Etiket: Çabası

  • Emniyet Müdürünün Çabası İntiharı Önledi

    Giresun’un Güre Mahallesi’nde bir kadın, aracının içinde intihara kalkıştı.

    Edinilen bilgilere göre, polis eşi olduğu öğrenilen Ö.S. isimli kadın, iddiaya göre eşi ile tartışma yaşadı. Yaşanan tartışma sonucu sinirlenerek yanına aldığı silah ile evden çıkan genç kadın, aracıyla Güre Mahallesi karşısında bulunan Karadeniz sahil yolu üzerindeki araç park alanına gelerek canına kıymak istedi.

    Vatandaşların ihbarı üzerine olay yerine gelen güvenlik ekipleri, Ö.S. isimli kadını 30 dakika boyunca ikna etmeye çalıştı. Bir türlü ikna edilemeyen genç kadını olayın olduğu yere gelen İl Emniyet Müdürü Uğur Öztürk, megafon yoluyla yaptığı konuşmalar ile ikna etmeyi başardı.

    Elindeki silahı polis memurlarına teslim eden genç kadın ile Emniyet Müdürü Uğur Öztürk bir süre konuştuktan sonra olay yerinde hazır bekletilen sağlık görevlileri aracın olduğu alana çağrılarak sinir krizi geçiren genç kadına müdahale etti.

  • (Özel Haber) Kalan Suriyelilerin Yaşam Çabası

    Yasa dışı yollarla Avrupa’ya geçmek yerine Türkiye’de yerleşik hayata geçen Suriyeli mülteciler, yeni hayatlarına Türklerle birlikte entegre olmaya çalışıyor. İzmir Basmane semtinde dükkanları bulunan Suriyeli ve Türk esnaflar, herkese hizmet edebilme adına ekmek teknelerine hem Arapça hem de Türkçe yazılar asıyor.

    Türkiye’den Avrupa’ya deniz yolu ile geçmek isteyen Suriyeli mültecilerin umut yolculukları, genellikle facia ile sonlanıyor. Birer sayıdan ibaret olmayan Suriyeli mülteciler, sonunda ölüm olsa bile denize açılmayı da göze alabiliyor, Türkiye’de yerleşik hayata geçmeye de karar verebiliyor. Çoğunlukla yasa dışı yollarla Avrupa’ya geçerken hayatlarını kaybetmeleriyle gündeme gelen mültecilerin büyük bir kısmı da ülkelerindeki savaş bitene kadar Türkiye’de kalmakta kararlı. Kimi ayakkabı, kimi tekstil, kimi de gıda sektöründe çalışan Suriyeliler, yeni hayatlarına Türklerle birlikte entegre olmaya çalışıyor. İçişleri Bakanlığı tarafından açıklanan verilere göre, Türkiye’deki Suriyeli sayısı 1 milyon 385 bin. Suriyeli mültecilerin bulunduğu şehir sıralamasında 17. sırada yer alan İzmir’de, tam 13 bin kayıtlı Suriyeli mülteci yaşıyor. Avrupa’ya geçmek isteyen mültecilerin durak noktası da olan İzmir, aynı zamanda yerleşik düzene geçen Suriyeliler için de tercih edilen bir kent. Özellikle Konak ilçesine bağlı Basmane semtinde yaşayan ve çalışan mültecilerden bazıları, açtıkları lokantalarla halka hizmet veriyor. Küçük Suriye’yi andıran Basmane’de, Suriye ve Türk yemekleri yapan mülteciler, dükkanlarına hem Arapça, hem de Türkçe yazılar asıyor. Basmane’de dükkanları bulunan Türk esnaflar da yerleşik Suriyelilerin yoğunluğu nedeniyle tabelalarında hem Arapça, hem de Türkçe yazılara yer veriyor.

    5 YILDIZLI OTELDEN, LOKANTAYA

    20 yıl boyunca Halep’te bulunan 5 yıldızlı bir otelde lüks yemekler yapan Usame Tamer, üç yıl önce ailesiyle birlikte İzmir’e göç etti. 7 aydır, Suriyelilerin açtığı lokantada aşçılık yapan Tamer, “Halimden memnunum. Ben normalde daha modern yemekler yapıyorum ama burada çalıştığıma da şükrediyorum. Suriyeli mülteciler İzmir’de kalıp çalışabilir ama Avrupa’ya gitmeyi bir kurtuluş gibi görüyorlar. Her şeye rağmen gitmek istiyorlar. Buradaki hayat Suriye’ye kıyasla biraz daha pahalı ama Allah Türkiye’den razı olsun, bize yardımcı oldular” dedi.

    “AVRUPA’YA GİTMEYİ DÜŞÜNMÜYORUM”

    İki yıl önce ailesiyle İzmir’e göçen Muhammed Mustafa ise, “Önce hiçbir şey bilmiyordum. Türkçe’yi arkadaşımdan öğrendim. Şuanda çanta işiyle uğraşıyorum. Çalışmadan yaşayamazsın. Tüm ailem burada. Ağabeyimle birlikte eve bakıyoruz. Hayatımdan memnunum. Avrupa’ya gitmeyi düşünmüyorum” diye konuştu. 1,5 ay önce savaştan kaçan ve İzmir’de cami avlusunda yaşayan Yusuf Musa ise, savaşta şarapnel parçası ve kurşun isabet ettiğini belirterek tedavisi için Almanya’ya gitmek istediğini söyledi.

    TÜRK ESNAFLARDAN ARAPÇA TABELA

    Suriyeli mültecilerin Basmane semtinde kurdukları yeni hayatlara, Türk esnaflar da ortak oldu. Müşterilerinin büyük çoğunluğunu Suriyelilerin oluşturduğu Türk esnaflar, dükkanlarına Arapça yazılar asmaya başladı. Berber dükkanı işleten Mehmet Nur Toy, “Avrupa’ya gidenler de var, burada kalanlar da var. Esnaflar, menülerine ya da dükkanlarına onların okuyabilmesi için Arapça yazı asıyorlar. Benim dükkanımda da Arapça ‘berber’ yazıyor” ifadelerini kullandı.

    “SURİYELİLERE HİTAP EDİYORUZ”

    Basmane’de tavukçu dükkanı bulunan Turgay Gezer de, şunları söyledi:

    “Burası gariban semti olduğu için bütün müşterilerimiz Suriyeli. Biz de onlara hitap ediyoruz. Onların görebilmesi için dükkanımıza yazı astık. Ben dükkanıma Arapça ‘taze tavuk var’ yazdım. Bizim işimiz Avrupa’ya gitmeyenlerle. Onlar da mecbur oldukları için buradalar. Ülkelerinde savaş olmasa geri giderler.”

  • Yozgat’ta 7 Çocuğunu TEK Başına Büyüten Dilek Güneşer’in Çabası Ve Azmi Kadınlara Örnek Oluyor

    Yozgat’ta 10 yıl önce eşi evini terk edince 7 çocuğunu tek başına büyütmek zorunda kalan Dilek Güneşer, gösterdiği çaba ve azmiyle bütün kadınlara örnek oluyor.

    Yozgat’ta 10 yıl önce en küçük çocuğu 21 günlük iken, eşinin evi terk edip bir başka kadınla gitmesi üzerine 7 çocuğuyla tek başına kalan Dilek Güneşer, evinin geçimini sağlamak için lokanta ve restoranlarda çalıştı. Belediyeden gelen yardımları kabul etmeyen Güneşer, kendisine bir iş yeri açılması konusunda destek istedi. Çocukların küçük olması sebebiyle önce evinin yakınında açtığı iş yerinde yufka ve gözleme yapan Güneşer, daha sonra iş yerini şehir merkezinde Abide İş Hanı’na taşıyarak çalışmasını burada sürdürmeye başladı. Açtığı iş yerinde iki kişi çalıştıran Güneşer, kendi geçimini sağlarken, yanında çalıştırdıkları işçilerin de geçimine katkı sunuyor.

    Eşinin 10 yıl önce kendilerin terk ettiğini belirten Güneşer, “10 yıl önce eşim bir başka kadınla beraber gitti ben de 7 çocukla kaldım. Eşimin gittiğinde en küçük çocuğum 21 günlüktü. O zaman ben hiç çalışmıyordum, işim yoktu. Belediye başkanımız benim durumumu öğrenmiş. Allah razı olsun kendisinden. Belediye başkanımız beni ziyarete geldi. ‘Sana yardımcı olalım’ dedi. Ben de ’bana yardımcı olmayın iş verin, çalışmak zorundayım’, çünkü 7 çocuğum vardı, maaşım yoktu. Onlar da bana Kentpark’ta gözleme ve yufka ekmek yapmak için bir yer verdiler ve işe başladım. Hiç param yoktu belediyemizin sayesinde açtım iş yerimi. Un verdiler, dükkandan kira almadılar. Kendimi toparlayana kadar bana yardımcı oldular. Öylelikle çalışmaya başladım. Şu anda işçi çalıştırıyorum fakat çok sıkıntılı, işler çok düştü ama idare ediyoruz, kimseye muhtaç olmadan yaşıyoruz. Bağkur borcumu dahi ödeyemiyorum” dedi.

    EN BÜYÜK DESTEKÇİLERİ ÇOCUKLARI

    En büyük destekçilerinin çocukları ile kendi annesi ve babası olduğunu ifade eden Güneşer, “En büyük sevincim ve mutluluğum çocuklarımın yanımda olmasıydı. Onlara bakmam gerekiyordu, bırakamazdım, onları atamazdım. Mecburen çalışmaya başladım. Çocuğum çok küçük olduğu için annem ve babam bana destek oldu, çocuklarla onlar ilgilendiler. Her konuda yardımcı oldular. Daha sonra lokantada çalıştım, bulaşık yıkadım, temizlik yaptım, otelde çalıştım. Tekrar gözleme dükkanı açtım, kendi çabalarımla ayakta durmaya çalışıyorum. Çocuklar çok zorlandılar. Çünkü benim en küçük çocuğum 21 günlüktü bir ekmek parasına muhtaçtık biz. Büyük oğlum liseye gidiyordu. Liseyi bırakmış haberim yoktu. İşe girmiş çalışmış ilk haftalığını getirip ‘anne ekmek paramız’ demesi çok güzeldi. Ama çocuğumun hayatına mal oldu okuyamadı. İki kızımı gelin ettim, oğullarım askere gidip geldiler. Çocuklarım kendilerini toparladılar. Büyük oğlum şuanda işsiz, iş arıyor. Önce çalışıyordu, evimize katkı sağlıyor, benim destekçimdi, şimdi işsiz iş arıyor” diye konuştu.

    Babasına ait evde oturduklarını dile getiren Güneşer, “Annem ve babam her konuda destekçilerim. Devletten özellikle çocuğumun hastalığı konusunda destek alıyorum, çünkü kızım rahatsız, hiçbir sosyal güvencemiz yok. Bağkur pirimini ödeyemediğim için yararlanamıyoruz. Çocuğumu sürekli Ankara Hacettepe Hastanesi’ne götürüp getiriyoruz. Çocuğum 0-18 yaştan dolayı ücretsiz tedavi oluyor. Çocuklarımla birlikte geçinmeye çalışıyoruz” dedi.

    Gösterdiği azim ve çocuklarına olan sevgisi çevresindeki insanlar tarafından takdir edilen Güneşer, “Çocuklarımı askere gönderirken, kızlarımı gelin ederken, çevremdeki insanlar ‘Helal olsun bir anne tek başına bunları yaptı’ diyorlar bu da çok güzel bir şey. Ama mecburum ben bir anneyim” ifadelerini kullandı.

    Lise ikinci sınıfa giden Kaniye Nur, annesinin kendilerine en iyi şekilde bakmaya çalıştığını ifade ederek, “Şu an annem çalışıyor, ben okula gidiyorum. Annem çalıştığı için okuldan gelince evin temizliğini yapıyorum, kardeşlerimin yemeklerini hazırlıyorum. Anneannem yardım ediyor. Annem evi geçindiriyor, Allah razı olsun, biz her zaman annemizin yanındayız. Annem benim hastalığımla yakından ilgileniyor, bana çok destek veriyor. Annem bizim her şeyimiz, annem işte olduğu zaman gelmesini dört gözle bekliyoruz. Annem geldiğinde oh be sonunda geldi diyoruz, çok mutlu oluyoruz” dedi.

  • İnönü’den Türkiye’ye Açılma Çabası

    Eskişehir’in İnönü ilçesinde geleneksel lezzetleri yaparak tanıtmaya çalışan kadınlar, ürünlerini Türkiye’ye yaymak için destek bekliyor.

    Bursa Eskişehir Bilecik Kalkınma Ajansı (BEBKA) ve İnönü Belediyesi’nin ortak projesi ile İnönü mutfağını tanıtmayı amaçlayan kadınlar, ürünleri Türkiye’ye yaymayı hedefliyor. İnönü’de bir dükkanda üretim ve satış yapan kadınlar, marketlere de ürünlerini göndermek istiyor. Mercimekli mantı başta olmak üzere İnönü’ye özgü onlarca yiyecek ve içecek çeşidi, Eskişehir’de şimdiden aranan tatlar arasına girdi. Ürünlerin hepsinin doğal olduğunu dile getiren Üretimhane Sorumlusu Sakine Parlar, projeye başlamadan önce hobi olarak ürünlerini küçük pazarlarda sergilediklerini anlattı. Proje ile daha geniş kitlelere ulaştıklarından bahseden Parlar, “Küçük pazarlar bize yetersiz gelemeye başlamıştı. Daha sonra İnönü Belediyesi ve BEBKA projesinden destek geldi. Destek kapsamında ilk başlarda gıda ve girişimci eğitimleri aldık. Önce küçük bir üretimhane gibi bir mutfak hazırladık. Bu mutfaktan yöresel lezzetlerimizi halka tattırmaya başladık. Bu da yeterli gelmeyince internet ortamıyla, kurumları ziyaret ederek kendimizi tanıtmaya devam ettik” dedi.

    “TÜRKİYE’YE İNÖNÜ’NÜN LEZZETLERİNİ TATTIRMAK İSTİYORUZ”

    Daha geniş kitlelere ürünleri tanıtmak için destek beklediklerini ifade eden Parlar, İnönü mutfağındaki tüm geleneksel lezzetleri ürettiklerini açıkladı. Parlar, “Büyük marketlere, İnönü ilçemizin ve Eskişehir’in dışında, Türkiye’nin dört bir yanına İnönü’nün geleneksel lezzetlerini tattırmak istiyoruz. Mutfağımızın unutulmaya yüz tutmuş yemek kültürünü gelecek nesillere aktarmak amacı taşıyoruz. Örneğin mercimekli mantımız sadece İnönü’de var. Pek tanınmıyor ama tadılınca aranan bir lezzet oluyor. Arkadaşlarımız kargo ile bizden mantı istiyor. Biz de şimdilik kargo aracılığıyla ürünlerimizi isteyenlere göndereceğiz” şeklinde konuştu.

  • Doktorların Çabası Hayatını Kurtardı

    Zonguldak’ta bir kişi, uçuruma yuvarlanan otomobili vinç ile kurtarmak isterken elektrik akımına tutuldu. Kalbi duran iki çocuk babası talihsiz adam kaldırıldığı hastanede doktorların çabası sayesinde yeniden hayata tutundu.

    Zonguldak’ta yaşayan 36 yaşındaki Hüseyin Mumcu, uçuruma yuvarlanan otomobili vinç ile kurtarmak istedi. Aracı kurtarmak istediği sırada elektrik hattının geçtiği olay yerinde vincin; tellere değmesi üzerine Mumcu elektrik akımına kapıldı.

    Olay yerine çağrılan 112 ekipleri Hüseyin Mumcu’ya ilk müdahaleyi yaptı. Bülent Ecevit Üniversitesi Hastanesi’ne kaldırılan Mumcu, acil serviste tedavi altına alındı. Hastaneye ulaştığında kalbi duran Mumcu’ya acil serviste 45 dakika boyunca kalp masajı uygulandı. Bir süre yoğun bakımda kalan Mumcu, durumunun iyiye gitmesinin ardından özel odaya alındı.

    “GENÇ OLDUĞU İÇİN ŞANSLIYDI”

    BEÜ Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hilal Ayoğlu, Hüseyin Mumcu’nun hastaneye getirildiğinde 45 dakika resusitasyon yaptıklarını anlattı.

    Yaklaşık 36 saat boyunca hastanın vücut ısısını düşürdüklerinin altını çizen Ayoğlu, şöyle devam etti:

    “Hastamız elektrik çarpması sonrasında kalbi durmuş vaziyette acil servisimize geldi. Acil Serviste Yrd. Doç. Dr. Volkan Ülker ile birlikte hastaya resusitasyon (kalp masajı) işlemleri başladı. Hastamız çok genç olduğu için şanslıydı. Çok uzun bir süre resusitasyon yaptık. Ama sonuç olarak hastamız makinelerden ayrıldı. Hayata tutundu. Tabii sadece resusitasyon işlemiyle kalmadı. Yoğun bakımda da hastamıza çok iyi bakmaya çalıştık. Yeni protokoller gereği hastaların terapötik hipotermi denilen isteminin yapılması gerekiyor. Hastanemizde de bu imkanlar mevcut. Bu sayede hastamızı yaklaşık 36 saat boyunca vücut ısısını düşürdük. Beyin fonksiyonlarını koruyabilmek amacıyla. Şu anda hastamız uyuyor. Sakin; ancak iyi bir rehabilitasyon programına ihtiyacı var. Ailemizin de biraz maddi desteğe ihtiyacı var.”

    “REHABİLİTASYONA İHTİYACI VAR, DESTEK BEKLİYORUZ”

    BEÜ Hastanesi’nde çalışan Ersin Mumcu ise ağabeyinin kaza geçirdiği haberini alınca doktorlardan yardım istediğini söyledi. Ağabeyinin hayata tutunması için çaba sarf eden doktorlara da teşekkür eden Ersin Mumcu, “Ağabeyim elektrik çarpması sonucu bu hale geldi. Hocalarımızı arayarak kendisinden yardım istedik. 45 dakika boyunca müdahale edildi. Bir hafta içerisinde ağabeyim bu hale geldi. Allah’a şükürler olsun. Bize yardımcı oldular. Hocalarımıza teşekkür ediyoruz” diye konuştu.

    Talihsiz adamın eşi Nazmiye Mumcu ise “Ben çok üzgünüm. Çocuklarımı kontrole getirmiştim. Eşimin kaza geçirdiğini hastanede öğrendim. Doktorlarımız çok iyi. Onlara çok teşekkür ediyorum. Hepsi çok ilgileniyorlar. Ben de şoktayım. Herkesten maddi destek bekliyorum. Herkese teşekkür ediyorum” dedi.