Etiket: “Çocuğunuzu

  • “Aşılama ile çocuğunuzu bulaşıcı hastalıklardan koruyun”

    Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Uzmanı Doç. Dr. Ceyhun Dalkan, tıbbın sağladığı en önemli katkıların başında gelen aşıların ölümleri azaltmasıyla birlikte, aşılamadaki amacın, sakatlık ve ölüme neden olabilecek enfeksiyonlara karşı çocukları ve erişkinleri korumak olduğunu belirtti.

    Geleceğimiz olan çocuklarımızı aşılarken öncelikli olarak hayati önem taşıyabilecek enfeksiyonlara karşı aşılama yapılmasına dikkat edilmesi gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Ceyhun Dalkan, aşılama için harcanan paradan daha fazlasının, aşılanmayan çocukların hastalanma, sakatlanma ve ölümlerinin engellenmesine harcandığını ifade etti.

    “Dünyada 5 yaş altı çocuk ölümlerinin %25’i aşılama ile önlenebilir”

    20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren tıptaki gelişmeler sayesinde insanlığın kabusu haline gelen mikropların, yol açtığı enfeksiyonların ve bulaşıcı hastalıkların artık insanoğlu için tehdit oluşturmadığını söyleyen Dalkan, buna en önemli örneğin, yaygın aşılama ile artık ortadan kaldırılan çiçek hastalığı olarak verilebileceğini belirtti. Aşılama ile hem aşılanan kişinin enfeksiyondan, hem de toplumun bir salgından korunduğunu söyleyen Dalkan, günümüzde dünyada yılda 7.7 milyon olan 5 yaş altı çocuk ölümlerinin %25’inin aşılama ile önlenebilir hastalıklardan kaynaklandığını ifade etti.

    “Aşı vücudun bağışıklık kazanmasını sağlayan biyolojik bir ürün”

    Aşıların insan ve hayvanlarda hastalık yapabilecek virüs, bakteri ve mikroplara karşı enfeksiyon geçirmeden vücudun bağışıklık kazanmasını sağlayan bir biyolojik ürün olduğunu söyleyen Dalkan, aşıların mikropların salgıladığı zehirleri (toksinleri), hücre yapılarındaki parçaları, ölü veya etkisi azaltılmış mikropları içerdiğini ifade etti.

    “Bebeklere aşıların zamanında ve eksiksiz yapılması önemli”

    Aşılama için harcanan paradan çok daha fazlasının, aşılanmayan çocukların hastalanma, sakatlanma ve ölümlerinin engellenmesi için harcandığını söyleyen Dalkan, aşıların ince uçlu iğne yoluyla kas içine, cilt altına veya ağza damlatma şeklinde yapıldığını belirtti. Aşıların bebekleri bulaşıcı hastalıklardan koruduğunu da söyleyen Dalkan, aşıların hastalığı geçirmeden bağışıklık kazandırdığını ifade ederek, bebeklerin aşılarının zamanında ve eksiksiz yapılmasının önemini vurguladı.

    “Aşılar belli periyoda göre uygulanmalı”

    Bebeklerin doğdukları andan itibaren rutin öneriler doğrultusunda aşılanması gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Ceyhun Dalkan, önerilen aşı takvimine uygun olarak doğumda Hepatit B aşısının ilk dozu; 1. ayda, ikinci dozu; 2. ayda, 5’li karma aşı (difteri, boğmaca, tetanoz, inaktifpolio, menenjit) ve zatürre aşılarının ilk dozu; 4. ayda, 2. dozları; 6. ayda, Hepatit B’nin, 5’li karmanın ve zatürre aşılarının 3. dozu; 12. ayda, zatürrenin 4. dozu, KKK (kızamık-kızamıkçık-kabakulak), suçiçeği ve Hepatit A aşılarının ilk dozu; 18-24 ay arasında, 5’li karmanın 4. dozu, Hepatit A’nın 2. dozu; 4-5 yaş arasında, KKK ve su çiçeğinin 2. dozu ve Td (erişkin tip difteri, tetanoz) aşısının ilk dozu; ilkokul, 8. sınıfta ise Td’nin ikinci dozu olarak yapıldığını belirtti.

    “Aşılamadan sonra ateş ve hafif enfeksiyon gibi yan etkilerin görülmesi doğal”

    Aşılama yapılırken aşılamadan sonra yaşanılan ateş ve hafif enfeksiyon gibi yan etkilerin gelişebileceğini söyleyen Dalkan, ayrıca aşıların içeriğinde bulunan koruyucu maddelerin çocuklar için toksik olabileceğini ve uzun dönemde istenmeyen yan etkilerinin görülebileceğini belirtti.

  • Cüceloğlu, “Çocuğunuzu adam yerine koymadan adam yetiştiremezsiniz”

    2’nci Okul Öncesi Eğitim Zirvesi’nde konuşan Psikolog-Yazar Doğan Cüceloğlu, “Merak etmeyen çocuk yok. Bıkmadan merak ederler. Gözlerine baktığınızda radar gibiler. Keşfetmelerine imkan verin. O çocuğa baktığınızda kim olduğunun farkında olun” dedi.

    ‘Geleceğe Hazır Çocuklar’ temasıyla Gelecek Eğitimde Derneği tarafından düzenlenen ‘2’nci Okul Öncesi Eğitim Zirvesi’nde eğitimde beş farkındalık konulu konuşma yapan Yazar Doğan Cüceloğlu, “Merak etmeyen çocuk yok. Bıkmadan merak ederler. Gözlerine baktığınızda radar gibiler. Keşfetmelerine imkan verin. O çocuğa baktığınızda kim olduğunun farkında olun” diye konuştu.

    “Öğretmen ya da Kurum olarak Eğitimde Niyetiniz Ne? Önce bunu keşfedin”

    Çocuk eğitimi konusunda önemli bilgiler veren Cüceloğlu, çocuğa mutlaka bir alan bırakılması gerektiğini söyledi. Eğitimdeki en önemli farkındalıklardan birinin niyet olduğunun altını çizen Cüceloğlu, “Benim en önem verdiğim farkındalık niyet. Siz öğretmen olarak ya da bir eğitim kurumu olarak niyetiniz ne? Önce niyetinizin saflığını keşfedin. Niyetiniz Türkiye’de kaç birinci çıkaracağınız mı? Yoksa her bireye kendisi olarak katkıda bulunmak mı? TEOG için mi yoksa hayat için mi hazırlamak? Öğretmenin niyeti, anne baba gibi olmalıdır. O yüzden iyi düşünün niyetiniz saf mı? O çocuk sizin için araç mı amaç mı? Maalesef çok zaman araç oluyor” açıklamalarında bulundu.

    Konuşmasında yaşamış olduğu anılardan örnekler de veren Cüceloğlu, anne baba ve çocuk ilişkisine dikkat çekti. Anne ve babanın çocuklarına karşı gösterdiği duyarsızlığı eleştiren Cüceloğlu, “Çocuğunuzu adam yerine koymadan adam yetiştiremezsiniz” ifadelerini kullandı.

    “Değerler eğitimi konusu çocuklara 0-6 yaş aralığında öğretilmeli”

    Zirvenin ana sponsoru Bahçeşehir Koleji’nin Genel Müdürü Özlem Dağ ise konuşmasında okul öncesi eğitimin önemine değindi. Okul öncesi eğitimin sadece o yaş grubuyla alakalı olmadığı çocuğunun gelecek yaşantısına da etki edeceğini ifade eden Dağ, “Görüyoruz ki okul öncesi eğitim çocuklarımızın sadece bireysel hayatları için önemli değil, okul öncesi eğitim tüm toplumumuz hatta ekonomik hayatımız için gerekli bir dönem. O yüzden kesinlikle yatırım yapılması gerekiyor” şeklinde konuştu.

    Okul öncesi eğitimde değerler eğitiminin önemine dikkat çeken Dağ, “Hoşgörü, sevgi, şefkat, birlikte yaşam kültürü gibi toplumun en temel yapısını oluşturan unsurların 0-6 yaş grubunda edindirilmesi çok kıymetli. Bu dönemde bu değerleri edinen bireyler ülkesine ve milletine faydalı bireyler olurlar” ifadelerini kullandı.

    Cüceloğlu ve Dağ’ın konuşmalarının ardından kendilerine Gelecek Eğitimde Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Erdinç Aydoğan tarafından plaket takdim edildi.

  • Uzmanlardan ’çocuğunuzu tanıyın’ uyarısı

    Medical Park Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uz. Dr. Erkan Altuncuoğlu, her annenin çocuğunu dikkatle inceleyip ondaki farklılıkları yakalamak istediğini hatırlatarak, bazı çocukların gerçekten diğerlerinden farklı olabileceğini belirtti.

    Çocuk Sağlığı ve hastalıkları Uzman Doktoru Erkan Altkuncuoğlu, her annenin çocuğunu dikkatle inceleyip ondaki farklılıkları yakalamak istediğini hatırlatarak, bunun altında yatan sebebin ise kendi için özel olan çocuğunun herkes için de özel olma arzusu olduğunu ifade etti.

    Bazı çocukların gerçekten özel olabileceğini belirten Altuncuoğlu, “Ama bu bazı çocukların diğerlerinden daha özel olmadığı anlamına gelmez. Bazı çocuklar gerçekten diğerlerinden daha farklı olabiliyor. Bunu hepimiz gündelik yaşantımızda farkedebiliyoruz. Bazılarını da biz farklı sanıyoruz, çünkü çocukların neler yapabileceğini bilemiyoruz” dedi.

    Çocukların erkenden öğrenmesinin olumlu ya da olumsuzlukları olabileceğini belirten Altuncuoğlu, “Değişik oyuncaklar, kitaplar, bilgisayar ve televizyon sayesinde pek çok şeyi önceden görüyorlar. Bu uyarılardan bazılarının olumsuz etkileri yanı sıra çocuklara kazandırdıkları da oluyor şüphesiz’’ şeklinde konuştu.

    İki-dört yaş arasındaki sinyaller

    Çocukların tanınması konusunda ısrarlı uyarılarını sürdüren Altuncuoğlu, “Sizin çocuğunuz da diğerlerinden farklı mı? Farklı ise hangi alanda daha yetenekli? Bu sorulara cevap vermek için işte yapmanız gerekenler. Artistik becerilerini ya da sayılarla arasını takip edin. Olması gerektiğinden daha fazla realist resimler çiziyorsa ya da basit matematik işlemlerini kafasında yapabiliyorsa çocuğunuzda biraz farklılık olduğunu düşünebilirsiniz. Konuşma ve yabancı dil konusunda hızlı bir gelişim kaydedebilir. Yeni konuşmaya başlamış olsa bile kelime haznesi çok çabuk genişler. Hatta çok daha fazla kelimeden cümleler kurmaya başlarlar. Çok meraklı ise ve sürekli sorular soruyorsa. Gerçi üç yaş, çocukların bol soru sormaya başladığı bir dönemdir ama özel çocukların soruları asla bitmez. Hiperaktif değillerdir ama son derece hareketli çocuklardır. Aradaki fark da şurada, Hiperaktif olan çocuklar çok hareketlidir ama konsantrasyon zorluğu çekerler ve bir şeye çok kısa süre dikkat gösterirler. Ama bu çocuklar çok hareketli olsalar bile uzun süreli dikkat bütünlüğü sağlayabilirler. Hatta çok ilgili oldukları bir konu ile ciddi bir süre ilgili kalırlar. Geniş, karışık ama çarpıcı hayal güçleri vardır. Ve bu özellikleri sayesinde çevrelerinde kendileri gibi çocukları bulur, onlarla diğerlerine nazaran daha yakın olurlar. Her çocuğun yaşadığı gelişim aşamalarını çok daha hızlı yaşarlar. Kitap, televizyon ya da filmlerden öğrendikleri bilgileri unutmazlar, aksine her zaman hatırlar ve bu bilgileri kullanırlar. Hatta siz, çocuğunuzun bu bilgiyi nereden, nasıl edindiğini bilmezsiniz bile” ifadelerini kullandı.

    “Kendileri de fark edebilirler”

    Uz. Dr. Erkan Altuncuoğlu, çocukların yaşları ilerledikçe özel çocuklardaki farklılıkları anlayabilmenin zorlaşabileceğini belirterek, “Üç-dört yaşlarındaki çocuklar arasında yaşıtlarından daha farklı olduklarını idrak edenler bile çıkabilir. Ama bu onların kendilerini dışlanmış ve yalnız hissetmelerine de sebep olur. Bu da onların durumlarından memnun kalmamalarına neden olur. Hatta birtakım hayal kırıklıkları yaşamaya başlarlar. Çünkü yaşlarından ve yaşıtlarından daha ileri gittikleri için daha hızlı düşünür, kendilerini fiziksel ya da sözel olarak daha düzgün ifade ederler. Dolayısı ile beklediği karşılığı bulamamaları onları üzer. Son yıllarda çocukların özel olup olmadığını anlamak için pek çok anne ve baba çocuklarını testlere tabi tutmaya başladı. Bu testler belli yaşlarda yapılarak ve belli dönemlerde tekrarlanarak çocuğun gelişimi takip edilebiliyor. Daha yetenekli olduğu alanlar tespit edilip, onları daha iyi değerlendirmesi amaçlanıyor” şeklinde konuştu.

    “Çocuklara zeka testi yapılabilir”

    Uz. Dr. Altuncuoğlu, elde edilen sonuçların kesinliği olmayacağını belirterek, “Daha doğru sonuçlar elde etmek için beş yaşın beklenmesi gerekir. Çok zeki ya da özel yetenekleri olan çocuklar arasında da öğrenme zorluğu çekenlerin olduğuna dikkat çekiyorlar. Dolayısı ile özel çocuk olmak demek mutlaka her alanda her şeyi çok çabuk kavrayıp yapabilmek anlamına gelmiyor. Üstün zeka ve yetenek belirtilerini, mükemmel uzun süreli bellek, geniş sözcük dağarcığı, okuduğunu anlama başarısı, matematiksel akıl yürütme başarısı, tartışmalarda gelişmiş sözel beceriler sergileme, bilgisayar kullanmada beceriklilik, daha güç işlerde daha başarılı olma, karmaşıklığı çözebilme, aşırı yeni buluşçu ve yüksek hayal gücü, sonuca iyi ulaşabilme, keskin gözlemci olma, çok ilginç fikirlere sahip olma, aşırı meraklı olma, çok soru sorma, yüksek düzeyde enerjisi olma, algılayıcı olma, mükemmel espri anlayışı, sanat, bilim, geometri, mekanik, teknoloji ya da müzikte başarılı olma olarak özetleyebiliriz. Ve bu çocuklarda bu özelliklerinin hemen hemen hepsi toplu halde görülebilir” diye konuştu.

    Üstün zekalı çocukları tanımak

    Altuncuoğlu, üstün zekalı çocukları bir takım özelliklerden tanımanın mümkün olduğunu belirterek, üstün zekalı çocukların özelliklerini ise şöyle anlattı:

    “Fiziksel gelişim ve sağlıkları diğer çocuklardan daha iyidir. Çok enerjiktir. Aşırı duyarlı sinir sistemine sahip olmaları, normal yaşıtlarına oranla daha fazla hareketli olmalarına yol açabilir. Bebeklik döneminde daha az uyku gereksinimi duyabilir. Duyu organları çok keskindir. Bebeklerde battaniyeleri üzerinden atma, giyim eşyalarındaki etiketlerden rahatsız olma, altlarının ıslanmasına ve gürültüye aşırı tepki gösterme şeklinde kendini belli eder. İki ayrı fabrikanın ürettiği meyve suyu arasındaki farkı hemen anlar. Kuvvetlidirler ve hızlı olgunlaşır. Sosyal gelişim özelliklerinden biri ise kendilerinden büyük çocuklarla karmaşık oyunlar oynamak istemeleridir. Karşısındakilerin duygu, düşünce ve isteklerini tahmin etme yeteneğine sahiptir. Lider olma özellikleri vardır. Espri yetenekleri gelişmiştir. Kişilik özelliklerinde ise bağımsız olma özelliği göstermeleridir. Eline yeni bir oyuncak verdiğinizde saatlerce o oyuncakla ilgilenebilir. Yüksek amaç ve ideallere sahiptir. Yaşamlarındaki olayları denetim altına alabileceklerine inanır, kaderci değillerdir. Aşırı duygusal olabilir. Arkadaşlarına yapılan bir haksızlık bile onların gözlerinin dolmasına neden olabilir. Nesli yok olabilecek türler, enerji kaynaklarının azalması, kirliliğin artması gibi sorunlara aşırı duyarlıdır. Mükemmelliyetçidir. Zihinsel özelliklerde ise kolay ezberleyip, ezberledikleri bilgileri uzun süre hafızasında saklayabilir. Kelime hazineleri geniştir. Başladıkları görevleri bitirmek için kendilerine daha fazla fırsat verilmesini ister. Erken konuşmaya başlar. İki kelimeli cümleleri yaşıtları iki yaşında söyleyebilirken, onlar bir yaşında söyleyebilir. Kendi başlarına okumayı öğrenebilir. Ama kas gelişimi aynı hızı gösteremez. Hızlı düşünürler, ama yazarken kasları o hızı takip edemez. Bu nedenle birinci sınıfta en büyük sorunları yazmayı sevmemek olur. Sayılara erken ilgi duyarlar. Üç yaşındaki bir çocuk, on binlerden bahsedebilir. Evet belki sizin çocuğunuzda keşfedilmeyi bekleyen bir cevherdir, belki de o bir süper zeka neden olmasın.”

  • Psikolog Demir: “Çocuğunuzu yalancı olarak etiketlemeyin”

    Çocuk-Ergen Psikoterapisti Uzman Psikolog Merve Demir, yetişkinler gibi çocukların da zaman zaman yalan söyleyebildiğini belirterek, “Anne ve babalar çocuklarının yalanları karşısında genellikle paniğe kapılırlar. Ancak, 7 yaşından önce çocuğun yalan söylemesi konusunda endişe etmeye gerek yoktur. Küçük çocuklardaki yalan söyleme davranışı, aslında çocuğun zihinsel gelişimi ile ilgilidir” dedi.

    Nişantaşı Psikiyatri Merkezinden Çocuk-Ergen Psikoterapisti Uzman Psikolog Merve Demir, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Bir çocuğun yalan söyleyebilmesi için; öncelikle çocuğun kendi bildiği bir şeyi, karşısındakinin bilmediğini bilmesi gerekmektedir. Böylece çocuk karşısındaki kişiyi kandırabilir. Ayrıca çocuğun konuşmasını, yüz ifadesini ve vücut dilini kontrol edebilme becerisinin de gelişmesi gerekir. Bu sayede söylediği yalan inandırıcı olur. Küçük çocuklar bu becerileri elde ettikten sonra sık sık yalan söylemeyi denerler. Bu sebeple küçük bir çocuğun yalan söylediğini gördüğünüzde korkmanıza gerek yoktur. Ancak 7 yaşından sonra çocuk sık sık yalan söylüyorsa, neden yalan söylediği üzerine düşünmek gerekmektedir. Özellikle yalan söylemeyi alışkanlık haline getiren çocukların, psikolojik destek almaları faydalı olacaktır” diye konuştu.

    Çocuk-Ergen Psikoterapisti Uzman Psikolog Merve Demir, çocukların yalan söyleme nedenleri ile ilgili ise şunları söyledi:

    “İlgi çekmek isterler. Anne babalarının yalanlarını taklit ederler. Eleştiri ve tepkiden kaçınmak için yalan söylerler. Başkalarının hayranlığını kazanmak isterler. Sorumluluktan kaçmak isterler. Sevgi eksikliği sebebiyle yalan söylerler. Takdir ve onay görme ihtiyaçları vardır. İsteklerini ertelemekte zorlanırlar. Kıskançlık duyguları ile başa çıkmak için yalan söylerler. Anne babanın sert ve mükemmeliyetçi tutumu sebebiyle yalana başvururlar. Ceza almaktan kaçınmak isterler. Özgüven sorunları olabilir. Anne ve babanın öfkesinden korkarlar. Kendini övmek için, değerli ve yeterli olduğunu göstermek için yalan söylerler. Karşılanmayan bir ihtiyaçları vardır. Kendini başka insanların yanında eksik hissettikleri için yalan söyleyebilirler.”

    “Çocuğa karşı dürüst olun”

    Çocuk-Ergen Psikoterapisti Uzman Psikolog Merve Demir, anne ve babalara ise şu önerilerde bulundu:

    “Öncelikle siz çocuğa karşı dürüst olun. Yalan söylemeyin. Ona dürüstlükle ilgili örnek olun. Çocuğunuzun size yalan söylemesi durumunda aşırı tepki göstermeyin. Çocuğun neden yalan söylediğini anlamaya çalışın. Çocuğun yalan söylemesi aslında ebeveynlere bir mesajdır. Bir ihtiyacını, bir sorununu gösteriyor olabilir. Bu sebeple yalan söyleme davranışına odaklanmak yerine, çocuğun neden yalana ihtiyaç duyduğunu keşfetmek daha önemlidir. Ebeveyn olarak kendinizi değerlendirin. Çok katı kurallar koyuyor olabilir misiniz? Aşırı sert tepkileriniz var mı? Çocuğunuz sizden korkuyor mu? Çocuğu çok fazla eleştirir misiniz? Mükemmeliyetçi misiniz? Çocuğunuzu yeterince dinliyor musunuz? Başka çocuklarla kıyaslamayın Çocuğunuzu takdir edin, ondan memnun olduğunuzu hissettirmeye çalışın. Eleştirmeyin. Çocuğunuzu yalancı olarak etiketlemeyin. Yalan söyleme davranışını, çocuğun kişiliğinden bağımsız olarak değerlendin. Sakin ve hoşgörülü bir tutumla çocukla konuşun. Yalan söylemenin, kendisi ve başkaları için nasıl olumsuz sonuçlar doğurabileceğini anlatın. Dürüst olmanın faydaları üzerine konuşun. Çocuğa kendisinin, başkaları tarafından kandırıldığında ne hissettiğini sorun. Böylece karşısındakinin duygularını daha iyi anlayabilir. Çocuğunuz size karşı dürüst olduğunda ona teşekkür edin. Bu davranışı takdir ettiğinizi gösterin. Zekasını ve hayal gücünü sosyal olarak uygun yollarda kullanmasını teşvik edin.”

  • Çocuğunuzu okula ilginizle alıştırın

    Ailelerin yaz aylarının ardından çocuklarının okula tekrar uyum sağlayabilmesi için program yapması ve baskıdan kaçınması gerektiğini belirten Çocuk Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Zeynep Çubukçuoğlu Taş, anne ve babalara uyarılarda bulundu.

    Medical Park İzmir Hastanesi Çocuk Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Zeynep Çubukçuoğlu Taş, okula yeni başlayan çocuklarda kaygı ve korku durumlarının yaşanabildiğini belirterek, “İlk defa okula başlayacak çocuklar heyecanlarını, korkularını söylemez. Karın ağrısı, baş ağrısı ve iştah azlığı gibi tepkiler verirler. Heyecanları bu şekilde ortaya çıkar. Bu tür belirtileri çocuğu konuşturarak azaltabiliriz. Çocuklarınıza ‘okula başlıyorsun, artık oyun oynamak yok’ ya da ‘büyüdün artık ders çalışacaksın’ şeklinde söylemlerde bulunmayın. Unutulmamalıdır ki çocuklar belli bir yaşa kadar oyunlar oynar. Okulun başlaması bu durumu değiştirmez. Çocuklarınızı baskı kurmak yerine ilgi göstererek okula motive edin” diye konuştu.

    “Üst sınıf çocuklarda oluyor”

    Çocuk, Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Zeynep Çubukçuoğlu Taş, “Özellikle okul kaygısı ilkokulda değil, büyük sınıf çocuklarda da olabiliyor. Rezil olma korkusu veya eğitim eksiklerinin olması gerilime neden olabiliyor. Sosyal olarak kendini yeterli görmüyorsa, arkadaş ilişkileri iyi değilse çocuklar okula başlama dönemini kaygılı ve endişeli olarak geçirebiliyor. Yogun sınav temposu da okul kaygısını arttırabiliyor” dedi.

    “Aileler sakin olmalı”

    “Bu dönemin rahat geçmesi için aileler sakin olmalı” diyen Çocuk, Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Zeynep Çubukçuoğlu Taş, “Çocuklar ailelerin huzursuzluğunu anlayarak okula karşı mesafeli olabiliyorlar. Aileler okula başlanan günü güzel bir gün olarak yansıtmalı ve o şekilde yaşatmalıdır. Çocuğu sürekli okula götürmek, yan yana oturmak isteği de çocukta özgüven sorunları oluşturabilir. Bu durum abartılmamalı. Aileler öğretmenlere güvenmeliler çünkü onlar bu durumlar karşı neler yapılabileceğini çok iyi biliyor. Aileler çocuklarının bireyselleşmesine izin vermeli” ifadelerini kullandı.

    “Zorlamayın”

    Uzman Dr. Zeynep Çubukçuoğlu Taş, “Çocuklarınıza, ‘Senin için saçımızı süpürge ediyoruz. İstediğimiz ders çalışman. Çalışmazsan oyun oynamanı yasaklarız, gezmene izin vermeyiz’ gibi baskıcı yaklaşımlarla ders çalışmaları için baskı kurmayın. Bu durum çocuğu kendi gelecekleri için değil, aileleri için ders çalışmaya iter. Bizim için ders yapılsın denirse uzun vadede başarılı olunmaz. Yarı yolda sıkılıp vazgeçerler. Programlar, düzenlemeler yaparak ders çalışması sağlanmalı” dedi.

    “Serbestlik sınırsız olmasın”

    Çocuk Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Zeynep Çubukçuoğlu Taş, “Çocuklarımıza okul dönemi aşırı disiplinli bir ortam oluşturup, tatillerde tamamen özgür bir ortam sağlıyoruz. Bu durum çocuklarda hayat algısı açısında olumsuzluğa neden oluyor. Çocuklar sportif aktivitelerle yönlendirilmeli. Çocuk, yaz ayında okulu özlüyor, okul zamanında ise tatil yapmak istiyor. Çocuklar tatilde sürekli televizyon, bilgisayar ve telefonla ilgileniyor. Yatış, kalkış saatleri, gün içindeki ekran alışkanlıkları okulların açılmasına yakın bir süreçte düzenlenmeli. Çocukların adapte olması açısından bu çok önemli bir davranıştır. Çünkü tatilde çocukların sınırsız hareket etmesini istemiyoruz” diye konuştu.