Etiket: cemaat

  • Cemaat umduğunu bulamadı

    Ramazan ayının başlamasıyla birlikte restorasyonu devam eden ve Ramazan ayında açılacağı duyurulan Balıkesir’de tarihi Zağnos Paşa Camii’ne giden cemaat ilk teravih namazını dışarıda kılmak zorunda kaldı.

    Balıkesir Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından yaklaşık 2 yıldır restorasyonu devam eden ve Fatih Sultan Mehmet’in damadı Zağnos Paşa tarafından yaptırılan Zağnos Paşa Camii, Ramazan ayının ilk teravih namazına yetişemedi. Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından yapılan açıklama ile Ramazan ayında caminin ibadete açılacağını duyan vatandaşlar teravih namazı için Zağnos Paşa Camii’ne akın etti. Camiye giden birçok vatandaş caminin kapılarının kapalı olması sebebiyle avluda kurulan kapalı alanlarda namaz kıldı.

    Öte yandan caminin içinde ise halen halıların döşenmediği gözlendi.

  • Cemaat imamsız kalınca organ bağışının önemini anladı

    Toplumda zaman zaman dini açıdan tartışılan organ bağışının en büyük iyilik olduğunu söyleyen nakilli Osmaniyeli İmam Selim Gümüş, “Böbreklerimin iflasıyla Ramazan ayında nakil olmak zorunda kaldım. O zaman ben de imamsız kalan cemaat de organ bağışının önemini anladık” dedi.

    Osmaniyeli İmam Selim Gümüş, geçen yıl hastaneye baş ağrısı şikayetiyle başvurduğunda acil böbrek nakli olması gerektiğini öğrendi. Eşinin böbreğiyle hayata tutunan İmam Gümüş (43), tıbbi mecburiyet ve kişilerin rızası halinde organ bağışlayarak hayat kurtarmanın dinen doğru olduğunu, bir insana yapılabilecek en büyük iyiliğin de ona sağlık hediye etmek olduğunu vurguladı. Gümüş, “Rahatsızlığımı öğrendim ama 3 gün sonra Ramazan ayı başlayacağı için hemen nakil olmak istemedim. Cemaat beni bekler, olmaz dedim. Ama tabii mecbur kaldık. O zaman ben de imamsız kalan cemaat de organ bağışının önemini anladık” diye konuştu.

    Hiçbir rahatsızlığı yoktu, çok şaşırdı

    Nakli gerçekleştiren Medicana International Ankara Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ulaş Sözener, şunları söyledi:

    “Hastamız, böbreklerinin iflas etmiş olduğunu öğrendiğinde çok şaşırdı. Öncesinde hiç bir rahatsızlığı olmadığını belirtmişti. Maalesef böbrek yetmezliği, bir kesim hastada geri dönülmez noktaya gelinceye kadar belirti vermeyen bir hastalık. Selim Bey, telkinlerimizi dinledi ve hayata küsmek yerine bu işten mümkün olan en kısa sürede kurtulmayı seçti. Eşinden yaptığımız başarılı bir nakilin ardından sağlıklı şekilde hayatına ve çok sevdiği işine geri döndü. Şimdi cemaatine de organ bağışı mesajı veriyor olması, toplumumuzu aydınlatıyor olması bizim için ayrıca mutluluk verici.”

    Riskli bireyler mutlaka kontrolden geçmeli

    Nefroloji Uzmanı Dr. Yasemin Kıraç da erken aşamada belirti vermeyen böbrek rahatsızlığında kişilerde ileri aşamalarda sık idrara çıkma, gece idrara kalkma, idrarda köpürme, göz kapaklarında, akciğer, karın ve bacaklarda şişme, kan basıncında ani ve şiddetli yükselme, açıklanamayan halsizlik olabileceğini aktardı. Kıraç, “Hastalık genellikle sessiz seyreder ve sinsi bir şekilde ilerler. Bu nedenle birçok hastaya zamanında tanı konulamaz. Bu nedenle risk altındaki bireyler mutlaka kontrolden geçmeli. Erken teşhis için kan basıncı ölçümü, idrar tahlili ve serum kreatinin düzeyine baktırmalarını öneririz” ifadelerini kullandı.

  • Örgüt evinde kalan öğrenciler ile cemaat ablaları adliyeye sevk edildi

    Sakarya’da Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) evlerinde kalan öğrenciler ile cemaat ablaları geniş güvenlik önlemleri altında adliyeye sevk edildi.

    Sakarya’da 15 Temmuz gecesi Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensuplarınca gerçekleştirilmek istenen darbe teşebbüsü sonrasında Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığı Özel Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturma kapsamında operasyonlar devam ediyor. Operasyon kapsamında içlerinde örgüt evinde kalan öğrenciler ile cemaat ablaları olan bankacı Büşra Ü., öğretmen Çiğdem İ., Merve B., Nurdan Y., ev hanımı Büşra Ç., Songül B., Deniz G., Nuray Ç., isimli şahıslar ile örgüte üye olan öğrenci Müslüm K. ve Osman Ç., gözaltına alındı. Şahıslar emniyetteki işlemlerinin ardından alınan sağlık raporu sonrasında geniş güvenlik önlemleri sonrasında adliyeye sevk edildi.

  • Avcı: “Cemaat 3 operasyonu aynı anda yapsaydı hükümet düşerdi”

    Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, “Cemaat üç operasyonu birden başlatsaydı, bana göre hükümet kesinlikle düşerdi, ayakta kalamazdı” dedi.

    Samsun Aydınlar Ocağı “Devlet Güvenliğine Yönelik Yapılar” konulu konferans düzenledi. Konferansa eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı konuşmacı olarak katıldı. Öğretmenevi toplantı salonunda düzenlenen konferansa eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın yanı sıra MHP İl Başkanı Taner Tekin, Samsun Aydınlar Ocağı Başkanı Doç.Dr. Taner Tunç ve ocak üyeleri katıldı.

    Samsun Aydınlar Ocağı Başkanı Doç.Dr. Taner Tunç’un açılış konuşmasının ardından kürsüye çıkan eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, katılımcılara devlet güvenliğine yönelik yapılarla ilgili bilgiler verdi. Avcı, “Bizim ülkemizde terörün ve ülkenin güvenliğine yönelik örgütlerin yaptığı zararı maddi olarak hesaplamak mümkün değil, Güneydoğu’da ve içimizde yapılan askeri harcamalar, güvenlik harcamaları, kaybettiğimiz insanlarımız, canlarımız, halen devam eden sıkıntılarımız, işin ekonomik boyutu, siyasi istikrarımız, dış dünyaya karşı olan tavrımız bunları rakamlarla hesaplamak mümkün değil. Bu ülke inanılmaz enerjisini kaybediyor, ekonomisini kaybediyor, siyasi iktidarını kaybediyor. Dış dünyada itibarını, birçok şeyi bu olaylar nedeniyle kaybediyor. Eğer biz gerçekten bu terörü yaşamamış olsak bu ülke şimdikinin belki birkaç katı daha ileride olurdu. Avrupa’dan geri olmamızın en büyük sebebi de bu sorunlardır” dedi.

    “Cemaat 3 operasyonu aynı anda yapsaydı hükümet düşerdi”

    Cemaatin Mart 2014 yılında 3 operasyonu aynı anda yapsaydı hükümetin düşebileceğini belirten Avcı, “Hükümet, dershanelere yönelik bir faaliyet izlediği zaman cemaate yönelik aktif bir tavır aldığında 17 Aralık operasyonunu planladılar. Devlet önceden pasif tekbirler alıyordu. En fazla bir görevliyi görevden alıyorlardı. 17 Aralık olayı, belgelerle birlikte bizim görebileceğimiz Mart 2014 yılında başlatılacak bir operasyondu. Seçimlere yakın ve parlamentonun tatil edildiği bir zamanda 3 operasyon beraber başlayacaktı. Birincisi 17 Aralık yolsuzluk operasyonu, ikincisi 25 Aralık’ta daha büyük çapta karar alınıp ama hayata geçirilemeyen yolsuzluk operasyonu ve üçüncüsü ise devletin bütün üst düzey bürokratlarının İran’a casusluk yaptığını suçunu iddia edip operasyon başlatacaklardı. Bunların üçünü aynı anda yapacaklardı. Fakat cemaatin devleti denetleme adına yaptığı bazı faaliyetlerle elde ettiği bilgilere göre oradaki kendilerine ait polis müdürlerin tayin olacağını zannettiler. Öyle bir paniklediler ki, hemen operasyon başlamazsa bir daha yapamayacaklarını zannettiler ve 2014 yılının Mart ayında başlayacak operasyonu yeterince olgunlaşmaya hazırlamadan Aralık ayında başlattılar. Aynı anda başlatamadılar. Önce 17 Aralık operasyonunu başlattılar. Diğerini 25 Aralık’a sarkıttılar, diğeri de uzadı. Birinci operasyonu başlatarak niyetleri anlaşıldı ve hükümet tedbir alarak diğerlerini önledi. Yoksa o operasyonların üçünü birden başlatsalardı, aynı anda harekete geçseydi bana göre hükümet kesinlikle düşerdi, ayakta kalamazdı. Başbakanının yakınları da gözaltına alınacaklardı. Türkiye’nin en çok ihalelere katılmış 10 firmanın bütün hesaplarına el koyacaklardı. Böyle bir şeyi hükümet kaldıramazdı. Başta MİT Müsteşarı olmak üzere 200’e yakın genel müdür ve bürokratlarını ‘İran’a casusluk yapıyorlar’ diye tutuklayacaklardı. Bütün belgeleri oluşturmuşlar. Böyle bir operasyonla hükümet devrilirdi. Ama hükümet tedbir aldı. Mahkeme kararı almasına rağmen gereği yapılmadı. Ondan dolayı başarılı olamadılar. Daha sonraki süreçte emniyetteki yargıdaki cemaatçiler belli oranda temizlendi” diye konuştu.

    “2015 yılından sonra Adil Öksüz takip edilseydi darbeyi önceden tespit edilirdi”

    Adil Öksüz’ün cemaatin askeri imamı olduğunun 15 Temmuz darbesinden önce bilindiğini ifade eden Avcı, “Tüm bunlara rağmen olaylarda mağdur olan asker, kendilerine kumpas kurarken kimlerin ve hangi subayların nerede görev aldığının isimlerini verdiler. Birçok insan kitaplar yazdı. Hatta bazı cemaatçi itirafçılar bu cemaatin şuandaki önemli insanların isimlerini verdiler. Şu anda aranan başına 4 milyon TL ödül konmuş olan Adil Öksüz’ün ismini verdiler. Adil Öksüz, bizim bildiğimiz silahlı kuvvetlerin imamı. Bu adamın bu görevde olduğu resmi ifade ile sabit. Latif Erdoğan, ‘ben ifademde hem emniyette hem savcılığa hem de istihbarata anlattım’, Cemalettin Özdemir ise, ‘ben bu insanın cemaatin askeri imamı olduğunu ifade ettim’ diyor. Ben kendi gözümle okudum. 14 Ocak 2015’te bir kişi ifadesinde ‘ben geçmişten beri askeri kuvvetlerde görevliyim. Bizim eskiden deniz kuvvetleri imamımız Adil Öksüz, şimdi hava kuvvetleri imamıdır’ diyor. Bunun gibi askerleri yöneten 200’den fazla cemaat imamı abisi isimleri vardı. Eğer bu devlet, bu güvenlik kuvvetleri Adil Öksüz ve buna benzer birkaç kişiyi takip etselerdi, biz 15 Temmuz’a gelmeden bunların hepsini tutuklardık, gözaltına alırdık ve bunları yaşamazdık. En azından darbenin yapılacağını önceden görürdük. Hepsini tespit etme imkanımız vardı” şeklinde konuştu.

  • Hanefi Avcı: “’Cemaat’ 2012 yılında hükümeti yıkmaya karar verdi”

    ANSİAD’ın 14. Olağan Toplantısı’nda “Devletin İç Güvenlik Sorunları” konulu bir konuşma yapan Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, ’cemaat’in 2012 yılında hükümeti yıkmaya karar verdiğini ifade ederek, “Tüm topluma ve tüm devlete hakim olmaya başladılar. İlk hareket 7 Şubat’tı. Devletin bir kurumunu ele geçirmek istediler. Örgüt daha sonra 17 Aralık’ta hükümeti yerle bir edecek planını harekete geçirdi. Daha sonra hükümet gerekli tedbirleri aldı. Yargı ve emniyet temizlendi ama en büyük güç ordu içindeydi. Aslında onları temizleyecek kurumlar da onların elindeydi” dedi.

    Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın konuk olduğu ANSİAD’ın 14. Olağan Toplantısı, Aka Barut Otel’de gerçekleştirildi. Toplantıda “Devletin İç Güvenlik Sorunları” konulu bir konuşma yapan Hanefi Avcı, Türkiye’nin uzun bir süre yasadışı sol örgütler ile mücadele ettiğini belirterek, “Farklı farklı alanlara bölünmüş örgütler vardı. Bu ülke bunlara çok bedel ödedi. Halen bu örgütlerden Türkiye’de var. Yurtdışında birkaç örgüt PKK ile birleşerek PKK ile aynı hareket etmeye başladılar. Şimdi bunlardan Türkiye’de çok miktarda var. Sürekli bunlarla mücadele ediyoruz. Dünyanın bazı yerlerinde bu tür örgütler var bazı yerleri bu tür örgütlerin ne olduğunu bilmiyor. Bu olayların sebebi nedir? Neden bazı ülkelerde var neden bazı ülkelerde yok? Birinci sebep ülkelerin iç sebepleridir” ifadelerini kullandı.

    “Bazı gruplar devlet ile savaşmayı bile göze aldılar”

    Devletin, toplumun ortak değerlerine göre çözüm üretmesi gerektiğini ifade eden Avcı, “Dünyanın birçok ülkelerinde toplumlar bir araya gelerek kendi kanunlarını kendileri yapıyor. Bizim ülkemizde devlet birçok konuyu tanzim etmeye çalıştı. Bu konular tartışılmaz ve konuşulamaz hale dönüştürüldü. Bundan dolayı devlete muhalif olan bir gruplar oluştu. Bazı gruplar diyor ki ‘biz bu devlete daha iyi anlayış getireceğiz.’ Bazı gruplar devlet ile savaşmayı bile göze aldılar. Daha sonra yer altı örgütleri kurmaya başladılar. En azından bu grupların kendilerini rahat ifade edebildikleri, kendilerini anlatabildikleri bir ortam olur ve millet de bunların anlattıklarını kabul etmez ise bu grupların silaha sarılma ihtimali azalır. Devletimiz bu gruplar kurulduğu anda bütün yayınlarını okumalı. Devletin önüne bunu belgeleri ile koymalıdırlar. Bu gruplar ne istiyor, ne yapmak istiyor bunun araştırması gerekiyor” diye konuştu.

    “Ne zamanki devletin kurumlarını ele geçirdiler, kendilerine muhalif olan herkese operasyon yapmaya başladılar”

    Avcı, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bazı grupların bu denli nasıl büyüdüğünü anlamak için önce dünyada ve Türkiye’de şartları bilmemiz gerekiyor. Özellikle 2000 yılını düşünelim. 28 Şubat olayı var. Bundan önce de birçok olay gördük. Bundan önce bir Susurluk Olayı yaşadık. Yani biz 2000’li yıllara böyle bir ortamdan geldik. Dünyada da birçok olay yaşandı. Bu ’cemaat’ ilk eylemlerine başladığı zaman herkes Türkiye’nin geçmişi ile hesaplaştığını düşündü. Bir müddet sonra işin böyle olmadığını, bir cemaatin tüm topluma etkili olmaya kalktığını görüyoruz. Ne zamanki devletin kurumlarını ele geçirdiler, kendilerine muhalif olan herkese operasyon yapmaya başladılar.”

    “Aslında onları temizleyecek kurumlar da onların elindeydi”

    ’Cemaat’in 2012 yılında hükümeti yıkmaya karar verdiğini aktaran Avcı konuşmasına şöyle devam etti:

    “Tüm topluma ve tüm devlete hakim olmaya başladı. İlk hareket 7 Şubat’tı. Devletin bir kurumunu ele geçirmek istedi. Örgüt daha sonra 17 Aralık’ta hükümeti yerle bir ederek planla harekete geçti. Bazı planlarından dolayı operasyonu öne aldıkları için başarılı olamadılar. Değilse yüzde 100 başarılı olacaklardı. İstedikleri gibi başlayamadılar. Daha sonra hükümet gerekli tedbirleri aldı. Yargı ve emniyet temizlendi. Ama en büyük güç ordu içindeydi. Aslında onları temizleyecek kurumlar da onların elindeydi. Sonra ise yaşadığımız 15 Temmuz olayı meydana geldi. Bugün bu olayın sancısı ile uğraşıyoruz. Biz hala olayı bütün halde görüp düz mantık ile hareket ettiğimiz için korkarım ki bu sıkıntı yine devam edecek.”

    “Her şey onların ellerindeydi”

    2008 yıllarında Edirne Emniyetinde ’cemaat’in neler yapmaya başladıklarını görmeye başladığını belirten Avcı, “Kim önlerine geçerse onları yıkıyorlardı. Daha sonra bana da tuzak hazırlamaya başladılar bunu fark ettim. O zaman devletin yavaş yavaş bunların denetimine girmeye başladığını anladım. ’İmamlar’ teker teker yurt dışına kaçmaya başladılar. Hiçbir şeyden korkmuyorlardı. Her şey onların ellerindeydi. Adil Öksüz’ün çok garip bu görevde olduğu 2 yıldır biliniyor. Bunun resmi belgesi var. Darbe gecesi yakalanıyor. Tarla bakmaya geldiğini ifade ediyor. Bu devletin başbakanının ve bakanları ile olan konuşmaları dinlenmiş. İçişleri Bakanını yıllarca dinlemişler. Genelkurmay Başkanı 4 yıl boyunca dinleniyor” dedi.