Etiket: cinsel

  • Leyla Aydemir’in cinsel istismara uğradığı ortaya çıktı

    Leyla Aydemir’in cinsel istismara uğradığı ortaya çıktı

    Ağrı’da 2018 yılında kaybolduktan 18 gün sonra cansız bedeni bulunan 4 yaşındaki Leyla Aydemir’le ilgili şok edici bir gelişme yaşandı. Avukat Ayşegül Aydoğan, “Bugün şok edici bir evraka ulaştık. 2018 tarihli bir adli tıp raporunda geçen bir ibare neticesinde Leyla kızımızın üzülerek cinsel istismara maruz kaldığını açık bir şekilde söyleyebiliyoruz” dedi.

    Ağrı şehir merkezinde yaşayan Şükran ve Nihat Aydemir çiftinin 7 çocuğundan 6’ncısı olan Leyla Aydemir, 2018 yılında Ramazan Bayramı dolayısıyla geldikleri dedesinin yaşadığı Bezirhane köyünde 15 Haziran günü kayboldu. Tüm Türkiye’nin bulunması için seferber olduğu Leyla’nın 18 gün sonra, köye 3 kilometre uzaklıktaki Kurudere mevkiinde cansız bedeni bulundu.

    Bilirkişi raporunda ’istismar yok’ denilmişti

    4 yaşındaki Leyla Aydemir’in ölümünün ardından hazırlanan bilirkişi raporunda, otopside cilt bütünlüğünün korunduğu, kafa, göğüs ve batın boşluğunda kanama, iç organ ve büyük damar yaralanmasının tanımlanmadığı ifade edilmiş, cesedin iskelet sisteminin sağlam bulunduğu ancak çürüme nedeniyle yumuşak dokularda ayrıntılı travmatik değişim analizi yapılmadığı, istismara ve farklı bir DNA’ya yönelik herhangi bir bulguya rastlanmadığı belirtilmişti.

    Ancak bugün ortaya çıkan Adli Tıp Raporu’nda “Anal ve genital bölge muayenesinde hymen açıklığının 1 cm olduğu, duhule müsait olmadığı, hymen üzerinde belirgin yırtık yada çentik gözlenmedi, posterior forşette (genital bölgede) zorlama izi olabilecek kırmızı renkli lezyonlar olduğu görüldü” ibaresi yer aldı.

    “Leyla kızımız cinsel istismara uğramış”

    Saadet Öğretmen Çocuk İstismarıyla Mücadele Derneği Genel Başkan Danışmanı Avukat Ayşegül Aydoğan, “Ağrı’da katledilen Leyla kızımızın davası için UCİM avukatları olarak elbirliğiyle çalışıyoruz ve bugün şok edici bir evraka ulaştık. 2018 tarihli bir adli tıp raporunda geçen bir ibare neticesinde Leyla kızımızın üzülerek cinsel istismara maruz kaldığını açık bir şekilde söyleyebiliyoruz. Dosyadaki adli tıp raporunda açıkça diyor ki ‘posterior forşette zorlama izi olabilecek kırmızı renkli lezyonlar olduğu’ genital bölge muayenesinde yani açık bir şekilde Leyla’nın cinsel istimara gözler önüne sermekte. Bu evrakı detaylı bir şekilde incelerken fark ettik” diye konuştu.

    “Bu resmen bir hukuk faciasıdır”

    Bu konunun takipçisi olacaklarını ifade eden Av. Aydoğan, “Neden bu evrak sonrasında, böyle bir ibare sonrasında, böyle bir muayene sonrasında neden tüm sanıklardan DNA örneği alınmamış? Neden bu dosyanın içerisinde hiçbir şekilde geçmemiş? Neden diğer adli tıp raporunda ‘suda ki erime sebebiyle hiçbir bulgu bulamadı’ ibaresi geçmekte? Neden savcımız mütalaasında buna yer vermemiş? Biz bunun peşini hiçbir şekilde bırakmayacağız. Leyla davası bizler sayesinde aydınlanmak üzere. Burada bir cinsel istismar var, Leyla’ya kim ne yaptı? Belki de cinsel istismara meyil edip, zorlama gerçekleştirip, bunu gerçekleştirememiş olsalar dahi Leyla’nın genital bölgesinde bir zorlama olduğu ibaresi varken, neden bununla ilgili bir araştırma yapılmamış. Bu resmen bir hukuk faciasıdır. Biz sorumluların ilgili şekilde soruşturulmasını düşünüyoruz. Tüm Adalet Bakanlığına, hakimlere, savcılara sesleniyoruz bunun peşinin bırakılmaması ve buna sebep olanların, bunun dosyaya girmemesine sebep olan herkesin de soruşturulması gerektiği kanaatindeyiz. Leyla istismara uğramış ve biz çok üzgünüz” dedi.

    “Sanıklardan DNA örneği alınıp, yeniden otopsi yapılmalı”

    Hızlı bir şekilde bununla ilgili bir soruşturma yapılması gerektiğini kaydeden Av. Aydoğan, “Çünkü bu örtbas edilecek, üzeri örtülecek bir konu değil. Yaklaşık 2,5 senedir süren yargılama neticesinde Leyla’nın açlıktan öldüğüne dair ibareler verilmişti, basında da geniş çaplı yer bulmuştu ve hepimiz böyle zannediyorduk ki ta ki bu ibareyi görene kadar. Şimdi yeni bir soruşturma yapılmalı, hızlı bir şekilde sanıklardan DNA örneği alınmalı ve gerekirse de yeniden otopsi yapılmalıdır. Leyla’nın katilleri, Leyla’yı bu iğrenç şekilde ölüme götüren herkesin cezalandırılması ve dosyanın bu hale gelmesine sebep olanlarında soruşturulması gerekmektedir” açıklamalarında bulundu.

    Ne olmuştu?

    Ağrı şehir merkezinde yaşayan Şükran ve Nihat Aydemir çiftinin 7 çocuğundan 6’ncısı olan Leyla Aydemir, 2018 yılında Ramazan Bayramı dolayısıyla geldikleri dedesinin yaşadığı Bezirhane köyünde 15 Haziran günü kayboldu. Tüm Türkiye’nin bulunması için seferber olduğu Leyla’nın 18 gün sonra, köye 3 kilometre uzaklıktaki Kurudere mevkiinde cansız bedeni bulundu. Su içinde bulunan küçük kızın babası Nihat Aydemir’in kuzeni Mehmet Ali Aydemir (33), 18 Temmuz günü ’kasten öldürme’ suçundan tutuklandı.

    7 sanığa dava açılmıştı

    Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığınca Mehmet Ali Aydemir’in de aralarında olduğu 7 sanık hakkında çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet, iştirak halinde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan da 14’er yıla kadar hapis cezası istemiyle 1’inci Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıldı.

    Davanın 20 Eylül 2019 günü görülen ilk duruşmasında, baba Nihat Aydemir sanıklardan şikayetçi olmamış anne Şükran Aydemir ise şikayetçi olmuştu. Mahkeme heyeti, Leyla’nın amcası Yusuf Aydemir’i ’suçu işlediğine yönelik somut deliller bulunduğu ve dinlenilmeyen tanıklar üzerinde baskı kurma ihtimali olduğu’ gerekçesiyle tutuklarken, 19 Aralık 2019 günü, dosya üzerinden yapılan tutukluluk değerlendirmesinde ise Mehmet Ali Aydemir, ’mevcut delil durumu ile tutuklulukta geçen süre ve dosyanın geldiği aşama’ dikkate alınarak, adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

    Korona virüs tedbirleri kapsamında 3 Temmuz 2020’ye ertelenen davada cumhuriyet savcısı, esas hakkında mütalaasını mahkemeye sundu. Baba Nihat Aydemir ile sanık Besim Dursun’un oğlunun Kanada’ya gönderilmesinden kaynaklı para meselesi olduğu anlatılan mütalaada, sanık Dursun’un olaydan birkaç yıl önce Aydemir’e, “Yemin olsun ben sana ciğer acısını yaşatacağım, ben seni ciğerinle terbiye edeceğim” diye sözler söylediği kaydedildi. ’Yiğit’ kod adlı gizli tanığın, taziye ziyareti sırasında Yusuf Aydemir ve Besim Dursun’un evden sık sık çıkıp, geri döndüklerini bildirdiği ifade edilen mütalaada, Leyla’nın sanık Dursun’un evinin önünden kaybolduğunun diğer tanıkların ifadeleriyle de sabit olduğu vurgulandı. Mütalaada, “Yapılan HTS incelemesinde, sanık Yusuf ve Besim’in maktul Leyla’ya ait cesedin bulunduğu sırada görüşme gerçekleştirdikleri tespit edilmiştir” denildi.

    Baba ile amca arasında husumet

    Baba Nihat Aydemir ile Leyla’nın amcası Yusuf Aydemir arasında da miras ve alacak meselesi yüzünden husumet olduğu ifade edilen mütalaada, tutuklu amcanın teknik takibe takılan telefon kayıtlarına da yer verilirken şöyle denildi:

    “Sanık Yusuf Aydemir’in sanık Besim Dursun ile yakın arkadaşlığının olduğu, maktul Leyla’nın kaybolduğu gün taziye evinde sanık Yusuf ve Besim’in sürekli bir yerlere gidip tekrar döndüğü, maktul Leyla’yı, sanık Yusuf’un ortadan kaybolduğu yere doğru yönlendirdiği ve Leyla’nın kaybolmadan önce sanık Yusuf’un yanında olduğu tanık beyanlarından anlaşıldığı, Yusuf’un tape kayıtlarında, kolluk görevlilerine bir şey anlatmadığını, diğerlerinin de anlatmamaları ile kolluk ekiplerine dikkat etmeleri yönünde konuşmalar yaptığı saptandı.”

    “Sanığın maktulün bulunması için çalışan görevlileri yanılttığı ve yanlış yönlendirdiği de sabittir”

    Sanık Mehmet Ali Aydemir’in ise Leyla’yı ablası Ayşe Artam’ın evine bıraktığı kaydedilen mütalaanın devamında, “Maktulün cesedine ulaşıldığı sırada kolluk ekiplerince tutulan tutanağa göre, cesedi jandarma ekipleri dışında kimsenin görmemesine rağmen sanık Mehmet Ali, Leyla’nın kıyafetsiz olduğunu ve kıyafetlerini arayacağını ekiplere bildirdi. Sanık Mehmet Ali’nin maktulün kıyafetsiz bulunduğunu bilmesi, hayatın olağan akışına aykırıdır. Sanığın ayrıca maktulün bulunması için çalışan görevlileri yanılttığı ve yanlış yönlendirdiği de sabittir” denildi.

    Cumhuriyet savcısı amca Musa Aydemir ile ilgili olarak da mütalaada, “Her ne kadar sanık Musa’nın telefonunda, maktulün videosu olsa da sanığın müştekilerin evinde yaşamış olduğu, aralarında hiçbir husumet bulunmayışı, sanığın videoyu çekmekteki amacının sosyal medyada paylaşmak olduğu, bu hususun aleyhte delil olarak kullanılmasının olağan hayat akışına uygun olmadığı, sanık hakkında diğer sanıkların aksine ve olay tarihinde 3 yaşında olan ve yargılama aşamasındaki uzman raporuyla beyanına itibar edilemeyecek olan Üzeyir’in ifadeleri dışında aleyhine hiçbir tanık beyanının bulunmayışı dikkate alındığında sanık hakkında şüpheden sanık yararlanır ilkesi doğrultusunda, delil yetersizliğinden beraatına karar verilmesi gerektiği değerlendirilmiştir” dedi.

    Tutuklanmaları istendi

    Yargılama aşamasında müştekilerin şikayetlerinden vazgeçtikleri ancak söz konusu suçun şikayete bağlı olmadığının hatırlatıldığı mütalaada, Yusuf Aydemir, Mehmet Ali Aydemir ve Besim Dursun’un fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettikleri, üzerlerine atılı ve eylemlerine uyan ’kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı kasten öldürme’ suçlarını iştirak halinde işledikleri bildirildi. 3 sanığın ağırlaştırılmış müebbet ve 4 yıldan 14’er yıla kadar hapis cezasına çarptırılmaları talep edildi.

    Ayşe Artam ve Yıldırım Artam’ın da ’cinayete ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna yardım’ suçlarından 29 yıl 4’er ay hapisle cezalandırılmalarını isteyen savcı, amca Musa Aydemir ve Hatun Dursun hakkında ise delil yetersizliğinden beraat kararı verilmesini talep etti. Cumhuriyet savcısı, tutuksuz sanıklar Mehmet Ali Aydemir, Besim Dursun, Ayşe Artam ve Yıldırım Artam’ın, hükümle birlikte tutuklanmalarına karar verilmesini de talep etti.

    Amca Yusuf Aydemir ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almıştı

    Ağrı 1. Ağır Ceza Mahkemesinde 2 Ekim 2020 günü görülen Leyla Aydemir öldürülmesi ile ilgili karar davasında tutuklu sanık amca Yusuf Aydemir hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilirken, tutuksuz 6 sanık hakkında beraat kararı verildi.

    3 ay sonra amca Aydemir’e tahliye

    Minik Leyla’nın karar davasından 3 ay sonra ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla tutuklanan amca Yusuf Aydemir tahliye edildi. Verilen karar dilekçesinde “Yusuf Aydemir’in tutukluluk halinin devamına karar verilmesinin ileride telafisi güç mağduriyetine sebebiyet verebileceği, tutuklamanın bir ceza değil tedbir niteliğinde olduğu gözetilerek tahliyesine, başka suçtan hükümlü veya tutuklu değilse derhal tahliyesinin sağlanması için Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığı Esas Masasına müzekkere yazılmasına, karar kesinleştiğinde dosyanın mahkemesine gönderilmesine, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, (I) bendindeki red kararı ve tahliye kararı yönünden kararın tebliğinden itibaren 7 gün içinde Dairemize dilekçe verilmesi veya tutanağa geçirilmek üzere zabıt kâtibine beyanda bulunulması, bir başka Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi veya İlk Derece Ceza Mahkemesi aracılığıyla dilekçe gönderilmesi suretiyle, nihai olarak Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi tarafından incelenmek üzere Dairemiz nezdinde itiraz yolu açık, bozma kararı yönünden ise Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286/1 maddesi gereğince kesin olmak üzere 21/12/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi” denildi.

  • Cinsel istismar suçundan yargılanan sözde tarikat liderinin davası ertelendi

    Cinsel istismar suçundan yargılanan sözde tarikat liderinin davası ertelendi

    Sakarya’nın Akyazı ilçesinde dergahında 12 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismardan tutuklanan Uşşaki Tarikatının sözde lideri Fatih Nurullah takma adlı Eyüp Fatih Şağban’ın davasının ilk celsesi Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Yaklaşık 10 saat süren dava 2021 yılı 26 Şubat’a ertelendi.

    12 yaşındaki kız çocuğuna istismar ettiği gerekçesiyle tutuklanan Uşşaki Tarikatı Lideri Eyüp Fatih Şağban’ın davasının ilk celsesi sabah saatlerinde Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesinde başladı. Eyüp Fatih Şağban hakkında hazırlanan ve 1. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamede, ’Zincirleme şekilde çocukların cinsel istismarı’ suçundan 15 yıldan 40 yıl 1 ay 15 güne kadar, ’Çocuğa karşı kişiyi cinsel amaçlı hürriyetinden yoksun kılma’ suçundan ise 3 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası talep edilen davanın ilk duruşması başladı. Davaya, Fatih Şağban tutuklu bulunduğu cezaevinden, mağdur ve ailesi ise bulundukları ilden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) yönetimiyle katıldı. Taraf avukatları duruşmada hazır bulunurken sivil toplum kuruluşlarının avukatları ise celseyi izledi. Sanık avukatının; müştekilerin yasal avukatlarının dışında bulunan diğer avukatların ve başka illerden gelen baroları temsil eden avukatların salondan çıkartılma talebi oy birliği ile reddedildi. Mütalaanın okunmasının ardından sanık Fatih Şağban’ın savunması alınmaya başlanıldı. Zincirleme şekilde çocukların cinsel istismarı’ suçundan 15 yıldan 40 yıl 1 ay 15 güne kadar, ’Çocuğa karşı kişiyi cinsel amaçlı hürriyetinden yoksun kılma’ suçundan ise 3 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası talebiyle hakim karşısına çıkan Fatih Şağban yaklaşık olarak 4 saat boyunca savunma yaptı. Savunması alınan sanık Şağban, suçlamaları kabul etmediğini belirterek, kendisine kumpas kurulduğunu öne sürdü.

    “Olay yerinde keşif yapılmasını talep ediyorum”

    Sözde tarikat lideri Eyüp Fatih Şağban verdiği savunmasında, “Zenginleşme azmiyle şantaj ve iftirayla kızını bize teklif ederek ‘efendim bunu sana verelim’ demiştir. Bu husus kıza da sorulabilir. Yaşı ufak, olmaz desem de ısrarlar devam etmiştir. Bir seferinde ‘Y.A. kendisini mehdinin hanımı olarak görüyor, bu ne anlama geliyor’ diye sormuşlardır. Pandemi yasakları bitince iş akdimiz de bitince aile ile ayrıldık, hizmetler için başka bir aileyle anlaştık. Bu kötü niyetli kişiler tehdit, şantaj ve kumpaslar karşımıza çıkmıştır. Beni ve cemaatime karşı şahsi çıkarları için bu olayı planlamışlardır. Komplo, şantaj ve iftiraları, mağdurun ifadelerini kabul etmiyorum. Tahliyemi, olay yerinde keşif yapılmasını ve tanıkların dinlenilmesini talep ediyorum” dedi.

    “Sanık 70 bin lira teklif etti”

    Mağdur kızın babası F.A. ise taciz iddialarını sanığın kendisini arayarak öğrendiğini, sanığın ortada bir sıkıntı olmadığını söylediğini ve kendisine 70 bin lira teklif ettiğini savundu. Kızının olduğu gibi diğer aile üyelerinin de mağdur olduğunu belirten baba F.A. verdiği ifadelerin arkasında durduğunu, şikayetçi olduklarını belirtti.

    Tacizi öğrenince durumu anlamak için sanığı aradı

    Mağdur kızın annesi E.A. ise mağdur kızının tacizi daha sonraki günlerde söylediğini durumu anlamak için sanığı aradığını belirtti. Daha sonrasında sanığın baba F.A.’yı arayarak durumu anlattığını fakat bir sıkıntı olmadığını söyleyerek para teklif ettiğini belirten anne E.A. şikayetçi olduğunu kaydetti.

    Dava 26 Şubat 2021 tarihine ertelendi

    Psikolog gözetiminde SEGBİS yöntemiyle davaya katılan mağdur kız Y.A. ise yaşadığı tacizi doğruladığını ve bu taciz olayını söylemesi durumunda ailesine zarar verileceği konusunda kendisinin tehdit aldığını beyan etti. Sanık, mağdur ve taraf avukatlarını dinleyen mahkeme heyeti verdikleri karar sonrasında sanığın tutukluluk halinin devamına karar verirken davayı ise 26 Şubat 2021 tarihine erteledi.

    Dava sonrası UCİM’den açıklama

    Öte yandan, dava sonrası adliye girişinde basın açıklamasında bulunan UCİM Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneği, çocuklara yapılan tacizlerin sonuna kadar karşısında olduklarını ve ellerinden geleni yapacaklarını belirtti.

    Çocukları hiçbir istismarcının eline bırakmayacağız

    UCİM Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneği Başkanı Saadet Özkan, “10 yaşından itibaren istismara uğrayan çocuğumuzun davasındaydık. Bugün ki saatler süren davada şunu gördük; bu davayı istismarcı, siyasi, politik her türlü kurum ve partiyi işin içine katmaya çalıştı ama bu dava hiçbir şekilde ne siyasi ne de politik. Bir istismarcı eylemlerini çocuğa karşı gerçekleştirdi, çocuk mahkeme heyetinin o sakin tavrı, avukatların çocuğun üstün yararını ilkesini gütmesi sonucunda kendisini güvende hissetti. Ve istismarın diğer ayrıntılarını anlattı. İstismarcı çocuğu hemen hemen odasına aldı, çocuğa müstehcen davrandı. Çocuklar, vatandır diye çıktığımız yolda çocukları hiçbir istismarcının eline bırakmayacağız. Kaybetmekten korkanlar değil, mücadele edenler kazanırlar. Bu istismarcı, bu durumu hiçbir şekilde siyasallaştıramayacak ve yaptığı istismarın bedelini adalet önünde ödeyecek. Bizde çocuğumuz için mücadeleye devam edeceğiz. Konuşun çocuklar, bu konuşan çocuk birçok çocuğun ve kendinin de hayatını kurtarmıştır. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının müdahilliği davaya kabul edildi, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı çocuk için hem eğitim hem danışmanlık hem de sağlık tedbiri istedi o yüzden de bu tedbirler çok kıymetli. UCİM de vekalet ile davada bulunacak, müdahilliğimiz kabul edilmedi ama bakanlık özellikle çocuğun koruma tedbirini bugün belirtti, bunun altını çizelim. O yüzden de çocuklara hep birlikte sahip çıkacağız” dedi.

    Çocuğumuz gayet cesur şekilde yaşananları anlattı

    UCİM Avukatı Mine Rana Kahramanoğlu ise, “Bugün ki yargılama 10 saat sürdü. Çocuğumuz gayet cesur şekilde yaşananları anlattı, sonra savcı ‘nitelikli istismar’ suçundan mütalaa verdi ve aynı zamanda tutukluluk halinin devamını istedi. Mahkemede kişinin tutukluluk halinin devamına ve mahkemenin 26 Şubat 2021 saat 10:00’a duruşmayı erteledi. Biz yine burada olacağız. Çocuğumuz kahraman çocuktur; tüm çocuklar adına tüm dergahların, tüm tarikatların içerisinde dönen her şeyi ifade etmiştir. Sonuna kadar yanındayız” diye konuştu.

  • Cinsel istismar iddiasına tepki

    Cinsel istismar iddiasına tepki

    Erzurum’un Narman ilçesinde 10 yaşındaki çocuğa istismarda bulunulduğu iddiasıyla bir şahıs gözaltına alınırken, vatandaşlar şahsa tepki gösterdi.

    Edinilen bilgiye göre, E.K. (42) isimli şahsın 10 yaşındaki çocuğa yönelik istismarda bulunduğu iddiası üzerine ilçe halkı tepki gösterdi. Polis şüpheli şahsı gözaltına alarak polis merkezine götürdü. Durumu haber alan ilçe halkı toplu olarak polis merkezine gelerek şahsı linç etmek istedi. Polis jandarmadan destek istedi. Jandarma polis merkezi çevresinde güvenlik tedbiri aldı. Şüpheli şahıs özel bir araçla polis merkezinden çıkarırken vatandaşlar şahsa tepki gösterdi.

  • 13 yaşındaki kıza mektup yazan şahıs cinsel istismardan tutuklandı

    13 yaşındaki kıza mektup yazan şahıs cinsel istismardan tutuklandı

    Aydın’ın Didim ilçesinde kırtasiye işleten 61 yaşındaki bir şahıs, 13 yaşındaki kız öğrenciye mektup yazarak tacizde bulundu. Gözaltına alınan şüpheli ’çocuğa cinsel istismar’ suçundan tutuklandı.

    Edinilen bilgiye göre, Efeler Mahallesi’nde kırtasiye işleten 61 yaşındaki E.G., 13 yaşındaki bir kız öğrenciye aşk mektubu yazdı. E.G.’nin çocuğa iletmek istediği mektup, kızın ablası tarafından ele geçirildi ve durum polise bildirildi. 13 yaşındaki kız çocuğu ailesiyle birlikte emniyete giderek şikayetçi oldu. E.G. emniyet güçlerince gözaltına alındı. Şahıs, ’çocuğa cinsel istismar’ suçlamasıyla sevk edildiği adli makamlarca tutuklanarak cezaevine gönderildi.

  • Ömeroğlu: “Cinsel istismar eğitimlerine son verilmeli”

    Ömeroğlu: “Cinsel istismar eğitimlerine son verilmeli”

    Uzman Eğitimci Dikkat Akademisi Kurucusu Adalet Ömeroğlu, son yıllarda yaşanılan çocuk istismarlarının sayısının artmasıyla birlikte üzerinde titizlikle durulan Cinsel İstismar hususunun bugün gösterilen sonuçlara göre ivedilikle önlem alınarak değerlendirilmesi ve kaygı artırıcı boyutlara sürüklendiğine dikkat çekilmesi gerektiğini belirtti.

    Ömeroğlu, “Körpecik zihinlere şüphe çivisi çakmak, ilerleyen yaşlarda öfke ve saldırganlığa dönüşebilmektedir! Kendini koruyabilme becerisi, modelleme yoluyla ancak sevgi ve güven bağı ile kazanılır” dedi.

    Özellikle istismarın artması ile birlikte okul öncesi dönemden başlanılarak, televizyon programları, konferanslar, seminerlerin yanında yazılı ve görsel medyada da ön plana çıkmış, farkındalık çalışmalarının farklı boyutlar kazandığını anlatan Adalet Ömeroğlu, “Yapılan çalışmaların iyi niyetli olmasına rağmen istismarda önleyiciliğin ötesinde, eylemin tekrarını ve ailelerin endişesini artırmıştır. Gelişimsel sürecin en önemli basamağı olan okul öncesi dönem maruz kalınma bakımından riskli gurubu oluşturduğu için, kendini koruyamayacak yaş aralığında olunması hem kaygıyı artırmış hem de önlem almayı zaruri kılmıştır. Oysa üzerinde asıl durulması gereken önlem alıcı tavırlardan ziyade çocuğu her durumda kendini korumayabilmeye hazır hale getirmek için aile içinde de çocuğu koruyabilmeye vurgu yapılmalıdır. Soyut dönem basamağına henüz ulaşamamış bu yaş aralığındaki çocuklar, ne tehlikeyi tanımlayabilir ne de kendini nasihatlerle koruyabilir. Bu yüzden zihinlerine erken ekilen bu kaygı tohumları ve dolayısıyla sosyal beceri kazanma süreçlerinde sergiledikleri şüpheli tavırları guruba dahil olma ve uyum problemlerini de beraberinde getirmiştir. Dahası, henüz güvenli bağlanma pratiklerini kazanamamış bu çocukların, aile, akraba, arkadaş, komşu, öğretmenler vb. yetişkinleri ile nasıl iletişime geçme deneyimlerini de zedelemektedir. Kim, hangi durumda bana dokunmalı ve özel alanımın ne kadarını sergileyebilirim muhakemesini de yapamamaktadır. Sevildiğini anlayan çocuklar kendilerini güvende hissetmekte ve doğru ilişki kurabilmektedir. Ayrıca bu aralıktaki çocuklar en çok dokunsal iletişim kurmakta ve sözsüz iletişimi yani duyusal iletileri çok sık kullanmaktadırlar. Kendisine gülümseyen bir yetişkini samimi bulabilirken, bir başka yetişkininin bitişiğinde oturmasını ise bir sevilme türü olarak anlayabilmektedir” diye konuştu.

    “Öyleyse küçücük zihinlere hangi durumda nasıl davranması gerektiğini ve hangi davranışın nasıl yorumlanması gerektiğini nasıl öğreteceğiz?” diyen Adalet Ömeroğlu, açıklamasını şöyle sürdürdü;

    “İstismardan korunmanın önlemleri, aile ve toplumsal türlerde farklılık göstermektedir. Dokunma ve izin alma öğretileri çeşitli olabilmektedir. Kaygılı ebeveynler, durumun hassasiyetinin telaşıyla, istismarı izah etmede ve çocuğunun kendini koruyabilmesi adına önlem alma sürecinde henüz çocuğun tanımlayamadığı özel bölgelerine dikkat çekmekte ve bu özel bölge sınırını da kestirememektedir. Çünkü cinsiyet ayırımı (kız-erkek) ve cinsel aktivite eylemlerinin 4-6 yaşlarında kazanılmaya başlanıldığı bu kritik süreçte istenmeyen eylemlere vurgu yapılmasıyla başka uyandırmalara da neden olabilmektedir. Çünkü henüz soyut dönem becerilerini kazanamadığından önlemlerin bölge gösterilerek uyarılması, çocuğun kaygısını artırabilmekte ve özel bölge alanlarına hassasiyeti geliştirebilmektedir. Engellenen alanlara merakı artırmakta hatta akranları arasında pratik yapma heyecanı bile uyandırabilmektedir. Peki, istismarı hangi basamağa ayırmalı ve çocuk eğitiminde buna nasıl yer vermeliyiz

    Çocuk bu istismara kendini koruyamadığı için değil, çocuk yaşta kendi mahremiyeti korunmayan yetişkinleri tarafından maruz kalıyor.

    Mahremiyet eğitimi ailede başlar ve modelleme yoluyla uzun süreci kapsar. Anne ve baba tutumu ve tutarlılığı bu eğitimin kazanılmasında son derece önemlidir. Çocuğun bezinin değiştirilmesi, tuvalet eğitimi ve banyo mahremiyetin en çok göz ardı edildiği alanlardır. Anne ve babanın bu alanlardaki hassasiyeti çocukta kendini koruyabilme duyarlılığını zaten geliştirecektir. Yalnız yabancıların yanında değil 1,5-2 yaşından itibaren anne ve babanın kıyafet değişiminde dahi hem kendilerini hem çocuğu koruma tavırları, bez değiştirme sırasında özel alana geçilmesi, banyoda dahi çamaşırın çıkarılmaması ve asla banyoda eşlik edilmemesi, izinsiz eşya kullanımı ve özel alanların kullanılmaması gibi öğrenme süreçlerinin özenle desteklenmesi çocuğu doğal koruma ve korunma becerilerine hazırlayacağından altını çizerek, korku ve kaygı aşılayarak onların anlayamayacakları kurgulara da ihtiyaç kalınmayacaktır. Kendi özel alanımızda koruyamadığımız çocuklar, yabancı kavramını bile tanımlayamadığı kişilere karşı kendini nasıl koruyacaktır. Çamaşırını istediği yerde çıkaran ve ulu orta yerde tuvaletini yapabilen çocuklara istismarı ve korunma yollarını öğretemeyeceğimiz gibi onların hayal dünyalarında olumsuz duyguları canlandırma ve gübrelemeye de fırsat vermemeliyiz. Dolayısıyla istismar eğitimleri yerine anne-babama-çocuk eğitimleri artırılmalı ve koruma, güven ve sevgi gibi kavramların ailede başlanıldığı gerçeğiyle olumsuz davranışların sonucunda önlem almaya yönelik eğitimler ve farkındalık çalışmaları sınırlandırılmalı ve “istismar“ gibi çok olumsuz sonuçlar doğurabilecek kavramların, olumsuz davranışın tekrarını güçlendirebileceği endişesiyle küçücük zihinlerin yanında dahi kullanılmamasına dikkat edilmelidir.”