz. Çocuk kendisi için eğlenceli olan bir oyunu oynarken, ne zaman durması gerektiğini bilemez. Bu sebeple günlük belirli bir sürenin olmaması, çocuğun tabletle uzun süre vakit geçirmesine sebep olabilir” ifadelerini kaydetti.

    “Bağımlılık geliştirebilirler”

    “Çok uzun süreler internette vakit geçiren çocuklar, bağımlılık geliştirebilirler” diyerek aileleri uyaran Uzman Psikolog Merve Demir, “Çocuklar oynadığı oyunu bitirmek istemezler, yemek yemek yerine bilgisayarda oyun oynamayı tercih edebilirler. Tabletle oynamak için daha az uyumaya, sizinle daha az sohbet etmeye, ödevlerini yapmamaya başlayabilirler. Arkadaşlarıyla birlikte vakit geçirmek, okula gitmek istemeyebilirler. Toplumsal yaşamdan kaçıp, içine kapanabilirler. İnternet kullanması engellendiğinde aşırı tepkiler verebilirler. Çocuğa sorun çıkardığı zamanlarda tablet, telefon verilmesi yanlış davranışın ödüllendirilmesi anlamına gelir. Bu şekilde çocuk hangi davranışın doğru, hangisinin yanlış olduğunu öğrenemez. Çocuğa yemek yedirirken dikkatini dağıtmak için eline tablet ya da telefon vermek sıklıkla yapılan bir hata. Bu şekilde çocuk yediği yemeğin farkında olamaz. Ne kadar ne yediği üstünde kontrol sahibi olamaz. Bu da gelecekte görülebilecek yeme sorunlarına örneğin şişmanlığa zemin oluşturur. Ayrıca bu şekilde yemek yedirildiğinde çocuk, annesi tarafından kandırılmış olur. Bu da aralarındaki güven ilişkisini zedeler Anne ve babasının çocukla oynaması, çocuğun hem zihinsel hem de duygusal gelişimi için çok önemlidir. Bunun yerine konulabilecek bir teknolojik alet de yoktur. Bu sebeple anne babalar, diğer işlerinden vakit ayırıp çocukları ile oyun oynamalıdır” açıklamasında bulundu.

    “İnternet kullanımı sınırlı olmalıdır”

    İnternetin çocukla pazarlık aracı olmaması gerektiğini dile getiren Demir, “Anne-babalar; çocukla ilgili net sınırlara sahip olmadıklarında, sıklıkla çocukla pazarlık yapmaya başlarlar. Bu pazarlık da çoğu zaman, internet kullanımı üzerinden olur. ’Ödevini yaparsan istediğin kadar tabletinle oynayabilirsin’ gibi konuşmalar oldukça yanlıştır. Çünkü bu tutum karşısında çocuk da anne ve babasıyla pazarlık yapmaya başlayabilir. Çoğu okulda teknolojik aletlerin, özel durumlar dışında okula getirilmesi yasaktır. Çünkü bu tip teknolojik aletler, çocuğun teneffüste bahçeye çıkıp arkadaşları ile oynamak yerine, sınıfta hareketsiz kalıp tabletle oynamasına sebep olabilir. Sosyalleşmesine engel olabilir. Ayrıca tablet ya da telefonu olmayan çocuklar açısından da kıskançlığa sebep olabilir. Çocuğu teknolojik aletlerden tamamen uzak büyütmek de günümüzde çok gerçekçi bir tutum değildir. Bu, çocuğun çağın dışında kalması, arkadaşlarından bazı konularda eksik olması anlamına gelir. Ancak internet kullanımı sınırlı olmalıdır” dedi.

    Uzman Psikolog Merve Demir, internet kullanımına sınır getirebilme yollarını ise şöyle açıkladı:

    “Öncelikle internet kullanımı ile ilgili çocuğunuza doğru model olun. Kendi internet kullanımınızı gözlemleyin. Telefonla, tabletle çok fazla vakit geçiriyorsanız, çocuğunuzdan önce kendinizi sınırlamaya çalışın. Çocuğunuzla daha fazla vakit geçirmeye çalışın. Onunla oyun oynayın, sohbet edin. Çocuğunuzla teknolojik aletlerin yanlış kullanımının zararları üzerine konuşun. Örneğin: görme sorunları, duruş bozuklukları, radyasyon, hareketsizlik, şişmanlama riski, uykusuzluk, sinirlilik gibi. İnternet kullanımı için günlük bir süre belirleyin. Çocukla bu konuda anlaşma yapın. Çocuğunuzun arkadaşları ile daha sık görüşmesini sağlayın. Sosyalleşebileceği ortamlarda bulunması için fırsat yaratın. Çocuğunuzun bilgisayarına bir güvenlik filtresi olmasını sağlayın. Sosyal paylaşım sitelerinde iletişim kurduğu kişilerin kimler olduğunu öğrenin. Çocuğa bu tip sitelerde kötü niyetli insanlar da bulunabileceğini, bu sebeple konuştuğu kişileri sizin bilmeniz gerektiğini açıklayın. Mümkünse tabletle oynarken yakınlarında olun. Çocuğun oynadığı oyunlar hakkında bilgi edinin. Bazı oyunlar onun yaşı için uygun olmayabilir.”

  • Çocuklarda iştahsızlığa yol açan 5 etken

    Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Vildan Ertekin, hastalıklardan erken doğuma, beslenme alışkanlıklarından anne baba tavrına kadar, çocuklarda iştahsızlığın en sık görülen 5 nedenini açıkladı ve önemli önerilerde bulundu.

    Çocuklarda iştahsızlık, ailelerin en çok şikayetçi oldukları konuların başında geliyor. Birçok anne babadan “Çocuğum hiçbir şey yemiyor”, “Bütün gün hiç yemek yemese umurunda olmaz”, “Yemeklerini hep zorla yediriyorum” şeklinde yakınmalar duymak, çoğumuza hiç yabancı değil. Ebeveynlerin ortak problemi olan çocuklardaki iştahsızlık, çok çeşitli nedenlere bağlı olarak gelişebiliyor. Az yemek yiyen, çok yemek seçen, tek yönlü beslenen ve yemeğe karşı aşırı isteksiz olan bir çocuğun iştahsız olarak değerlendirildiğini belirten Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Vildan Ertekin, hastalıklardan erken doğuma beslenme alışkanlıklarından anne baba tavrına kadar iştahsızlığın en sık görülen 5 nedenini açıkladı ve önemli önerilerde bulundu.

    Çocuğun yapısı

    Ertekin, prematüre doğmak, konjenital kalp hastalığı, yarık damak ile otizm gibi durumlarda anne ve babanın çocuğun sağlığı için daha kaygılı olduğunu ve bu nedenle açlık belirtileri göstermeden onu yemeğe zorlayabildiklerini, bir tür “Ne kadar çok yerse, o kadar çabuk büyür” düşüncesine kapıldıklarını belirtti.

    Beslenme geçişleri

    Bebeklerin, anne sütünden ek gıdalara geçerken zorluk yaşayabildiklerine dikkat çeken Ertekin, “Anne sütünden biberona suludan katı gıdaya geçişler sırasında eğer zorlanırsa, yemeyi reddedebiliyor. Bu da ‘Bebeğim iştahsız’ düşüncesine yol açıyor. Bu gibi durumların oluşumunun önlenmesi için öncelikle çocuğun ek gıdaya hazır olup olmadığının değerlendirilmesi gerekiyor. Öncelikle bebeğin başını tutabilmesi ve tam olarak oturabilmesi şart. Ek besinin aylara göre günlük verilme miktarı, kıvamı, zamanı ve sunumu da çok önemli” ifadelerini kullandı.

    Beslenme geçişlerinde çocuğun daha kolay uyum sağlayabilmesi için annelere çeşitli tüyolar veren Dr. Vildan Ertekin, “Besinlerin aşırı tatlı veya tuzlu, ekşi, çok baharatlı ve kötü kokulu olmasından kaçının. Aynı şekilde estetikten yoksun bir şekilde sunmak ve sürekli kuru gıda vermek de iyi değil. Yemek kaşığı, kase, tabak, biberon ve kap gibi beslenme araçları da çocuğun yaşına uygun olmalı” açıklamalarında bulundu.

    Mekanik besleme

    Bebek beslenmesinde uygun zaman aralıkları ve miktarların aylara göre değiştiğini ifade eden Ertekin, bebekte acıkma belirtileri olmadan beslenmesinin yanlış olduğunu vurguladı. Ayrıca duyguları katarak beslemenin önemine değinerek bu yapılmadığında, eylemin ‘mekanik beslenme’ye dönüştüğünü söyleyen Ertekin, “Besleyen kişi ile bebek arasında uyumlu ve sevgi dolu bir ilişki olmalı” dedi. Prof. Dr. Ertekin, bebeği besleyen kişinin sabırlı, hoşgörülü, özendirici ve teşvik edici olması gerektiğini de sözlerine ekledi.

    Organik nedenler

    “Çocuklar sık sık hastalanıyor, bazen düşüyor ya da bir yeri ağrıyor” diyen Ertekin, şunları ifade etti:

    “Böyle zamanlarda iştah azalması ya da yeme isteksizliği oluşması gayet normal. Bunu göz ardı edip çocuğa zorla yedirilmeye çalışılması, aslında onu yemekten daha da soğutabiliyor. Bu durumun geçici olduğunu düşünüp ısrarcı olmamakta fayda var.”

    Travmatik nedenler

    Ertekin, tüple beslenmek zorunda kalma, fiziken zorlanarak beslenme gibi oral bölge ile ilgili travmatik olaylar yaşanmış olması durumunun da çocukta yeme isteğinin azalmasına sebep olduğuna vurgu yaptı.