Etiket: Cerrahi

  • Ulusal Genel Cerrahi Öğrenci Kongresi OMÜ’de başladı

    Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Sağlık Topluluğu tarafından düzenlenen Ulusal Genel Cerrahi Öğrenci Kongresi bugün başladı.

    OMÜ Atatürk Kongre ve Kültür Merkezinde gerçekleşen kongreye; OMÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ayhan Dağdemir, Türkiye’nin farklı bölgesinden akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Kongrenin açılış konuşmasını yapan Sağlık Topluluğu ve Kongre Başkanı Samet Şahin, “OMÜ Sağlık Topluluğu olarak en büyük dileklerimizden biri Türkiye’nin her yerinden alanında başarılı değerli hocalarımızı ve meslektaşlarımızı burada Gazi Mustafa Atatürk’ün kurtuluş mücadelesini başlattığı Samsun’da ulusal ve bilimsel bir kongre çatısı altında bir arada görmekti. Bu süreçte bizden desteğini esirgemeyen herkese teşekkürlerimizi sunuyoruz” dedi.

    Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cafer Polat ise katıldığı öğrenci kongrelerinde özel bir heyecan duyduğunu belirterek şunları söyledi: “Bu kongrelerin özelliği ve beni mutlu eden yanı daha siz Tıp Fakültesini okuyorken bilimselliğe yönelmiş olmanız. Bu gösteriyor ki sadece tıp doktoru olmak peşinde değilsiniz. Bunu bilmek bizi çok mutlu ediyor. Öğrencilerimiz mesleğini öğrenirken bunun yanında moleküler düzeyde yeni tedavi yöntemleri üzerinde çalışmak, bilimsel çalışmalar gerçekleştirmek tutkusuna da sahipler. Bu kongrelerimizin sayısının çok daha fazla olmasını arzuluyor ve hedefliyoruz” şeklinde konuştu.

    Dağdemir: “Öğrenci merkezli eğitim, öğrencileri bilimsel düşünmeye sevk ediyor”

    Kongreye katılımın oldukça iyi olduğunu belirten OMÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ayhan Dağdemir, “Öğrencilerimizin düzenlediği bu kongreye Türkiye’nin farklı bölgelerinden 300 kişilik bir katılım oldu. Tıp eğitimi artık çok değişti ve gelişti. Öğrenci merkezli eğitim, öğrencileri bilimsel düşünmeye sevk ediyor. Bunun sonucu olarak da bu tarz yararlı kongreler ortaya çıkıyor” diye konuştu.

    Açılış konuşmalarının ardından sunumlara geçildi. 2 gün boyunca devam edecek oturumlarda Türkiye’nin farklı üniversitelerinden Tıp Fakültesi öğrencileri ve öğretim üyelerinin sunumları yer alacak. Kongrenin son günü katılımcılar Bandırma Vapuru ve Vezirköprü Şahinkaya Kanyonu’nu gezerek Samsun ve çevresini tanıma fırsatı bulacak.

  • Opr. Dr. Dinçer: “Kataraktın tek tedavisi, cerrahi operasyondur”

    Kataraktın her yaştan insanda görülebildiğini belirten Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Gökhan Dinçer, kataraktın tek tedavisi yönteminin cerrahi operasyon olduğunu söyledi.

    Samsun Büyük Anadolu Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Gökhan Dinçer, göz hastalığı olan katarakt hakkında açıklamalarda bulundu. Her yaşta insanda katarakta rastlanabildiğini ifade eden Dinçer, “60 yaştan sonra görülse de yeni doğan bebeklerden orta yaşlı insanlara kadar her yaşta katarakta rastlanabilir. Bulanık görme, çift görme, bir perdenin arkasından bakar gibi görme hastalığı olan katarakt yaşlılık hastalığı olarak bilinse de çocuklarda da görülebilir. Halk arasında göze perde inmesi olarak da bilinen kataraktın tek tedavisi cerrahi operasyondur. Bununda alanında tecrübeli ve uzman hekimler tarafından yapılmalıdır. Kişinin günlük yaşamını aksatacak boyutlara ulaşan katarakt, doğru tanı ve kısa sürede gerçekleştirilen bir operasyonla kataraktan kurtulmak mümkün olduğunu unutmamak gerekiyor. Ancak ne zaman ameliyat gereklidir sorusunun cevabını da yapılacak olan muayenenin ardından uzman bir doktor tarafından verilecek karara bağlıdır” dedi.

    “Katarakt tedavisi nasıl yapılır”

    Kataraktın tedavi edilmediği takdir de gözde kalıcı hasarlar bırakabileceğini ifade eden Dinçer, “Katarakt operasyonu hastanemizde dünyada geliştirilen son yöntem olan FAKO (Fakoemülsifikasyon) tekniği yapılmaktadır. FAKO tekniği ile ameliyat özel bir cihaz yardımı ile yapılmaktadır. Göze küçük bir tünel açılarak, işitme sınırının ötesinde ses dalgaları (ultrasonic) oluşturan cihazın ucu göz içine sokulur. Katarakt’lı mercek yerinde, parçalanarak emilir. Çıkarılan merceğin yerine, görme fonksiyonunu yerine getirecek kalıcı suni bir mercek (göz içi lensi) yerleştirilir. Ameliyat yaklaşık 15-20 dakika sürer” diye konuştu.

  • 5. Ulusal Minimal İnvaziv Ürolojik Cerrahi Kongresi

    Minimal İnvaziv Üroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Cenk Yücel Bilen, her erkeğin prostatının yaşla birlikte büyüdüğünü belirterek, “Prostatın büyümesi hastalık anlamında değildir. Bir yerde radyolojiye gittiğinizde ‘sizin prostatınız büyümüş bir üroloğa gidin’ önerisi ile karşılaşılır, bu yanlış bir yönlendirmedir. Bir erkeğin prostatının büyümesi hastalık değildir” dedi.

    Minimal İnvaziv Üroloji Derneği tarafından düzenlenen “5. Ulusal Minimal İnvaziv Ürolojik Cerrahi Kongresi” Antalya’nın Belek turizm merkezindeki bir otelde gerçekleştirildi.

    Kongre kapsamında düzenlenen toplantıda konuşan Minimal İnvaziv Üroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Cenk Yücel Bilen, kongreye minimal invaziv ürolojik cerrahi alanından yaklaşık 350 hekim katıldığını, birçok konuda son gelişmelerin detaylı olarak ele alındığını ve 31 oturum gerçekleştirildiğini belirtti.

    Kongrede 4 adet canlı cerrahi ameliyatın gerçekleştirildiğini dile getiren Prof. Dr. Bilen, “Hacettepe Üniversitesi ve 19 Mayıs Üniversitelerinden kongreye canlı yayınlar yapılmaktadır. Kongreye yurt içinden ve yurt dışından 74 konuşmacı ve oturum başkanı katıldı. Kongreye 150 bildiri başvurusu gelmiş, bunlardan 31 poster, 36 video ve 47 sözel bildiri kabul edildi” diye konuştu.

    Ürolojik cerrahi alanında teknolojik anlamda gelinen nokta hakkında bilgi veren Bilen, “Büyük kesiler yapmadan, vücudun kendi açıklarını kullanarak, burun, kulak deliği, vajen, ağız gibi bu delikleri kullanarak vücudun içine ulaştığımız cerrahilerin hepsi minimal invaziv cerrahilerdir. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte modern, göz alıcı, hastaların istediği herkesin bir şekilde ulaşmaya çalıştığı cerrahiler olmaya başladı. Aslında havalı olmalarının dışında çok büyük özellikleri yok. Lazer, robot sistemi, endoüroloji havalı isimler ve teknolojik aletlerimiz var. Bugüne kadar geliştirilen açık cerrahi yöntemlerinin üstüne koyduğumuz hastaların genel sağ kalımı anlamında özellikle kanser cerrahisinde ekstrası yok. Bu yöntemler hastaların çabuk iyileşmesini, ağrıların az olmasını, kanamaların az olmasını sağlıyor, ev ve işlerin erken dönmelerini sağlıyor. İnsanların en büyük korkularını bir kenara koyuyor. Hepimizin çok korktuğu aslında ağrı ve acı çekmedir. Minimal invaziv cerrahiler bu korkuları bir nebze de olsa bir kenara koyuyor” ifadelerine yer verdi.

    Minimal invaziv cerrahinin son dönemde modern kanser cerrahisinin de temellerini oluşturmaya başladığının altını çizen Prof. Dr. Cenk Yücel Bilen, “Kanser cerrahisini yaparken, özellikle ürolojik kanserlerde bundan 20 yıl önce insanların içi açıp bakılırdı. Birçok insan bu cerrahilerde hayatlarını kaybeder ya da sakat kalırlardı. Son 15 yıldır cerrahi minimal invaziv cerrahi aletlerinin gelişmesiyle modern bir kansere bakış açışı oluştu. Cerrahi planlamamız kanser oluşmuş organı yok etmekten, sadece oluşan o noktayı tedavi etmeye ve orayı korumaya yöneldi. O dokuyu koruma ileri teknoloji ile gelişti. Bu konudaki en önemli gelişmeyi prostat kanserinde yaşıyoruz. Prostat kanseri bizim görüntüleme yöntemleriyle kanser olup olmadığını anlatamadığımız tek organdı. Yıllarca erkekleri öldüren en önemli sebeplerden biri prostat kanseri oldu. Göremediğimiz için rastgele biopsilerle tanı konuşmaya çalıştık. Büyük cerrahilerle prostat kanserini tedavi ettik. Yeni gelişen MR görüntüleme yöntemleriyle son derece ölümcül olan prostat kanserlerinin tanısını koymaya başladık. Hedefe yönelik biopsiler almaya başladık. Kanserli noktayı yok ettiğimiz noktalar üzerine odaklandık” diye konuştu.

    “Prostat kanserinin yüzde 80’ini görüntüleyebiliyoruz”

    Bugün prostat kanserinin yüzde 80’ini görür hale geldiklerini vurgulayan Prof.Dr. Cenk Yücel Bilen, “Organı olduğu yerden sök çıkar geri kalanı birbirine dik. ‘Sinir korudum, erkeklik kaybı oldu.’ Dokunun içindeki kanseri görüyorsak, bir sürü enerji kaynağını oraya odaklayarak kanseri yok edebilir hale gelmiştik. Bu teknolojiyi artık prostatta kullanmaya başladık. Birçok erkek hastanın, idrar kaybı, idrar kaçırma gibi sorunlarını kenara koyduk. İki cc kanda 3 bin küsur gen mutasyonuna bakılabiliyor. O kanserin ne zaman geliştiğini nereye gideceğini, huysuz olup olmadığını gibi verilere sahip olunacak. Öngörümüz arttıkça, organları koruyacak cerrahi yöntemlerde uygulamaya girecek” şeklinde konuştu.

    “Her prostat büyümesi hastalık değildir”

    Bir hastanın hekime geldiği zaman “Ben prostat oldum” dediğini aktaran Prof. Dr. Bilen, “İnsan prostat olmaz, insanın prostatı da sonradan olmaz. Prostat üreme organlarının bir parçasıdır. Üreme için gereklidir, spermin insan vücudunda dışında sağ kalabilmesi gerekli olan maddeleri salgılamakla yükümlüdür. Her erkeğin prostatı yaşla birlikte büyür. Bunun büyümesi hastalık anlamında değildir. Bir yerde radyolojiye gittiğinizde, ‘sizin prostatınız büyümüş bir üroloğa gidin’ önerisi ile karşılaşır bu yanlış bir yönlendirmedir. Bir erkeğin prostatının büyümesi hastalık değildir. Prostat kanseri, prostatın büyümesinden tamamen farklıdır. Erkeklerde prostat büyür, aynı zamanda kanser de gelişebilir. İkisinin bulgularının birbiriyle hiç alakası yoktur. Prostat kanserinin bulgusu yoktur, taranarak, şüphelenilerek, üzerine gidilerek bulunur. Bir prostat büyüdükçe sıkıntıya yol açmak zorunda değildir. O prostatın kıvamı ve içinden geçen idrar kabalı yaptığı basınçtır önemli olan” dedi.

    “10 erkeğin ikisinin yaşam süresi boyunca prostat sorunu olur”

    Prof.Dr. Bilen, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bizim ülkemiz endemik olarak prostat hastalığının olduğu yerde değildir. Kanserin olduğu alanda mıyız? Asya ile Afrika ortasındayız, oralarda kanser görülme sıklığı yüksektir. Bizim ülkemiz bu rakamlardan arındırılmış durumdadır. Bizde Avrupa rakamlarına yakınız. Yüksek riskli bir popülasyon durumunda değiliz. Her erkek yeterince yaşarsa prostat kanseri olur, her erkek prostat kanserinden ölür mü? Bu hastalığın ölümcül olanıyla olmayanı ayırmak lazım. 10 erkeğin ikisinin yaşam sürecinde iyi huylu prostat hastalığı ile ilgili sıkıntıları olur. Bunlar yüzünden yarısı ilaç tedavisi alır. Bunların yüzde 10’unun kesimin ameliyata ihtiyacı olabilir.”

    “Kapalı yöntemle nakil”

    Minimal İnvaziv Üroloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Ender Özden ise, böbrek yetmezliğinin insanoğlunun karşılaştığı en sık sağlık problemlerinden biri olduğunu belirterek, hastaların zaman içinde yüksek tansiyon ve diyabete bağlı olarak durumlarının ağırlaştığını söyledi.

    Türkiye’nin büyüyen problemlerinden birinin böbrek yetmezliği olduğunu dile getiren Doç. Dr. Özden, “Bu problemin en etkili çözüm yolu böbrek naklidir. Ülkemizde uzun yıllardır böbrek nakli cerrahisi uzun yıllardır başarıyla yapılıyor. 2015 yılından itibaren cerrahi tekniklerinde gelişmeler yaşanmaya başladı. Hedefimiz böbreğin taktığımız insanda uzun süre kalmasını sağlamaktır. 1954’te ilk yapıldığı yıldan bu yana hala aynı yöntemle böbrek nakli yapılıyor. Klasik kesilerden farklı olarak daha küçük kesilerden böbreği vücudun içine yerleştirdikten sonra, kapalı yöntemle nakil yapılmaya başlandı. Ülkemizde ilk defa 2015 yılında 19 Mayıs Üniversitesinde yapıldı. 2017 yılında bir ilk daha gerçekleştirerek böbreği yerleştirmek için kesi yapmadan iki tane kadın hastamıza uyguladık. Böbreği vajenden yerleştirdik. Türkiye’de ilk olma özelliğini taşıyor bu teknik. Kesi yara yerine bağlı enfeksiyonlar bizi uğraştırıyordu. Kesileri küçük tutarsak hastaları bu risklerden uzak tutabiliriz. Uygun hasta olduğu sürece tekniği uyguluyoruz” diye konuştu.

    “Ekip çalışması”

    Beyin ölümü gerçekleşen kişinin böbreğini en uygun hastaya naklettiklerini ifade eden Doç. Dr. Özden, o nedenle sayıların biranda yükselmediği kazanacakları tecrübeyle canlıdan nakil üzerine de geçebileceklerini bildirdi.

    Kapalı yoldan böbrek naklini yapabilmek için tecrübe gerektiğine işaret eden Doç. Dr. Özden, “Çok ciddi bir ekip çalışmasıdır. Bu ekiplerin son basamağı olarak görebiliriz. Damarları birbirine bağlamak ve dikmek kolay değil. Öyle bir dikeceksiniz ki hem daralmayacak hem kanamayacak. Belli başlı merkezlerde yapılıyor” ifadelerine yer verdi.

    İki kadın hastaya vajenden böbrek nakli yaptıklarını kaydeden Doç. Dr. Özden, hastaların sağlık durumunun iyi olduğunun bilgisini verdi.

    “Artık hastalar Türkiye’ye geliyor”

    Minimal İnvaziv Üroloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Yakup Kordan da, minimal invaziv cerrahilerin teknolojiyi takip eden belirli bir deneyimin üzerine organize edilen cerrahiler olduğunu aktardı.

    Bu cerrahide hem beceri hem tecrübe gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Kordan, “Eskiden insanlar tedavi için yurt dışına gidiyordu artık bu süreç geriye döndü. Artık Türkiye’ye insanlar ameliyat olmak için gelmeye başladı. Akış geriye döndü. Bu Türkiye’ye maddi anlamda sağlık turizmi anlamında katkı veriyor. Minimal invaziv cerrahinin şöyle bir iddiası yoktu, klasik cerrahide yapılamayanı yapmak gibi. Açık cerrahiyle, minimal invaziv arasında başta çok fark yoktu. Kozmetik açıdan, hastanede kalış süresi, kan kayıpları ve günlük hayata dönüş açısından avantajları ortaya çıktı” diye konuştu.

    “Taş hastalığını tam önleyemiyoruz”

    Minimal İnvaziv Üroloji Derneği İkinci Başkanı Prof. Dr. Atilla Arıdoğan ise, açık böbrek taşı cerrahisinin oldukça az yapıldığına dikkat çekerek, idrar kanallarından girerek taşları milimetrik lazerlerle almaya başladıklarını anlattı.

    Sırttan girilen optiklerle ve lazerlerle hastaların taşlarını kırdıklarını ifade eden Prof. Dr. Arıdoğan, “Biz kırmızı kuşak içindeyiz taş hastalığı açısından. Endemik kuşak yayın görülen coğrafi bölgedeyiz. Son yıllarda bir takım ilaç tedavileri gelişmeye başladı. Henüz taşı önleme yolunda şu kesindir dediğimiz bir şey yok. Cerrahi olarak her yerdeki taşlara ulaşabiliyoruz. Karından girerek kapalı yöntemle de farklı yerde bulunan böbreklerdeki taşları alıyoruz” dedi.

  • SANKO Üniversitesinde Bariatrik Cerrahi diyetisyenliği kursu

    SANKO Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurten Budak, Türkiye’nin, önlenebilir bir hastalık olan şişmanlığın tedavisi için her geçen yıl daha fazla para ve emek harcadığını söyledi.

    Prof. Dr. Budak, SANKO Üniversitesi tarafından, Sani Konukoğlu Hastanesi Toplantı Salonunda düzenlenen Bariatrik Cerrahi Diyetisyenliği Kursunda, “Şişmanlık Epidemiyolojisi ve Tedavi Yöntemleri” konusunda sunum yaptı. Ülkemizde her geçen yıl hızla artan bir hastalık olan şişmanlığın tedavi maliyetinin de her yıl arttığını belirten Prof. Dr. Budak, şöyle devam etti:

    “Türkiye’de her 3 yetişkinden biri şişman. Vücutta sağlık için risk oluşturacak düzeyde aşırı miktarda yağ birikmesi olarak tanımlanan şişmanlık kadınlarda, erkeklerden çok daha yaygın. Şişmanlık, vücuda besinlerle alınan enerji miktarının, vücutta harcanan enerji miktarından fazla olması ve hareketsiz yaşam tarzından kaynaklanmaktadır. Yeterli ve dengeli beslenme ile hareketli yaşam tarzı şişmanlığın oluşmasını önleyebilir. Şişmanlığın tedavisinde anahtar rolü, diyetisyen kontrolünde gerçekleştirilen diyet tedavisi oynar. Ancak ağır derecede şişmanlığın tedavisinde, ‘bariatrik cerrah’ uygulamaları etkilidir ve ülkemizde başarılı olarak gerçekleştirilmektedir.”

    Metabolik cerrahi kimlere uygulanır

    SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Başar Aksoy ise “Obezite ve Metabolik Cerrahi Nedir? Kimlere Uygulanır?” konularına değindi. Sani Konukoğlu Hastanesi Obezite ve Metabolik Cerrahi Kliniği Sorumlusu da olan Yrd. Doç. Dr. Aksoy, “Obezite, günümüzde yaygın hale gelen global bir sağlık problemi. Kozmetik ve sosyal hayatı etkileyen bir sorun olmaktan öte, Tip 2 diyabet (DM), hipertansiyon, dislipidemi (kandaki doğal kan yağlarının olması gerekenden fazla miktarda bulunması), koroner arter hastalıkları, eklem rahatsızlıkları ve uyku apne sendromu gibi ek hastalıklara da neden olarak hem yaşam süresini anlamlı derecede kısaltır, hem de tedavi maliyetlerini artırır” dedi. Kansere bağlı ölümlerin ve kanser insidansında (bir hastalığın belli zaman aralığında eklenen yeni olgu sayısı) artışının da obeziteye paralel olduğunu kaydeden Yrd. Doç. Dr. Aksoy, “Erkeklerde kolon kanseri, kadınlarda meme kanseri görülme oranları obez bireylerde anlamlı derecede fazladır. Vücut ağırlığında yüzde 10 kadar bir azalma bile obeziteyle ilişkili risk faktörlerinde çok önemli oranda azalma sağlamaktadır” diye konuştu. İstatistiksel verilere göre obezite tedavisi uygulanan ve kilo veren kişilerin yüzde 95’inden fazlasının yeniden kilo aldığına vurgu yapan Yrd. Doç. Dr. Aksoy, “Morbid obez hastaların yaşam tarzı değişiklikleriyle (tıbbi beslenme tedavisi, egzersiz ve davranış terapileri ile) tedavi edilmeye çalışılması hem hastanın sağlık sorunlarının çözümü, hem de maliyeti açısından düşündürücüdür. Bu nedenle bariatrik cerrahi uygulamaları bu hasta grubu için çok daha etkin sonuçlar verebilmektedir” ifadelerini kullandı.

    Metbolik cerrahinin sonuçları

    SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil Coşkun da obezitede ve metabolik cerrahinin sonuçları ile ilgili sunum gerçekleştirdi. “Diyet ile kilo vermede başarılı olan hastalardan yalnızca yüzde 5-10’u birkaç yıl boyunca kilolarını korudukları düşünüldüğünde obezite cerrahisi uzun dönemde son derece etkili bir yöntemdir” diyen Prof. Dr. Coşkun, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Obezite cerrahisinin, kilonun çok daha düşük seviyelere düşürülmesinde, uzun vadede kilo kaybının sürdürülmesinde ve obezite ile ilişkili yandaş hastalıkların iyileşmesi için de iyi sonuçların alındığı etkili bir tedavi seçeneği olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Coşkun, “Obezite cerrahisi kabul edilebilir maliyet etkinliği ile birlikte obezitenin tıbbi tedavisinden daha etkilidir. Bugünkü verilerle en fazla kilo kaybettiren ve kaybedilen kilonun uzun vade de korunmasını sağlayan obezite tedavi yöntemi, obezite cerrahisi prosedürleridir” diye konuştu.

    Diyetisyenin rolü

    “Bariatrik Cerrahide Diyetisyenin Rolü” konusuna değinen SANKO Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Araştırma Görevlisi Diyetisyen Saadet Özen, bariatrik cerrahi öncesi hastanın, multidisipliner (birçok branşın yer aldığı) bir ekip tarafından değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi. Bu ekibin hasta ve hastalıkla beraber gelen diğer sağlık sorunları ile birlikte obezite cerrahı, hemşire, diyetisyen, fizyoterapist, psikiyatrist, psikolog, endokrinolog, uyku bozuklukları uzmanı, kardiyolog, gastroenterolog, anestezist ve radyologdan oluştuğuna dikkati çeken Özen, “Ameliyat başarısı, hastanın ameliyat öncesi ve sonrası uygulayacağı diyete uyumu ile ilgilidir. Ekip çalışmasına yatkın, iletişim becerileri güçlü diyetisyenler operasyonun başarısına ciddi katkı sağlar. Bariatrik cerrahi ekibindeki diyetisyen hastanın şişmanlama nedenlerini irdelemeli, Beden Kütle İndeksini saptamalı, daha önceki kilo verme öyküsü dinlemeli, vücut ağırlığı ölçümlerini ve beslenme durumunun klinik değerlendirmesini yapmalı. Hastanın ameliyat öncesi kilo kayıpları ve beslenmesini planlamalı, operasyon sonrası uzun bir dönem beslenme danışmanlığı vererek, beslenme planı yapmalı, kan şekeri kontrolünü sağlamalı, takip etmeli ve kişinin normal beslenme düzenine geçene kadar geçireceği tüm aşamalarda yardımcı olarak şikâyetlerine uygun çözümler önermelidir” dedi.

    Ameliyat öncesi beslenme

    Bariatriklab Obezite ve Metabolik Cerrahi Merkezi’nden Diyetisyen Nida Yıldız ise “Ameliyat Öncesi Beslenme İlkeleri” konulu bir sunum yaptı. Yıldız, obez hastalarda laparoskopik cerrahinin, viseral yağ (göbek yağı), karın duvarının kalınlığı, intraabdominal (karın içi) obezite ve hepatomegali (karaciğer büyümesi) nedeniyle zorlayıcı” olduğunu anımsattı. Kalınlaşmış karın duvarlarının, laparoskopi sırasında cerrahi hareketleri sınırlayabileceğini hatırlatan Yıldız, sunumunda şu bilgilere yer verdi:

    “Bariatrik cerrahi öncesi kilo kaybı, viseral yağ düzeylerini ve karaciğer boyutunu etkili bir şekilde azaltır, bu da cerrah için daha fazla erişim sağlar ve açık prosedüre dönüşme olasılığını azaltır. Ameliyat öncesi kilo kaybı olumlu sonuçlar verir. Hipertansiyon, hiperlipidemi (kan yağlarındaki yükseklik), insülin direnci, hiperglisemi, uyku apnesi gibi obezitenin komorbiditeleri üzerinde olumlu etkileri olacaktır. Bu yararlı etkiler genellikle kilo kaybının derecesine bağlıdır. Ameliyat öncesi hastanın başlangıç ağırlığının yüzde 5-10’u kadar kilo kaybı önemli fayda sağlayacaktır.”

    Ameliyat sonrasında beslenme

    Bariatriklab Obezite ve Metabolik Cerrahi Merkezi’nden Uzman Diyetisyen Nazlı Acar ise “Ameliyat Sonra Beslenme İlkeleri” konulu sunumunda, obezitenin, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli sağlık sorunu haline geldiğine dikkat çekti. “Obezitenin tedavi yöntemlerinden biri olan bariatrik cerrahi, ağırlık kaybı ve kronik hastalıkların iyileştirilmesi bakımından en etkili yollardan biridir” diyen Acar, “Bariatrik cerrahi sonrası beslenme ilkeleri, kişilerin beslenme alışkanlıklarını değiştirebilmesi için son derece önemlidir. Sleeve Gastrektomi ve Gastrik Bypass sonrası beslenme prosedürleri genel hatları ile aynıdır. Ancak hastaların ameliyat sonrası besin toleransları kişiden kişiye farklılık gösterebilir. İlk 2 hafta hastalar sıvı diyet ile beslenmelidir. Bu sıvılar protein ve karbonhidrat içermelidir. Protein takviyesi önerilirken kişilerin hidrasyonları (sıvı desteği) göz önünde bulundurulmalıdır” şeklinde konuştu.

    Etkinlik, Nida Yıldız’ın Bariatrik Cerrahi Sonrası Gebelik Vaka Sunumu ve Nazlı Acar’ın Bariatrik Cerrahi Sonrası Vegan Hasta Takibi Vaka sunumunun ardından soru- cevapla sona erdi. SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Ayşen Bayram, genç bir üniversite olmalarına rağmen birçok organizasyon gerçekleştirdiklerine işaret ederek, kursu düzenlemekten duydukları memnuniyeti dile getirdi. Prof. Dr. Bayram, bu tür organizasyonların bilgilerin güncellenmesi ve paylaşımı için çok önemli olduğunu belirterek, kursun düzenlenmesine katkı sağlayanlara teşekkür etti.

    Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Görevlisi Nezihe Otay Lüle’nin sunduğu kursa, Gaziantep’in yanı sıra farklı illerden çok sayıda diyetisyen ve üniversitelerin beslenme ve diyetetik bölümü öğrencileri katıldı.

  • Cerrahi Hastanesi yeni hekimlerini tanıttı

    Denizli’de faaliyet gösteren Özel Cerrahi Hastanesi kadrosuna kattığı yeni hekimleri yapılan etkinlikle tanıttı.

    Denizli’de hizmet veren Özel Denizli Cerrahi Hastanesi yeni hekimlerini düzenlediği etkinlikle tanıttı. Özel bir restoranda düzenlenen yemeğe hastanenin Yönetim Kurulu Başkanı Murat Çelik, hastane çalışanları ve yeni katılan hekimler katıldı. Programda konuşan Yönetim Kurulu Başkanı Çelik, “Çalışanlarımıza personelim demiyorum, çünkü onlar benim kardeşlerimdir. Bugünkü başarıya ulaşmamızda buradaki kardeşlerimizin payı çok büyüktür. İnanıyorum ki, yeni katılan arkadaşlarımız bu bilinçle, bu başarıyı daha da yükseltecektir. Herkese katılımından dolayı teşekkür ederim” dedi.

    Etkinlik yapılan canlı müzik seslendirmesi ile sona erdi.