Etiket: Buhari’de

  • Emir Buhari’de Yakın Tarih Okumaları

    Bursa Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. tarafından Emir Buhari Kültür Merkezi’nde düzenlenen ’Yakın Tarih’ okumaları etkinliğine konuk olan Kırklareli Üniversitesi Rektörü Profesör Doktor Mustafa Aykaç, 19. yüzyılda Osmanlı ekonomisindeki iktisadi değişimi anlattı.

    Kırım Savaşı’nın Osmanlı Devleti’nin dış borç geleneğinin başlamasında milat olduğunu söyleyen Aykaç, Avrupa’daki sanayi inkılâbının en ağır darbeyi Osmanlı’da zanaatkâra ve bursa ipeğine vurduğunu söyledi. 18. yüzyılın son çeyreğinde başlayıp 19 ve 20. yüzyılları şekillendiren uluslararası ve küresel boyutlarda etkileri olan iki önemli gelişmeye vurgu yapan Prof.Dr. Aykaç, bu gelişmelerden birinin imparatorlukların kaderini belirlemede etkili olan sonuçlarıyla Fransız İhtilali olduğunu söyledi. “Fransız İhtilali’nin en önemli etkisinin çok uluslu yapıya sahip olan devletlerin parçalanması sonucunu doğuran milliyetçilik akımını dünyaya yaymasıdır’’ diyen Aykaç, “Osmanlı tabiiyetindeki farklı etnik ve dini kökene sahip milletlerin, bu akımın etkisinde organize edilerek Osmanlı Devleti üzerinde iktisadi, siyasi çıkarlar peşinde olan özellikle Rusya, İngiltere ve Fransa gibi devletlerin dış politikalarının edilgen bir parçası haline getirildiğini görüyoruz. Yüzyılın başlarında ortaya çıkan Sırp isyanı, Yunan isyanı devamında Ermenilerin, Rumların, Bulgarların muhtelif zamanlarda ayaklanmaları ve bağımsızlık mücadelesi vermeleri dönem içinde Osmanlı Devleti’nin mali, siyasi ve askeri kaynaklarını zaafa uğratan sonuçlar doğuran en önemli gelişmelerden olmuştur” diye konuştu.

    19. yüzyılda Osmanlı Devleti maddi manevi tüm kaynaklarını, Çarlık Rusya’nın geleneksel politikası olan sıcak denizlere inme ihtirasına karşı seferber etmek zorunda kaldığına dikkat çeken rektör Aykaç, ‘’Bu yüzyılda Çarlık Rusya, Osmanlı Devleti’nde borçlanma girdabına girilip mali iflasın yaşanmasında en etkili olan devletlerin başında gelir. 93 Harbi ise Osmanlı’daki iktisadi küçülmenin yegâne nedeni olmuştur’’ dedi.

    Osmanlı aleyhinde, döneme karakterini kazandıran bir diğer gelişmenin de 19. yüzyıl içerisinde olgunlaşarak önemli küresel sonuçlar doğuran Sanayi İnkılâbı olduğunu ifade eden Prof.Dr. Aykaç, Osmanlı’nın bu yüzyılda karşılaştığı her sorunun, mücadele ettiği her problemin Sanayi İnkılâbı ile doğrudan ilgilisinin bulunduğuna dikkat çekti. Rektör Aykaç, Sanayi İnkılâbı ile Merkez -Çevre Ülkerler arasındaki ilişkiye yönelik önemli saptamalarda bulundu. Osmanlı ekonomisinin dışa açılmasının 1838 yılında yapılan Balta Limanı Antlaşması ile hayata geçirildiğini vurgulayan Prof. Dr. Mustafa Aykaç, Osmanlı Devleti’nin bu dönem boyunca, merkezi yönetimin gücünü artırmak, orduyu ve maliyeyi güçlendirmek adına Avrupalı devletlerin desteğine ihtiyaç duyduğunu söyledi. Aykaç, “Bu süreçte 1856 Islahat fermanıyla yabancı sermaye yatırımlarına, 1867’de yabancıların Osmanlı ülkesinde toprak satın almalarına izin verilmesi, ekonominin dışa açılmasını kolaylaştıran ve derinleştiren önemli reformlar olmuşlardır’’ diye konuştu.

    Sanayi İnkılabının ‘’Kapitalist’’ bir gelişme olduğuna dikkat çeken rektör Aykaç, Osmanlı ekonomisinin dışa açılamasının ardından yaşanan gelişmelere değindi. Osmanlı Devleti’nde ekonominin dışa açılmasının bir neticesi olarak Anadolu’nun dış ticaretinin 15 kat artığına dikkat çeken Prof. Dr. Aykaç, Sanayi İnkılabının Osmanlı ekonomisinde yarattığı tahribatı şu sözlerle özetledi:

    “Ekonominin dışa açılmasının etkisiyle 1820’den 1914’e kadar Avrupa’dan ithal edilen pamuklu tekstil ürünlerinin hacmi 100 kattan fazla artış göstermiştir. 1848 tarihinde Bursa’da kadife ve saten imalatı 20 yıl önceki miktarına nazaran yüzde 80 düşüşle yüzde 20’ye kadar gerilemiştir. Bursa ipek sanayinde bin tezgâh çalışıyor iken 1848’de bu rakam 75’e kadar düşmüştür.”

  • Emir Buhari’de ‘Yakın Tarih Okumaları’

    Bursa’da Kültür A.Ş. tarafından Emir Buhari Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Yakın Tarih Okumaları” devam ediyor.

    Konferansların bu haftaki konuğu olan Uludağ Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hasan Basri Öcalan, 1919’daki milli mücadele hareketinin ‘Din-i mübin-i İslam ve hilafet-i İslamiyye’yi kurtarmak için başladığını söyledi. Tasavvuf kültürünün Cumhuriyet öncesi ve sonrası tarihteki önemini anlatan ve milli mücadele yıllarında tekke ve medreselerin toplum hayatındaki rolüne işaret eden Doç. Dr. Öcalan, Atatürk’ün milli mücadeleyi başlatırken o dönemde Anadolu şehirlerinde bulunan dergâh şeyhlerine birer mektup yazdığını söyledi. Öcalan, “O mektupların asılları meşhur Nutuk’ta bile var. O dönemin şeyhleri bundan dolayıdır ki hem Erzurum hem Sivas kongresine katılmışlardır” dedi.

    23 Nisan 1920’de açılan birinci mecliste çok sayıda şeyh, müderris ve âlim olduğunu ifade eden Öcalan, ilk mecliste Atatürk’ün iki yardımcısı olduğunu, bunlardan birinin Hacı Bektaşi Veli Dergâhı Şeyhi, ikincisinin de Konya’daki Mevlevi Dergâhı’nın şeyhi olduğunu, bu iki şeyhin meclis başkanvekili olarak görev yaptığını ifade etti.

    1925’te saltanatın kaldırılmasıyla medreseler, tekke ve zaviyelerin kapatıldığına dikkat çeken Öcalan, şeyh ve tasavvuf âlimlerinin bu karara tepkilerinin farklı olduğunu söyledi. Tasavvuf ve tarikatların İslam medeniyetinin bir sac ayağı olduğuna vurgu yapan Öcalan, tekke ve zaviyelerin bir yerin iskâna açılması, iskân edilmesi ya da Müslümanlaştırılmasında büyük rol oynadığını ifade etti. Öcalan, “Tasavvuf fakirliği servete tercih etmektir, açlığı tokluğa, alçalmayı yükselmeye, ölümü hayata tercih etmektir. Tasavvuf dünyayı terk etmek onunda ötesinde terki dahi terk etmektir. Aslında bir hiç olmaktır. Hiçliği tercih eden bir insanın dünyayla, makamla, sultanlıkla bir derdi olmaması gerekir” dedi.

  • Emir Buhari’de Kültür Buluşmaları

    Bursa’da Emir Buhari Kültür Merkezi’nde düzenlenen ‘Kültür Buluşmaları’nın bu haftaki konuğu Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tasavvuf Tarihi Ana Bilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Mustafa Kara oldu.

    Büyük mutasavvıf Niyazi-i Mısri Hazretlerinin dilinden tasavvufu anlatan Kara, tasavvufun tek kelime ile özetinin ‘aşk’ olduğunu belirterek, ilahi aşkı anlatan binlerce kitap olduğunu, ancak dervişlik mertebesine yükselen on binlerce âşık olduğuna dikkat çekti. “Âşıkların çoğu konuşmadı, konuşmuyor” diyen Kara, ‘’Canan için canı feda etmek gerek. Aşkın sonu yok oluştur, aşk ile birlikte ağlamak sızlamak inlemek var nalân olmak var. Niyazi Mısri-i gibi şahsiyetler aşıkların aşkına ses vermeseydi, çok daha garip kalacaktık, çok daha yavan olacaktık. Şimdi hiç değilse bir şeyler tahmin ediyoruz’’ dedi.

    Hazreti Mevlana ve Yunus Emre’nin eserlerine de vurgu yapan Prof. Dr. Kara, ‘’Mevlana’nın eseri diye okuduğumuz Mesnevi, Yunus Emre’nin divanı, huzur denizinde su üzerine çıkan hava kabarcıklarıdır sadece. Ariflerin eserleri onların yaşadıklarının birebir aktarımı değildir. Dervişlikte varlık dağını aşmak büyük bir cihattır. Gönül sırlarına kimse muttali olmadı, bu tip sırlar kimseye aktarılmaz. Gönül sırları hiç kimseye söylenmez, kan kaybıdır o. Yaşadığımız deruni haller aktarıldığı zaman kötü netice verir’’ diye konuştu.

    Tasavvufun şifre kelimelerinden birinin de ‘alçak gönüllülük’ olduğunu dile getiren Kara, ‘’Kibirliyi bu mahalleye yaklaştırmazlar. Alçak gönüllülük, tevazu muhteşem bir sermaye. Bana göre fetihlerin şifresi de tevazu, alçak gönüllülüktür. Zaferlerin, fetihlerin sermayesi ne yeniçeridir, ne onun topu tüfeğidir. Ne de baştaki padişahıdır. Fetih ruhunu yaşatan kuvvet alçak gönüldür. Bugün Üsküp’te, Bosna’da ezan okunuyorsa bu kelimenin sihrindendir. Yoksa yüzyıllar önce oradan o top tüfek gitti, ama ezan hala okunuyor’’ dedi.

    Kara, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Şimdilerde anasından doğan umreye gidiyor. Eyvallah gitsin de bunun neresindeyiz, ne yapıyoruz? Nereye gidiyoruz, gittiğimiz yerin farkında mıyız? Ciddi bir problem halini aldı bu durumlar. Şirketler para kazanma derdinde, biz de hacı hoca olma derdindeyiz. Çok acınacak manzaralar var, acınacak haldeyiz. Tavafta fotoğraf çekmekten başka bir şey yapmayacak kadar acınacak haldeyiz. Bunun farkında değiliz’’.