Etiket: Canpolat’tan

  • Osmanlı Ocakları Başkanı Canpolat’tan ‘Evet’ açıklaması

    Osmanlı Ocakları Kurucu Genel Başkanı Kadir Canpolat, “Partiler için değil, Erdoğan’ın şahsına güvenimiz ve geleceğimiz için ’evet’ yönünde oy kullandık” dedi.

    Osmanlı Ocakları Kurucu Genel Başkanı Kadir Canpolat açıklamalarda bulundu. Canpolat açıklamasında, “Kurumumuz Osmanlı Ocaklarının hiçbir bütçesi yokken, hiç kimseden bağış dahi kabul etmeyen Osmanlı ocakları teşkilat mensubu kardeşlerim, 16 Nisan referandumu ile alakalı yurdun her yerinde FETÖ ile mücadele ederek, PKK’nın etki ve baskılarına aldırış etmeden, korumasız ve silahsız savunmasız bir şekilde özellikle doğu ve güney doğu Anadolu bölgelerinde özverili çalışmalarınızdan dolayı hepinizi ayrı ayrı saygıyla sevgiyle muhabbetle selamlıyor ve tebrik ediyorum.

    Siyasi partilerin devasa bütçeleri olmalarına rağmen, Osmanlı ocakları Sivil Toplum Kuruluşu (STK) gibi özverili çalışmadıklarını gördük. Üstüne üstün hiçbir beklentisi olmadan, vatan ve bayrak aşkı için mücadele eden kurumumuz siyasi partililer tarafından sürekli hedef alınması, işin çok vahim ölçülerde olduğunu göstermektedir. Özellikle FETÖ örgütünün kurumumuz üzerine isnat suçlamalarına aldanarak Osmanlı Ocakları küstürülmeye çalışılmıştır. Doğu ve Anadolu bölgesinde bir STK var ki çok başarılı hizmetlerde bulunmuş bu çalışmaları gören halk cesarete gelerek sandıkta hür bir şekilde oy kullanmıştır, bunun sandığa nasıl yansıdığımı görüldük. Teşkilatımız özellikle partili yöneticilerin, küstürme politikalarına aldırış etmeden bayrağı milleti ve devleti kısaca kendi geleceği için seferber olup milletimize hizmet etmiş sandıkta evet çıkmasına katkı sağlamıştır. Bu uhudun okçularının işidir, er kişi işidir ve Osmanlı ocakları teşkilatları bu işi 15 Temmuz gecesi gibi yine yurt genelinde başarmış ve ülkesine hizmet etmemin mutluluğunu yaşamaktadır.. siyasi partililer 16 Nisan referandumunu yeteri kadar anlatamadıklarını, yetirince çalışmadıklarını düşünmekteyiz.. halk yeteri kadar bilgilendirmediğini görüyoruz ki, hayır oyu kullanan seçmenin eveti anladığını ve toplumda büyük bir kesimin bir pişmanlık yaşadığını görüyoruz. Bu süreçte Osmanlı ocakları kurumumuzla mücadele edildiği kadar sahada çalışılmadığını görmek bizleri üzmüştür” ifadelerini kullandı.

    Canpolat açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Osmanlı ocakları Şırnak’ta. Başbakanımız Sayın Binali Yıldırım’ın, Erzurum’da sayın Cumhurbaşkanımızın mitinglerin de ve Türkiye’nin her yerinde milli iradeyi yalnız bırakmayarak gündüz miting alanlarında gece konferans ve çalıştaylar ile hizmet ederek evet çıkmasına katkıda bulunmuştur. Bu gün seçim sonuçlarının doğuda milli iradenin yanında yükseldiğini görüyoruz. bölgede terör tehdit olmasına ve kamuya sızmış FETÖ terör örgütü olmasına rağmen özverili bir şekilde çalışmalarımıza korumasız, bütçesiz silahsız ve hiçbir destek almadan, milletimize ve devletimize hizmet etmenin karşılığını açılan sandıklarda gördük.

    Bölgede ki kardeşlerimizin kendi iradeleriyle sandığa giderek etki ve baskı altında kalmadan oy kullanmalarını teşvik ettik.

    Birileri gibi Osmanlı ocakları da 16 Nisan referandumun için Çalışmasaydı belki de bugün 16 Nisan da açılan sandıklar hayır olarak neticelenmiş olacaktı. Bir STK bu şekilde çalışıp bütçesiz ve imkanları kısık bir şekilde böyle başarılar elde edebiliyorsa, siyasi partiler de biraz kendilerine çeki düzen vermesi gerekir. Bu millet ak partiye veya MHP’ye değil kendi geleceğine oy kullanmıştır. İnandığı lidere Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın hatırına, ona inanıp evet oyu kullanmıştır. Ülkesi için bende varım diyen Sayın Bahçeli’yi benimsediğimiz gibi Özellikle Osmanlı medeniyetine katkı sağlamak amaçlı Van Osmanlı Ocakları İl Başkanlığı ve Trabzon’da İl Başkanlığımızı hizmete açarak bizleri bugün bu başarıları elde etmemizde, vatan aşkına, bayrak aşkına, millet aşkına teşvik ettiği için Başbakanımız Binali Yıldırım’a müteşekkiriz.

    Bir siyasi parti veya dava hareketinin lideri çok önemli olduğunu herkes bilmektedir. milletimizin lideri, Erdoğan’ın ak partiler biran önce hasreti bitirilmeli, ve ak parti genel başkanlığına geçerek toplumda birliği ve beraberliği yeniden pekiştireceği gibi partide eski heyecanın yeniden kazandırılmasını gerekir. Zira bizim gibi diğer STK’lar da bu çalışmalarını Ülkenin her yerinde gece gündüz kar kış demeden ve can güvenliği olmadan, terör endişesi taşımadan yapmamızda ki en büyük etken sn cumhurbaşkanımıza olan derin saygı ve sevgimizden dolayıdır. Yoksa siyasi partilerin teşvik ve çalışmalarından dolayı değildir. hepinizi en kalbi derin duygularımla muhabbetlerimle selamlıyorum”.

  • Canpolat’tan Başkanlık Sistemi hakkında açıklama

    Osmanlı Ocakları Kurucu Genel Başkanı Kadir Canpolat yaptığı yazılı açıklamada Başkanlık Sistemi hakkında “Bu sistem yiğidin bin yaşadığı, fırsatın bir düştüğü sistemdir” dedi.

    Osmanlı Ocakları Kurucu Genel Başkanı Kadir Canpolat, Başkanlık Sistemi ile ilgili yazılı açıklama yaptı. Canpolat sistem için “Bin yıllık tarihi bir fırsattır, yiğit bin yıl yaşar fırsat bir düşer” dedi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Cumhurbaşkanlığı sistemi tarihi bir fırsattır. Asırlardan beri arzu edilen yönetim sistemi yapılacak olan referandumla yürürlüğe gireceğini Ümit eriyoruz. Halkımız da karşılığı olan ve heyecanla arzulanan bu sisteme geçmek için oylarımızı biz Osmanlı Ocakları derneği olarak yurt genelinde ki teşkilatlarımızla istişare sonucu yapılacak olan referandum da ’evet’ oyu kullanacağız.

    Biz geçmişten gelen liderlik sistemine alışkın bir sistem ile kendimizi ve gelişen dünya sistemi içinde ülkemizi bu şekilde temsil edebiliriz.Türk tarihi hanlık, hakanlık ile başlamış, padişahlık sistemiyle buluşmuş nihai Cumhuriyet rejimine kavuşmuştur. Cumhuriyet rejimiyle de devam edecek olması bizim için önemlidir. Cumhurbaşkanlığı sistemi rejim değişikliği değil, Aksine Cumhuriyet rejimini taçlandırarak Cumhurbaşkanlığı sistemiyle devletimizin yönetimde hızlı karar alma ve uygulama yapabilme manevraları ile keskin ve netice alıcı bir yönetim sistemi gücümüze güç katacaktır.

    Devlet yönetiminde tek kişinin egemen olduğu rejim, mutlak monarşi; tek kişinin, kralın, imparator yada padişahın yetkilerini meclisle paylaştığı rejim meşruti (meşrutiyet yönetimi) monarşi; yönetimde belirli bir sınıfın, kesimin, yada zümrenin söz sahibi olduğu rejim oligarşi; yöneticilerin, devlet yönetiminde iktidarların seçimle değiştiği rejim cumhuriyet rejimidir. Cumhuriyet rejimi otoriter cumhuriyet ve demokratik cumhuriyet olmak üzere ikiye ayrılır. Çoğulcu, katılımcı, çok sesli ve halkın karar alma mekanizmalarına katıldığı rejimler demokratik cumhuriyet (Fransa, Türkiye); adında sadece cumhuriyet olan, baskıcı ve yönlendirmeli seçimlerin yapıldığı, herkese seçme ve seçilme hakkının verilmediği, kısıtlamaların olduğu rejimler otoriter cumhuriyettir (Mısır, Suriye). Yani yukarıda ifade edilen eleştiri bağlamında sistemin değişmesi ile rejim değişikliği söz konusu olmaz, sistem değişikliği ile rejim değişikliğini, sapla samanı birbirine karıştırmamak, öküz altında buzağı aramamak gerekmektedir.

    Cumhurbaşkanlığı sistemi, devlet başkanlığı ile hükümet başkanlığının Başkanın kendisinde toplandığı, Başkana güçlü ve etkin görev ve yetkilerin verildiği, yürütmenin Başkana ait olduğu bir yönetim sistemidir. Yürütmeyi oluşturan Başkan ve Bakanlar Parlamento üyesi değildir. Başkan kendi ekibini kendisi, Parlamento dışından oluşturması çok değerlidir. Başkan yürütme yetkisini tek başına kullanması ayrı bir güçlü yetkiyi elde ederek Dış politika, savunma ve ekonomi konularında politikaları belirleme, askeri, sivil ve yargı alanında üst düzey atamaları yapma yetkisi çok yerinde olacaktır. CumhurBaşkanı yalnız, yasama ve yargı alanlarına asla müdahale edemez, talimat veremez. Ulusal güvenlik politikaları, önemli ve stratejik meselelerle ilgili Parlamentoya mesaj gönderebilir. Cumhurbaşkanlığı sisteminde, Demokratik Parlamenter sistemde olduğu gibi (Cumhurbaşkanı, Başbakan) çok başlılık söz konusu değil, tüm yürütme yetkisi Cumhurbaşkanında toplanacaktır. Bu bağlamda, devlet yönetimde etkinlik, verimlilik, hızlı karar alma, alınan kararların hızla uygulanması ve hızlı reform süreci ile hızlı kalkınma söz konusudur. Yani siyasi istikrar, güçlü yönetim, hızlı kalkınma, ekonomik istikrar mevcut olacaktır.

    Cumhurbaşkanlığı sisteminde set güçler ayrılığı ilkesi olacaktır. Bu ilke gereğince güçlü bir denetim ve denge (check and balance) mekanizması işlemekte, devlet erkleri (Yasama, yürütme, yargı) arasında keskin bir ayrım vardır. Yani erkler arasında ilişki, iletişim veya yönlendirme, talimat mutlak surette söz konusu değildir. Cumhurbaşkanı’nın Parlamentoyu fesih yetkisi, Parlamentonun da yürütmeyi düşürme yetkisi yoktur. Cumhurbaşkanı’nın Parlamento’dan çıkan yasaları veto yetkisi, Parlamento’nun da önemli atamaları, Bütçe yasasını denetleme, gerektiğinde onaylamama yetkisi bulunmaktadır. Yürütme de, yasama da beş yıllığına göreve gelir, erken seçim söz konusu değildir. Bu sistemde parti disiplini olmadığından, grup kararı alma yöntemi bulunmadığından, Bakanların meclis üyeleri arasından seçilmemesi nedeniyle meclis üyelerinin Bakanlık hedefi bulunmadığından, ayrıca meclis üyeleri ön seçimlerle belirlenerek seçildiğinden ve Demokratik Parlamenter sisteminde olduğu baskıcı, ceberrut liderler sultası bulunmadığından meclis üyeleri, hür iradeleri ile hareket edebilmektedirler. Çünkü sert güçler ayrılığı ilkesi vardır. Çoğulcu demokrasinin gereği de budur.

    Demokratik Parlamenter sistemde ise yumuşak güçler ayrılığı ilkesi vardır. Bu sistemde sıkı parti disiplini ve lider sultası ve hakimiyeti nedeniyle millet iradesinin meclise tam olarak yansıdığını görmek, Milletvekillerinin bağımsız hareket edip hükümet üzerinde denetim fonksiyonu sağladığını söylemek mümkün değildir. Çünkü bu sistemde hükümetin istediği yasalar meclisten geçmekte, parti liderlerinin yönlendirmesi yönünde meclis üyelerince irade beyanında bulunulmaktadır. Bu durum ise son derece demokrasinin ruhuna aykırıdır. Demokratik Parlamenter sistemde erkler arası yumuşak ilişki nedeniyle siyasi ve ekonomik istikrardan bahsetmek olanaklı değildir. Çünkü yürütme yasamayı, seçimlerin yenilenmesine karar vererek, fesih edebilir, yasama da yürütmeyi düşürebilir. Tek başına iktidarların çıkmadığı dönemlerde her zaman hükümet değişikliği, seçimlerin yenilenmesi söz konusu olabilir.

    Cumhurbaşkanlığı sisteminin dünyada uygulanmasında, ilk ve tek kullanılacak ülke Türkiye’dir. Buna yakın en başarılı uygulandığı ülke Başkanlık sistemiyle Amerika’dır. Başkanlık sisteminin bir başka versiyonu Yarı Başkanlık sistemidir. Yarı Başkanlık sistemi günümüzde Fransa’da uygulanan sistemdir. Bu sistemde ise Devlet Başkanının dış politika, savunma, ekonomi ve üst düzey bürokratların atanmaları konusunda önemli yetkileri vardır. Yürütme erki Devlet Başkanı ile Bakanlar Kurulundan oluşur. Başbakanın yetkileri ise daha kısıtlı ve sınırlıdır.

    Türkiye’de Başkanlık sistemi ile ilgili tartışmalara baktığımızda Başkanlık sistemini savunanlar, karşı çıkan olduğu gibi, uygulamalar dikkate alındığında farklı bir tablo ortaya çıkmaktadır. Rejimin adı Cumhuriyet olmakla birlikte Cumhuriyetin ilk yıllarında güçlü liderlik, topluma ışık tutma, belirleyici olma bakımından fiiliyatta Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK Cumhurbaşkanlığında Başkanlık sistemi güçlü bir şekilde uygulanmıştır.

    Türkiye’de Başkanlık sistemine geçilmesi gerektiğini, Necmettin Erbakan, Alparslan Türkeş, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel güçlü bir şekilde ifade etmişler, günümüzde ise 12. Cumhurbaşkanı ve 15 Temmuz’u yaşayan lider Recep Tayyip Erdoğan’ın yoğun bir şekilde belirtmektedir. Bu arada Alparslan Türkeş tarafından bu konuda belirtilen söz oldukça anlamlıdır. 1978 yılında yayınlanan ikinci baskısı yapılan kitabında : “Milliyetçi Hareket Tek Başkan Tek Meclis sistemini savunur. Çağımız kuvvetli, adil ve hızlı icra çağıdır. Türk Milleti dünya Devletleri kurduğu devirlerde kuvvetli, adil ve hızlı icra sistemini uygulamıştır. Kuvvetli ve hızlı icra, icra gücünün tek elde toplanmasıyla mümkündür. Bunun için Tarih ve Töremize uygun olarak Cumhurbaşkanlığı Sistemini savunuyoruz”( A. Türkeş, Dokuz Işık, İstanbul 1978, s. 267).

    Cumhurbaşkanlığı Sistemi, eski Türkiye’nin kokuşmuşluğunun giderilmesini, prangalardan kurtulmak suretiyle köklü reformların yapılmasını ve yeni Türkiye’nin inşasının yolunu açacaktır. Ülkemiz için öngörülen Başkanlık Sistemi, eyalet sistemi (federasyon) ve demokratik özerklik olmaksızın tek meclisli, Türk Tipi Cumhurbaşkanlığı Sistemi’dir. Bu sistemde yerel yönetimlere idari,mali ve ekonomik özerklikler tanınabilir, yerel hizmetlerin yerinden yürütülmesi sağlanabilir. Bu da çağdaş kamu hizmeti anlayışının bir gereğidir”.

    Canpolat, Türkiye’de Başkanlık Sistemi’ne geçilmesini gerektiren faktörleri şu şekilde sıraladı:

    “1-Türkiye’nin 2. dünya savaşına girmemesine, Almanya ve Japonya gibi yerle bir olmamasına rağmen, onların fersah fersah gerisinde bulunması, her alanda istenilen kalkınma hamlesini gerçekleştirememesi,

    2-Sürekli olarak iç siyasi, askeri, sosyal çatışma, kamplaşma ve didişme sürecinin devam etmesi (Dinli- dinsiz, laik-anti laik, Türk-Kürt, Alevi-Sünni, sağcı-solcu, darbeci- darbe karşıtı…),

    3-Yaklaşık her on yılda bir ekonomik krizler ve askeri darbelerinin yaşanması, askeri vesayetin söz konusu olması ile gerçek anlamda egemenliği, son on yıla kadar, askeri-sivil oligarşik azınlığın elinde bulundurması,

    4- Siyasi istikrarsızlıkla birlikte ekonomik istikrarsızlığın da yaşanması,

    5- Etkin, verimli, güçlü, hızlı karar alabilen ve aldığı kararları hızla uygulayabilen yönetimlerin çok az işbaşında kalması, etkisiz ve verimsiz yönetimlerin işbaşında olması, siyasi didişmelerin yaşandığı koalisyon hükümetleri dönemlerinin sık sık söz konusu olması,

    6- Cumhuriyet tarihi boyunca, rüşvet, ihtilas, irtikap, adam kayırma, yolsuzluk, yağma, talan ve hortumlamaların hiç eksik olmaması; kamuda ve siyasette vazifemi yaparım gözümü kaparım, salla başı al maaşı, devletin parası deniz yemeyen domuz politikalarının yürütülmesi,

    7-Devlet yönetiminde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir.” ilkesinin tam olarak hakim kılınamaması,

    8- Tam cumhuriyet ve tam demokrasinin uygulanamaması,

    9- Sorunların hızla çözülerek siyasi, ekonomik, idari, yargısal vb. köklü yapısal reformların bir türlü gerçekleştirilememesidir.

    Canpolat, Başkanlık Sistemi’ne geçilmesi ile öngörülen amaçları da şöyle belirtti:

    1- Devlet yönetiminde güçlü, etkin, verimli bir yapının oluşturularak istikrarın sağlanması ,

    2-Tam cumhuriyete geçilmesi, tam ve çağdaş demokrasinin uygulanması,

    3- Devletin ve Milletin enerjisini tüketen sorunların hızla çözülmesi, köklü yapısal reformların hızla tamamlanması ve kalkınma sürecinde çok hızlı yol alınması,

    4- Yürütme erki içindeki (Cumhurbaşkanı, Başbakan) çok başlılığın ortadan kaldırılması,

    5-Siyasi Partiler Kanununun değiştirilerek liderler sultasına son verilmesi, meclis üyelerinin bağımsızlığının sağlanması,

    6- Seçim Kanununun değiştirilerek, 1982 Anayasasının 67. maddesinde belirtilen “Seçim kanunu temsilde adalet, yönetimde istikrar unsunu sağlayacak şekilde düzenlenir” hükmünün gerçek anlamda hayata geçirilmesi ile bu kapsamda seçim sisteminin değiştirilip D, hont nispi temsil sisteminden vazgeçilerek % 0 barajlı, dar bölgeli mutlak çoğunluk sistemine geçilmesi,

    7- Millet iradesinin gerçek anlamda devlet yönetimine yansıtılması,

    8- Gerçek anlamda Milli birlik ve beraberliğin sağlanması, toplumsal uzlaşmanın gerçekleştirilmesi,

    9- Atanmışların değil, seçilmişlerin hakimiyetinin sağlanması,

    10- Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, Türkiye Milletinin veya Türk Milletinin 2023, 2053, 2071 ve 2123 hedeflerine aksamadan ve eksiksiz ulaşmasını temin etmektir.

    Sonuç itibariyle Türkiye için, Başkanlık sistemine geçmek kaçınılmaz bir zorunluluktur. 15 Temmuz darbe girişimimden sonra Türkiye’nin sorunlarını hızla çözerek köklü reformlarını yol kazasına uğramadan tamamlamasını, 2023 Cumhuriyetin kuruluşunun 100. yılında dünyada her alanda en gelişmiş 10 ülke, 2053 İstanbul’un fethinin 600. yılında dünyada her alanda en gelişmiş 5 ülke, 2071 Malazgirt Meydan Muhaberesinin-Anadolu’nun yurt edinilişinin ve İslamlaştırılmasının 1000. yılında dünyada her alanda en gelişmiş 3 ülke ve nihayetinde 2123 Cumhuriyetin kuruluşunun 200.yılında dünyada Süper Güç Ülke Türkiye hedefine ulaşmasını sağlayacaktır.Bu bir tarihi fırsattır yiğit bin yaşamakta fırsat ise bir düşmektedir. Bu yüzden ’evet’ diyeceğiz”.

  • Canpolat’tan Osmanlı bayrağının yasaklanmasına ilişkin açıklama

    Osmanlı Ocakları Kurucu Genel Başkanı Kadir Canpolat, Almanya’nın Fürth Belediyesi tarafından üç hilalli Osmanlı bayrağının yasaklanmasını kınadı.

    Osmanlı Ocakları Kurucu Genel Başkanı Kadir Canpolat, Almanya’nın Fürth Belediyesi tarafından üç hilalli Osmanlı bayrağının yasaklanması ile ilgili açıklama yaptı. Canpolat, “Almanya’nın Nürnberg yakınlarındaki Fürth şehrinde, 1817 yılından bu yana Eylül ayında yapılan Hasat Bayramı kortejinde yer alan Türk Birliği ekibindeki Berlin Mehter takımının taşıdığı ve mehteranın vazgeçilmez üç hilalli, Osmanlı sancağı birilerinin gözüne batıyor” dedi.

    “Biz tüm bayraklara saygı duyuyoruz, diğer ülkelerden de bunu bekleriz”

    Türk devletlerinin İslam sancağı olan yeşil üç hilal bayrağına bir avuç insanın kasıtlı ve organizeli tepki gösterilmesi üzerine Fürth Belediyesi’nin yasaklamasının kabul edilebilir bir durum olmadığını belirten Canpolat, “Biz tüm milletlerin, devletlerin değerlerine ve bayraklarına her zaman saygılı olacağız. Kendi devletimizin ve önceki Türk devletlerimizin bayraklarına ve değerlerine de tüm dünyadan saygı bekliyoruz. Almanya’da yaşayan yurttaşlarımız var Almanya ile sosyal ve ekonomik iş birliği gibi iktisadi, ticari ve ikame birlikteliğimiz var. Tüm bunları ortak değer olarak kabul edip birbirlerimizin değerlerine saygılı olmamız gerekirken Türk milletinin en değerli saydığı eski Türk devletlerinin bayraklarına karşı yapılan yasaklama hiç kimseye fayda vermeyeceği gibi toplumda etnik kimlik ve ayrıştırıcı bir durum ortaya çıkacağı kaçınılmaz olacaktır” diye konuştu.

    Bu durumun Osmanlı’dan ve İslam sancağından duyulan rahatsızlığın bölgede yaşayan Türk vatandaşlarına yapılmış asimile etmeye yönelik bir hareket olduğunun altını çizen Canpolat, “Almanya’da Son dört yıldır kortejde yer alan mehter takımının taşıdığı üç hilalli sancağın Osmanlı savaş bayrağı iddiasıyla ve Osmanlı Ocaklarını yani Türk örgütlerini temsil ettiği gerekçesi ile Pegida’nın (Batının İslamlaşmasına Karşı Vatansever Avrupalılar) itiraz ettiği, imza kampanyası başlattığı ve belediyenin bu tepkileri göz önüne alarak yasaklama kararı da ise; işin minareyi çalanın kılıfıdır. Almanya’da yaklaşık on gün önce Alevi derneklerine Osmanlı Ocakları imzalı hakaret yazıları yazılması bu algıya bir başlangıç olduğunu gösteriyor. Bir kaç gün sonra böyle bir olayın yaşanması Almanya’nın aslında üç hilal düşmanlığını, yani Osmanlı düşmanlığı tahammülsüzlüğünü gösteriyor. Törelerimize, eski Türk devletlerimizin bayrağına yapılan bu saldırı Türklüğe ve İslam medeniyetine yapılmış olarak görüyoruz” ifadelerini kullandı.

    “Fürth Belediyesi önünde eylem yapacağız”

    En yakın zamanda yasal demokratik haklarını kullanacaklarını belirten Canpolat sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu anlamda en yakın zamanda bu belediye önünde alınan karara tepki göstermek için yasal olan demokratik haklarımızı kullanmak üzere eylem başlatacağımızı ve eski devletimizin bayrağına saygı duyulması için karşı imza kampanyası başlatacağımız bilinmelidir. Alınan bu karar tarihi hatalı bir karardır, derhal vazgeçilmelidir. Osmanlı Ocakları’nın kuruluş amacı doğrultusunda Osmanlı medeniyetine, kültürüne ve mirasına sahip çıkacağız. Devletimizin bize verdiği yasal haklarımız üzere ve kurumumuzun kuruluş amacına uygun dernek tüzüğü gereği ve vazifesi sayılan bu faaliyetlere Almanya’da bulunan başta Alevi dernekleri olmak üzere kendi mirasımıza sahip çıkmak adına tüm vatandaşlarımızdan destek bekliyoruz.

    Her yıl 130 bin kişinin izlediği kortej de yer alan Fürth Türk Birliği ekibinin yol boyunca alkışlarlar ilerlemesi ile Almanya’da bulunan Türk birliklerinin alınan bu karar ile dağıtılması bastırılması hedeflenmiştir. Bu karar vatandaşlarımız arasında şaşkınlık ve hayal kırıklığı oluşturmuştur”.

    Canpolat, “Yasaklama kararının yaklaşan seçimler olduğu ve siyasi bir karar olduğu belirtilirken Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) Fürth Başkanı Refet Avcı, belediyenin kararının toplanacak Fürth Türk Birliği üyelerince değerlendirmeye alınacağını, Belediye Başkanı Thomas Jung ile görüşüleceğini ve alınan kararın daha sonra kamuoyuna açıklayacaklarını söylemesi bizleri bir nebze rahatlatmıştır. Ancak ülkesinde yaşayan vatandaşlarının eski devletlerine ait bayraklarımıza karşı saygılı olunmasını beklemekteyiz. Aksi takdirde bu bayrak krizi iki ülke arasında daha da büyüyen bir sorun haline gelebilir. Birbirimizin sembollerine saygı duymayacak kadar birbirimize saygımız yoksa bu kendi vatandaşına yapılan ezici, asimile edici, dayatmacı ve zorba bir tavır olduğunu dünya tarihine yazacağımız bilinmelidir. Başka ülkeler Osmanlı bayrağından rahatsız olmuyor da Almanya yeşil üç hilalden veya kırmızı üç hilalden neden rahatsız oluyor? Acaba bayrağın üzerinde ki anlamları mı hedefte? İçinde aile düzenini temelden sarsacak bir figür veya toplumu kin veya şiddete sevk edecek bir şekil mi var? Olmamasına rağmen içini bir türlü dolduramayacakları bu tahammülsüzlüğün adı hafifiyle bayrağımıza saldırıdır” dedi.

    Alınan bu kararın hiç kimseye fayda vermeyeceği gibi toplumda kutuplaşma ve nefret uyandıracağını göz ardı etmemek gerektiğini söyleyen Canpolat, “Biran evvel alınan bu karardan vazgeçilmeli adaleti, hoşgörüyü, kardeşliği, huzur ve güveni temsil eden şanlı, şerefli bayraklarımız Türk milletinin olduğu her yerde kullanılmasında engel olmamalı, mehteran veya başka eylemlerde kullanılmasının önü açılmalıdır. Yoksa bu bayrak krizi toplumda telafisi olmayacak duygular doğuracaktır” diyerek sözlerini noktaladı.

  • CHP İstanbul İl Başkanı Canpolat’tan Cumhuriyet Gazetesi’ne destek

    Cumhuriyet Gazetesi’ni ziyaret eden Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Cemal Canpolat, “Cumhuriyet gazetesine ilk saldırı şimdi değildir. Cumhuriyetin kurulduğundan bu güne onlarca defa saldırılmıştır” dedi.

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Cumhuriyet Gazetesi yöneticilerine yönelik soruşturması kapsamında düzenlenen operasyon ardında, birçok isim desteki çin gazete binasına gelmeye başladı. Cumhuriyet Gazetesi’nin Şişli’deki merkezine gelen CHP İstanbul İl Başkanı Cemal Canpolat da yetkililerden bilgi aldı.

    Gazetecilere açıklamalarda bulunan Canpolat, Cumhuriyet Gazetesi’nin yeni bir saldırı ile karşı karşıya olduğunu belirterek, “Cumhuriyet Gazetesi’ne ilk saldırı şimdi değildir. Cumhuriyetin kurulduğundan bu güne kadar onlarca defa saldırılmıştır. Nadir Nadi’yle başlayan daha sonra İlhan Selçuk’u ’Ergenekon’ adı altında içeri alınmasıyla başlayan, cumhuriyete ve demokrasiye yönelen saldırının her dönem hedefi olmuştur Cumhuriyet Gazetesi” diye konuştu.

    Cumhuriyet Gazetesi’nin kapatılarak kayyuma devredilmesinin amaçlandığını iddia eden Canpolat, buna müsaade etmeyeceklerini söyledi.