Etiket: Bozukluğuna

  • İlgisizlik, dikkat bozukluğuna neden oluyor

    Psikolog Ceren Yağcıköseoğlu ilgi göremeyen çocukların dikkat bozukluğu yaşadığını belirtti.

    Psikolog Ceren Yağcıköseoğlu, çoğu çocukta görülen Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nun (DEHB) nasıl meydana geldiği hakkında önemli açıklamalarda bulundu. DEHB’in fizyolojik kökenli olan psikolojik  bir bozukluk olduğunu ifade eden Yağcıköseoğlu, ’’DEHB’yi açmamız gerekirse, bir çocuk belli bir süre bir projenin ya da verilen ödevin başında duramaz. Kendine verilen görevin üzerinde uzun süre vakit geçiremez ve başladığı işi yarıda bırakarak ikinci bir işe yönelir. Bu durumlarda anne ve babanın daha duyarlı olması gerekmektedir. Eğer erkenden müdahelede bulunmazlar ise, çocuk kendisini mutlu edecek oyunlar ile saatlerce vakit geçirerek bağımlı olur. Oyunlara ve internete bağımlı olan bir çocuk, ödev ve proje yapmanın sıkıcı olduğunu ve oyunların daha eğlenceli olduğunu düşünür, bu nedenle dikkat bozukluğu meydana gelmektedir. Çocuk ne zaman ödev yapacak olsa, aklına oyunlar gelir ve dikkati dağılır. Bu önlemek için çocuğa ilgi gösterilmelidir. Sorumluluklarını yerine getireceği sırada, anne ya da babanın yanında olması lazım. Bakın dikkat bozukluğuna neden olan en büyük etken ilgisizliktir. Ailesinden ilgi görmeyen bir çocuk, kendini mutlu edecek aktivitelere konsantre olup dikkatini verebilirken, sorumlu olduğu işleri yerine getiremiyor. DEHB nörolojik, fizyolojik, hormonal yapının bozulmasından kaynaklıdır.  Bu yüzden anne ve babanın  çocukla yeteri kadar ilgilenmemesi dikkat bozukluğuna neden olur.’’ şeklinde konuştu.

    İlgiyi sosyal medyada buluyorlar

    Ailesinden ilgi göremeyen çocukların sosyal medyaya bağımlı olduğunu belirten Psikolog Yağcıköseoğlu, ’’Ailelerinden ilgi ve sevgi göremeyen bazı çocuklar, internette ve oyunlarda kendilerini mutlu edecek şeylerle tatmin etmeye çalışıyor. Oyunların ilgi çekici olması ve burada kendilerine özgü karakter oluşturarak farklı hissediyorlar. Anne ve babaların çocuklarına karşı tutumları çok önemli. Artık günümüzde annelerin de babalar gibi  ev ekonomisine destek olmak adına aktif olarak çalıştığı için, buna bağlı olarak çocuklarla ilgilenemiyor. Bu yüzden anne ve baba akşam eve geldiklerinde çocuklarıyla yeteri kadar ilgilenemiyorlar. Anne, yemek yapma işleriyle uğraşırken baba ise günün yorgunluğunu atmak için TV karşısında dinlenmeyi tercih ediyor.Bu yüzden çocuk anne ve babasından beklediği ilgiyi farkında olmadan doğrudan ya da dolaylı olarak oyunlarla bilgisayarla sosyal medyada arkadaşları ile sosyalleşe bileceği  farklı ağlarda  gideriyor. Bu da tamamen anne ve babanın çocuğu bir şekilde kendi ihtiyaçlarını öncelikli tutarak ikinici plana itmesinden kaynaklanıyor. Çocukların sosyal medyaya ya da oyunlara olan ilgisi anne ve babanın tutumundan kaynaklanmakta. Çocukta oluşabilecek dikkat bozukluğunu önlemek adına, anne ve babanın önemli bir rolü var. ’’ dedi.

  • Kahve tüketimi kalp ritmi bozukluğuna neden oluyor

    Medicana Sivas Hastanesi’nde görevli Uzman Doktor İsmail Erdoğu kahve tüketimiyle ilgili, “Kahve içindeki bazı moleküller sağlığa yararlı olsa da, bazı moleküller insan sağlığına zarar vererek kalp ritmi bozukluğuna neden oluyor” dedi.

    Kahvenin içerisindeki bazı moleküllerin insanı uyanık tutan aynı zamanda enerji verdiğini, dikkatini arttırdığını bazı moleküller ise, kafein gibi kalbin kalp hızını artırdığını ifade eden Uzman Doktor İsmail Erdoğu, “Günümüzde çay ve kahve tüketen insanlar ihtiyaçtan daha öte kültürümüz içerisine girmiş bir şey gibi gözüküyor. Çok fazla miktarda kahvaltıda veya misafirliklerde veya uğradığınız yerlerde ve her yerde en kolay ulaşabileceğimiz içecek türü aslında çay yada kahve, bazı işi çok stresli gece çalışan bir çok insanda dikkatini arttırmak için kahveyi fazla miktarda tercih ediyor. Ritm bozukluğu olan insanlarda kalp istemsiz olarak hızlı çalışıyor. Dolayısıyla bu kişiler de çay yada kahvenin fazla tüketilmesi sonucu hastalarda çarpıntı şikayetleri artıyor” dedi.

    “Günde 1 kez tüketmek yeterli”

    Kalp ritm bozukluğu olan insanlar kahve tüketimlerini azaltmaları günde, 1 tane kahve içmek hastalarda bir sıkıntı oluşturmazken sabah saatlerinde kullanılabilir olduğunu söyleyen Erdoğu, “Tok karınla alınabilir ama örneğin gece geç saatlerde kahvenin tüketilmesi gece boyunca uykusuzluk, uykunun gelmemesine çarpıntının gece boyunca sürmesine sebep olabilir” diye konuştu.

    Gün içerisinde kahve tüketiminin kişiden kişiye değiştiğine değinen Erdoğu, “Uykusuzluk sorunları varsa kahve tüketimi akşam 5-6’dan sonraya bırakmaması lazım. Kahve tüketimini biraz daha günün erken saatlerinde tüketmesinde fayda var. Burada kişiden kişiye kahvenin yapmış olacağı reaksiyonlar değişir. Kişi bir kahvede çarpıntı hissediyorsa ona bir taneyi bile yasaklıyoruz ama kişi örneğin 3 tane içiyor bir sıkıntısı olmuyorsa bizde gerçekten onun kalp muayenesinde ciddi bir şey görmüyorsak hastaya bunu yasaklamadığımız da oluyor. Bir de şunlara dikkat etmek lazım örneğin bazı genetik rahatsızlıklar var toplumda oldukça seyrek olarak görülüyor. Örneğin pil takılmış kalbi hızlı çalışıyor, birtakım bayılma nöbetleri yaşayan insanlarda kahvenin ve çayın alınmamasında fayda” ifadelerini kullandı.

    “Portakal suyu tüketilmeli”

    Kahve veya çay tüketilmesinin kalp tıkanıklığına sebep olmadığını belirten Erdoğu, “Sağlıklı şeyler mi? değiller yani kişi kahve yada çay tüketeceğine portakal suyu tüketmesi çok daha sağlıklı. Kalp de ritm bozukluklarına sebep olabilir ama kalp damarını tıkamak gibi bir etkisi olup olmadığını bilmiyoruz biz bunu yok olarak kabul ediyoruz” şeklinde konuştu.

  • Yakın görme bozukluğuna dikkat

    Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Şeyda Atabay, yakın görme bozukluğuna dikkat çekerek, “Yaklaşık 40 yaşında yakın görmede bozulmalar oluşmaktadır. Çok okuyan bir kişi bu rahatsızlığı 40’lı yaşların başında hissederken, yakın okuma ile çok işi olmayan bir başka kişi 50 yaşında yakın görmede zorlandığını hissedebilmektedir” dedi.

    Kültürel gelişmenin artması, okuma ve görsel iletişimin gittikçe değer kazanması ve aynı zamanda aktif çalışma hayatının gerekliliği nedeniyle her geçen gün yakın görme problemi yaşayan hasta sayısının artmakta olduğunu belirten Op. Dr. Şeyda Atabay, “İletişimimizde en çok ihtiyaç gördüğümüz şeylerden biri okumak, rahat okumak, hızlı okumaktır. İlerleyen yaş ile birlikte göz içi dokuların değişmesi ve esnekliğini yitirmesi sebebi ile yakın görme bozulmaktadır. Henüz çok aktif döneminde olup iş yaşamında sürekli okuma gereği olan kişi için bu durum oldukça zordur. “ diye konuştu.

    Op. Dr. Şeyda Atabay, mevcut refraksiyon kusurunun yakın görme üzerine oldukça etkili olduğunu kaydederek, “Kişi hipermetrop ise yakın görmede çok daha fazla zorlanırken, miyop olan hastalarımız ise bu durumu lehlerine çevirebilmektedirler. Miyop olan bir kişi uzak gözlüğünü çıkararak yakını daha iyi görebilmektedir. Yaşamın ve çalışma hayatının uzaması ile birlikte aktif dönemlerinde yakın görme sorunu yaşamak istemeyen pek çok kişi bu zorluğun üstesinden gelmek için tedavi arayışında bizlere başvurmaktadır. Burada yapılacak en basit tedavi gözlüktür. Gözlük haricinde kontakt lens tedavisi veya cerrahi tedavi seçenekleri mevcuttur. Gözlük kullanmak istemeyen hastalarımıza yapılabilecek en uygun alternatif tedavi şeklini her hastamızı ayrıntılı değerlendirerek belirlemekteyiz. Hastanın yaşı, beklentileri, mesleği seçilecek tedavide göz önünde bulundurulması gereken durumlardır” şeklinde konuştu.

  • Çocuklarda hiperaktivite bozukluğuna dikkat

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, yaygın görülen bir sorun olduğunu belirten Uzman Psikolog Merve Demir, çocuklarda bu durumlara dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.

    Nişantaşı Psikiyatri Merkezinden Çocuk-Ergen Psikoterapisti Uzman Psikolog Merve Demir, “Bu çocuklarda dikkat sorunları, aşırı ve kontrolsüz hareketlilik yaşıtlarından fazladır. Bazılarında sadece dikkatsizlik, bazılarındaysa sadece aşırı ve kontrolsüz hareketlilik görülmektedir. Ancak çoğu çocukta her iki problem birlikte ortaya çıkar. Bu problemler çocuğun yaşamını olumsuz etkiler” dedi.

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun nedeni anne babaların yanlış veya olumsuz tutumları olmadığını kaydeden Demir, “Yani bu çocuklar anne babaları tarafından doğru yetiştirilmemiş, şımarık ve yaramaz çocuklar değildirler. Bu sorunun oluşumunda kalıtsal yani genetik faktörlerin etkilidir” diye konuştu.

    Demir, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların özelliklerini şöyle sıraladı:

    “1. Ayrıntılara özen gösteremez, derslerde dikkatsizce yanlışlar yapar. Dikkatini sürdürmekte zorlanır.

    2. Doğrudan kendisine konuşulurken dinlemiyor gibi görünür.

    3. Verilen görevleri eksik yapar. Sorumluluklarını yerine getiremez.

    4. Ödev yapmak istemez. Uzun süre dersin başında oturamaz.

    5. Kalem, kitap gibi eşyalarını kaybeder.

    6. Dikkati kolayca dağılır. Unutkandır.

    7. Kıpır kıpırdır, uzun süre hareketsiz kalamaz. Oturmasının beklenildiği durumlarda oturduğu yerden kalkar. Uygunsuz ortamlarda ortalıkta koşturur ya da bir yere tırmanır.

    8. Sessiz oyun oynayamaz, oyun arkadaşlarıyla sorunlar yaşar.

    9. Aşırı konuşur. Sorulan soru tamamlanmadan cevap verir. Başkalarının sözünü keser, sırasını bekleyemez.

    10. Dağınık ve düzensiz çalışır, zaman sınırlamalarına uyamaz.

    11. Aileye okuldan ve öğretmenlerinden şikâyetler gelebilir.”

    Demir, “Çocuklar, genellikle arkadaş ilişkilerinde zorluklar yaşarlar. Çoğunlukla anne babaları, arkadaşları ve öğretmenleri tarafından yanlış anlaşılırlar. Beklenmedik ve dengesiz gibi görünen davranışları, çoğu ortamda gerginliğe neden olur. Çocuğun çevresindeki kişiler; bu davranışları, çocuğun şımarıklığı, isteksizliği ve yaramazlığı olarak yorumlarlar. Oysa ki bu davranışlar, çocuğun kontrolü dışındadır. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar, kendilerini diğerlerinden farklı hissederler. Çünkü bu problem çocuğun kişilik gelişimini ve zihinsel becerilerini olumsuz etkiler. Yaşadıkları beceri eksikliği ve sakarlıklar çevrelerinden eleştiri ve uyarı almalarıyla sonuçlanır. Çocuk hiçbir şeyi doğru yapmadığını düşünür. Ailesinin kendisinden memnun olmadığını, kimsenin kendisinden hoşlanmadığını hissedebilir. Sürekli uyarıldığı için; ailesinin, arkadaşlarının ve öğretmenlerinin isteklerini yerine getiremediğini düşünür. Bu sebeple çocuğun özgüveni de azalır. Genellikle arkadaş ilişkileri zayıftır. Bilmeden yanlış şeyler söylerler. Diğerlerini rahatsız ettikleri için dışlanırlar. Arkadaşlarını yanlış anlarlar. Etraflarında konuşulanları dinlemezler. Problem yaşadıklarında çözüm bulmakta zorlanırlar. Kurallara uymakta güçlük çekerler. Kendine hâkim olmakta güçlükler yaşarlar. Büyük riskler alırlar, sonuçlarını düşünmezler. Kolay heyecanlanırlar. Saldırgan davranışlarda bulunabilirler. Bu çocuklarda kaygı ve depresyon daha fazladır. Yalan söyleyebilirler, bir şeyler çalabilirler. Kötü oldukları için değil, isteklerini hemen karşılamak için bunu yaparlar. Tüm bu olumsuz davranışları sebebiyle okulda etiketlenirler. Kötü arkadaş grupları tarafından kabul gördükleri için, zamanla bu grupların içinde yer almaya başlarlar” ifadelerini kullandı.

    “Okul başarısını etkiler”

    Derslerde kendilerinden beklenenden az başarı gösterdiklerini ifade eden Demir, “Sınıf ortamına uyum sağlamakta güçlük çekerler. Birebir çalışmada daha iyi öğrenirler. Bu çocuklarla ilgili okuldan gelen şikayetler fazladır. Kısa çalışma süreleri ve mola vererek çalışma onlara daha uygundur. Derslerde bazen başarılıyken, bazen başarısızdırlar. Bu çocukların aileleri hayal kırıklığı ve tükenmişlik yaşarlar. Çoğunlukla çocuklarından utanırlar. Bu çocuklar kaba ve kırıcı konuşabilirler, dalga geçebilirler. Anne-babalar bunu kişisel algılamamalı ve bu davranışlara alınmamalıdır. Çocuktaki olumlu tarafa odaklanmak bu çocukların davranışlarını değiştirmede çok etkilidir” diye konuştu.

    Nasıl tedavi edilir?

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun tedavisinin; ilaç tedavisi, psikoterapi, aile eğitimi, okul ve öğretmenle iş birliğini içerdiğini belirten Demir, “Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan çocukla yapılan oyun terapisi, çocuğa kendi hayatını nasıl idare edeceğini öğretir. Özgüveni arttırır. Çocuğun kendi davranışlarının, diğer insanları nasıl etkilediğini anlamasını sağlar. Kendini kontrol etmeyi ve sakinleştirmeyi öğretir. Öfkeyi uygun bir şekilde ifade etmesine yardımcı olur. Psikoterapi çocuğa uygun davranışı öğretmek, problem çözme becerilerini arttırmak ve duygularının farkında olmasını sağlamayı hedefler. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nda ailenin ve öğretmenlerinin çocuğa nasıl davranması gerektiği ile ilgili eğitimin de terapi kadar faydalı olduğu bilinmektedir. Çoğu aile ilaç tedavisi ile ilgili kaygı duymaktadır. Ancak tedavi edilmeyen çocuklarda, gelecekte alkol ve uyuşturucu madde kullanım riski fazladır” şeklinde konuştu.

    Uzman Psikolog Merve Demir çocuklarında dikkat eksiliği ve hiperaktivite bozukluğu olan ailelere şu önerilerde bulundu:

    “1. Çocuğunuzda Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olabileceğini düşünüyorsanız, mutlaka bir çocuk psikiyatristine danışın.

    2. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu hakkında bilgi edinin. Uzmanlarla konuşun, kitaplar okuyun.

    3. Çocuğunuzla konuşurken sizi dinlediğinden emin olun, gözüne bakarak konuşun.

    4. Karmaşık görevler vermeyin. Adımlar halinde talimatlar verin.

    5. Evdeki sınırları net bir şekilde belirleyin. Bunları onun görebileceği bir yere yazın.

    6. Sınır koyarken kısa komutlar verin. Uzun tartışmalara girmeyin.

    7. Ulaşmaları gereken küçük hedefler koyun.

    8. Gün içinde yapması gerekenleri planlayın.

    9. Çocuktaki olumlu tarafa odaklanın. Olumlu davranışı takdir ederek hemen pekiştirin. Başarısız olsa da çocuğun çabasını övün.

    10. Olumsuz davranışlarda mola verin. Çocuğu olumsuz davranışta bulunduğu ortamdan uzaklaştırıp, kısa bir süre beklemesini sağlayın.”

  • Sosyal kaygı bozukluğuna dikkat

    Psikoterapist/Aile Çift Ve Evlilik Terapisti Uzman Psikolog Naciye Tokaç, sosyal kaygı bozukluğu konusunda uyardı.

    Diğer insanların bulunduğu ortamlarda hata yapma, rezil olma ve dikkatin kendi üzerine yönelmesinden korkma şeklinde görülen sosyal kaygı bozukluğunun toplum içinde genellikle çekingenlik olarak anlaşıldığını belirten Uzman Psikolog Naciye Tokaç, “Kişi tanıdığı veya hiç tanımadığı kişiler olsun, başkalarının olduğu ortamlarda dikkatin kendisine yöneldiğini düşünerek endişe ve korku hissine kapılır ve genel düşünce ve hareketlerinde normalde olduğuna göre tuhaflıklar olabilir. Bu tuhaflıklar; normalde olmayan, konuşurken sesinde titreme, yüz kızarması, terleme, ellerinde titreme, kalp çarpıntısı, zihin dağınıklığı ve dikkat dağınıklığı gibi fiziksel durumlar olabilir. Kişi bu durumları yaşayacağını gireceği ortamı düşündüğü an veya yapması gereken faaliyeti düşündüğü an yaşamaya başlar” dedi.

    Sosyal ortama giren kişinin; kaygı hissetmeye başladığı an, olduğu ortamdan biranönce çıkmak istediğini kaydeden Uzman Psikolog Naciye Tokaç, “Kaygı hissettiği anda verilebilecek iki tepki “kaç yada savaş” tepkileridir. Sosyal ortamda kendi korkusuyla baş başa kalan kişi ise genellikle kaçmayı tercih eder ve bu ortamdan çıkmak için uğraşır veya kaygı hissedeceği durumlara hiç girmemeye çalışır. Böylece kaygısıyla yüzleşme fırsatı bulamaz ve sosyal kaygısı gittikçe devam eder. Sosyal kaygı duyulan ortamlarda kaçmak yerine savaşmak kişinin olduğu ortamla baş edebilmesini görmesine fırsat sunacağından dolayı aslında durumun korktuğu kadar olmadığını görmesinde fayda vardır” diye konuştu.

    Sosyal kaygı duyulmasının önemli bir nedeninin de kişinin hissettiği öğrenilmiş çaresizlik hissi olduğunu belirten Uzman Psikolog Naciye Tokaç, “Kişi sıklıkla karşılaştığı bu durumu artık her zaman ve heryerde yaşayacağını düşündüğü için artık bundan kurtulamayacağını ve daima bu durumu yaşayacağını düşünecektir. Kişinin yaşadığı olumsuz tecrübeleri gelecekte edineceği tecrübelerine aktarılarak aynı durumu tekrar yaşayacağını düşünmesini sağlar. Bu durum ise gelecekle ilgili olumlu düşünmesine engel olacak ve olumsuz beklenti içerisine girmesini sağlayacaktır.

    Sosyal kaygı duyan kişinin fiziksel, düşünsel ve duygusal alanlarının hepsinde birden değişiklikler gerçekleşir. Fiziksel yapısında otonom sinir sisteminin çalışmasına bağlı olarak heyecan anında oluşan tepkiler oluşmaya başlar aynı anda denilebilecek anda tüm olumsuz düşünceler zihninden geçmeye başlar ve duygular genellikle kendine yönelik kızgınlık v heyecan ile dolu olmaktadır. Böyle karmaşık bir durumla karşılaşan kişi bununla baş edemeyecek ve ne kadar yaşadığı olumsuz durumu belli etmek istemese de içine kapanacak ve kendisini ifade edemeyecektir” diye konuştu.

    Sosyal ilişki kurma becerisi ve diğerleri ile kurulan iletişimin nasıl yapılacağının çocukluğun ilk dönemlerinde sosyalleşme süreci ile öğrenildiğini ifade eden Uzman Psikolog Naciye Tokaç, “Özellikle baba imajı çocuk açısından sosyalleşme konusunda önemli bir figür olmaktadır. Çocuk yaptığı yeni davranışlar, diğerleri ile kurduğu ilk iletişimlerde bazen hatalar yapabilir. Yaptığı hatalar karşısında çocuğa verilen tepkilerin nasıl olduğu önemlidir. Suçlayıcı, aşağılayıcı ve değersizlik hisleri uyandıran aşırı öfkeli tepkiler çocuğun kendisine güven sorunlarına yol açacaktır. Yanlış yaptığında yaptığı yanlış çocuğa hissettirilmeli ancak nasıl telafi edebileceğine dair de fırsat verilmelidir.

    Bir diğer önemli nokta ise diğerleri ile iletişimi nasıl kuracağını yetişkinleri gözleyerek ve model alma yoluyla öğrenmektedir. Yetişkinin uygun olmayan davranışları da çocuğun aynı şekilde model almasına yol açacaktır. Sosyal kaygı bozukluğu; bastırılmış bilinçaltı kaygıların ürünü olduğundan dolayı psikoterapi tedavide önemli gelişme sağlayacaktır.” şeklinde konuştu.