Etiket: Cerrahisi

  • Spor ve diyet ile kilo veremeyenlere obezite cerrahisi

    Medicalpark Gaziantep Hastanesi Genel cerrahisi Prof. Dr. Yusuf Yağmur, obezite cerrahisinde yaşanan gelişmler hakkında bilgi vererek, spor ve diyet ile kilo veremeyenlere önerilerde bulundu.

    Prof. Dr. Yusuf Yağmur, obezitenin çağın en önemli sorunlarının başında geldiğini belirterek, obezitenin hareketsiz yaşam ve sağlıksız gıdalar ile birlikte tehdit boyutunu daha da büyütebileceğini ifade etti. Kilo verme cerrahisinde yaşanan gelişmeler hakkında bilgi veren Prof. Dr. Yağmur, kilo sorunu bulunanların spor ve diyete rağmen kilo veremediklerini ifade etti.

    En zorlu süreç karar aşaması

    Böyle durumda ise devreye obezite cerrahisinin girdiğini anlatan Yağmur, böyle durumlarda ise en zorlu sürecin karar aşaması olduğunu ifade etti. Yağmur,

    “Obezite ile savaşa başlamanın en zor tarafı, kişinin bu konuda kararlı hale gelmesidir. Çoğu insan, fazla kilolarından dolayı sıkıntı yaşayıp, yaşam kaliteleri düştüğünde kilo vermeye karar verir. Bu kişiler çoğu zaman, diyet ve sporla kilo vermeye çalışsalar da, bazen daha fazlası gerekir. Bu noktada kilo verme cerrahisi devreye girer. Bu yöntemlerin en sık uygulananların biri olan tüp mide ameliyatı ile midenin bir kısmının çıkarılmasıdır. Ameliyat laparoskopik (kapalı) yöntemle yapılır. Midenin küçülmesi, hastanın daha az miktarda gıda ile doyma hissine ulaşmasını sağlar. Bir diğer yöntem gastrik bypass tekniğinde ise iki amaç vardır. Birincisi mide hacminin küçülmesi, ikincisi ise bağırsakların bir kısmını devreden çıkartarak gıdaların sindiriminin azalmasıdır. Sleeve gastrektomi ameliyatı sırasında midenin büyük bir kısmı geriye dönüşü olmadan laparaskopik yöntemle midenin büyük kenarı dikey olarak kesilip çıkarılır. Geriye bırakılan mide dokusu yaklaşık 150-200 ml civarındadır. Komplikasyon olarak tüm cerrahi girişimler için de geçerli olan kanama, organ yaralanması, emboli ve anesteziye bağlı komplikasyonlar ve midenin kesilen ve dikilen hattından olan kaçaklar görülebilir” dedi.

    Hastaya özel program şart

    Medical Park Gaziantep Hastanesi Genel Cerrahi Prof. Dr. Yusuf Yağmur, “Her hastanın ihtiyacının farklı olduğu ve programın buna göre planlanması gerektiği sonucuna ulaşılabilir. Cerrahi müdahale sonrasında da hastanın takibinin çok önemlidir. Yapılan araştırmalar, kilo verme cerrahisinden faydalanan yüzde 60-80 oranındaki kişilerin beş yıl boyunca verdikleri kiloları geri almadıklarını ortaya koyar” diye konuştu.

  • İnme cerrahisi yöntemiyle şah damarı felçli hastaların iyileşme oranı arttı

    İstinye Üniversite Hastanesi DAS-Damar Sağlığı ve Yaşam Merkezi, vasküler cerrahi alanının önde gelen hekimlerinden Prof. Dr. Yusuf Kalko’nun yönetiminde faaliyetlerine başladı.

    Merkezin açılış toplantısına ekonomi, siyaset dünyasından üst düzey isimler ve bürokratların yanı sıra alanında uzman doktorlar ve Prof. Dr. Kalko’nun yaptığı ameliyatlarla sağlığına kavuşan hastalar da katıldı. Toplantıda geliştirdiği yeni tekniklerle ilgili bir de sunum gerçekleştiren Prof. Dr. Kalko, ameliyatını gerçekleştirdiği hastalara yönelik tedavi yöntemlerini ayrıntılarıyla anlattı. Diğer yandan Prof. Dr. Kalko’nun hastaları da tedavi süreçlerine ilişkin deneyimleri açılışa katılanlara aktardı.

    “4 yılda 500 hasta yeni vasküler cerrahi girişimlerle sağlığına kavuştu”

    Son 4 yılda değişik derecelerde şah damarı kaynaklı felç geçiren 500 hasta, uygulanan vasküler cerrahi yöntemleriyle yeni ve daha konforlu bir yaşam şansı yakaladı. Prof. Dr. Yusuf Kalko, bu alandaki çalışmalarını önümüzdeki dönemde İstinye Üniversite Hastanesi bünyesinde sürdürmeye devam edecek. DAS – Damar Sağlığı ve Yaşam Merkezi; İnme Cerrahisi, Minimal İnvaziv Damar Cerrahisi, Doğumsal Damar Anomalileri ile Diyabetik Ayak ve Varis Tedavileri olmak üzere beş ayrı bölümden oluşuyor. Merkezde Prof. Dr. Yusuf Kalko’nun yönetiminde; invazif radyoloji ve radyoloji, anestezi ve reanimasyon, nöroloji, enfeksiyon hastalıkları, kardiyoloji, beslenme- diyetetik ve endokrinoloji branşlarından 5 hekim görev yapacak.

    Çağımızın vebası olarak tanımlanan damar hastalıkları her geçen gün daha tehlikeli boyutlara ulaşarak genç yaştaki pek çok insanda da görülmeye başlandı. Kalp krizi, şah damarı kaynaklı inmeler, bacak damarı tıkanıklığına bağlı kangrenler en sık görülen damar sorunları arasında yer alıyor. Ölüme sebebiyet verebilecek bu hastalıklar, erken tanı ve doğru müdahale ile tedavi edilebiliyor.

    İnme cerrahisi yöntemiyle başarı 10’uncu güne uzadı

    Merkezin açılış etkinliğinde konuşan Prof. Dr. Yusuf Kalko, ’’Tıp literatüründe, şah damarı tıkanıklığı nedeniyle felç geçirmiş hastalara 6’ncı saatten sonra müdahale yapılmasının kayda değer yarar sağlamayacağına dair yerleşik kanı, artık değişti. Uyguladığımız inme cerrahisi yöntemiyle hastalarda 10’uncu güne kadar başarı sağlanabiliyor; değişik derecelerde inme geçirmiş hastaları yeniden yaşama bağlayabiliyoruz. Bu başarı; hastanın genel durumuna göre bazen konuşma yetisinin geri gelmesi bile söz konusu olabilirken, bazen hastalarımızın ayağa kalkmasını bile sağlayabiliyoruz. Sonuç ne olursa olsun, her halükarda hastalarımızın hayatına olumlu katkı sağlıyoruz’’ dedi.

    ’’Türkiye’de yılda 150 bin kişi inme geçiriyor’’

    Prof. Dr. Yusuf Kalko, ’’Türkiye’de yaşam süresi 78 yaşını buldu. Şeker hastalığı hortladı. Dolayısıyla damarla ilgili bir sürü komplikasyon bizi bekliyor. Ülkemizde her yıl yaklaşık 150 bin kişi inme geçiriyor. Bu inmelerin büyük bir bölümü; şah damarına bağlı rahatsızlıklardan ötürü felçle sonuçlanıyor. Ülkemizde yaklaşık 10 milyon diyabetli insan var. Neredeyse her saniye bir kişinin ayağı kesiliyor. Yapmamız gereken insanlara doğru adresleri vermek. Biz, DAS – Damar Sağlığı ve Yaşam Merkezi’nde multidisipliner yaklaşımla yüksek teknolojik cerrahi imkanlarla halkımıza hizmete hazırız. İnsanlar boşu boşuna felç olmasın. İnsanların boşu boşuna ayakları kesilmesin, insanlar boşu boşuna yanlış tedaviler olmasın. Burada akademik unvanlı hekimler vasıtasıyla en son teknolojiyi halkın hizmetine sunmak için buradayız.’’ dedi.

    “Diyabet dışında sigara, yüksek tansiyon ve kolesterol de damar tıkanıklığı sebebi”

    Diyabetin damar tıkanıklığına etkisini anlatan Prof. Dr. Kalko,’’Damar sertliğinin en önemli sebebi sadece diyabet değil. Elbette diyabet etkili ancak sigara, yüksek tansiyon, kolesterol yüksekliği ve genetik yapı gibi diğer etkenler de damar tıkanıklığına yol açıyor. Şeker hastaları hem kolesterolü, hem de ilave risk faktörü yüksek hastalardır. Damar sertliği bir üçgenin ayakları gibidir. Şah damarında sorun varsa kalpte de vardır. Kalpte sorun varsa bacakta da vardır. Bu insanları tamamen hastalıklı gibi düşünüp ona göre önlem almamız lazım’’ şeklinde konuştu.

    ’’Lokal anestezi ile her türlü damar ameliyatını yapabiliyoruz’’

    Damar tıkanıklığı ameliyatlarında yaşın öneminin olmadığını dile getiren Prof. Dr. Kalko, sadece lokal anestezi ile her türlü damar ameliyatını yapabildiklerini belirtti ve en yaşlı hastalarının 103 yaşında olduğunu söyledi. Lokal anestezi ve minimal invaziv damar cerrahisi tekniği ile gerçekleşen ‘İnme cerrahisi operasyonu’, ileri yaş ve ilave kronik rahatsızlığı olan hastalara da uygulanabiliyor. Yöntemle aynı zamanda yüzde 100 tıkalı damarlara da müdahale şansı doğuyor.

    Konuşa konuşa şah damarı ameliyatı

    Lokal anestezi altında yapılan inme cerrahisi ameliyatları sırasında hastanın bilincinin açık tutulduğunu ve şah damarı kaynaklı felç ile kaybedilen hissiyatın geri gelişini bu şekilde kontrol edebildiklerini belirten Prof. Dr. Kalko, ’’Hastanın maruz kalabileceği riskler lokal anestezi kullanımıyla minimuma indirgeniyor. Bu şekilde genel anestezinin komplikasyonlarından kaçınıyorsunuz. Eğer şah damarı ameliyatı yapıyorsak hastanın şuurunu gözlemliyoruz. Bacak ameliyatı yapıyorsak, anında canlı maç seyreder gibi, hastanın her an ayağında hareket değişikliğini görebiliyoruz. Bu da özellikle ileri yaştaki hastalar için büyük önem teşkil ediyor. Çünkü bu durumdaki hastalar sadece damar sorunları ile değil; aynı zamanda şekerden tansiyona, kalpten, akciğer sorunlarına kadar pek çok rahatsızlıkla da mücadele ediyor. Şah damarı ameliyatında hastanın sadece boynunu uyuşturarak yaptığımız bu ameliyat sırasında onlarla sohbet ediyoruz. Bu sohbet onları dinç tutuyor ve şuur kaybını önlüyor. Şuurda ufak da olsa bir bozulma olması durumunda hemen bir kanül yardımıyla beyne kan gönderip hastanın dinç kalmasını sağlıyoruz. Bu esnada damarın içini temizleyip hızlı bir şekilde kapatıyoruz. Operasyon 30-50 dakika arasında tamamlanmış oluyor” şeklinde konuştu.

    ’’Damar sertliği artık bir kader değil’’

    Damar sertliğinin bir kader olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Kalko, ’’Damar sertliği doğumda başlıyor ve mezara kadar bizi takip ediyor. Bizim damar sertliğinde esas amacımız, önce önleyici tedbir. Aşılarla çiçek hastalığını yok ettiğimiz gibi, belki gün gelecek, uygulanacak tedavi yöntemleriyle damar sertliğini de yok edeceğiz. Şu anda bilenen; damar sertliğini önlemek için düzenli yaşanmalı, düzenli beslenmeli, düzenli doktor kontrolüne gidilmeli, düzenli spor yapılmalı ve eğer ilaç alınıyorsa bu ilaçlar düzenli kullanılmalı. Hastalar ilaçlarını akıllarına estiği gibi kesmemeli. Bunları yaparsak sorun çok kolay çözülecektir’’ ifadelerini kullandı.

    Yusuf Kalko’nun dokunduğu hayatlar

    Toplantıya katılan Prof. Dr. Yusuf Kalko’nun hastalarından 77 yaşındaki Hüseyin Ulubay hastaneye kaldırıldığında şah damarı tıkanıklığı kaynaklı felç geçirmiş ve sol bacağı tutmuyordu. Ulubay, geçirdiği 30 dakikalık inme cerrahi operasyonun ardından Prof. Dr. Kalkon’nun ayağa kaldırdığı hastalardan sadece biri. 3 yıldır günlük ihtiyaçlarını kendi kendine karşılayabilen Ulubay, ’’Önceleri her şey bitti zannettim. Yürüyemiyordum. Elimi kolumu kullanamıyordum. Değil hareket etmek, yaşayacağımı bile tahmin etmiyordum. Sonra Yusuf Hoca ile tanıştım. Benimle konuşa konuşa ameliyatı yaptı ve hayatım değişti” dedi.

    Sinan Şentürk isimli bir başka hasta hakkında da bilgi veren Prof. Dr. Kalko, ’’Buerger hastalığı, genelde 20 ila 40’lı yaşlarda görülen bir hastalıktır. Kılcal damarlar tıkanıyor. Sinan kardeşimiz sigarayı bırakamayan ve bizim sözümüzü dinlemeyen bir hastamızdı. O yüzden ayağının en azından topuğunu kurtardık. Tüm ayağı kesilebilirdi. Bugün sağlıklı bir şekilde aramızda ve dimdik ayakta. Sinan, sağlıklı yaşamdan uzaklaştığı anda tekrar riskli durumlarla karşılaşabilir. Buerger böyle bir hastalık’’ dedi.

    “Kemal Bey’in ameliyatı bize ışık tuttu”

    Prof. Dr. Kalko, şah damarı hastası olan Nevin ve Kemal Erdoğan çiftinin durumu da şöyle anlattı: ’’Nevin hanımı önce ameliyat ettik. 6 ay sonra ise Kemal amcanın boyun damarına baktık ve yüzde 98 oranında tıkalı olduğunu gördük. Başlangıçta ameliyat olmayı kabul etmedi. Sonrasında küçük bir felç atağı geçirince endişelenip bize geldi. Ancak maalesef ameliyattan sonra komplikasyon gelişti ve hasta felç geçirdi. Bu tarz durumlarda tıp literatüründeki bilgiler,hastaya müdahale önermez. Ancak bu hastayı bu şekilde bırakırsam ömür boyu felç kalabilirdi. Oturdum olgu örneklerini araştırdım, 1978 yılında Amerikalı bir cerrah bu durumdaki bir hastayı ikinci kez ameliyata almıştı ancak bu ameliyatların devamı gelmemişti. Bunun üzerine bütün sorumluluğu üstlendim ve Kemal Amcayı ikinci kez ameliyata aldım. Nitekim işe yaradı ve felci normale döndü. Bu ameliyat bize ışık tuttu. O günden sonra değişik derecelerde şah damarı felçli 500 hasta önemli ölçüde sağlığına kavuştu’’ şeklinde konuştu.

    “Sadece doktorumuz değil, yaşam koçumuz”

    Eşi ile birlikte yaşadıkları zorlu süreci anlatan Nevin Erdoğan,”Şah damarımdaki darlık nedeni ile önce ben ameliyat olmuştum. Rutin kontrollerimde hocamız eşim Kemal Bey’in de şah damarlarını muayene etmek istedi. Orada damarının tıkalı olduğunu ve felç riski ile karşı karşıya olduğunu öğrendik. Kemal Bey iğneden dahi korkar o yüzden bir süre kaçtı ameliyattan, olmamak için bahaneler buldu. Ancak kısa bir süre sonra ’tamam’ demek zorunda kaldı çünkü felç riski vardı. O da benim gibi lokal anestezi ile ameliyat oldu, ancak ameliyattan birkaç saat sonra felç geçirdi. Ancak Yusuf bey bu işin peşini bırakmadı ve eşimi tekrar ameliyata aldı. Ben açıkçası umutlu değildim. ‘Buraya kadarmış’ dedim. Ancak eşim ikinci ameliyattan sapasağlam çıktı. O günden sonra Yusuf hoca sadece doktorumuz değil oğlumuz, kardeşimiz, yaşam koçumuz oldu’’ dedi.

  • Merzifon’da Diyabet Cerrahisi ve Sağlıklı Beslenme konferansı

    Medicana Samsun Hastanesi ile Merzifon Belediyesi işbirliği ile Merzifon’da “Obezite ve Diyabet Cerrahisi” konulu konferans düzenlendi.

    Medicana Samsun Hastanesi Genel Cerrahi Bölümünden Opr. Dr. Salim Gümüş, Beslenme ve Diyet Uzmanı F. Huban Gönülol’un konuşmacı olarak katıldığı konferansta; Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Salim Gümüş, diyabetin son yıllarda çocukluk yaşlarına kadar inen ciddi bir hastalık olduğuna değinerek uygun hastalarda diyabet cerrahi ile tedavi edilebilen bir hastalıktır diye belirtti.

    Beslenme ve Diyet Uzmanı F. Huban Gönülol, sağlıklı ve dengeli beslenme düzeni ile obezitenin kontrol altına alınabileceğini, diyabetle mücadelede de gerek cerrahi sonrası gerekse cerrahi olmaksızın dengeli beslenmenin önemini vurgulayarak obezite ve diyabet cerrahisi sonrası beslenme programı konusunda bilgi verdi

    Medicana Samsun Hastanesi Genel Müdürü Yrd. Doç. Dr. Remzi Karşı, “Medicana Hastaneleri olarak toplum sağlığının ve koruyucu hekimliğin öneminin farkındayız. Bu doğrultuda gerek ilimizde gerekse çevre il ve ilçelerde toplum sağlığını yakından ilgilendiren konularda seminer ve konferanslar programlamaya ve uygulamaya devam edeceğiz” dedi.

    Konferansta Merzifon Belediye Başkanı Alp Kargı da bir konuşma yaptı.

  • Türk Kalp ve Damar Cerrahisi Derneğinden “İçinizdeki Balona Dikkat” Kampanyası

    Türk Kalp ve Damar Cerrahisi Derneği, ölümcül durumlara yol açabilecek “aort” denen büyük atardamarın karın bölgesinde yer alan kısmının balonlaşması hakkında halkı bilgilendirmek ve bu hastalık için risk taşıyan kişilerde farkındalık sağlamak amacıyla “İçinizdeki Balona Dikkat” kampanyası başlattı.

    Türk Kalp ve Damar Cerrahisi Derneği tarafından düzenlenen “14. Türk Kalp ve Damar Cerrahisi Kongresi” Antalya’nın turizm bölgesi Belek’te bir Otelde başladı. Kongreye bu yıl 2 bin 600’e yakın hekim, hemşire ve perfüzyonist katılıyor. Kongrede, Kalp ve damar cerrahisindeki çok önemli ve ilgi çeken konuların yanı sıra, olgular eşliğinde sık karşılaşılan problemlere ve hastalıklara yaklaşım ile birlikte tıptaki yeni gelişmeler gözden geçiriliyor. Son gelişmelere ilişkin konferanslar, dünyadaki kalp ve damar cerrahisindeki son gelişmeler, programın ana başlıklarını oluşturuyor. Kongrede konularında söz sahibi Türkiye ve yurtdışından 219 konuşmacı ve 152 oturum başkanı görev alıyor.

    Kongre kapsamında özellikle ölümcül durumlara yol açabilecek hastalıklarla ilgili toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla bir sosyal sorumluluk projesi başlatıldı. Projenin amacı “aort” denen büyük atardamarın karın bölgesinde yer alan kısmının balonlaşması hakkında halkı bilgilendirmek ve bu hastalık için risk taşıyan kişilerde farkındalık sağlamak. Kampanyanın sloganı ise “İçinizdeki Balon” olarak belirlendi. Kampanya hakkında açıklamalarda bulunan Türk Kalp ve Damar Cerrahisi Derneği ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Anıl Z. Apaydın, “Aort denilen vücudumuzun en büyük atardamarının karın bölgesindeki balonlaşması, çoğunlukla bir yakınmaya neden olmadan sessizce ilerler ve patlayıp kanamaya yol açar. Bu durumdaki hastaların yaklaşık yüzde 60 ile 80’i hastaneye ulaşamadan kaybedilir. Ameliyata kadar ulaşabilen hastaların da riski yüksektir” dedi.

    “Aort, en çok 65 yaş üstü erkeklerde görülür“

    Kanamaya yol açmış damar balonlaşması olan tüm hastaların en çok yüzde 10 ile 25’i taburcu olabildiğine dikkat çeken Apaydın, “Eğer risk altındaki kişilerde ‘anevrizma’ denilen damar balonlaşması olup olmadığı önceden saptanabilirse, cerrahi girişim ile yaşamsal tehlike ortadan kalkar. İngiltere’de 65 yaş üzerindeki her erkek bu hastalığın yakalanabilmesi için tarama programları çerçevesinde kontrole çağrılmaktadır. Aort 65 yaş üstü erkeklerde en çok görülür. Sigara içiyorsanız, riskiniz yüksektir. Kadınlarda risk düşüktür. Tedavisi düşüktür. Çeşitli tedavi yöntemleri var. Geleneksel yöntemde ise açık ameliyat yapılıyor. Bunun ilaçla tedavisi mümkün değil” dedi.

    “Kalp yetmezliğinin en ileri evresinde ilaçlar da yetersiz oluyor”

    Türk Kalp ve Damar Cerrahisi Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. A. Rüçhan Akar kalp ameliyatlarında ekip çalışmasına dikkat çekerek, “Birçok kararları kalp ekibimiz ile birlikte veriyoruz. Kalp yetmezliği toplumsal bir sorun. Çocuklarımızı da ilgilendiriyor. Kalp yetmezliğinin en ileri evresinde ilaçlarda yetersiz oluyor. Çözüm burada kalp naklidir. 78 milyon ülkemizde 20 bin kişi kalp yetmezliği yaşıyor. 690 hasta kalp nakli listesinde. 144 hasta acil kalp nakli bekliyor. Geçmiş yıllara göre nakilde çok gerilerdeyiz. Eşimizi akrabamıza organlarımızı vermekten çekinmiyoruz. Fakat, beyin ölümünden sonra bir karamsarlık oluyor. Kalp nakil merkezi sayımız şuan için 14 tane” dedi.

    “Küçük kesilerle yapılan tedavilerde yoğun bakım süresi ve taburcu olma süresi azalıyor”

    Türk Kalp ve Damar Cerrahisi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Op. Dr. Murat Sargın ise, “Teknolojik aletler gibi, insan eliyle yapılan işlerde küçülüyor. Minimal invaziv cerrahi, yapılması gereken ameliyatı yıllardır yapılan cerrahi kesilere göre daha küçük kesilerle yapmak demek. Cerrahinin bir çok branşı gibi kalp cerrahisinde de kesiler küçülüyor. Kalp hastalıklarının tedavisinde küçük kesi veya minimal invaziv yöntemlerin kullanılması ilk olarak 1990’lı yılların sonuna doğru gerçekleştirildi. Küçük kesilerle uygulanan teknikler ilk olarak bypass operasyonlarında kullanılsa da erken dönemde bu tekniğin daha çok kapak ameliyatlarında uygulanması yaygın hale geldi. Eskiden ya da halen devam eden kesi yöntemine göre hastaya avantajlar sağlıyoruz. Küçük kesilerle yapılan tedavilerde yoğun bakım süresi ve taburcu olma süresi azalıyor. Hastaların bize ben küçük kese ile ameliyat olmaya geldiği zaman biz bunları hastaya açıklıyoruz” ifadelerini kullandı.

    “2017 yılında kalp merkezlerinin sayısı 301 olması beklenmektedir”

    Türk Kalp ve Damar Cerrahisi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Ümit Kervan ise Türkiye’de toplam 52 ilde, 274 hastanede aktif kalp merkezi (açık kalp cerrahisi+girişimsel kardiyoloji) olduğunu belirterek, “Ülkemizde 2017 yılında kalp merkezlerinin sayısı 301 olması beklenmektedir. Bu merkezler toplam 70 milyon 765 bin 602 nüfusa hizmet etmektedir. Türkiye’de nüfusunun tamamı için 259 bin 852 kişiye bir merkez düşerken, İngiltere’de 1.5 milyon, Almanya’da ise 1 milyon kişiye bir merkez düşmektedir. 1460 civarında kalp damar uzmanımız mevcut. Yaklaşık 600 asistanımız eğitim alıyor. 2015 yılında bu merkezlerde, toplam 76 bin 019 açık kalp ameliyatı yapılmıştır. Bunların yaklaşık 50 bini koroner baypas ve 8 bin 500’ü çocuk kalp ameliyatları oluşturmaktadır. Her bölgede kalp merkezi olmasına rağmen kalp ameliyatlarının yüzde 61’i İstanbul, Ankara, İzmir, Adana’daki merkezlerde yapılmıştır. Bu sayılar incelendiğinde yapılan ameliyatların bilimsel verilere yakın olduğu düşünülmektedir. Tüm amacımız halka en iyi hizmeti verebilmek” diye konuştu.

    “Organları alındıktan sonra öldürüldüğü yönde çıkan haberler kesinlikle doğru değil”

    Prof. Dr. Mehmet Ali Özatik ise koruyucu tedavi yöntemleri ile halkı bilgilendiklerini kaydederek, “Bunları da bilimsel ışık altında bilgilendirmeliyiz. Mutlaka bilimsel verilere dayanarak konuşmalıyız. Hem yazılı hem görsel medyadan baypas ameliyatları tarihe karıştı gibi bir bilgilendirmeler gerçekler ile örtüşmüyor. Organ bağışında iki önemli faktör var. Bir tasni dini faktör bir tanesi de yazılı ve görsel medyada çıkan olumsuz haberler. Bir kişin organları alındıktan sonra öldürüldüğü yönde çıkan haberler kesinlikle doğru değil. Bu tür bir haber çıktıktan sonra en az 2-3 ay organ bağışı olmayabiliyor. Bazen dizilerde de bu yönde senaryolar olması da kötü etkiliyor. Organ bağışı konusunda hassas olmalıyız” dedi.

  • 20. Ulusal Çocuk Cerrahisi Hemşireliği Kongresi düzenlendi

    Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) Hemşirelik Bölümü 20. Ulusal Çocuk Cerrahisi Hemşireliği Kongresi’nde temsil edildi.

    Yakın Doğu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan yardımcısı ve Hemşirelik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Ümran Dal Yılmaz ve Dr. Ganna Pola 20. Ulusal Çocuk Cerrahisi Hemşireliği Kongresi’ne panelist olarak katıldı. Doç. Dr. Ümran Dal Yılmaz, “Hasta güvenliği ve ameliyathanede güvenli cerrahi” konulu yaptığı konuşmada, “Sağlık hizmetlerine bağlı hataların önlenmesi ve bu hataların neden olduğu hasta zararlarının ortadan kaldırılması ya da azaltılmasıdır” dedi.

    “1 milyon insan cerrahi hatalardan dolayı hayatını kaybetti”

    Joint commission Mart 2014 Raporu’na göre 1 milyon insan yarısı önlenebilir cerrahi hatalara bağlı komplikasyonlardan hayatını kaybetmiştir diyen Yılmaz, sözlerine şöyle devam etti:

    “1995-2013 yılları arasında bildirilen hataların ise yaklaşık yüzde 10’u anestezi/cerrahi müdahaleleri sırasında oluşan hatalardır. Güvenli cerrahi; ameliyathanede üzerinde önemle durulması gereken bir konudur ve sağlık personelinin bu uygulamalara dikkat etmesi son derece önemlidir. Ameliyathane kaynaklı tıbbi hatalar; hasta kimliğinin doğru tanımlanmaması, sağlık profesyonelleri arasında iletişim yetersizliği, ilaç uygulama hataları, yanlış taraf, yanlış hasta, yanlış cerrahi girişim, enfeksiyona bağlı sağlık bakım riskleri, düşmeler, cerrahi prosedür ve ortama bağlı yanıklar, yüksek riskli hastaların belirlenmemesi ve basınç yaralarıdır. Ameliyathanede güvenliği tehdit eden en önemli faktörler: çalışma ortamından kaynaklanan sorunlar ekipte yorgunluk ve dikkat eksikliği, personel sayısının yetersizliği, kesici-delici alet yaralanmaları, yanlış taraf cerrahileridir. Ameliyathanelerde ekibin kalabalık olması, sirkülasyonun hızlı olması, günübirlik cerrahi vakaların artması gibi nedenler güvenliği tehdit etmektedir.”

    YDÜ SBF Hemşirelik Bölümü Yabancı Öğrenci Koordinatörü Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Ganna Pola ise panelde yaptığı konuşmada, “Ateş immün sisteme tehdit olarak algılanan herhangi bir durumda vücudun otonomik, davranışsal ve nöroendokrin olarak verdiği normal, koordineli ve kompleks bir fizyolojik yanıttır” dedi.

    Uzm. Dr. Ganna Pola, “Vücutta üretilen ve kaybedilen ısı arasındaki denge çeşitli kontrol mekanizmaları ile sağlanmaktadır. Bunlar, sinirsel kontrol, derinin vücut sıcaklığını düzenleyici görevi ve terlemedir. Ateşin Nedenlerini yüzde 35 infeksiyolar, yüzde 20 onkolojik hastalıklar, yüzde 15 bağ dokusu hastalıkları, yüzde 20 bilinmeyen ateş ve yüzde 10 diğer nedenler oluşturmaktadır. Ateşin sınıflandırılmasını; lokalize bulgu olan ateş, lokalize bulgu olmadan ateş ve nedeni bilinmeyen ateş olarak yapabiliriz” diye konuştu.

    “Çocuğun ateşinin çıkmasının faydaları da vardır”

    “Ateş çocukluk döneminde en sık görülen ve aileleri en fazla endişelendiren durumlardan birisidir” diyen Pola, sözlerine şöyle devam etti:

    “Ancak ateşin aynı zamanda yararları da mevcuttur. Ateş çocuğun vücudunun kendini düzenlemesi aksiyonudur ve dışarıdan herhangi bir müdahale gerektirmez. Axilar ateş 39 C altında ise ateş düşürücü kullanılması gerekmez. Üstelik ateş düşürücü kullanılması durumunda antibiyotiğin gerçek etkisini gösterip göstermediği de anlaşılamayabilir. Annelerin ateş ile ilgili korktuğu konular arasında en çok belirtikleri; yüzde 84.5’i havale geçirmesi, yüzde 15.2 i beyinde hasar oluşması ve yüzde 11.4’i ölümdür. Çocuklarda ateşi düşürmek için yapılacaklar arasında vücudu 30-32 derece sıcaklıkta suyla silmek yer almaktadır. Ayrıca süngerle yapılacak fiziksel ovma hareketleriyle damarların genişlemesine yardımcı olunur (böylece vücudun ısı kaybetmesine yardımcı olunur).”