Etiket: Çıkarmayı

  • Türkiye ve Vietnam ticaret hacmini 4 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor

    Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO), ‘Vietnam Yatırım ve Fırsatları Semineri’ne ev sahipliği yaptı. Vietnam Ankara Büyükelçisi Tran Quang Tuyen, Vietnam ile Türkiye arasındaki ilişkilerin 40 yılı geride bıraktığını belirterek, “Hedefimiz ticaret hacmini 4 milyar dolara çıkarmaktır” dedi.

    BTSO Yönetim Kurulu Üyeleri Aytuğ Onur ve Haşim Kılıç ile Meclis Başkan Yardımcısı Murat Bayizit, Vietnam Ankara Büyükelçisi Tran Quang Tuyen, DEİK Türkiye – Vietnam İş Konseyi Başkan Yardımcısı Handan Atamer ve beraberindeki heyeti ağırladı. Ziyaretin ardından düzenlenen ‘Vietnam Yatırım ve Ticaret Fırsatları Semineri’nde konuşan Aytuğ Onur, Bursa’dan Vietnam’a ihracat yapan firma sayısının 100’e yaklaştığını söyledi.

    Bursa’nın Vietnam’a 11 milyon dolar ihracat gerçekleştirdiğini dile getiren Onur, “Güneydoğu Asya’daki öncelikli pazarlarımız arasında yer alan Vietnam ile Bursa iş dünyamız arasındaki ticarî ilişkilerin geliştirilmesini oldukça önemli buluyoruz. Vietnam’ın Asya pazarına açılmak isteyen yatırımcılarımız için stratejik önem taşıdığını biliyoruz. Yaklaşık 600 milyonluk tüketici potansiyelinin bulunduğu Asya pazarı başta enerji ve imalat sektörü olmak üzere farklı alanlarda ve geniş yelpazede firmalarımıza çok önemli iş birliği ve yatırım imkanları sunuyor” dedi.

    Meclis Başkan Yardımcısı Murat Bayizit, Türkiye ekonomisinin ihracatının yüzde 10’unu tek başına gerçekleştiren Bursa’nın üretim kapasitesi ile başarı hikâyelerine imza attığını söyledi.

    Vietnam Ankara Büyükelçisi Tran Quang Tuyen, Türkiye ve Vietnam arasındaki yeni ticaret köprülerinin daha da güçlenmesi hedefiyle Bursa’ya geldiklerini söyledi. İki ülke arasındaki ilişkilerin 40 yılı geride bıraktığını ifade eden Tuyen, “Ülkeler arasındaki karşılıklı ziyaretlerle ticarî ilişkiler daha da artacaktır. Ortak arzumuz 4 milyar dolar ticaret hacmi hedefine ulaşmaktır. Bizler yapmamız gerekeni çok iyi biliyoruz. Önümüzdeki süreçte yeni ticaret köprülerinin kurulacağına inanıyorum” ifadelerini kullandı.

    DEİK Türkiye – Vietnam İş Konseyi Başkan Yardımcısı Handan Atamer, Bursa’nın özellikle yaş sebze ve meyve gibi alanlarda doğru bir bağlantı noktası olduğunu belirterek, “Bursa, Vietnamlı firmalarla iş yapabilir. Türkiye’nin aklında her zaman uzakdoğu var. Ama uzak doğu bize ‘uzak’ olmamalı. Vietnam treni kaçarsa Asya’nın fırsatlarından yararlanamayız.”

    ‘Vietnam Yatırım ve Ticaret Fırsatları Semineri’nde Vietnam Ankara Büyükelçiliği Ticaret Ataşesi Cuong Le Phu ülkedeki yatırım imkânları hakkında bilgiler verdi.

  • Adana sağlık turizminde gelirini 10 katına çıkarmayı hedefliyor

    Sağlık Bakanlığı ve Adana Valiliği tarafından düzenlenen ”TÜSKA Sağlık Hizmetleri Akreditasyonu Tanıtımı Toplantısı ve Sağlık Turizmi Çalıştayı’’ Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin ev sahipliğinde başladı.

    Bölge turizmini çeşitlendirmek, 12 aya yaymak, katma değeri yüksek turizm hareketleri oluşturmak, iş hacmini arttırmak ve sağlık hizmetlerinde akreditasyon çalışmalarının geliştirilmesi için yapılması gereken hususları görüşerek gerekli kararları almak ve bu alanlarda karşılıklı iş birliğini sağlamak amacıyla düzenlenen çalıştaya geniş bir katılım oldu.

    Adana İl Sağlık Müdürlüğü koordinasyonunda, Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Konferans Salonunda düzenlenen çalıştaya, Adana İl Sağlık Müdürü Dr. Ahmet Özer, Adana Ticaret Odası Başkanı Atila Menevşe, Adana Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Bekir Sütcü, Çukurova Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Dr. Lütfi Altunsu, Türkiye Sağlık Hizmetleri Kalite ve Akreditasyon Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Figen Çizmeci Şenel, Adana Şehir Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Koray Daş, İşletme Müdürü Mehmet Karakuş, Adana Sağlık Turizmi Dernek Başkanı Dr. Halis Bayrak, Bölge illerinden 3 İl Sağlık Müdürü, 6 Başkan, Adana’daki kamu ve özel hastanelerin yöneticileri ile Adana, Mersin, Gaziantep, Kilis, Adıyaman, Elazığ, Diyarbakır, Kahramanmaraş, Şanlıurfa veİzmir’den yaklaşık yüz uzman katıldı.

    Adana İl sağlık Müdürü Dr. Ahmet Özer, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, devlet ve özel sektör iş birliğiyle yaptırılan Adana Şehir Hastanesinin kente kazandırılmasının mutluluğunu yaşadıklarını söyledi.

    Sağlık turizmi konusunun, şehir hastaneleri yapılırken birçok kez gündeme geldiğini belirten Dr. Özer, “Çünkü bu tür yapılar ve bu tür teknik donamına sahip tesislerin sadece kendi ülkesine hizmet edeceği düşünülemezdi. Şehir Hastaneleri, sağlık turizmi konseptine uygun olarak yapıldı. Adana Şehir Hastanesi de diğer hastanelerden farklı olarak bir kampus mantığında yapıldı. Adana Şehir Hastanesi, 7 ayrı branşın kendi içinde olduğu 1550 yataklı büyük bir konsepte sahip” dedi.

    Dr. Özer, 12 ülkeden 1 saatlik uçak yolculuğu ile 57 ülkeden de 4 saatlik uçak yolculuğu ile Türkiye’ye ulaşım sağlanabildiğine işaret ederek, “Yılda 1,5 milyar kişinin uçak yolculuğu ile yer değiştirdiğini, yine yılda 30 milyon kişinin sağlık hizmeti almak adına ülkeler değiştirdiğini biliyoruz. Biz de işte bu noktada ülkemizin birkaç şehrinin yıllardır bu sürecin içerisinde olmasındansa ve, sağlık üssü olduğumuzun bilinciyle bu yatırımların içinde olduk” ifadelerini kullandı.

    “Sağlık turizminde 10 milyar doları hedefliyoruz”

    2013 yılında Sağlık Bakanlığının genel planlarına girdiğini anımsatan Dr. Özer, “Biz bu hizmetleri yaparken,sağlık turizm için ülkemize gelenlere de kendi vatandaşımıza sunduğumuz gibi en yüksek kalite ve donanımdaki hizmet vermeyi taahhüt ediyoruz. Yurtdışında 100 bin TL’ye yaptırılabilecek sağlık hizmetleri, ülkemizin birçok şehrinde üçte bir fiyatına, aynı zamanda yüksek kalitede, aynı donanımda akreditasyon sahibi olmuş ve kalitede tanımlanmış sağlık kuruluşlarında sunuluyor” dedi.

    Adana İl Sağlık Müdürü Dr. Ahmet Özer, Adana’da şuanda 10 tane sağlık turizmi yapabilme yetkisi alabilen sağlık kuruluşu olduğu bilgisini vererek, “Sağlık turizmindeki süreci, ülkemiz adına herhangi bir olumsuzluğa meydan vermemek için birlikte ve doğru yönetmeliyiz. Sağlık Bakanlığı Sağlık Turizmi Daire Başkanlığımız ve Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğümüz ile birlikte bu süreci birlikte götürmekteyiz. Sağlık turizminde 10 milyar doları hedefleyen bir ülkeyiz. Bazı ülkeler gelirlerinin yüzde 30’unu sağlık turizminden sağlıyor. Ve onların verdiği hizmetler ise bu binada verilen hizmetlerin altında” diye konuştu.

    “Sosyal devlet anlayışıyla çalışıyoruz”

    Adana Şehir Hastanesinde, sağlık turizmi konseptine uygun odalar bulunduğunu vurgulayan Dr. Özer, şöyle devam etti:

    “Çünkü biliyoruz ki insanlar parasının değeri kadar daha güzel yerde de kalmak istiyor. Aynı zamanda coğrafyamız, inanç turizminin de olduğu bir alan. Gastronomide de iyi bir yere sahibiz. Tüm bunları düşündüğümüzde sağlık turizminde neden iyi bir yere gelmeyelim. Biz, sivil toplum örgütlerimizin destekleri ve özel sektör iş birliğinin tecrübesi ve dinamizmiyle, ortak sosyal devlet anlayışıyla çalışıyoruz. Bizim için isimler levhalar değil önemli değil. Önce ilimiz, sonra ülkemiz ve insanlık adına ne yapabilirsek onun peşinde olmalıyız. Sağlık turizmi böyle bir öneme sahip. Sizlerden istediğimiz, bizlerle iş birliği içinde olmanız. Adana, 2023 yılında sağlık turizminde bugünkü gelirini 10 kat üstüne çıkaracak kapasiteye sahip.”

    Prof. Dr. Figen Çizmeci Şenel ise hedeflerinin, sağlık turizmiyle ülkemize ciddi bir gelir kapısı aralamak olduğunu vurgulayarak, toplantının düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür etti.

    Kalite Yönetimi ve İyileştirme Birim Sorumlusu Dr. Öğr. Üyesi Keziban Avcı da, sağlık turizminde akreditasyon faaliyetleri, hastanelerin neden akredite olmak istedikleri, neden hükümetlerin akreditasyonları kalkınma planlarında yer verdikleri ve akreditasyon programlarının uygulanmasında zorunlu olup olmadığı ve akreditasyonun lisans veya sertifikadan farkını anlatan sunum gerçekleştirdi.

    Çalıştayın öğleden sonraki bölümünde ise 10’ar sağlık turizmi çalıştay grupları toplantıları gerçekleştirilerek, karşılıklı görüşmeler yapıldı. Konuklar daha sonra Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesinin çeşitli birimlerini gezerek, ilgililerden bilgi aldılar. Çalıştay, yarın gerçekleşecek sunumların ardından sona erecek.

  • Sena Nur Çelik: “Tarımsal ihracatı 40 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz”

    AK Parti Antalya Milletvekili Sena Nur Çelik, seçim çalışmalarına Serik İlçesi’nde devam etti. Burada konuşan Çelik, ülkenin yükselişinde tarımın önemli rol oynadığını belirterek, “2023 yılında tarımsal ihracatımızı 40 milyar dolara çıkarmış, bir Türkiye için tüm gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.‘’ dedi.

    Yeni Mahalle, Akçaalan ve KürüşMahalleleri’ni gezen AK Parti Antalya Milletvekili Sena Nur Çelik, yeni dönemde yeni projelerle çiftçiye desteğin süreceğini söyledi.

    Ekonomik kalkınmada tarımın anahtar aktör olduğunu belirten Çelik, ‘’Tarım insanlığın en eski geçim kaynağıdır. Güçlü ülke olmanın yolu tarım, hayvancılık ve gıdada kendini ispatlamaktan geçiyor. Ülkelerin yükselişinde tarım öncü bir faktördür. 16 yıldır bir çok üründe önemli üretim potansiyeline sahip olan ülkemizi tarımda da daha ileriye taşımak için çalışıyoruz. Yaklaşık 5,5 milyon civarında insanımıza istihdam sağlayan tarım sektörüyle ilgili 15 önemli Kanun çıkardık. 2002’de 36,9 milyar TL olan tarımsal gelirimizi, 2017 yılında 188,7 milyar TL’ye ulaştırdık. Tarımsal hasılada Avrupa’da 4’üncü olan ülkemizi 1’inci sıraya yükselterek Avrupa’nın en büyük tarım ülkesi konumuna getirdik. Bugün 195 ülkeye, 1.690 çeşit tarımsal ürün ihraç ediyoruz. Her zaman çiftçilerimizin umudunu ve güvenini artırmayı sürdürdük. Üretim maliyetini azaltmak için 2003’te başlattığımız uygulama ile mazot maliyetinin yarısını ödüyoruz. Tarım Kredi Kooperatifleri aracılığıyla damızlık düve veriyoruz ve veterinerlik, aşı ve küpe hizmetlerini de bedelsiz karşılıyoruz. Gübre ve yemde KDV’yi kaldırdık. Prim desteği verilen ürün sayısını 5’ten 17’ye çıkardık. Genç çiftçilerimize 30 bin TL hibe projesini hayata geçirdik. Çiftçilerimize faiz kolaylığı sağladık. Makine teçhizat alımlarına yüzde 50 hibe desteği verdik. Milli Tarım Projesi ile hem bitkisel üretimi, hem de hayvancılığı destekliyor, planlı ve kendimize yeterli üretimi amaçlıyoruz. Ülkemizin uluslararası seviyede referans olacak ilk Ulusal Gıda Referans Laboratuvarını kurduk. Türkiye’nin 2023’te tarımsal ihracatını 40 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz. Tarım politikalarımıza yeni dönemde yeni projelerle yön vermek için tüm gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz’’ diye konuştu.

    ‘’Tarım her devrin vazgeçilmezidir’’

    Tarımda 5 yıllık kalkınma hedeflerine değinen Sena Nur Çelik konuşmasını şöyle devam etti: ‘’Sanayi ne kadar önemliyse tarımın da o kadar önemli olduğunu düşünüyoruz. 16 yılda çiftçiye verilen destekleri 7 kat artırdık. 2023 yılında Tarımsal Gayrisafi Yurtiçi Hasılamızı 150 milyar dolara çıkarmış bir Türkiye hayalimizi çiftçilerimizle birlikte gerçekleştireceğimize inanıyoruz.

    81 il ve 250 köyde Birlikte Üretim Modelini hayata geçirmeyi planlıyoruz. 2020 yılına kadar sağlayacağımız 5,2 milyar TL hibe ile 10 bin yeni yatırımı destekleyip 50 bin yeni istihdam oluşturmayı planlıyoruz. Sertifikalı tohum üretimini 2 milyon tona çıkaracağız. Ülkemizin hayvan varlığını artırmak için Ziraat Bankası kredi olanaklarıyla şartları uygun olan yetiştiricilere damızlık düve ve koyun vermeyi hedefliyoruz. Hayvancılıkta proje karşılığı büyükbaş ve küçükbaş alımı, hayvan barınağı, makine ve ekipman alımları dahil olmak üzere 5 yıl vadeli, sıfır faizli kredi kullanma imkanı tanıdık. Tarım her devrin vazgeçilmez sektörüdür. Bir çok ürünün anavatanı olan Anadolu topraklarının bereketine bereket katmak için bütün imkanlarımızı seferber ediyoruz. Biliyoruz ki; tohum toprağa düşmeden can bulmaz. Ektiğimiz tohumdan kaliteli ürün almak için suyundan gübresine kadar tüm ihtiyaçlarını karşılamak gerekiyor. Her dönemde toprağın altını bereketli kılmanın, üzerini de imar eden geleneğin takipçileri olarak tarım sektörünü güçlendirmeyi sürdüreceğiz. ‘’

    ‘’Tarım olmadan kalkınma olmaz’’

    Antalya’nın da tarım, hayvancılık ve gıda alanında farklı bir noktaya geldiğini belirten Çelik, “Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen Türkiye’de ilk ve örnek bir proje olan Döşemeltı’nda 2 megavat kurulu güneş enerjisi santrali ile çiftçimiz için elektrik üretimine başladık. Yeni Güneş Enerjisi Santrali yapımını da projelendiriyoruz. 39 sulama kooperatifimiz üyesi olan 7 bin 429 çiftçi ailemize sulama elektriği desteği olarak elektriği bedava sağlıyoruz. Antalya’da 14 yılda 20 Tarımsal Kalkınma Kooperatifine 19,4 milyon TL kredi desteği sağladık. Üreticilerin birleşip güçlenmesine katkıda bulunduk. Yeni tarımsal tesislerinin kurulmasıyla çok sayıda istihdam sağlandı. Büyükbaştan küçükbaşa, besiden süte, yemden arıcılığa kadar birçok alanı destek kapsamına aldık. Antalya’da hayvancılık desteğini 65 kat artırdık. Çiftçimizin yüksek faiz yükü altında ezdirmeyip üretimin önünü açtık. Seracılık modernizasyon kredileri ile üreticilerimize ilk yılı ödeme ve faizsiz, kalan 4 yıl %5,5faiz oranı ile kredi imkanı sağladık. Sera yapımlarında proje karşılığı %50 faiz indirimli kredi vermeye başladık. Hayvancılık, sulama, sertifikalı tohumluk üretiminde faizsiz finansman dönemini başlattık, kredi faizlerini sıfırladık. Antalya’da son 14 yılda tarımsal kredi kullanımında 69 kat artış sağladık. Ziraat Bankası tarafından kullandırılan Tarımsal İşletme Kredilerinin yapılandırılmasını sağladık. Sertifikalı fidan destekleri kapsamında en az 5 dönümlük meyve ağacı dikiminde dönüm başı 400TL’lik, muz fidanında ise minimum1 dönümlük yatırımlarda dönüm başına 280TL liksertifikalı fidan desteği sağladık. Tarım olmadan kalkınma olmaz bilinciyle yepyeni bir dönemin kapısını aralıyoruz. Hem ülkemizde hem Antalya ve Serik’te tarıma elverişli her karış toprağın ekilmesini sağlamayı istiyoruz. Güçlü tarım, güçlü Türkiye, güçlü Antalya ve Serik için vakit tarım vakti diyoruz. 24 Haziran’dan sonra yeni bir tarım devrimiyle çiftçimize hak ettiği değeri vererek büyük Türkiye yolunda yürüyüşümüze devam edeceğiz” dedi.

    Sena Nur Çelik, Kürüş ile Kökez Mahallelerinde engelli ve yaşlı ziyaretinde bulundu. Orucunu Gebiz Mahallesi’nde açan Çelik, iftarın ardından Seriklilerle sohbet etti. Son durağı Seçim Koordinasyon Merkezi’nde 24 Haziran seçimleriyle ilgili istişare toplantısı yaptı.

  • Halk Sağlığı Genel Müdürü İlter: “Kızamık hastalığını hayatımızdan tamamen çıkarmayı hedefliyoruz”

    Halk Sağlığı Genel Müdürü Dr. Hüseyin İlter, Kızamık hastalığını Türk insanının hayatından tamamen çıkarmayı hedeflediklerini söyledi.

    Kastamonu Ticaret ve Sanayi Odasında Sağlık-Der Kastamonu Şubesinin Olağan Genel Kuruluna katılan Halk Sağlığı Genel Müdürü Dr. Hüseyin İlter, “Türkiye’de Kızamık hastalığını Türk insanın hayatından tamamen çıkarmayı hedef aldık. Ama bugünlerde özellikle Avrupa ve Rusya’dan gelen kızamık vakalarıyla uğraşıyoruz. Avrupa bunu başaramamışken, biz kızamık hastalığını tamamen insanlarımızın hayatından çıkarmayı hedefliyoruz” dedi.

    Şehir Hastanelerini dünyanın gelişmiş ülkelerinin bizzat ziyaret ettiğini söyleyen Dr. İlter, “Şehir hastanelerimizi dünyanın gelişmiş ülkeleri, bunu nasıl becerebiliyorsunuz diye yerinde ziyaret ediyorlar. Bu noktada Türk insanı olarak gururluyuz. Bunların hepsi sadece Sağlık Bakanlığı personeli tarafından başarılmadı. Bunlar çok paydaşlı çalışılan hususlardır. Paydaşların en önemlisi de sivil toplum kuruluşlarıdır” diye konuştu.

    Türkiye’nin tütünle mücadelede dünyada ilk sırada yer aldığını anlatan Dr. İlter, “Sağlık-Der derneği, Türk insanın hayatından sigarayı nasıl yok ederiz, kaldırırız diye çalışma yapıyorlardı. Bu çalışmalar kapsamında kahvehanelerde sigarayı yasaklayalım dendiğinde içimden gülmüştüm böyle bir şey yapılabilir mi diye. Ama yapıldı, sonrasında da devam etmek bizlere nasip oldu. Türkiye, tütün ile mücadelede Dünya 1.si oldu. Bu noktada çok ciddi adımlar attı. Biz, sadece Türk insanı değil, ümmet bilinciyle yetişmiş bir grup olarak ümmetin sağlık derdine nasıl çözüm olabilirizin kaygısındayız. Dünya İslam Sağlık Birliğinin kurulmasında Sağlık-Der öncülük etmiştir, halende bayrağı taşıyan bir dernektir” şeklinde konuştu.

    Öncelik verdikleri illerin başında Kastamonu’nun da geldiğini sözlerine ekleyen Dr. İlter, “Kastamonu, bizim gerçekten öncelik verdiğimiz illerden bir tanesidir. Kastamonu’ya gelirken arkadaşlar bana sizi gezdirelim dediler. Ben de kendilerine zaten Kastamonu’yu biliyorum dedim. En az 20 kez gelmişimdir. Adım adımda gezdim. Önümüzdeki süreçte Kastamonu’yu sağlık alanında çok daha güzel sağlık hizmetleri bekliyor. Kastamonulular bunu hak ediyor. Çünkü biraz dışarıdan kopmuş gibi görünen ama yüreği vatan sevdası ile dolu bir şehirdir. Ben öyle bilirim, öyle tanırım” ifadelerini kullandı.

    “Tek bir kimlikte istediğiniz yerde muayene olabiliyorsunuz, dünyada böyle bir sistem daha yok”

    Genel Kurulda konuşan Sağlık-Der Genel Başkanı Dr. Kazım Sezen ise, tek bir kimlikle Türkiye’nin her yerinde ve her hastanesinde muayene olabilindiğini hatırlatarak, dünyada daha böyle bir sistemin olmadığını kaydetti.

    Dr. Sezen, “İsterseniz 5 tane fakülte bitirin, nereyi bitirirseniz bitirin eğer bu bakış açımız, iman gözüyle bakamıyorsa, insan gözüyle bakamıyorsanız karşınızda insanlara insani değerle bakamıyorsanız yaptığınız hizmetten ne siz zevk alırsınız ne de karşınızdaki insanı mutlu ederseniz. Onun için bir hizmet veriliyor. Allah razı olsun. Şuan Türkiye’de Dünyada ilk 5 içerisinde yer alıyor. Bir MEDULA sistemi var, bu sistem ne Avrupa’da ne Amerika’da ne de başka bir ülkede var. Bizim insanımızın şuanda yüzde 99’u sağlık sistemimizin içerisinde bulunuyor. Sadece nüfus cüzdanını göstererek istediği yerde Ankara’da profesöre bile muayene olabiliyor. Dünyada böyle bir şey yok” dedi.

    Türkiye’de e-nabız sistemi ile MEDULA sisteminin olduğunu ve bunun yanında 3 milyon Suriyelinin de bunduğunu hatırlatan Dr. Sezen, şöyle konuştu: “Bırakın Türk vatandaşlarını Suriyeliler bile, çıkartılan kimlik kartlarını göstererek istediği doktora muayene olabiliyor, ilacını alabiliyor. O ülkelerin kendi vatandaşları bile duruma şaşırıyor. Ben, Malezya’dan 10 gün önce geldim. Malezya’nın milli geliri Türkiye’nin iki katı, yani 25 bin dolar oluyor. Ama doktora gittiğinizde elinize faturayı tutuşturuyorlar. Bu kadar imkana sahip ülke bunu başaramamış”

    ABD’de Türkiye’deki gibi sosyal güvenlik kurumuna benzer bir kurumun bulunmadığını anlatan Dr. Sezen, şunları kaydetti:

    “Resmi bir sosyal güvenlik sistemi yok. Özel sağlık sigortacılığı kuruluşları var. Ciddi primler ödüyorsunuz. Prim ödemediğiniz zaman sağlık hizmeti alamıyorsunuz. 30 milyon insan Türkiye’nin nüfusunun yarısına yakın insan, sokakta yatıyor. Evi yok. Bizim Müslüman teşebbüsler, yardım kuruluşları sokakta kalanlara yardımcı olmaya çalışıyor, sağlıklarıyla ilgileniyor. Kapitalizmde paran yoksa öl. Avrupa, 80 yıldır sosyal devlet iddiasıyla gidiyor. Bugün biz diyoruz ki, 80 milyon vatandaşımızı sosyal güvence altına aldık. Evde sağlık hizmeti veriyoruz. Kastamonu’da yok ama 15 tane ilde evde fizik tedavi hizmeti veriliyor. Şehir merkezine en uzak bir köyde yatalak olarak yaşayan vatandaşa, fizyoterapistler giderek en iyi şekilde fizik tedavi hizmeti veriyor. Bunları anlattığımız zaman Avrupa’dakiler bize, siz aklınızı mı kaçırdınız diyorlar. Bunlar çok pahalı bir hizmet, biz bundan kaçmaya çalışırken siz, daha çok bu hizmetleri vermeye çalışıyorsunuz. Bu bize, zenginliğimizi gösteriyor. Bu insana değer vermeyi gösteriyor. Gerçekten biz, dünyaya örnek olabilecek bir sağlık sistemi içerisindeyiz. Her ne kadar bizim hekimlerimiz, sağlık personelimiz, hemşireler, sağlık çalışanları, hayatlarından memnun olmasalar da, problemler olsa da ama gerçekten çok büyük işler yapıyorlar”

    Türkiye’nin ümmetin duasıyla 50 yıl daha önünün kesintisiz açık olduğunu ifade eden Dr. Sezen, şunları söyledi:

    “15 Temmuz gecesini yaşadık, Afrin operasyonu yapıldı. Anadolu Müslüman bir memleket, inanmış bir memleket. Çok güzel bir vatandayız. Ama bu memlekette ne yazık ki bu memleketin hainleri de var. Her türlü tuzakları önümüze kuruyorlar. Yetmiyor dışarıda da bunların arkası var. Onlar destekliyor. Önümüze tuzaklar açıyorlar, engeller koyuyorlar ama bu milletin dualara sebebiyle darbeyi 3-5 saat öne almak zorunda kalıyorlar. Ondan sonra kendi kazdıkları çukura kendileri düşüyorlar. 15 Temmuz darbesi sonrasında bu millet ayaklandı, gözü açıldı. Fırat Kalkanı harekatını biz televizyon karşısında basit görüyoruz, Afrin harekatını basit görüyoruz ama bu milleti ayakta ve zihinde tutan, güç veren şehadettir. Biz, gitmişiz Afrin’de mazlumların elinden tuttuk. O teröristlerin elinden kurtardık. Onların duasıyla bu memleket inanıyorum ki belki bir 50 yıl daha önü açıktır. Hiçbir kafir pis çizmesiyle gelerek bu vatana ayak basamayacaktır.”

    “Kastamonu’da çıtayı yükselttik, aşağı düşmesi artık mümkün değil”

    Kastamonu’da çıtayı bir hayli yükselttiklerini anlatan Kastamonu Belediye Başkanı Tahsin Babaş da, “Yereldeki çalışmalarımızı sıcak bir şekilde gerçekleştiriyoruz. Sağlık-Der’in güzel çalışmaları var. Elimizden geldiği kadar destek olmaya çalışıyoruz. Sağlık konusunda Türkiye çok mesafeler kat etti. Kastamonu’da Türkiye ile beraber aynı mesafeleri kat etti. Belediyeci olarak hizmette sınırımız yok. Her zaman vatandaş haklıdır. Prensibiyle çalışmaya gayret ediyoruz. Biz çıtayı çok yükselttik. Çıtanın aşağıya gelmesi mümkün değil. Ufak tefek sorunlarımızı beraber aşarak devam ediyoruz. Türkiye son 10 yılda her noktada çıtayı yükseltti. Sağlık en önemli faaliyet alanlarından birisidir. Halkın içinde biri olarak vatandaşın memnuniyetini biliyoruz. Vatandaşlar her türlü isteğini iletebiliyor. Hedefimiz belli. Herkesin sağlık, ulaşım, genel, yereldeki hedefleri de bellidir. Cumhurbaşkanımızın gösterdiği yolda devam edip gidiyoruz. Hizmetin daha sağlıklı olması için önümüze çıkan engelleri nasıl aşacağımızı düşünmeliyiz. Engelleri birlik ve beraberlikle aşmamız gerekiyor. Yereli, siyasetinde çok güzel bir kaynaşma var” diye konuştu.

    Kastamonu’nun 2018 yılında Türk Dünyası Kültür Başkenti ilan edildiğini hatırlatan Başkan Babaş, “Kastamonu için çok önemli bir konu. 81 il arasında tarihiyle, kültürüyle, doğasıyla, dokusuyla Kastamonu’nun kadim bir şehir olduğu ve başkentliğe layık olduğu ifade edildi. TÜRKSOY’un teklifiyle oy birliğiyle Kastamonu seçildi. Bizde gurur duyduk. Turizm ve Kültür Bakanımız Numan Kurtulmuş gerçekten olması için Kastamonu’ya unvan verdiklerini söyledi. 21 Mart çok güzel bir açılış yaptık. Başbakanımız ve bakanlarımız açılış törenini çok beğendi. Emeği geçen tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Kastamonu’yu gösterme, tanıtma ve duyurma imkanını bulmuş olduk. Yıl boyunca etkinliklerimiz ve çalışmalarımız devam edecek. Başbakanımız faaliyetler ve kalıcı eserler açısından Kastamonu için şanslı bir yıl olduğunu belirttiler” dedi.

    Konuşmaların ardından tek liste halinde gidilen seçimde Sağlık-Der Kastamonu Şubesi Başkanlığına Tugay Civelekoğlu seçildi.

  • CarrefourSA balıkta cirosunu 4 katına çıkarmayı hedefliyor

    Tedarik zinciri, satın alma, lojistik ve market satış alanlarını yenileyen CarrefourSA, oluşturduğu “Su Ürünleri Platformu” Projesi ile Türkiye’nin her bölgesinden satın aldığı balıkların tüm kalite kontrollerini yaptıktan sonra tek noktadan “soğuk zincir” araçlar ile marketlerine sevk ediyor.

    CarrefourSA Genel Müdürü Z. Hakan Ergin, balıktaki potansiyellerini ortaya çıkaracaklarını belirterek, “Diğer ürünlerimizde olduğu gibi balıkta da tazelik, çeşit sayısı, hizmet ve fiyat olarak müşterimize en kaliteli alışveriş olanağını sağlayacağız. Geçtiğimiz yıl yaklaşık 25 – 30 olan balık çeşidimizi bu yıl av yasağında 45 – 55, balık sezonunda da 70 – 80 arasına yükselterek, ciromuzu 4 katına çıkarmayı ve Türkiye’nin en çok balık satan marketi olmayı hedefliyoruz” dedi.

    Hakan Ergin ve CarrefourSA Gıda Kategori Direktörü Ayşin Işıkgece’nin katılımıyla İstanbul Boğazı’nda düzenlenen tekne turunda CarrefourSA’nın balık alanındaki yatırımları hakkında basın mensuplarına bilgi verildi.

    “Türkiye’nin en çok balık satan marketi olacağız”

    Ergin, Türkiye’de balık tüketiminin dünya ortalamasının altında olduğuna dikkat çekti. Dünyada kişi başına ortalama 17 kg, Avrupa’da ise ortalama 20 kg su ürünleri tüketildiğini kaydeden Ergin, dört tarafı denizlerle çevrili Türkiye’de tüketim ortalamasının ise 6,2 kg olduğunu belirterek, şunları söyledi:

    “CarrefourSA olarak balık alanında daha fazla yatırım yapmaya karar verdik. Türkiye’de perakende müşterisi ilk olarak buz üzerinde balık satan reyonları CarrefourSA’da tanımıştı. Buz üzerinde balık satışı ülkemiz için önemli bir farklılık ve yenilikti. Bu potansiyeli ortaya çıkaracağız. Balıkta 2017 hedefimiz, 2016 cirosunu 4 katına çıkarmak. Tazelik, ürün sayısı, hizmet ve fiyat olarak müşterimize en kaliteli alışveriş olanağını sağlıyoruz. 2016 yılında 25 – 30 farklı balığın yer aldığı reyonlarımızdan toplam 175 adet kamyona denk gelecek şekilde 2,8 milyon kg balık satışı yapıldı. Bu yıl av yasağı döneminde minimum 45 – 55, balık sezonunda da 70 – 80 arası farklı balık sunarak 700 kamyon, yani 8 milyon kg balık satmayı hedefliyoruz. Böylelikle 2017 yılında Türkiye’nin en çok balık satan marketi olacağız.”

    Projenin En Önemli Ayağı “Su Ürünleri Platformu”

    Ayşin Işıkgece ise uygulamaya koydukları yenilikler hakkında bilgi verdi. Halen 110 markette balık reyonları ile hizmet verdiklerini kaydeden Ayşin Işıkgece, bunların 36 Hiper, 18 Gurme ve 56 Süper marketten oluştuğunu belirtti.

    Projenin en önemli ayağını, merkezi dağıtım noktası olarak konumlandırdıkları Su Ürünleri Platformu’nun oluşturduğuna dikkat çeken Ayşin Işıkgece, şunları söyledi:

    “Balık konusunda lojistik, ayrı bir uzmanlık gerektiriyor. Eskiden balık dağıtımı yapan firmalar, ürünleri marketlere göre ayrı ayrı teslim ediyorlardı. Bu konuda Su Ürünleri Platformu olarak adlandırdığımız yatırımımız sayesinde Türkiye’nin her bölgesinden satın aldığımız balıklar, tedarikçilerimiz tarafından tek bir noktaya teslim ediliyor. Su Ürünleri Platformu’na gelen ürünler, CarrefourSA’nın alanında uzman kalite sorumluları tarafından; ürünün kalitesi, sıcaklığı, etiket bilgileri, balık boy ve avlanma zamanı, yasakları gibi başlıklar nezdinde kontrol ettikten sonra ürünleri kabul ediyorlar. Kabulün ardından ürünler marketlerimizden gelen sipariş taleplerine göre, temizlik ve hijyen kurallarına uygun oluşturulmuş hazırlama alanında ayıklanıp tartılıyorlar. Daha sonra marketlere göre ayrıştırılarak plastik kasalarda paketlenip etiketlendikten sonra “soğuk zincir” araçlar ile marketlerimize sevk ediliyor. Bu süreçte uygun olmayan ürünler, prosedürlere göre evrak düzenlenerek reddediliyor. Su Ürünleri Platformu ile hem ürün çeşit sayısını arttırdık hem de ürünlerin tazeliği ve kalitesiyle müşterimizi memnun edecek bir düzeye ulaştık. Böylelikle tazesi ya denizde ya CarrefourSA’da söylemimizi bir kez daha kanıtlamış olduk.”

    Sattıkları balıkların büyük kısmını yerel üreticilerden tedarik ettiklerini anlatan Işıkgece, “Deniz üretim balıklarını İzmir’den Bodrum’a kadar olan bölgedeki çiftliklerden, tatlı su balıklarını ise tüm bölgelerden tedarik ediyoruz. Ülkemizde balık fiyatları kırmızı ete göre daha düşük. Balık üreten bir ülke olarak Çipura, Levrek ve Alabalık üretiminde Avrupa’da lider duruma geldik. Bu alandaki üretimin yüzde 50 – 55’i ihraç ediliyor. Balık konusunda üretime oranla tüketim seviyesi düşük bir ülkeyiz. Balık tüketimini artırabilmenin yolu 12 ay boyunca sürdürülebilir üretimden geçiyor. Bu vesileyle Doğa Tat Carrefour Projesi kapsamında üreticilerle iş birliği yaparak sürdürülebilir fakat kontrollü bir üretim yaptırıyoruz. Kontrollü üretim adına hem balıklarda hem de suda sürekli olarak kimyasal kalıntı miktarlarını veya mikrobiyolojik değerleri denetliyoruz. Bunların yanı sıra periyodik denetimler gerçekleştiriyoruz. Yerine ve iklimine uygun olarak üretilen tüm ürünler, bağımsız denetçiler tarafından da denetlendikten sonra raflardan tüketicilere ulaştırılıyor” dedi.

    Türkiye’de bir ilk; Merter’deki hipermarkette “Balık Pişirme” İmkânı

    Hayata geçirdikleri yenilikler kapsamında Merter’deki hipermarketinde müşterilerine “balık pişirme” hizmeti vereceklerini belirten Ayşin Işıkgece, “Evinde balık pişirmek istemeyen, zamanı kısıtlı, çalışan müşterilerimiz istedikleri balığı taze olarak reyondan alıp temizlettikten sonra dilerse restoranımızda balığını yiyebilecek dilerse de pişmiş halde evine götürebilecek. Merter’de su ürünleri adına deniz av ve üretim balıkları, tatlı su üretim balıkları, ithal üretim balıkları, işlenmiş ve dondurulmuş ürünler olmak üzere farklı alternatifler sunuyoruz” dedi.

    “Türk halkı sağlıklı, kontrollü taze balıklar yiyecek “

    Balık tüketimini çok önemsediklerini ve oluşturulan Deniz Ürünleri Platformu ile Türkiye’de balık tüketimini çok daha fazla noktaya yaymaya planladıklarını belirten ve balık satışında getirdikleri yenilikleri değinen Işıkgece; “Balık satışıyla ilgili büyük yenilikler gerçekleştiriyor, balık reyonlarını büyütüyor, balık konusu son derece önemli bir şekilde gündemine alıyor çünkü bu iş çok zor bir iş, bu işi düzgün ve kontrollü yapan nokta sayısı oldukça az. Satış noktalarımız artırıyoruz. Kurmuş olduğumuz İstanbul Tuzla’da yer alan soğuk hava deposunun olduğu bir platform düzeneğiyle Türkiye’deki var olan balık çeşitliliğinin kaynak bölgelerden buraya akmasını sağlıyoruz. Burada boy yasaklarına, kalite kontrol kriterlerine göre her türlü denetimden geçtikten sonra, boylanarak ve elleçlenerek özel hijyen strafor kutuların içerisinde çok hızlı bir şekilde soğuk zinciri de bozmadan mağazalarımıza ulaştırıyoruz. Proje ilk İstanbul’dan başladı daha sonra taşralara doğru yayılacak. Amacımız 3 tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye’de, balıklara saygılı bir şekilde Türkiye’deki balık kültürünü arttırmak. Mutfaklarımızda böyle sağlıklı bir ürüne yer vermeliyiz. Yapmaya çalıştığımız toplam pastayı büyütmek, bu nedenle hedefimiz toplam tonajımızı 4 katına çıkarmak. Türkiye’nin en çok balık satan noktası olacağız. Bu konudaki mottomuzda ’Tazesi ya denizde ya da Carrefoursa’da’. Bu platform organizasyonu bu işe çok yarayacak. Buna paralel olarak çalışan elemanlarımızı eğitiyoruz ve yeni istihdam olanakları sağlıyoruz. Eğitim almış personellerimiz aracılığıyla müşteriyle birebir temasa geçerek, o balığı nasıl pişirmeleri gerektiğiyle ilgili bilgiler vererek balığın mutfak kültürümüzdeki yerinin derinleştirmeye çalışıyoruz. Denizler hepimizin, gelecek kuşaklara aktarmamız gereken çok önemli kaynaklar var içerisinde. Bizler bu işi çok kontrollü şekilde yapıyoruz. Doğa Tat İsminde bir markamız var. Doğa Tat markası çiftlik ürünlerinde A dan Z ye hem balığın hem deniz suyunun analizleriyle, kontrolleriyle her aşamada izlenerek, titiz bir şekilde balığın sağlıklı ve lezzetli sofralara gelmesini sağlayan bir marka. Bu tip sistemleri daha da çoğaltacağız. Türk halkı sağlıklı, kontrollü izlenebilir balıklar yiyecek ve balığı daha çok tanıyacak, mutfaklarında daha çok yer verecek. Satış noktalarımızda daha çok çeşit ve tazelikle karşılaşacaklar” şeklinde konuştu.

    Etrafı kokutmadan taze lezzetli sağlıklı balık yemek

    Mağazalarda balık satışının yanı sıra pişirme hizmetini devreye soktuklarını ve yaygınlaşacağını ifade eden, ve balığın sağlıklı bir besin olarak mutlaka sofralarda yer alması gerekliğini vurgulayan Işıkgece, “Balık çok sağlıklı bir ürün. Türk mutfağındaki yerini biraz daha derinleştirmemiz gerekiyor. Bununla alakalı olarak yarışmalar düzenlemeyi planlıyoruz. İller bazında Türk damak lezzetine uygun balık tariflerinden oluşan güzel teklifleri müşterilerimizden toplayıp, bu teklifleri ve kazanan müşterilerimizi öne çıkarmak istiyoruz. Herkese yaymak istiyoruz bu güzel teklifleri. Mutfak kültüründe balığın yerini yaygınlaştırmak ve derinleştirmek için yaptığımız çalışmalar, iyi bir adım olacak ve bu sağlıklı ürün herkesin mutfağında yer bulacak. Hayata geçirmiş olduğumuz ve yaygınlaştırmayı planladığımız projelerimiz de var bunlardan ilki Merter mağazasından başladı ve sonrasında yaygınlaşacak. Yenilenmiş balık reyonlarımızın hemen yanındaki yenilenmiş restoranımızda, isteyen müşterilerimiz balıkları taze taze alıp hemen restorana vererek pişirtebilecek. Burada alışverişini yaptıktan sonra balığınız pişti haberini alıp, gelip çoluk çocuk evine gitmeden etrafı kokutmadan taze lezzetli sağlıklı bir balık yiyerek ve iyi bir deneyim yaşayarak mağazamızdan ayrılmış olacaklar” dedi.