Etiket: Buluyor

  • Unutulmaya yüz tutmuş Tamzara dokuması kumaşlar yeniden hayat buluyor

    Giresun’un Şebinkarahisar ilçesindeki 200 yıllık tarihi Tamzara kumaşı sokak defilesiyle tanıtılacak.

    Şebinkarahisar ilçesinin tarihi Tamzara mahallesinde 1800’lü yılların başından beri dokunan ve unutulmaya yüz tutan Tamzara dokuması, sokak defilesi ile tanıtılacak ve dokumanın yeniden ilçe ekonomisine kazandırılması sağlanacak.

    İlçenin yüzyıllardır dokumacılık yapılan bir yerleşim yeri olarak bilinen Tamzara mahallesinde bu yıl ikincisi düzenlenecek olan sokak defilesi ünlü modacı ve mankenleri katılımı ile 1 Temmuz 2017 tarihinde gerçekleşecek. Ticari anlamda eski günlerini özleyen Tamzara dokuması yeniden tekstil sanayindeki önemine kavuşması için Tamzara Mahallesi Güzelleştirme Derneği ile Şebinkarahisar Kaymakamlığı ve Şebinkarahisar Belediyesi tarafından organize edilen tanıtım defilesi ile gün yüzüne çıkacak. Defilede Tamzara Dokuması kumaşları ile hazırlanan kıyafetler, çantalar ve ayakkabılar ünlü mankenlerin katılımı ile tanıtılacak.

    İlçede ikincisi düzenlenecek olan Tamzara Defilesi ile Tamzara dokumasının hak ettiği o eski dönemdeki ününe kavuşması, tekstil ve moda sektöründe yerini alması amaçlanıyor.

    Defilenin koreografisini Uğurkan Erez üstlenirken, baş mankenliğini de Ivana Sert yapacak.

  • Çini sanatı kadın kursiyerlerin ellerinde hayat buluyor

    Edirne’de Osmanlı’dan günümüze gelen geleneksel el sanatlarından çini işlemeciliği, ‘geleneksel el projeleri’ kursları kapsamında kadınların ellerinde hayat bularak, gelecek nesillere aktarılacak.

    Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü bünyesinde açılan kursta her aşaması ince işçilik isteyen çini işlemeciliği sanatını yaşatmak isteyen kadınlar, haftanın 3 günü toplam 18 saat kurs görüyor. Kurs sonunda aynı zamanda ev ekonomilerine de katkı sağlamayı hedefliyor.

    “Gelecek kuşaklara aktarmayı hedefliyoruz”

    Kültür ve Turizm İl Müdürü Ahmet Hacıoğlu, çini sanatının unutulmaması ve gelecek kuşaklara aktarılması gerektiğini belirterek, “Özellikle çini sanatı Edirne’de unutulmaya yüz tutmuş önemli bir sanattır. Bu işi yapan sanatçı ve zanaatçi sayısı azdır. Amacımız Kültür Bakanlığı’nın desteği ile buradaki kursiyerlere çiniciliği öğretmek. Hatta onları sertifika sahibi yapmak. Bu sertifikalar vasıtasıyla da gelecekte bu işten ekmek yemek, para kazanmalarını sağlamak niyetindeyiz. Amacımız bu sanatımızın unutulmaması ve gelecek kuşaklara aktarılmasıdır” dedi.

    “Güzel sonuçlar elde ettik”

    Kursta genelde Edirne’ye ait figürleri işlediklerini ifade eden Kültür Müdürlüğü’ne bağlı Çini İşlemeciliği Öğretmeni Işıl Talaşmanlı, “16 kişilik kursiyerimiz var, 6 Şubat itibariyle kursumuz başladı. 13 Haziran’da sonlanacak. Kursiyerlerimiz çok hevesli, çok güzel çalışıyorlar ve güzel sonuçlar elde ettik. Bir kısmı tecrübeliydi, bir kısmı da yeni sıfırdan başladı. Ona rağmen, gayet başarılı bir şekilde kursumuz devam etmekte. Kurs bittikten sonra sergimiz olacak” diye konuştu.

    Boyaması bitmiş bir çini ürününün baştan sona nasıl yapıldığını anlatan Talaşmanlı, “Çiniye başlarken ilk önce desenimizi ayarlıyoruz. Kül pişirimi yapılmış önce bir objemiz olması gerekiyor. Aynı ölçülerde desenimizi ayarlıyoruz. Ondan sonra desenimizi deliyoruz, ince kağıt üzerine. Desenimizi aktarmak için kömür tozu kullanıyoruz. Kömür tozu ile desenimizi ortaya çıkardıktan sonra kontörümüzü çekiyoruz. Kontör işleminden sonra boyama aşamasına geçiyoruz. Boyamadan sonra sırlama ve fırın işlemi yapıyoruz. Fırından sonra çini ürünümüzü elde etmiş oluyoruz” ifadelerini kullandı.

    “Maddi olarak geri dönmesini istiyoruz”

    Kursiyer Fatma Gülönül ise kendilerini geliştirip bir atölye çalışması yapmak istediğini belirterek, “Çinide benim bu sene dördüncü yılım. Boş vaktimi değerlendirmek için başladım çok sevdim ve devam ediyorum. Bizim buradaki kurstaki amacımız Osmanlı sanatının desenlerini günümüze uyarlıyoruz. Genelde lale, karanfil gibi desenler ile çalışıyoruz. Edirne’de bulunan Selimiye Camii, Eski Camii ve Muradiye Camii’nde bulunan tüm desenlere burada hepimiz farklı farklı kursumuzda çalışıyoruz. Buradaki tüm arkadaşlarımızla beraber hepimizin amacı, kendimizi geliştirip, bir atölye çalışması yapmak istiyoruz. Yaptığımız ürünlerin de bize maddi olarak geri dönmesini istiyoruz” dedi.

  • Esad’ın yaktığı Suriyeli Nuha Türkiye’de şifa buluyor

    Suriye’deki iç savaş sırasında, bomba atılması sonucu evlerindeki benzin bidonunun alev alması sonucu yüzü ve vücudu yanan 20 yaşındaki Suriyeli Nuha Mansor, Türkiye’de tedavi görüyor.

    İki yıl önce Suriye’nin Hama kentinde rejime ait savaş uçağının attığı bomba nedeniyle evlerinin bahçesindeki benzin bidonundan çıkan yangında 20 yaşındaki Nuha Mansor’un yüzü ve vücudu yandı. Genç kadın Hama’daki hastanede yapılan ilk tedavisinin ardından eşi Sadettin Mahmut tarafından Türkiye’ye getirildi. Daha sonra Gezgin Gurmeyiz ve Tut Ellerinden Derneği aracılığı ile Plastik ve Estetik Rekonstrüktif Derneği tarafından İstanbul’a götürülerek tedavi gördü.

    Hastasını Reyhanlı’daki evinde ziyaret eden Türk Plastik ve Estetik Rekonstrüktif Derneği Genel Sekreteri Doç. Dr. Özay Özkaya, Mansor’u Reyhanlı’da tedavi edemeyecekleri için ambulans uçakla İstanbul’a götürdüklerini söyledi.

    Hastayı ambulans uçakla İstanbul Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne yatırdıklarını belirten Özkaya, “Burada 3 ay içinde defalarca ameliyat oldu. Plastik cerrahlarla birlikte tedavisini yaptık. 8-9 ay süren tedavi yararlı oldu, hatta hastaneden yürüyerek ayrıldı. Tabi hijyenik şartlarda kalması, beslenmesi ile rehabilitasyon da çok önemli. Şu anda vücudunda kasılmalar gerçekleştiğini gördüm. Yürümekte zorluk çekiyor. Yürümesi lazım, sürekli kontrolümüz altındadır” dedi.

    Görme yetisini de kaybeden Nuha Mansor, evlerine düşen bombanın benzin bidonuna isabet ettiğini ve çıkan yangında yüzü, vücudunun birçok yerinde yanık oluştuğunu belirterek, Türkiye’de tedavisinin yağıldığını ve ilk günlere oranla iyi olduğunu söyledi.

    Merkezi İstanbul’da bulunan Gezgin Gurmeyiz ve Tut Ellerinden İnsani Yardım Derneği Başkanı Turgut Tunç, Mansor’un durumunu sosyal medya üzerinden duyan Türk Plastik ve Estetik Rekonstrüktif Derneği Genel Sekreteri Doç Dr. Özay Özkaya’nın kendilerine ulaştığını ve hastayla ilgilendiğini söyledi. Tunç, “Deri hastalıkları olan plastik müdahale gerektiren hastaları belirlemek için zaman zaman Hatay’ın Reyhanlı ilçesine geliyorum. Burada bulduğumuz Nuha Mansor’un durumunu bizimle sosyal medya üzerinden kontakta bulunan Doç. Dr. Özkaya görerek ilgilendi. İstanbul’a götürülen Mansor’a müdahale edildi ve halen tedavisi devam ediyor. Hastayı yormamak için Reyhanlı’da kaldığı evde kontrolü yapılıyor” diye konuştu.

  • Sağlıkçıların yüzde 70’i maaşını yetersiz buluyor

    Türk Sağlık Sen İzmir Üniversiteler Şube Başkanı Yasemin Zengin, 14 Mart Tıp Bayramı nedeniyle yaptığı açıklamada, “Sendika olarak yaptığımız ankete göre çalışanların yüzde 78,9’u aldığı maaş ve döner sermaye ek ödemesinin yeterli olmadığını düşünüyor” dedi.

    Resmi rakamlara göre 2015 yılında beyaz koda bildirilen şiddet vakası sayısı 11 bin 318 olduğunu belirten Yasemin Zengin, “Sadece bu resmi rakam dikkate alındığında her gün 31 sağlık çalışanı şiddete uğramaktadır. Tutuklu yargılamanın kağıt üstünde kalması, şiddet uygulayanlara hizmet alımı ile ilgili bir kısıtlama getirilmemesi ve şiddete karşı yeterince mücadele verilmemesi nedeniyle sağlıkta şiddet her geçen gün tırmanmaktadır. Sağlık çalışanları can güvenliğinden yoksun bir şekilde hizmet sunmaktadırlar” dedi.

    İş yoğunluğu artıyor

    “Sağlık çalışanlarının üzerindeki iş yükünün dayanılmaz bir hal almıştır” diyen Zengin, “Bir yılda muayene sayısı 22 milyon artmış, 4 Milyon 770 Bin ameliyat yapılmıştır. İş yoğunluğuna çözüm için planlı bir istihdam politikası hala yürürlüğe konmamıştır. 100 Bin kişiye düşen hekim sayısında OCED ortalaması 339 iken Türkiye’de bu sayı 179’dur. Ebe hemşire ortalamaları da farklı değildir. Böylesine bir personel açığı varken, 250 bine yakında ataması yapılamayan sağlık çalışanının olması da ayrı bir garabettir. Kadro bekleyen tüm çalışanların bu talepleri konusunda da ne yazık ki somut bir adım atılmamıştır” diye konuştu.

    Aile hekimlerinin sorunları

    Israrlı ve kararlı mücadelemiz sonucunda aile hekimlerindeki cumartesi nöbetlerinin kaldırılmasına rağmen şimdi de yönetmelik değişikliği ile aile hekimlerinin farklı sorunlarla başbaşa kaldığını ifade eden Zengin, şunları söyledi: “Ücretlerde kesintiler, Yeni performans kriterleri ile cezalar getirmek, cezaları arttırmak, tahsis edilen binalardan aile hekimlerinin çıkarılması ve kendilerine yeni yerler kiralamalarını istemek, yeni görevler yüklemek gibi kabul ve tahammül edilemez düzenlemeler getirilmeye çalışmaktadır. Kamuda farklı meslek grupları ile ilgili maaş artışları ve bazı tazminatların verilmesi gündeme gelirken ne yazık ki hekimlerimizin ve sağlık çalışanlarımızın yaşadığı ekonomik sıkıntılar ve talepler göz ardı edilmektedir”

    Ankete göre çalışanların yüzde 80’i maaşı yetersiz buluyor

    Türk Sağlık-Sen olarak yaptıkları ankete göre çalışanların yüzde 78,9’u aldığı maaş ve döner sermaye ek ödemesinin yeterli olmadığını düşündüğünü kaydeden Zengin, “Sabit ek ödemenin üzerine ne kadar performansa dayalı döner sermaye alıyorsunuz?’ Sorusuna ise çalışanların yüzde 39,4’ü performansa dayalı döner sermaye almadıklarını belirtmiştir. Yüzde 17,4’ü 0-100 TL, yüzde 16,6’sı 200-400 TL, yüzde 8’i 400-600 TL ve yüzde 7’si de 600 TL ve üzerinde performansa dayalı döner sermaye aldıklarını belirtmiştir. Emeklilikte geçinemeyeceklerini söyleyenlerin oranı yüzde 90’ın üzerindedir. Ortada böyle bir tablo varken çalışanların temel beklentisi olan ek göstergelerin yükseltilmesi, döner sermayelerin artırılarak emekliliğe yansıtılması gibi taleplere sırt dönülmesi kabul edilemezdir. 2014 yılından iktidarın vereceğiz, sarı sendikanın da sürekli müjdeler verdiği yıpranma payı ile ilgili ortada hiçbir şeyin olmaması da ayrı bir hezeyandır. Türk Sağlık-Sen olarak 2017 yılında bu konularda somut adımlar görmek istiyoruz. Sözle değil icraatla bu meselelerin kamuoyunda gündeme gelmesini bekliyoruz” şeklinde konuştu.

  • Asırlık halılar usta ellerde yeniden hayat buluyor

    Asırlık halı ve kilimler, Antalya’nın Kaleiçi semtindeki ustaların ellerinde restore ediliyor.

    Vatandaşların dede ve ninelerinden kalan asırlık halılar, Antalya’nın tarihi Kaleiçi semtinde yeniden hayat buluyor. Anadolu’nun dört bir köşesinden gelen Aksaray, Fethiye, İran türündeki halılar ve kilimlerin temizliği ve onarımı, 40 yıldır faaliyet gösteren el sanatları atölyelerinde orijinal malzeme kullanılarak özenle gerçekleştiriliyor. Yıpranma seviyesine göre restorasyonu bir saat ile altı ay arasında değişen ürünler, onarımdan sonra en az 100 yıl daha kullanılabiliyor.

    150-160 yıllık eserler

    9 yaşından bu yana 40 yıldır bu mesleği yapan ustalardan Hacı Mehmet Sarı, Türkiye’nin yanı sıra dünyanın her bölgesinden halı ve kilimlerin restorasyon için geldiğini belirterek, elinde 150-160 yıla kadar asırlık halıların olduğunu söyledi. Restorasyon işleminin detayları hakkında da bilgiler veren Sarı, “İlk önce yırtıkları varsa iğneyle tek tek tel atıyoruz. Sonra kasnağımıza gerdiriyoruz. Renklerini seçiyoruz, onu aynı şekilde dokuma yapıyoruz. Boyama yapılırsa, ipini boyarsın o güneşte atma yapar ama orijinal söküntüden yaparsan bire bir aynı olur 100 yıl da geçse o bozulmaz. Tamiratı 1 saatte sürebilir, 6 ay da bile tamir edilir, hasara göre değişiyor” dedi.

    “Halının yaşını boyasından, renginden ve dokumasından anlıyoruz”

    Bazı vatandaşların babasından, dedesinden kalan halı ve kilimlere değer verdiğini belirten Sarı, bu yüzden tekrar evinde kullanmak üzere tamire getirdiklerini belirtti. Gençliğin halı kültürüne önem vermediğini söyleyen Sarı, “Eskiden halı getirenler çoktu ama şuanda azaldı. Gençlik eski kültüre sahip çıkmıyor. Biz yaşatmaya çalışıyoruz. Tamiratı Bir kuyumcu nasıl altını bilir, gümüşçü gümüşü bilir, biz de renklerden, boyalardan, dokuma kalitesine göre yörelerden halının yaşını ortalama biliriz. Fiyatı ise yaşı, boyasına dokumasına göre değişir. Mesela bazı halılar 300 yıllıktır 5 lira etmez, ama bazı mal vardır 100 yıllık olur o mal 2 bin, 3 bin lira olur” diye konuştu.

    “Amerika, Norveç ve Danimarkalı turistler rağbet gösteriyor”

    1986’dan bu yana antika halıları tamir ettiğini belirten esnaflardan Hacı Düzgün ise, “Evlerde kullanmadıkları, daha önce çeyiz olarak verilen ve ihtiyaç olmayan ya da renk uyumu olmayan halıları bize getiriyorlar ve alıyoruz. Bazen takas da yapıyoruz. Yurt dışından rağbet gösteriliyor. 90 önceleri Almanya ve Avusturyalı turistlerin rağbeti oluyordu şuanda genelde Amerika ve Norveç, Danimarka gibi ülkelerden gelen turistler alıyor” dedi.

    “El emeğinin karşılığını alamıyoruz”

    “El dokumasında fiyat aralığı olmaz, her malın kendine özel bir fiyatı oluyor. 100 liraya da halı satıyoruz, bin 500, 2 bin liraya da satıyoruz” diyen Düzgün, vatandaşların el dokuması halının pahalı olabileceği yönündeki algısının yanlış olduğunu kaydetti. Sarı, “2 metrekarelik bir halı nereden baksanız 1,5-2 ayda dokunuyor. Normalde mantık olarak düşününce bir kişinin aylık maşına göre yüksek olduğu doğru ama bu halıyı dokuyanlar el emeğinin karşılığını alamıyor. Yine de yapılıyor, çünkü bu anne babadan kalma kültürü yaşatmak amacıyla yapılıyor. Gerçek değerini yansıtmıyor. Değerini ölçecek olursak daha fazla” şeklinde konuştu.