Etiket: Büyümede

  • Prof. Dr. Yaşar Uysal: “Türkiye 2019’un ilk yarısında büyümede eksiyi görebilir”

    Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yaşar Uysal, 2019 yılının birinci ve ikinci çeyreğinde Türkiye’nin büyüme rakamlarında eksiye düşebileceği öngörüsünde bulundu.

    Ege İhracatçı Birlikleri’nde (EİB) Ege Mobilya Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği tarafından düzenlenen “Küresel Ekonomik Gelişmelerin Türkiye Ekonomisine Etkileri” başlıklı seminerde ticaret savaşları ve ticaret savaşlarının Türkiye’ye yansımaları Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yaşar Uysal, Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Mevlüt Çetinkaya ve Borsa İstanbul Uzmanı Evren Arık tarafından anlatıldı. Ege Mobilya Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Cahit Doğan Yağcı, güncel bir konu olan ticaret savaşları ile ilgili fikir paylaşımının herkes için faydalı olacağını düşündükleri için bu semineri düzenleme kararı aldıklarını kaydetti. Yağcı, “Yeni Ekonomik Program ile ilgili de kafamızdaki sorulara cevap bulacağımız bir toplantı olacak” dedi.

    Türkiye’nin yumuşak geçişi gerçekleştirme ihtimalinin azaldığını, büyüme hızında sert düşüşlerin kaçınılmaz olduğunu, Yeni Ekonomi Programı’nın da bunu kabul ettiğinin anlaşıldığını ifade eden Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yaşar Uysal ise, 2019 yılının birinci ve ikinci çeyreğinde Türkiye’nin büyüme rakamlarında eksiye düşebileceği öngörüsünde bulundu. Prof. Dr. Uysal, Türkiye’nin 2003-2013 yılları arasında dünyada likidite bolluğunun yaşandığı dönemde Türkiye’ye gelen yabancı kaynakları verimli alanlara değil, gereğinden fazla tüketime ve inşaata kanalize ettiği için bu dış kaynakları geriye ödemeye imkan verecek geliri sağlayamadığından dolayı bugün sorunlar yaşadığını savundu.

    “Bazı hedeflerin tutmadığını görebiliriz”

    Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak tarafından açıklanan Yeni Ekonomik Program’da 2021 yılı enflasyon hedefinin yüzde 6 açıklanmasına karşın Türkiye’nin kısa süre önce 10 yıllığına yüzde 20.7 faizle borçlandığını hatırlatan Uysal, “2021 yılı enflasyon hedefimiz yüzde 6 ise, yüzde 21 ile neden borçlandık. Neden daha kısa vadeli borçlanıp enflasyon ve faizler düştüğünde vadeyi uzatmayı tercih etmedik? Programın enflasyon hedefleri tutarsa ortalama yüzde 5 büyüyen bir ekonomi yüzde 16 düzeyindeki reel faizi nasıl ödeyecek. Ne yazık ki örtülü kur hedefi, cari açık ve işsizlik başta olmak üzere Yeni Ekonomik Program’daki bazı hedeflerin tutmadığını görebiliriz” diye konuştu.

    “7-8 yılda bir kriz yaşamaya devam ederiz”

    “Dünyadan ucuz ve bol dış kaynak bulamayacağımız bir döneme girdik” diyen Prof. Uysal, artık düne ilişkin tecrübelerle değil yarını okuyarak yani gelecek bilgisi ile karar verilmesi gerektiğinin altını çizdi. Uysal, şöyle konuştu:

    “Türkiye 1947 yılından beri dış ticaret açığı, 1972 yılından bu yana ise bütçe açığı veriyor. Türkiye’nin dış ticaret açığının geldiği düzey artık sürdürülebilir değil. İstikrarsız büyüme, yüksek işsizlik, yüksek enflasyon, yüksek cari açık gibi sorunlar aslında bir sonuçtur. Türkiye’nin arz-talep dengesi bir başka ifadesiyle tüketim ve üretim deseni birbiriyle uyumlu değil. Türkiye ekonomisinin mevcut üretim yapısı yenilenemez ve yarının ihtiyaçlarına uygun olacak şekilde dönüştürülemezse 7-8 yılda bir kriz yaşamaya devam ederiz.”

    “Masum Değiliz Hiçbirimiz şarkısını söylememizin zamanı geldi”

    Türkiye’de vatandaşların tüketici kredileri ve kredi kartlarından dolayı bankalara olan borcunun 520 milyar TL’ye ulaştığı bilgisini veren Uysal, şöyle devam etti:

    “Masum Değiliz Hiçbirimiz şarkısını söylememizin zamanı geldi. 2001 krizinde vatandaşların tüketici kredileri ve kredi kartı borçlarının toplamı yaklaşık 4 milyar liraydı. Döviz kurunun artışında en büyük rolü açık pozisyonu olan yerli girişimcilerin oynadığı anlaşılıyor. Zira yabancıların ülkeden çıkardığı kaynak oldukça sınırlı. Aslında, birçok ekonomistin de söylediği gibi Merkez Bankası Temmuz ayında yüzde 2-3 gibi makul faiz artışı yapsaydı bugün dolar kuru bu düzeylere gelmeyebilirdi.”

    “2019, gelişmekte olan ekonomiler için zor olacak”

    Dünya ekonomisinde 2019 yılının gelişmekte olan ülkeler için daha zorlu geçeceği öngörüsünde bulunan Uysal, 2019 yılı için önerilerini ise şöyle sıraladı:

    “Gelişmiş ülkeler için ise mevcuda yakın veya biraz daha iyi koşullar geçerli olabilir. İhracatçı firmaların bu temel beklentinin sektörleri ve firmaları için anlamını ve olası yansımalarını dikkate alarak kararlar vermesi uygun olacaktır. Yeni ve gelişen ihracat pazarlarına girmeye çalışırken gelir düzeyi yüksek geleneksel ihracat pazarlarına verilen önem azaltılmamalıdır. 2019 yılında kurlarda oldukça hareketli günler yaşanabilecektir. Kısa vadede oldukça iyi avantajlar sunabiliyor olsa da orta ve uzun vadede döviz pozisyonu açığı, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere ve firmalarına bir gün mutlaka büyük bir bedel ödetmektedir. Bu nedenle 2019 yılında, en azından yılın ilk yarısında konjonktürün yönü netleşinceye kadar, mümkünse açığa düşülmemeli veya açık taşınabilecek sınırlarda tutulmalıdır. Yılın geri kalan bölümünde hatta 2019 yılının ilk yarısında faizler yüksek düzeyini koruyacak gibi görünmektedir. Nisan ayı ve sonrasında ise sıcak para hareketlerinin yönü ve nihayet enflasyon oranları faizlerin düzeyini belirleyecektir. Halihazırda karşılıksız çek ve protesto edilen senet tutarlarının geldiği düzey, 2019 yılında ilave yansımalar üreteceğinden, vadeli satışlar ve müşteri tercihleri konusunda 2019 yılında çok daha dikkatli olunmalıdır. Böylesi bulutlu ortamlar her kesime maliyet yanında bazı fırsatları da getirmektedir. Etkileri ve sonuçları orta ve uzun vadeli (2-5 yıl) olarak görülebilecek karar ve uygulamalarda ’hayır’ ilk değil, son cevap seçeneği olarak görülmelidir. Sanayi sektörü özelinde geleneksel düşük katma değerli, düşük kar marjlı ürünleri birileri yine üretmeye devam edecektir. Ancak, anlayış ve ürünlerinde nitelik sıçraması yapanlar, yüksek katma değerli ürünler üretebilenler, yarınlarda var olacaktır. Sanayi sektöründe inovatif ürün ve daha çok da bunun teknolojisini üretebilenler lider olacaktır. Bu nedenle firmalarda 2019 yılı için mutlaka en az bir alanda inovasyon gerçekleştirilmesi hedefi konulmalı, bu hedefi uygun konumdaki tüm çalışanların içselleştirmesi sağlanmalıdır.”

    “Dünya genelinde roller değişti”

    Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın Çin, Rusya, Türkiye başta olmak üzere birçok ülkeyi etkileyen ve ticaret savaşları olarak nitelendirilen koruma önlemleri ile ilgili bir sunum yapan Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Mevlüt Çetinkaya da, düne kadar ticarette serbestleşmeyi, globalleşmeyi savunan ABD’nin koruma önlemleri isteyen konuma geldiğini, ticarette sınırlama isteyen Çin’in ise serbestleşme talep eden pozisyona geçtiğini kaydetti. ABD’nin geçmiş yıllarda başka ülkelere kaydırdığı üretimi, günümüzde kendi ülkesinde yapma kararı aldığını, ticaret savaşlarının da bu yüzden çıktığını belirten Çetinkaya, “2008 krizi sonrasında dünyada güç dengesi değişiyor. ABD’nin dış ticaret açığı sürekli artıyor. Trump, bunun önüne geçmek için harekete geçti. Dünyada bol para dönemi bitiyor. Bundan da en fazla gelişmekte olan ülkeler etkilenecek” dedi.

    “Daralmaya yol açacak”

    “ABD Başkanı Trump, 2027 yılına kadar sürecek vergi indiriminin bütçeye getireceği yükün bir bölümünü gümrük vergileri ile telafi etmeyi hedefliyor” diyen Çetinkaya, “En fazla dış ticaret açığı verdiği teknoloji içeriği yüksek ürünlerin yatırım ve üretimini yeniden ABD ye çekmeyi hedeflemektedir. ABD’nin başlattığı ticaret savaşına başta Çin ve AB olmak üzere etkilenen ülkeler misillemede bulundu. Bu da dünya ekonomisi ve ticaretinde daralmaya yol açacak” açıklamasında bulundu.

    Çetinkaya, ABD’nin Mart ayından itibaren Türkiye’den ithal edilen alüminyuma yüzde 10, demir çeliğe yüzde 25 oranında gümrük tarifesi koyması sonucunda demir çelik ve alüminyum ürünleri ihracatının Nisan, Mayıs ve Haziran ayında bir miktar daraldığını, ancak ihracatın Temmuz ayında yeniden toparlandığını, bu durumun da Türkiye ihracatçısının uyum yeteneğinin ne kadar yüksek olduğunu gösterdiğini ifade etti. Çetinkaya, Ağustos ayında gümrük vergilerinin alüminyumda yüzde 20’ye, demir-çelikte yüzde 50’ye yükselmesinin etkilerinin ise Eylül ayından itibaren hissedilmeye başlanacağını vurguladı.

    Borsa İstanbul Uzmanı Evren Arık ise, “Kur Riskinin Yönetiminde Borsa İstanbul VİOP Ürünlerinin Kullanımı” isimli sunum yaptı. Arık, sunumunda risklerden korunma araçlarının kullanımının çok önemli olduğunu, firmaların spekülatif enstrümanlardan uzak bir şekilde, finansman ihtiyacını borsaya açılarak karşılaması için borsaların olduğunu ifade etti.

  • İTO Başkanı Avdagiç: “Büyümede rekor tempo sürüyor”

    İTO Başkanı Şekib Avdagiç, büyüme verilerine ilişkin ”Büyümede rekor tempo sürüyor. Türkiye peş peşe altı çeyrektir büyümesini sanayide üretim artışına dayalı şekilde gerçekleştirmeyi başardı” dedi.

    İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, Türkiye ekonomisinin bu yılın birinci çeyreğinde yüzde 7.4 büyümesini değerlendirdi. Avdagiç, “Türkiye peş peşe altı çeyrektir büyümesini sanayide üretim artışına dayalı şekilde gerçekleştirmeyi başardı. Çoğu sanayi kolunda kapasite kullanımı tepe seviyeye yaklaştı. Yeni kapasite yatırımı ihtiyacı, yılın ikinci yarısında yatırımlara dayalı büyümenin sinyalini veriyor. Bunun için faiz, enflasyon ve döviz kurundaki artışların makul seviyelere çekilebileceğini öngörüyoruz” diye konuştu.

    Sanayide büyük ölçüde ihracata dayalı bir artış gerçekleştirildiğine dikkati çeken Şekib Avdagiç, şunları söyledi: “2017’de G20’nin en hızlı büyüyen ekonomisi olan Türkiye, bu rekor temposunu sürdürüyor. 2018’in Ocak-Mart döneminde özel sektörün yatırım ve üretim kararlılığını görmek memnuniyet verici. Bilhassa sanayideki yüzde 8.8’lik büyüme anlamlı. Güçlü yönetim sistemine geçişle birlikte, yatırımlar için yeni bir yol haritası çizileceğine inanıyoruz. Seçimlerden sonra yılın ikinci yarısında yapısal reform ve yeni sistemin idari yapısı, makro ekonomik verileri daha öngörülebilir hale getirecek.”

  • Hisarcıklıoğlu: “Bu Sene Büyümede Hedefimiz Yüzde 4”

    TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu, Ticaret Borsaları Konsey Toplantısı’nda tarımsal üretim hacminde hedefin yüzde 4 büyüme olduğunu açıkladı.

    Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Ticaret Borsaları Konsey Toplantısı, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci ile TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu’nun, katılımıyla TOBB’da gerçekleştirildi.

    Toplantıda konuşan TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, “Tarımsal üretim hacminde Avrupa’da 1’inci ve dünyada 7’nci sıraya çıktık. Bu sene de hedefimiz, büyümede yüzde 4’ün üzerine çıkmak” dedi. Hisarcıklıoğlu, 2016 senesinin ilk Ticaret Borsaları Konseyi’nde, iki değerli bakanın katılımıyla gerçekleştiğini belirterek “Onlarla birlikte, tarımdaki üretim hacmimizi, küresel rekabet gücümüzü nasıl artıracağımızı istişare edeceğiz. Her iki Bakanımız da konularına gayet hakimler. Hem camiamızı, hem piyasayı yakından biliyor ve tanıyorlar. Bizimle aynı dili konuşuyorlar, aynı hissiyata sahipler. Sağolsunlar, göreve gelir gelmez, hızlı bir çalışma temposu başlattılar. Reel sektör dostu bir çalışma tarzı benimsediler. Sıkıntılarımızı, sorunlarımızı bizzat kendileri dinliyorlar. Bunların çözümü noktasında da, hem Bakanlarımızla, hem de çalışma arkadaşlarıyla, bakanlık bürokratlarımızla devamlı bir araya geliyoruz. Birlikte istişare edip, birlikte çözüm arıyoruz. Bu da iş dünyamıza büyük moral veriyor. Camiam adına başta Sayın Bakanlarımız olmak üzere, vekillerimize, müsteşarlarımıza, bürokratlarımıza, teşekkür ediyorum.2016 yılında bizleri yoğun bir çalışma gündemi bekliyor. Küresel piyasalarda her gün yeni bir çalkantı yaşıyoruz. Dünya ekonomilerinde belirsizlik devam ediyor. Avrupa’da ekonomik büyüme bir türlü kalıcı olamıyor. Tüm bu olumsuzluklara rağmen, Türkiye ekonomisi ve reel sektörümüz, sağlamlığını gösteriyor. Geçen sene itibariye yüzde 4 civarında bir büyüme yakaladık. 720 bin kişiye özel sektör olarak yeni istihdam sağladık” dedi.

    Euro/dolar paritesindeki gerileme sonucu, dolar bazında ihracatımızın yüzde 9 azalmış gözüktüğünü bildiren Hisarcıklıoğlu, “Ama miktar bazındaki ihracatımızı, 2015’de önceki seneye göre yüzde 1,5 artırmayı başardık. Böylece, Türkiye’nin dünya ticaretinden aldığı pay binde 8,7 seviyesine ulaştı. Özel sektör olarak ülkemize yatırım yapmaya da devam ettik. Makine ve teçhizat yatırımlarımız 2015’de 63 milyar euroya ulaştı. Tarımsal üretim hacminde Avrupa’da 1’inci ve dünyada 7’nci sıraya çıktık. Bu sene de hedefimiz, büyümede yüzde 4’ün üzerine çıkmak. Bu noktada tarım sektörümüzün önemi ortaya çıkıyor. Zira tarım başka alanlara benzemez. Her şey yolunda giderken, tarımın önemi tam anlaşılmaz. Allah yokluğunu göstermesin. Tarımın değeri, stratejik önemi, ancak yokluğunda anlaşılır. Tedbir almazsak, bugün daha ucuz diye her ürünü ithal etmeye kalkarsak, gelecekte boğazımızdan dışa bağımlı hale geliriz. Gıda güvenliğimiz de tehlikeye girer. Peki, bugün ithalat daha ucuz diye ne yapalım, üretimi bırakalım mı? Elbette hayır. Bu ülke coğrafyasındaki gerçeklerin farkında olarak, binlerce yıllık kültürel değerlerimizi bilerek, tarımda verimi nasıl artırırım, nasıl daha iyi bir sistem kurarım, bunun peşinde olalım. Tarımı, ekonomik bir üretime dönüştürelim. Ekonomi disiplinini katalım. Maliyet, rekabet, verimlilik, kar, ölçek gibi kavramları işin içine sokalım. İşte, milli tarım politikamız; bu tasavvuru oluşturmak, bunun kurumsallaşmasını sağlamak, bu yönde düzenleme ve uygulama yapmak olmalı. Bugün tarım, Türkiye’nin önemli sektörlerinden birisi. Sadece ekonomik değil, kültürel kodları da olan, bir hayat tarzıdır. Dahası tarım, ülkemizin kalıcı servet alanıdır. Ama biz elimizin altındaki bu serveti kullanamıyoruz” şeklinde konuştu.

    Avrupa ile Gümrük Birliği’ne girildiğini belirten Hisarcıklıoğlu, “Böylece sanayimiz değişti, küresel sisteme entegre oldu. Ama tarım aynı kaldı. Bunun olumsuz sonuçlarını bugün hepimiz hissediyoruz. Dünyada gıda fiyatları düşüyor. Ama Türkiye’de artıyor. İlginçtir, bundan üretici de faydalanamıyor. Herkes şikayet ediyor. Şehirlerde yaşam daha pahalı hale geliyor. Gıda sanayinin rekabetçiliği olumsuz etkileniyor. Zira birçok üründe verim artmış olsa da hala AB düzeyinin altında. Bunun yansımasını ihracatta görüyoruz. Bizden çok daha küçük yüzölçüme sahip Danimarka, Polonya, Belçika, Hollanda bizden daha fazla tarımsal ihracat yapabiliyor. İşletme ölçeklerinin küçük olması da ayrı bir sorunumuz. Şehirleşme ve kontrolsüz arazi kullanımı yüzünden, Türkiye’nin ekilebilir alanı her sene azalıyor. Tarımsal girdilerin büyük kısmını dışarıdan alıyoruz. Gübre, ilaç ve makinaların çoğu ithal. Döviz kurlarındaki artışın en çok olumsuz etkilediği sektörlerin başında tarım geliyor. Öte yandan bizde 5,5 milyon kişi tarımda çalışıyor gözüküyor. Tarımda çalışan kişi başı üretimimiz yıllık 10,500 dolar civarında. Fransa, İtalya, İspanya’da ise 50 bin dolarlarda. Yani bizdeki üreticiden 5 kat daha fazla üretip kazanabiliyorlar. Peki, oradaki çiftçinin fazladan 2 kolu mu var? Hayır. Aradaki fark, daha iyi tasarlanmış bir sistemin getirdiği farktır. Tarımı ülkemiz için yeni bir fırsat ve gelir alanı görmeliyiz. Bizdeki 5,5 milyon üretici, Avrupa standardında üretim yapabilse, tarımsal üretim hacmimiz şu anki 60 milyar dolar düzeyinde kalmaz. 275 milyar dolara yükselmiş olur. Yani bir anda ülkemiz milli geliri 275 milyar dolar artar. Kişi başı gelirimizse 2,700 dolar daha fazlalaşır” ifadelerini kullandı.

    “Özetle, bugün ülkemiz tarımında yaşanan sıkıntıların kaynağı dönemsel ve geçici değil, yapısaldır” diyen Hisarcıklıoğlu, “Sistemin tamamını bütüncül bir şekilde yeniden düşünmek gerekiyor. Tarım sektörüne, tarımsal desteklere, ticarete yeni bir bakış açısı kazandırmalıyız. Türkiye’de kişi başı ortalama gelir, son 15 senede, 3 bin dolardan 10 bin dolara çıktı. Ama 10 bin dolardan 25 bin dolara çıkarmak için faklı şey yapmamız lazım. Yüksek teknolojili üretim altyapısını geliştirmeliyiz.Tarım sektörünü küresel rekabete uyumlu hale getirmeliyiz. Yani sanayideki gibi tarım sektörünü de dönüştürmeliyiz. TOBB olarak, ticaret borsalarımızla birlikte, tarım sektörünü daha da geliştirecek projeler ve çalışmalar yürütüyoruz. Borsalarımızın görüş, öneri ve sıkıntılarını, siyasi iradeye iletiyoruz, çözüm yolları arıyoruz. Geçtiğimiz sene Nisan ayında Ankara’da, Sayın Başbakanımız ve bakanlarımızla birlikte, 8. Türkiye Ticaret ve Sanayi Şurası’nı yapmıştık. Burada tarım sektörüyle ilgili tespitlerimizi ve taleplerimizi ilettik. Hükümetimiz, bunlardan pek çoğuna öncelik verdi. Mesela gübre ve yemde KDV oranı düşürüldü. Bu sayede çiftçimize, üreticimize yaklaşık 3 milyar lira destek geldi” dedi.

    Tarımsal desteklerin 81 ile yaygınlaştırıldığını dile getiren Hisarcıklıoğlu,”Faruk Çelik Bakanımızın liderliğinde, et ve süt gibi, geçmişten gelen sıkıntıların biriktiği alanlarda, önemli adımlar atılıyor. Coğrafi işaretler konusunda, Oda ve Borsalarımız daha aktif hale geldiler. Türkiye genelinde tescilli coğrafi işaret sayısı 200’e yaklaştı. Gaziantep’in baklavasından sonra, Aydın Ticaret Odamız, Aydın İnciri’ni AB nezdinde tescil ettirdi. Daha sırada Aydın Kestanesi, İnegöl Köftesi, Malatya Kayısısı, Afyon Sucuğu ve Pastırması var. AB onayı için bekliyorlar. Uluslararası tescil, ürünlerimizin küresel anlamda markalaşmasında büyük önem taşıyor. Bakın İtalya bu tescil sayesinde, sadece Parmesan peynirinden yılda 1.5 milyar € kazanıyor. Bu açıdan bakınca, ülkemiz müthiş potansiyele sahip bir coğrafyada.Biz TOBB olarak, Odalarımız ve Borsalarımızla birlikte, tarımdaki dönüşümün gerçekleşmesi için Sayın Bakanlarımız ile çalışıyoruz ve çalışmaya devam edeceğiz. Sıkıntılar noktasında, elbette en büyük önceliğimiz, memleketin tamamında huzur ve güven ortamının güçlendirilmesidir. Çünkü huzur olursa ticaret olur. Ticaret olursa refah ve zenginlik gelir. Hükümetimizin, reel sektörün ihtiyaçlarına duyarlı yaklaşımını biliyoruz. Bu kapsamda attığı adımları, 25 Öncelikli Dönüşüm programını ve 2016 Eylem Planını önemsiyor ve olumlu buluyoruz. Kamu ve özel sektör el birliği içinde çalışarak, yüksek büyüme temposunu yeniden ülkemize kazandıracağız. Bizler TOBB camiası olarak şuna inanıyoruz. Türkiye büyük bir ülkedir. Her sorunu aşacak güçtedir. Yeter ki, birliğimizi, istikrarımızı muhafaza edelim. İnşallah bugünkü istişaremiz de hayırlara vesile olur” sözleriyle konuşmasını noktaladı.