Etiket: Bozuyor

  • Kötü Burun Psikolojiyi Bozuyor!

    Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Cevdet Murat Akagün, kötü burnun psikolojiyi bozduğunu söyledi.

    Özellikle yüzde bulunan kulak ve burun kayıplarının hastanın psikolojisini bozduğunu ve sosyal hayata uyumlarının zor olduğunu anlatan Op. Dr. Cevdet Murat Akagün, “Doğuştan meydana gelen anomaliler, travma, trafik kazaları, yanıklar tümör cerrahileri sonucu doku kayıpları ve defektler nedeniyle organlarını kaybeden kişiler için kendi ten renklerine uygun olarak laboratuvar ortamında estetik ve görsel amaçlı silikon materyallerden oluşan protezler hastaya nakledilir. Bu protezleri uygulamadan önce titanium implantlara gereksinim duymaktayız” dedi.

    İmplant destekli protez implant tedavisinin, cerrahi ve protez yapımı olmak üzere 2 aşamada gerçekleştirildiğini anlatan Op. Dr. Akagün, “Cerrahi aşama öncesine implantların defekt bölgesinde nerelere yerleştirileceği protez uzmanı tarafından belirlenir. Kısa bir cerrahi işlem ile uzman doktorlar tarafından kemik içi titanyum implantlar yerleştirilir. 8-10 haftalık bir iyileşme süresi sonunda protez uzmanı tarafından epitezin yapımına başlanır. Protez uzmanı tarafından hastanın kendi anotomik özelliklerine ve ten rengine uygun olarak oluşturulan silikon protez implantlara bar ya da mıknatıslı bir tutucu ile tutunur. İmplantlar ve bu tutucular; proteze kuvvetli bir tutuculuk, kullanım kolaylığı ve dayanıklılık sağlar. Özellikle yüzde bulunan kulak ve burun kayıpları hastanın psikolojisini oldukça bozmakta ve sosyal hayata uyumları zor olmaktadır” diye konuştu.

    Cerrahi tekniklerle eksik kulak ve burun organlarının tam anlamıyla yerine konmasına imkan tanındığını söyleyen Op. Dr. Akagün, “Organlarını kaybeden kişilerin protezlerini yaparak gelecek yaşamlarında mutlu olmalarını sağlamak en büyük hedefimizdir. Protez burun ve protez kulak ameliyatları oldukça yüz güldürücü renk ve yapı olarak kişiye özel olduğundan ayrıca kıkırdak gibi elastiki bir yapısı bulunduğundan psikolojik ve görsel açıdan oldukça tatmin edicidir. Yurdumuzda oldukça az hekim tarafından uygulanan bu cerrahi uygulamanın maliyeti maalesef oldukça yüksektir” dedi.

  • Stres Uyku Bozuyor, Diş Gıcırdatıyor, Çene Kilitliyor

    Acıbadem Adana Hastanesi Psikologu Meriç Mavi, kontrol altında tutulduğunda motive edici bir etken olan stresin, aşırı derecede yaşanmasının zihinsel, ruhsal ve fiziksel açıdan sağlığı olumsuz yönde etkileyebileceğini söylüyor.

    Stresi, kişinin kendini tehlikede hissettiğinde beynin ‘savaş ya da kaç’ emrini sinir sisteminde alarm durumuna geçirmesi şeklinde açıklayan Psikolog Meriç Mavi, “Stres altındaki kişilerde duygusal etkiler, kolayca ajite olma, sinirlenme ve karamsarlık halleri görülebiliyor. Bu kişiler kendilerini boğuluyor gibi, terk edilmiş, değersiz ve yetersiz olarak hissedebiliyor. Stres altındayken aşırı güven veya güvensizlik duyguları ortaya çıkabiliyor, başarısızlıklara yoğunlaşanlar da olabiliyor” dedi.

    Stresin bedensel tepkilere de yol açtığını söyleyen Psikolog Mavi, bu tepkileri şöyle anlatıyor:

    “Bedensel tepkilere örnek olarak; solunum ile beraber kalp atışının hızlanması, ter bezi faaliyetlerinin artması, göz bebeklerinin aşırı derecede büyümesi, sindirimin yavaşlayarak mide asitlerinin artması ve tansiyonun yükselmesini sayabiliriz.”

    Psikolog Meriç Mavi, aşırı stres altında kalan kişilerde bu fiziksel tepkilere ek olarak aşırı endişe veya kayıtsızlık, uyku bozukluğu, çenede kilitlenme ve diş gıcırdatma durumlarının görülebildiğini, ölüm ve intihar düşüncelerinin bile oluşabileceğini söylüyor.

    BAZI İNSANLAR STRESE DAHA YATKIN

    Bireyleri kişilik yapılarına göre A ve B tipi şeklinde kategorilere ayırmanın mümkün olduğunu söyleyen Psikolog Meriç Mavi, şöyle devam etti:

    “Tipler, kişinin hangi durumlarda kendilerini daha çok stres altında hissedebileceği ya da şok etkisi yaratan bir durumda nasıl tepki verebileceği yönünde ipuçları verir. A tipi kişileri, B tipi kişilere oranla daha telaşlı ve aceleci olarak değerlendirecek olursak bu kişilerin stresi daha yoğun yaşadıkları söylenebilir. B tipi kişiler, özel ya da iş hayatlarında sakin kalma çabasını korudukları için onların stres anından sonra tekrar normal düzene geçmeleri A tipi kişilere göre daha kolaydır.”

    Bazı insanların yapılarının stres altına girmeye daha müsait olduğunu anlatan Psikolog Meriç Mavi, bu kişilerin daha rekabetçi ve devamlı bir telaş halinde olduklarını söylüyor. Psikolog Mavi, “Bu kişiler katı ve keskin davranıyor, başkalarını dinlemiyor. Aynı anda birden fazla işi yapmaya çalışan stres altındaki kişiler hızlı hareket ediyor ve hep takdir bekliyor” diye konuştu.

    Daima önde olmak isteyen bu kişilerin hırslı olduklarını ve performansı hep rakamlar ile ölçtüklerini söyleyen Psikolog Mavi, “Eğer stres altına girdiğinizi hissederseniz nefes egzersizleri yapın” dedi.

  • İzmir Üniversitesi Hastanesi, Diyabetik Menülerde Ezber Bozuyor

    İzmir Üniversitesi Hastanesi diyetisyenleri, diyabet hastalarının yiyebileceği özel tatlı ve tuzlu diyabetik ara öğün menüleri hazırladı. Diyabet hastaları, bu menüler sayesinde bisküviden dondurmaya, sütlaçtan profiterole kadar birçok lezzeti gönül rahatlığıyla yiyebiliyor. Yeni lezzetler sayesinde diyetlerini aksatmayan hastaların tedavi sürecini olumlu yönde etkileniyor.

    İzmir Üniversitesi Hastanesi Diyetisyeni Fatma Baysal, “Tariflerimizde beyaz un yerine tam buğday unu, şeker yerine tatlandırıcı kullanılıyor, içindeki lif oranı yüksek tutularak glisemik indeksi düşürülüyor. İnsülin duyarlılığını arttırmaya olumlu etkisi olan tarçın gibi baharatlar kullanılıyor. Hastanemizde yatan hastalarımızı hastane ortamından uzaklaştırmak ve hastalıklarına yönelik beslenme eğitimine katkıda bulunmak için Diyetisyen Ceren Semerci ile birlikte böyle bir çalışma başlattık. Şekerpareden lor peynirli poğaçaya, esmer pirinç kullanılarak yapılan fırın sütlaçtan kabaklı dere otlu keke kadar birçok ürün diyabet hastaları için özel tencerelerde yapılıyor ve sunuluyor” dedi.

    BİLGİLENDİRİCİ ETİKETLER HAZIRLANDI

    Menülerin hazırlanmasının ardından diyabet hastalarını bilgilendirici etiketler basıldığını kaydeden Diyetisyen Fatma Baysal, “Normalde şeker hastaları 3 ana ve 3 ara öğün olarak beslenmektedir. Ara öğünlerde genelde meyve-ceviz, peynir-ekmek ve meyve-süt gibi gıdalar sunuluyor. Diyabetik hastalarımız tatlıları, beyaz un ile yapılan yemekleri yiyemiyorlar. Bunu fark ederek yeni ve sağlıklı lezzetler bulma arayışına girdik. Tatlıları diyabetik hastaların yiyebileceği hale getirdik. Özlenen lezzetleri hastalarımızın bu şekilde yeniden yemesini sağladık. Farklılık yaratmak, hastalarımızın evindeymiş gibi hissetmelerini istedik. Hastalarımızı bilgilendirmek için üzerine ‘Bu ara öğün size özel diyabetik olarak hazırlanmıştır’ etiketleri koyduk. İzmir Üniversitesi Hastanesi bu çalışmayla bir ilki gerçekleştirdi” dedi.

    TANSİYON HASTALARI UNUTULMADI

    Tansiyon hastalarına yönelik olarak da özel ara öğünlerin hazırlandığını ifade eden Diyetisyen Fatma Baysal, ”Tansiyon hastalarının yemekleri için de özel bir çalışma yapıyoruz. Neredeyse yenilen her üründe tuz var. Biz ara öğünlerin içerisine tuz koymuyoruz ama lezzetinden ödün vermeden krakerler, poğaçalar hazırlıyoruz. Çok daha güzel lezzetler ortaya çıkarmaya başladık. Hipertansiyon hastaları bizim yaptığımız krakeri yiyebiliyor. Özel diyeti olan her hastaya ayrı menü çıkarıyoruz. Ürünlerin her gün istisnasız tadımını yapıyoruz” diye konuştu.

    “YEMEKLERİN TARİFİ SORULUYOR”

    İzmir Üniversitesi Hastanesi Diyetisyeni Fatma Baysal sözlerini şöyle sürdürdü;

    “Birçok yemeğin ve tatlının diyabetik hastaların yiyebileceği şekilde yapılabildiğini göstermek istedik. Tüm tarifleri baştan sonra değiştirdik. Tatlıların ve yemeklerin içinde ne şeker ne de beyaz un var. Hiçbir ürünü hazır almıyoruz. Tam buğday unu ve özel tatlandırıcılar kullanıyoruz. Yiyeceklerin tadı normalinden daha güzel oldu. Hastalarımız bizden tarif istiyor. Çok beğendiklerini ifade ediyorlar. Olumlu geri dönüşler bizi memnun ediyor” dedi.

  • Kepçe Kulak, Çocuklarda Psikolojiyi Bozuyor

    Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op.Dr. İlgi Güler, kepçe kulak görünümünün çocuklarda psikolojiyi olumsuz yönde etkilediğini belirtti.

    Kepçe kulak görünümünün çocuğu arkadaşlarından farklı kılması nedeniyle bireyi psikososyal açıdan olumsuz etkilediğini kaydeden Op.Dr. İlgi Güler, “Bu bireyler ileri dönemlerde saçları ile kulaklarını gizlemeye çalışırlar. Okula başlayan çocuğun sosyal ortamı genişleyeceğinden ve arkadaşları tarafından olumsuz eleştirilere maruz kalma ihtimali artacağından operasyon için en uygun zaman okul öncesi dönem olmakla beraber kepçe kulak düzeltme ameliyatı her yaşta uygulanabilir. Ameliyat erişkinlerde genellikle lokal anestezi, çocuklarda ise genel anestezi altında yapılır ve 1-2 saat kadar sürer. Kulak arkasından yapılan ve önden görünmeyen 3 cm lik kesi ile kulak kepçesi kıkırdaklarına ulaşılır ve kıkırdaklar kalıcı dikişlerle şekillendirilir. Yapılan kesi emilebilen dikişlerle kapatılır ve ameliyat sonrası dönemde dikişlerin alınmasına gerek kalmaz.” diye konuştu.

    Op.Dr. İlgi Güler, hastanın ameliyat sonrası aynı gün eve dönebileceğini ifade ederek şöyle konuştu:

    “Zamanla azalan şişlikler, basit ağrı kesicilerle giderilen ağrılar olabilir. Pansuman 1-3 gün sonra açılır. 2 hafta sürekli, 2 hafta sadece geceleri saç bandı tarzında bant kullanılması önerilir. 3 ay boyunca kulağın travmalardan korunması önerilir. 3 hafta sonra fark edilmeye başlayan kulaklardaki belirgin değişiklik kişinin özgüvenini artırır, psikososyal olarak kendini daha iyi hissetmesini sağlar. Kulak arkasından yapılan keside yara iyileştikten sonra iz kalabilir, bu iz kulak arkasında kalacağı için önden, yandan ve arkadan bakışta genellikle görülmez. Nadiren oluşan aşırı izleri tedavi etmek gerekebilir. Kulak kepçesinde hissizlik oluşabilir ve kendiliğinden bir kaç ayda geriler. Asimetri ve yara iyileşme problemleri çok nadir görülebilen komplikasyonlardır. Otoplasti sonrası dönemde ilerleyen zamanlarda her iki kulak kepçesinde de bir miktar açılma görülebilir, bu açılmalar aşırı miktarda olursa tekrar operasyon gerektirebilir (%2). Yapılan estetik girişim sadece kulak kepçesini içerdiğinden kulak zarı ve duyma fonksiyonu etkilenmez. Kişinin sosyal hayatını etkileyen ve kimi zaman aynaya bakmaktan bile çekinmelerine sebep olan kepçe kulak deformitesi düzeltilmesi ile oldukça olumlu sonuçlar alınır ve bireylerin kendine olan güveni artırılır.”

  • Hamile Kalamamak Psikolojiyi Bozuyor

    Psikiyatrist/Psikoterapist Yrd. Doç. Dr. Rıdvan Üney, evlilikle birlikte çocuk yapmanın hem çiftin hem ailelerinin hem de yakınlarının beklentisi haline geldiğini ifade ederek, “Geçmişten günümüze kadar evlilikle çocuk yapma neredeyse özdeşleşmiştir. Günümüzde bazı çiftler çocuk yapmayı düşünmemektedirler ancak çocuk yapın baskısından onlar da etkilenmektedirler” dedi.

    Kısırlığın herhangi bir doğum kontrolü yöntemi uygulamaksızın 1 yıl süreyle düzenli ilişkiye rağmen hamile kalamama durumu olduğunu kaydeden Yrd. Doç. Dr. Rıdvan Üney, “Kısırlık problemi olan ailelerin yaklaşık yüzde 30’unda erkekte, yüzde 30’unda kadında ve yüzde 30’unda ise hem erkekte hem de kadında problem vardır. Yüzde 10’unda ise yapılan tetkiklere rağmen bir sorun tespit edilemez, bu grup ise ’açıklanamayan kısırlık’ olarak adlandırılmaktadır. Son dönemlerde gelişen yöntemler sayesinde kısırlık nedenleri hem daha kolay tespit edilmekte hem de birçok çözüm bulunabilmektedir. Hamile kalamama durumu kadınlarda daha fazla olmak üzere çiftte ciddi bir strese neden olabilmektedir” diye konuştu.

    Yrd. Doç. Dr. Üney, hamile kalma sorunu yaşayan çiftlere şu önerilerde bulundu:

    “Bazen hiçbir neden olmaksızın hamile kalınamayabilir. Bu nedenle aşırı baskı hissediyorsanız evde ve yakınlarınızla hamilelikle ilgili konuşmayı bir süre bırakın. Her yaşadığınız cinselliği hamile kalma düşüncesiyle yaşamaktan vazgeçin. Cinselliği rahat yaşamak hamilelik ihtimalini artıracaktır. Bazen hamilelikle ilgili uğraşılar birbirinizi ihmal etmenize neden olabilir. Aranızdaki ilişkiye odaklanın, olumlu ve pozitif geçirdiğiniz günler sizi moral olarak yükseltecektir. Dünyada her insandan bir tane olduğunu, yani sizin de tek olduğunuzu unutmayın. Başkalarıyla kendinizi kıyaslamayın. Kadın kendi ailesiyle, erkek kendi ailesiyle bu konuda konuşmalıdır. Bu konuda soru sorma ve baskı yapmalarından vazgeçmeleri yönünde telkinde bulunmalısınız. Bazı kadınlar hamile kalma veya sürdürmeyi engeller düşüncesiyle aşırı tedbirli davranırlar. Doktorunuzdan yapabileceğiniz egzersizleri öğrenin. Spor ve egzersiz sizi hem daha mutlu hissettirir hem de daha zinde ve rahat hissettirir. Çevrede size önerilecek çeşitli saçma yöntemleri denemeyin. Sorun varsa mutlaka çözüm için doktora başvurun. Bu konu mahrem bir konudur. İlk yaşanan olumsuzlukta herkese anlatırsanız bu konuda size sürekli soru ve önerilerin geleceğini aklınızdan çıkarmayın. Bunun size gelecekte baskı yaratacağını gözden kaçırmayın. Kadın hastalıkları ve doğum uzmanından ve üroloji uzmanından tıbbi yardım almaktan çekinmeyin. Tüp bebek denemeye karar verirseniz, bunun uzun ve zahmetli bir yol olduğunu unutmayın. Kendinizi hazır hissederek bu yola çıkın. Çünkü birden fazla deneme yapmak durumunda kalabilirsiniz. Bu normal bir durumdur. Başarısız tüp bebek deneyimleri varsa hamile kalmakla ilgili tedavilere bir süre ara verin. Şunu unutmayın yeni bir deneme için mutlaka morale ihtiyacınız vardır. Bütün bu önerilere rağmen sıkıntınız ve stresiniz devam ediyorsa mutlaka bir psikiyatrist ya da psikologdan bir süre yardım alın.”