Etiket: Çağın

  • Çağın hastalığı: obsesif kompulsif bozukluk

    Çağın hastalığı: obsesif kompulsif bozukluk

    Medical Park Gaziantep Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Rıfat İnci Obsesif Kompulsif bozukluk (saplantı hastalığı) hakkında bilgiler vererek, obsesif kompulsif bozukluk diğer bir ifade ile saplantılı düşüncelerin günlük yaşamı, hatta yaşamsal aktiviteleri etkileyecek seviyeye gelmesi sonucu gerçekleşen bir ruhsal bir hastalığı olduğunu belirtti

    Hemen herkes günlük hayatında sıkça karşılaştığı bazı konular hakkında, endişe, evham ve takıntılara sahip olabilir. Çoğu insan ortaya çıkan bu duygularla baş edebilir ve bu duyguların hayatlarını etkilemelerine izin vermeden çözüme ulaştırabilir. Fakat bazı bireyler gerçeklik duygusunu kaybetmeden doğru olmadığını bilmesine rağmen bu takıntılı düşüncelere sahip olabilir ve içinde bulundukları bu durum gün geçtikçe saplantı haline dönüşebilir. İnci, takıntılı düşünce ve dürtüler manasına gelen obsesyon ile yineleyici zihinsel eylemler ve davranışlar biçiminde seyreden kompulsiyon davranışları bir araya gelerek bu hastalığa neden olabildiğini ifade etti. Günümüz toplumlarında görülme oranında hızla artış gösteren obsesif kompulsif bozukluk hastalığının her 50 kişiden birinde rastlanabildiğine değinen Uzm. Dr. İnci, saplantı hastalığının ergenlik dönemini, hatta 2-0 ile 30’lu yaşları da içine alan OKB’nin çocukluk dönemi de dahil her yaşta görülebildiğinin altını çizdi.

    Psikiyatri Uzmanı Dr. Rıfat İnci, “Obsesif kompulsif bozukluk (OKB), takıntılı düşüncelerin günlük hayatı, hatta yaşamsal aktiviteleri etkileyecek düzeye gelmesi sonucu ortaya çıkan ruhsal bir hastalıktır. Obsesyon, yani kişinin zihninde uzaklaştıramadığı fikir, düşünce ve dürtüler, kişinin isteği dışında gelişir. Kişi bunları mantık dışı olarak değerlendirse de düşünmekten kendini alamadığı için yoğun sıkıntı yaşayarak huzursuzluğa ve dolayısıyla anksiyeteye sahip olur. Obsesyonların oluşturduğu huzursuzluğu ve sıkıntıyı ortadan kaldırmak amacıyla da yineleyici davranış ve zihinsel eylemler geliştirir. Kadınlarda daha sık olarak görülen obsesif bozukluk erkeklerde genellikle erken yaşlarda oluşur. Hastalar hastalıklarını gizlemeleri veya hastalığın uzun süreli olması nedeniyle bunu kabullanmeye başlayarak hekime başvurmaktan çekinmektedirler. Kliniğimize başvuran hastalarda en yaygın obsesyon belirtileri ise, Aşırı kuşku neticesinde gelişen sürekli güvende hissetmek ihtiyacı, örneğin evinin kapısını kilitlediğinden emin olamayan kişi, kapıyı tekrar tekrar kontrol etmektedir. Simetri, düzen ve kusursuzluk dürtüsü ile gelişen düzen obsesyonunda ise kişi evdeki tablo, tabak bardak gibi nesneleri kusursuz biçimde ve belli bir düzen dahilinde yerleştirmeye çalışır ve bunun için ise saatlerini harcayabilir. Bu tür kişiler eşyalarının başkaları tarafından kullanmasına izin vermediği gibi karıştırılmasına da direnç gösterirler. Dini obsesyon belirtileri ise, tanrıya karşı yanlış bir şey söylemekten korkan biri, sayıları onar onar geriye doğru sayarak sıkıntısını hafifletmeye çalışır. Sayma obsesyonuna sahip kişiler gördükleri her şeyi saymaktan kendini alamaz hatta bazı sayıların uğur getirdiğine, bazılarının ise uğursuz olduğuna inanır ve uğursuz sayıyı uğurlusu ile uzaklaştırmaya çalışır. Pek çok kişi de obsesyon ve kompulsiyonlarını oluşturan nedenlerden uzak durmaya çalışır örneğin, insanlarla el sıkışmaktan kaçınma ya da sosyal açıdan kabul edilmez bir davranışta bulunmaktan ya da rezil olmaktan korkma, Hata yapmaktan korkma gibi durumlarla karşı karşıya kalabilmektedirler’’ diye konuştu.

    Medical Park Gaziantep Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Rıfat İnci, obsesif kompulsif bozukluk (OKB) rahatsızlığının nedeninin tam olarak anlaşılmadığını fakat biyolojik ve psikososyal bir takım etmenlerin saplantıya neden olduğunu hakkında literatür incelemelerinin olduğunu kaydetti. İlaç ve psikoterapi yönteminin yan ısıra ilaç ve davranışsal terapi ile bu hastalık hakkında iyi sonuçlar alınabildiğini açıkladı.

  • Modern Çağın Utancı; Hocalı Soykırımı

    Modern Çağın Utancı; Hocalı Soykırımı

    Asılsız Soykırım İddialarıyla Mücadele Derneği (ASİMED) Başkanı Savaş Eğilmez, Hocalı soykırımının modern çağın utancı olduğunu söyledi.

    936 kilometrekarelik alana sahip ve 2 bin 605 aileden ibaret 11 bin 356 kişinin yaşadığı Hocalı kasabasının, 26 Şubat 1992 tarihinde tehcire ve katliama maruz kaldığını ve kasaba tamamıyla yok edildiğini belirten Savaş Eğilmez, “Hocalı bu katliamın yaşandığı sırada Azerbaycan Silahlı Kuvvetlerinin koruması altında değildi ve tamamen savunmasız bir durumdaydı. Hocalı da dağınık halde elinde hafif silahlar bulunan 150 kişi bulunmaktaydı. Azerbaycan silahlı kuvvetleri Hocalı halkına yardım edemedi, hatta uzun süre cesetlerin alınması bile mümkün olmadı” dedi.

    Ermenilerin coğrafi konumu itibariyle bölge için stratejik önemi olan Hocalı kasabasını ele geçirmek için, 25 Şubat gecesi katliam gayesiyle harekete geçerek büyük bir kıyım gerçekleştirdiğini anlatan ASİMED Başkanı Savaş Eğilmez, “Son yıllarda yapılan araştırmalar sonucunda hazırlanan raporlarda korkunç detaylar ortaya çıkmıştır. Buna göre 25 Şubat 1992 tarihinde saat 22:00 sularında ermeni güçleri Azerbaycan sınırını geçerek saldırıya başlamışlardır. Bu saldırıya Dağlık Karabağ’daki ermeni militanlarla beraber SSCB 366.alayı da katılmıştır. Hocalı kasabasına yapılan bu saldırıya 366. piyade alayının komutanı Zarvigorov Yuri Yuryeviç ve Binbaşı Ohanyan Seyran Muşegoviç’in komutanlığındaki birliğin 2. taburu, Nabokih Yevgeni Aleksandroviç’in komutanlığındaki 3. tabur, aynı zamanda 1. tabur komutanı Çitçiyan Valeriy İsaakoviç ile birlikte 50’den fazla Ermeni ve Rus subaylar da katılmıştır.

    Bu saldırıda en az 90 tank, çok sayıda zırhlı araç, top, D-30 havanlar ve diğer teknik unsurla da kullanılmıştır. Hocalı kasabasına ilk olarak ağır topçu birlikler saldırmış ve hemen sonra zırhlı kuvvetler kasabaya girmişlerdir. Ve bütün bu askeri güç, çocuk, kadın, yaşlı demeden masum insanlar üzerine ölüm kusmuşlardır. Kuşatmadan kurtulan Türkler yollarda, Ketik ormanında, Nahçivanik yolunda, Garayagaya çevresinde, Dehraz köyü yakınlarında, Şelli köyü istikametinde, Esgeran yolunun 86. kilometresinde ve diğer yerlerde vahşice katledildiler. Esir alınanlardan 18’i Esgeran Polis Şubesi’nde işkence edilerek öldürüldü. Saldırı sırasında sivillere işkenceler yapıldı, insanların başlarının derisi soyuldu, gözleri çıkarıldı. Kadınların karınları yarıldı, insanlar diri diri toprağa gömüldü veya yakıldı. Hocalı’dan kaçıp kurtulan siviller önceden hazırlanmış olan pusulara düşürülerek kurşuna dizildiler” diye konuştu.

    Hocalı’nın 5 bin 379 sakininin mülteci durumuna düştüğünü, öldürülen 613 kişiden 63’ü çocuk, 106’sı kadındı. 8 aile tamamen yok edildiğini, 487 kişinin çeşitli yaralar aldığını, 1275 kişinin esir alındığını dile getiren Eğilmez, “Esir alınan 68 kadın ve 26 çocuk toplam 150 kişiden hala haber alınamıyor. Bu kadar vahşiliği yapan bir grubun, bu 150 kişiye neler yapabileceğini düşünmek bile insanın nefesini kesiyor.

    Bu saldırı içerisinde bulunan Zori Balayan, yazdığı kitapta şunları aktarıyor: “Biz arkadaşımız Haçatur’la ele geçirdiğimiz eve girerken askerlerimiz 13 yaşında bir Türk çocuğunu pencereye çivilemişlerdi. Türk çocuğunun bağırış çağırışları çok duyulmasın diye, Haçatur çocuğun annesinin kesilmiş memesini çocuğun ağzına soktu. Başından, sinesinden ve karnından derisini soydum. Saate baktım, Türk çocuğu yedi dakika sonra kan kaybından öldü. Türk çocuğuna yaptığım bu işkencelerden dolayı kendimi rahatsız hissetmedim. Haçatur daha sonra ölmüş Türk çocuğunun cesedini parça parça doğradı ve bu Türkle aynı kökten olan köpeklere attı. Akşam aynı şeyi üç Türk çocuğuna daha yaptık. Ben bir Ermeni vatansever olarak görevimi yerine getirdim. Haçatur da çok terlemişti, ama ben onun gözlerinde ve diğer askerlerimizin gözlerinde intikam ve güçlü hümanizmin mücadelesini gördüm.”

    Bu anlatılar açıkça gösteriyor ki bunlar insandan çok birer vahşi hayvan durumundular. Önce Ermeni çeteciler, sonra Ermeni teröristler, sonra diasporanın kuklası Koçaryan’ın yönetimindeki Ermenistan, arkalarına başka güçleri alarak, 1850’den beri Türkleri vahşice öldürdüler. Şimdi ise masum ve mazlum rollerine bürünmeye çalışıyorlar. Biz bu katillerin gerçek yüzünü bütün dünyaya anlatmaya devam edeceğiz ve Hocalı da yapılan vahşilikleri asla unutturmayacağız.

    Beş yıldır yaptığımız gibi, 4 dilde hazırladığımız kısa belgeselle, bu katillerin gerçek yüzünü bütün dünyaya yeniden anlatacağız. Bu belgeseli Amerika Birleşik Devletleri Senatosunun 100 üyesine ve 435 temsilciler meclisi üyesine göndereceğiz. Ayrıca ABD’de faaliyet gösteren sivil toplum örgütlerinin 28 ine, yine ABD’nin önde gelen medya temsilcilerinin 15 ine ve Ermeni diasporası çatısı altında faaliyet gösteren 20 vakıf ve derneğe, Fransa, Almanya ve İngiltere’deki medya temsilcileri ve önde gelen sivil toplum örgütlerinden 100 tanesine göndereceğiz Böylelikle ilk aşamada 698 merkeze 26 Şubat 1992 tarihinde Hocalı’da yaşanan insanlık dışı olayları yeniden anlatmış olacağız” şeklinde konuştu.

  • Çağın vebası obezite

    Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gürdal Ören, çağın vebası olarak söylenen aşırı şişmanlık hastalığı obezite hastalarına kilo vermeleri için uygulanan obezite cerrahisi sonrası sonuçların umut verici olduğunu söyledi.

    Dünyada çağın vebası olarak söylenen aşırı şişmanlık hastalığı obeziteden yakınan kişi sayısı gün geçtikçe artıyor. Rakamlara göre, obezite sayısı dünyada 2.1 milyar civarında ve toplam tedavi ücreti 2 trilyon dolar civarında olduğu hesaplanıyor. Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gürdal Ören, obezitenin günlük yaşama yansıyan özelliklerini anlattı.

    “Beden kütle indekslerimize doğru orantılı olarak uçak koltukları bile büyüdü”

    Bundan iki bin yıl önce kişi ne kadar kiloluysa o kadar güçlü ve kuvvetli sayıldığını belirten Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gürdal Ören, “Şiirlerde kadınların güzelliği tombul yanaklarla anlatılırdı. Yıllar geçtikçe algılar değişti, zayıflık sağlık olarak nitelendirildi. Günümüzde hayatımızı esir alan reklamlar ve sosyal medya görselleri bu durumu destekledi. Teknoloji, temel ihtiyaçlarımızda en büyük yardımcımız haline geldi. Birinden haber almak için saatlerce yürünmesi gereken yollar arabayla dakikalar içinde katedildi veya bir ’Alo’ tüm endişelerimizi giderdi. Yine aynı ’alo’; bir öğünlük tokluk için saatlerce av izi süren insanoğlunu evlere mahkum etti. Artan nüfus, artan ihtiyaç demekti; işler arttı, hareket azaldı. Önce kıyafet bedenlerine bol x eklendi, sonra restoranların kişi başına sunduğu yemek porsiyonları arttı. Beden kütle indekslerimize doğru orantılı olarak uçak koltukları bile büyüdü. En büyük ilaç firmalarının aynı zamanda en büyük çikolata markaları olması ise; bizi önce hasta edip sonra tedavi için kendilerine muhtaç etme kısır döngüsüne sokuyor. En ciddi örnekleri ise ergenliğe giriş yaşının kız çocuklarında 8’e kadar inmesi, kadın hastalıklarından en yaygını olan adet düzensizlikleri, erken menopoz olarak karşımıza çıkıyor. Yani gerçekten içimize kadar işliyor” dedi.

    “On yıl sonraki ‘sen’ için şimdi harekete geçin”

    Yapılan araştırmalar obez bireylerde; cinsel ilişki sıklığının azalması, iktidarsızlık ve hatta kısırlığa kadar giden kötü tabloları gözler önüne serdiğini belirten Op. Dr. Gürdal Ören, “Bunları yaşayan kişilerde ilişkiler çatırdıyor, özgüven kayboluyor, ruhsal problemler baş gösteriyor ve bu duygusal boşluk sessiz ve dilsiz dostlar olan yemeklerle dolduruluyor. Kişi kilolarından dolayı yaşadığı sorunları yiyerek aşmaya çalışıyor. Daha derine inen başka araştırmalar da var tabii. Aşırı obez hastalar üzerinde yapılan bir çalışmada ise kilo vermeleri için uygulanan obezite cerrahisi sonrası sonuçlar umut verici. Operasyondan bir yıl sonra hastaların büyük çoğunluğunun cinsel hayatında ameliyat öncesine göre iyileşme olduğu saptanmış, yine aynı grubun yarısından fazlasının partnerlerinde cinsel istekte artma olmuştur. Yani verilen her bir kilo, fiziksel ve ruhsal sağlığı olumlu olarak değiştiriyor. Çözüm eve kapanmak veya sorunları kimseyle paylaşmamak değil. On yıl sonraki ‘sen’ için şimdi harekete geçin! Kararın uygulamaya koyulduğu her an, her zaman kararsızlıktan daha erkendir. Sağlık kuruluşları, sağlık profesyonelleri, diyetisyenler ve biz hekimler hedefinize ulaşmak için yürüyeceğiniz yolda ışık olmak için her zaman yanınızdayız” şeklinde konuştu.

  • Öztürk: “Çağın İhtiyacı: İslam Ekonomisi ve Finans”

    Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi geçtiğimiz yıllarda İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi bünyesinde öğrenci alımına başlayan İslam Ekonomisi ve Finans Bölümüne bu yıl 50 öğrenci kabul edilecek.

    Ekonomi teorilerinin yetersiz kaldığı ve bunalımlara sebep olduğu günümüzde, İslam ekonomisi bu boşluğu doldurarak, değerlerimize ait bir ekonomi modeli olarak karşımıza çıkıyor. İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri ile birçok Avrupa ülkesi, bugün İslam ekonomisi ve finans anlayışını mercek altına alarak çalışma grupları oluşturuyor ve bu sistemi ayrıntılı olarak inceliyor.

    50 öğrenciden 45’i burslu eğitim alabilecek

    KTO Karatay Üniversitesi de mevcut ekonomik sistemin yetersiz geldiği alanda sivil toplum kuruluşları, iş dünyası, odalar, borsalar, bankalar ve birçok kurumla istişareler sonucunda İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi bünyesinde İslam Ekonomisi ve Finans Bölümü’ne geçtiğimiz yıllarda öğrenci kabulüne başlamıştı. Öğrencileri ile ekonomi alanında çalışan yetkin kurum ve kişilere lisans düzeyinde İslam Ekonomisi ve Finans kapsamında gerekli akademik bilgiyi kazandırmak amacıyla Türkiye’de ilk olarak açılan bölüm, 2018-2019 öğrenim döneminde 50 öğrenci kabul edecek, 45’i ise burslu eğitim alabilecek. Ayrıca KTO Karatay Üniversitesi İslam Ekonomisi ve Finans Bölümü öğrencileri, üniversite bünyesinde uygun görülen 9 bölümle Çift Anadal yaparak çift diploma ile mezun olabilecek.

    “İhtiyaç duyulan bölümlerde eğitim vermeye devam ediyoruz”

    KTO Karatay Üniversitesi olarak bölgede ve ülkede ihtiyaç duyulan bölümlerde eğitim vermeye devam ettiklerini, akademik alanda da bu şekilde planlama yaptıklarını aktaran KTO Karatay Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Selçuk Öztürk, “Dünyada ve ülkemizde son yıllarda ihtiyaç duyulan ve alternatifi olmayan bir bölümü ülkemize ve şehrimize kazandırmıştık. İslam Ekonomisi ve Finans alanında disiplinler arası bir yaklaşımla 2 yıldır lisans eğitimi veriyor, ulusal ve uluslararası çalışmalarda yer alabilecek yetişmiş insan potansiyelini oluşturuyoruz. Katılım bankacılığı konusunda uzmanlaşmış personel ihtiyacı son dönemde ülkemiz iş dünyası için büyük gereklilik haline gelmiştir. Bu kapsamda üniversitemizde, ülkemizin de bu alanda ihtiyaç duyduğu nitelikli, çok boyutlu problemlere karşı sürdürülebilir çözümler üretebilecek ve yeni modeller geliştirebilecek uzmanlar yetiştiriyoruz” diye konuştu.

    Başkan Öztürk, “2014’te 778 milyar dolara ulaşan İslami banka aktiflerinin, 2019’a ise Türkiye’nin de içerisinde yer aldığı önde gelen 6 pazarda 1.8 trilyon dolara ulaşacağı öngörülmektedir. Ülkemizin 2023 politikaları çerçevesinde yapılan çalışmalar, atılım politikaları, dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasında yer alma gibi hedefleri de dikkate alındığında; Türkiye´de İslam ekonomisi ve finans pazar payının 2023’te yüzde 15’e çıkacağı öngörülmekte, böylelikle İslam Ekonomisi ve Finans Bölümü’nün daha da önem kazanacağı tahmin edilmektedir” dedi.

  • Efes Bandosu’ndan Kuşadası’nda ’Antik Çağın Yansımaları’ konseri

    Kuşadası Belediyesi’nin davetlisi olarak ilçeye gelen Efes Bandosu, İbramaki Sanat Galerisi’nde “Antik Çağın Yansımaları” isimli muhteşem bir konser verdi. Konserde Efes Bandosu kurucularından İzzet Tokay’a ait Anadolu müziklerinin hikayeleri Hasan Savaşer tarafından seslendirildi.

    Anadolu’da yaşamış tüm kültürlere ait seçme eserlerin icra edildiği konserde Yunan ve Aydın Zeybeği ile Enterpe’ye Ağıt esnasında sergilenen lyric dansı salonu dolduran sanatseverler tarafından büyük bir ilgi ve beğeniyle izlendi. Telli çalgılarda Erkin Akkaya, bas gitarda Aytekin Orhan, piyano ve tuşlu çalgılarda Emrah Şen, ses ve ışıkta Süleyman Doğar, vurmalı çalgılarda Fırat Kemeç, yan flüt ve vokalde Hilal Koçak, nefesli çalgılarda Doğan Kandaniş, davulda İzzet Tokay, kontrbas ve vokalde Tuğba Aysal, vokalde Ayça Gümrükçü ile Nevzat Demirdöven’in yer aldığı “Antik Çağın Yansımaları” isimli konserde Hasan Savaşer ise Anadolu ve Yunan türkülerine seslendirdiği hikâyeler ile eşlik etti.