Etiket: Çıkmalıyız”

  • Altuntaş: “Lozan’daki sınırlarımıza sahip çıkmalıyız”

    Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu Genel Başkan Vekili ve Basın Sözcüsü İzzet Altuntaş, Lozan Antlaşması’ndaki sınırlara sahip çıkılması gerektiğini söyledi.

    Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu Genel Başkan Vekili ve Basın Sözcüsü İzzet Altuntaş, 15-16 Ekim tarihinde Bursa’da yapılan Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu Yönetim Kurulu toplantısında Türkiye gündemini ilgilendiren konularla ilgili değerlendirmelerde bulunduklarını söyledi.

    15 Temmuz darbe girişimine değinen Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu Genel Başkan Vekili ve Basın Sözcüsü İzzet Altuntaş, “Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu’nun temsil ettiğimiz Balkan Rumeli camiası olarak 15 Temmuz tarihinde girişilen kalkışmaya en iyi şekilde karşılık veren milletimizi, güvenlik güçlerimizi cani gönülden kutluyor ve destekliyoruz. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz. Mekanları cennet olsun, Türk milletimizin başı sağ olsun. Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu yönetimi olarak temsil ettiğimiz Balkan Rumeli camiası 15 Temmuz sonrası gelişmeleri dikkatle takip ediyor. Bu bağlamda kamuoyu vicdanında oluşan ön yargılı ve iftiraya dayalı suçlamalarla zan altında bırakılanların süratle hukuki durumlarının değerlendirilerek sonuçlandırılması gerektiğine inanmaktayız. Ayrıca masumiyet karinesi ve suçun şahsiliği ilkesi gözetilerek Türk aile yapısının korunması suretiyle Türkiye’nin bir an önce normalleşmeye dönmesinin umudu ve beklentisi içerisindeyiz. Ancak görünen odur ki, darbe girişimi sonrası meydanlarda nöbet tutan insanlarımız ‘tehlike geçmiştir’ denilince evlerine çekilmiştir. Amma velakin şimdi de ortada şekilleri belli olmayan insanlar yani Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı insanlar kendileri ‘biz darbenin kahramanlarıyız’ diyerek ortalıkta dolaşmaktadır. Ne yazık ki bu olaylar Türk milletinin gözünün önünde cereyan etmektedir ve kaygılanmaktayız. Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu yönetimi olarak bu süreçte boşalan devlet kadrolarına Cumhuriyet ilkelerine ve Atatürk inkılaplarına inanan ehil ve liyakat sahibi insanların getirilmesini Balkan camiası olarak beklemekteyiz” dedi.

    “Batı Trakya’daki Türk kardeşlerimiz eğitimde ve dini konularda sıkıntı çekmektedir”

    Son günlerde herkesin konuştuğu Lozan Antlaşması’na da değinen Altuntaş, “Lozan Antlaşması mütekabiliyet esaslarına dayanması sebebiyle özellikle Balkan camiasını yakından ilgilendiren Batı Trakya’da eğitim meselesine anlaşmasının takipçisi olarak uygulanmasına bekliyoruz. Hükümetimizin bu bağlamda bu meseleye sahip çıkmasını bekliyoruz. Batı Trakya’da yaşayan Türk kardeşlerimiz bugün eğitimde sıkıntı çekmekte, dini konularda sıkıntı çekmektedir. Sadece Lozan, Türkiye’nin her ne kadar anlaşma haritasının çizilmesi ise adalar konusunda, Kıbrıs konusunda, Kerkük ve Musul hakkında o zamanın günün şartlarına göre Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları ilk önce Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırlarını belirlemişlerdir. Çünkü Türkiye’yi o gün Ermeniler, Kürtler, Yunanlılar, İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar gibi birçok ülke istila etmiş. Sadece İç Anadolu’da bir Türk bölgesi kalmıştı. O nedenle Lozan, Osmanlı’nın Avrupa’dan çekile çekile Türkiye sınırları içerisine 16. Türk devleti olarak kurulmuş, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruculuğunu yapmıştır. Lozan budur. Dış güçlerin bizim içerimizde iç savaşın başlatmak istediği bugünlerde çok dikkatli olmamızı gerektiren bazı şartlarımız da vardır. Önümüzde Suriye ve Irak örnekleri var. Biz Lozan’daki sınırlarımıza sahip çıkmalıyız. Hatta Lozan’da yapılan anlaşmalarda, Muğla, Aydın ve İzmir’in sınırları içerisinde olan 16 ada ve 152 tane adacık olan yerleri kaybetmiş ama bunlarla ilgili en ufak bir ses, seda çıkmamaktadır. Bunları da sahiplenmemiz gerekir. O nedenle Lozan, Türkiye Cumhuriyeti’nin dışarıdaki, Türklerin de dört gözle takip ettiği Türkiye sınırlarının devam etmesi ve sahiplenmesidir” diye konuştu.

  • Bozbey: “Ülkenin Bütün Renklerine Sahip Çıkmalıyız”

    Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’i ziyaret eden Bursa Muşlular Eğitim Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Cahit Ozan, çocuklara yönelik hayata geçirecekleri proje için destek istedi.

    Bursa’da Muş örf ve adetlerini yaşatmak için 1997 yılında kurulan Muşlular Eğitim Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin (MUŞ-DER) Başkanı Cihat Ozan ve yönetim kurulu üyeleri, Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’i Halk Evi’nde ziyaret etti. Türkiye’de farklı örf ve adetlerin kültür mozaiğini oluşturduğunu söyleyen Bozbey, Bursa MUŞ-DER’in de bu mozaiğin bir parçası olduğunu kaydetti. Bozbey, “Ülkemizin bütün renklerine sahip çıkmamız, bu zenginliğini koruyarak büyümemiz ve gelişmemiz gerekiyor. Çalışmalarımızı da bu yönde gerçekleştirmeliyiz, aksi takdirde ülkede ayrışma yaşanır” şeklinde konuştu.

    Bursa ve Türkiye’nin ilk kültür zenginliği projesi olan Anadolu Arastası Projesi’nden de bahseden Bozbey, “Anadolu Arastası Projemiz ile Türkiye’nin 81 ilinin yanı sıra Balkanlar’dan Kafkaslar’a tüm özgün kültürel değerleri Nilüfer’de buluşturacağız.

    Proje ile ilgili olarak yaklaşık 8 ay müteahhitlerin itirazlarıyla uğraştık zaman kaybımız oldu. Ancak artık hız kazanacak. Projeyi 2018 sonunda bitirmiş oluruz” dedi.

    Bursa ve Muş’un kardeş şehir olduğunu söyleyen Dernek Başkanı Cahit Ozan da, dernek çalışmaları hakkında Başkan Bozbey’e bilgi verdi. Ozan, Muş ile Bursa arasında köprü görevi gördüklerini kaydetti.

  • “Yöresel Değerlerimize Sahip Çıkmalıyız”

    Adres Patent Genel Müdür Yardımcısı Cumhur Akbulut, Coğrafi değerlerinin korunarak ticarileştirilmesinin yurtiçinde ve yurtdışında ülke tanıtımı ile birlikte ekonomimize katkı sağlaması açısından son derece önemli olduğunu vurgulayarak; Türkiye’nin 187 tescilli coğrafi işaretinin bulunduğunu, 226 başvuru işleminin ise devam ettiğini açıkladı.

    Adres Patent Genel Müdür Yardımcısı Cumhur Akbulut, Yapılan coğrafi işaret başvuruları, tescil sonuçları ve yansımaları hakkında açıklamalarda bulundu. AB nezdinde tescil edilen coğrafi işaretlerin Türkiye’nin uluslararası markalaşmasında büyük önem taşıdığını belirten Akbulut, “Mevcut durum itibarıyla 187 tescilli coğrafi işaretimiz bulunuyor, 226 başvurunun işlemleri ise devam ediyor” dedi.

    Coğrafi işaretlerin, yöresel ürünlerin geleneksel özellik ve kalitelerinin korunarak gelecek nesillere aktarılmasını sağladığına işaret eden Akbulut, aynı zamanda bölgelerine ve üreticilerine marka değeri ve dolayısıyla da ekonomik değer kazandırdığını dile getirdi.

    Akbulut, Türkiye’de coğrafi işaretlerin korunması konusunda yapılan çalışmaların daha sistemli ve etkili yürütülmesi amacıyla Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı öncülüğünde, TPE koordinatörlüğünde hazırlanan Ulusal Coğrafi İşaret Strateji Belgesi ve Eylem Planı’nın Temmuz ayında Resmi Gazete ‘de yayınlanarak yürürlüğe girdiğini de hatırlattı.

    “SADECE ÜLKE BAZINDA TESCİL YETMİYOR”

    Cumhur Akbulut konuşmasına şöyle devam etti: “Coğrafi İşaret, kültürel mirası ve geleneksel üretimin önemini vurgularken, o bölge üreticisi ile birlikte tohumu, toprağı, suyu, iklimi korumayı hedefleyen bir sistem. Türkiye, zengin çeşitlilikte tarımsal ürünlere sahip bir ülke… Bu zengin çeşitlilik aynı zamanda büyük bir Coğrafi İşaret potansiyeli demek ve ülkemizde bu sayının yaklaşık 2.000 olduğu tahmin ediliyor. Mevcut durum itibarıyla koruma kapsamında olan coğrafi işaretler kadar henüz tescil edilmemiş potansiyel değerlerin bütününe yönelik tanıtım ve ticarileştirme konusunda ciddi adımlar atılması gerekmektedir. Sadece ülke bazında coğrafi işaret tescili yetmiyor. Uluslararası alanda da tescil ettirmek şart! Dolayısıyla iki yüz kadar ürünümüz, ülkemizde “coğrafi işaretle” tescil edilmişken; Buna karşın uluslararası tescil edilmiş ürün sayımız, henüz parmak sayımızı geçmedi”.

    “DENETİM ŞART”

    Adres Patent Genel Müdür Yardımcısı Cumhur Akbulut, denetimin en önemli husus olduğunu belirterek, “Coğrafi İşaretli ürünlerin tescil belgelerinde öngörülen kurallara göre üretildiğini denetleyecek Avrupa Birliği 45011 normlarına göre akredite olmuş bağımsız ve tarafsız denetim kuruluşlarının yaşama geçirilmesi şart. Ülkemizin her ili hatta ilçesi, bu anlamda ciddi bir potansiyele sahip… Fakat ürünü sadece tescil ettirmek de yetmiyor. Ürünü tescil ettiren belediyelerin veya ticaret-sanayi odalarının, o ürünü denetlemeleri de gerekmektedir. Bir coğrafi işaretin tescil ettirenlere ekonomik fayda sağlayabilmesi için, denetim mekanizmasının hayata geçirilmesi şart.” diye konuştu.

    “STK’LARA ÖNEMLİ GÖREVLER DÜŞÜYOR”

    Akbulut, “Denetim aşamasında Sivil Toplum Kuruluşlarına büyük rol düşmektedir. Dolayısıyla coğrafi işaretli ürünlerin kontrolünde, fiziki şartların oluşturulması noktasında STK’lar elini taşın altına koymalı” ifadelerini kullandı.