Etiket: Bozukluğu

  • Kalp Ritim Bozukluğu, Bazı Kanserlerden Daha Ölümcül

    Kalp ritim bozukluğu, bazı kanserlerden daha ölümcül olabiliyor.

    En sık görülen atriyal fibrilasyon (AF) ritim bozukluğu, kalbin kulakçıklarından kaynaklanıyor ve kulakçıkların her noktasında çok hızlı ve düzensiz bir elektrik aktivitesi ortaya çıkıyor. Bu da kalpte düzensiz ve hızlı kalp atımlarına neden oluyor. Normalde kalp bir dakikada 60-100 arasında atım yaparken, AF’de kalp hızı dakikada 120 ila 150’ye kadar çıkabiliyor. Her yaşta görülebilen kalp ritim bozukluğu, yaşla birlikte artıyor.

    Kardiyoloji Uzmanı, Prof. Dr. Fethi Kılıçaslan, tüm dünyada kalp ritim bozukluğunun arttığını belirterek, “80 yaş üstü insanların %10’unda AF vardır. Son yıllarda hastalıkların tanı ve tedavisindeki gelişmelere bağlı olarak insanların yaşam süresi belirgin olarak uzamıştır. Bu durum, özellikle bu hasta grubunda sık gözlenen AF sıklığının da belirgin olarak artmasına neden olmuştur. 1990’lı yıllarda 1980’li yıllara göre tüm dünyada atriyal fibrilasyon sıklığının 2,5 kat arttığı sanılmaktadır” dedi.

    Prof. Dr. Kılıçaslan, hastaların en sık çarpıntı ve nefes darlığı yakınmaları ile hekime başvurduğunu belirterek, “Ayrıca hastalarda yorgunluk, rahatsızlık hissi, göğüs ağrısı, bayılacak gibi olma ve baş dönmesi de görülebilir. Bazı hastalarda AF sırasında hiçbir şikayet olmayabilir. Bu hastalarda tanı tesadüfen ya da AF’ye bağlı risklerin ortaya çıkması sonucunda yapılan testlerle konur” diye konuştu.

    Prof. Dr. Fethi Kılıçaslan, atriyal fibrilasyonda en önemli riskin pıhtılaşma olduğunu ifade ederek, “Kalpte oluşan pıhtı yerinden kopup beyin damarlarını tıkarsa inme meydana gelir. İnme AF’nin en önemli ve ölümcül riskidir. AF’li hastalarda inme riski 5 kat artmaktadır. Kalpten kaynaklanan felçlerin en sık nedeni AF’dir. İleri yaşlarda görülen felçlerin yaklaşık yüzde 25’i AF’ye bağlıdır. AF nedenli oluşan inmeler diğer inme nedenlerine göre daha ağır ve daha ölümcül seyretmektedir. Ayrıca kalp büyümesi ve kalp yetmezliği oluşturabilen bir hastalıktır. AF nedeniyle kalp hızı uzun süre yüksek kalan hastalarda kalpte büyüme ve kalp yetmezliği ortaya çıkmaktadır’’ diye konuştu.

    Prof. Dr. Fethi Kılıçaslan, kalp ritim bozukluklarının özellikle belli hastalıklarda daha sık görüldüğünü vurgulayarak, “Özellikle yüksek tansiyon, koroner arter hastalığı, kalp kapak hastalıkları, kalp yetmezliği gibi kalp hastalıkları yanında şeker hastalığı, tiroid hastalığı ve kronik akciğer hastalıklarında daha sıklıkla görülmektedir. Bazı hastalarda hiçbir neden olmadan da AF görülebilmektedir’’ dedi.

    65 YAŞIN ÜZERİNDE OLANLARA BİR ŞİKÂYETİ OLMASA DA EKG ÇEKİLMELİ.

    İstanbul Üniversitesi, Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Kaya Bilge, şikayet olmasa da 65 yaş üzeri herkese EKG çekilmesi gerektiğini belirterek, “Çarpıntı ve kalpte düzensiz atım hissi en sık şikayetler olmakla birlikte nefes darlığı, çabuk yorulma, göğüs ağrısı ve bayılma gibi yakınmalar da neden olabilir. Buna karşılık hiçbir şikayet olmadan da atriyal fibrilasyon görülebilir. Tanı EKG, uzun süreli ritim kaydedicileri ile konulur. 65 yaşın üzerindeki bireylerde hiçbir şikayet olmasa bile rutin kontrolün bir parçası olarak EKG çekilmesi önerilmektedir’’ dedi.

    ATRİYAL FİBRİLASYON: KALP RİTİM BOZUKLUKLARININ KANSERİ

    Prof. Dr. Fethi Kılıçaslan, atriyal fibrilasyonun bazı bilim adamları tarafından ritim hastalıklarının kanseri olarak değerlendirildiğini belirterek, “Bunu söylerken AF’nin bir kanser olduğunu söylemek istemiyorum. AF bir ritim bozukluğudur ancak çok inatçı olması, önemli risklerinin bulunması ve tedavisinin zor ve uzun süreli olması nedeniyle klinikte gördüğümüz en zor ritim hastalığıdır. Ayrıca AF bazen kanser gibi sinsi ve sessiz seyredebilmektedir. Bu özellikleriyle AF hastalarda erken teşhis edilen bazı kanser türlerinden daha fazla sorun oluşturabilen ve daha ölümcül olabilen bir hastalıktır’’ diye konuştu.

    AF KAMPÜS TOPLANTILARI İLE TÜRKİYE’NİN DÖRT BİR YANINDAKİ DOKTORLARA EĞİTİM

    Prof. Dr. Ahmet Kaya Bilge, hastaların çoğu zaman doğru adresi bulmakta zorluk çektiğine değinerek, “Hekimlerimizin atriyal fibrilasyonu yeteri kadar tanıdığını söyleyebilmekle birlikte, yeteri kadar ve uygun tedavi edebildiklerini söylemek zor. Hastalar çoğu zaman doğru adresi bulmakta zorluk çekiyor. Özellikle bazı tedavilerin endikasyonlarını net olarak işaret etmek, bazı tedavilerin de kullanılması ile ilgili çekinceleri ortadan kaldırmak ve tedaviyi optimize etmek açısından bu tip toplantıların önemli olduğunu düşünüyoruz. AF Kampüs programı, Türk Kardiyoloji Derneği Aritmi Çalışma Grubu tarafından organize edilen, atriyal fibrilasyon ile ilgili güncel bilgilerin tartışıldığı önemli bir eğitim toplantısıdır” dedi.

  • Çocuğunuzda Öğrenme Ve Algılama Bozukluğu Varsa Dikkat

    Öğrenme ve algılama bozukluğu, farklı davranışlar, kısıtlı ilgi alanları, yalnız kalma tercihi, sürekli tekrarlanan davranış ve ilgisiz cümleler, çocukta otizmin varlığına işaret ediyor. Üç yaşından önce başlayan, yaşam boyu süren ve görülme sıklığı giderek artan otizm konusunda aileleri uyaran uzmanlar, erken teşhisin kaliteli bir yaşamın da anahtarı olduğunu belirtiyorlar.

    Otizme dikkat çekmek, bu farklılığa sahip bireylerin yaşam kalitelerinin yükseltilmesi ve toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla ilan edilen ‘2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü’ dolayısıyla yazılı bir açıklama yapan Mersin Halk Sağlığı Müdürü Dr. Aytekin Kemik, ‘Otizmi Erken Fark et Yaşamı Yakala’ sloganıyla ailelere uyarılarda bulundu. Çocukluğun erken dönemlerinde görülen otizmin, günümüzde dikkate alınması gereken hastalıklardan biri olduğunu vurgulayan Dr. Kemik, otizmin, yaşamın ilk 3 yılı içinde ortaya çıkan ve yaşam boyu devam eden, sosyal etkileşim, sözel ve sözel olmayan iletişimde problemler, tekrarlayıcı davranış ve kısıtlı ilgi alanları ile kendini gösteren, karmaşık gelişimsel bir bozukluk olduğunu bildirdi.

    “HER 68 ÇOCUKTAN BİRİ OTİZM RİSKİ İLE DOĞUYOR”

    Otizmin nedeninin tam olarak bilinmediği, ancak ortaya çıkmasında genetik yatkınlık, çevresel, kimyasal ve fiziksel etmenlerin rol oynadığını kaydeden Kemik, “Otistik bireylerde beyin hücreleri farklı çalışmaktadır. Hücreler arasında mesaj taşıyan kimyasal ileticilerde eksiklik ya da fazlalık olduğu düşünülmektedir. Otistik çocuklar genelde öğrenme, algılama bozukluğu ve çevrelerindeki dünyayı algılamakta zorluk çekerler. Otizmin görülme sıklığı günümüzde çok büyük bir hızla artmaktadır. 1985 yılında her 2 bin 500 çocuktan birine konan otizm tanısı, 2001 yılında 250, 2013 yılında ise 88 çocuktan birine denk gelirken, günümüzde her 68 çocuktan biri otizm riski ile doğuyor. Otizmin erkek çocuklarındaki yaygınlığı, kızlardan 4 kat fazladır. Otizm dört önemli gelişimsel bozukluktan biridir. Erken teşhis edilmesi, çocuğun gelişiminin desteklenmesi ve ailelerin bilgilendirilmesi açısından önem arz etmektedir” dedi.

    “ÇOCUKLARINIZIN DAVRANIŞLARINI YAKINDAN TAKİP EDİN”

    Dr. Kemik, ailelerin, küçük yaştaki çocuklarının davranışlarını yakından takip etmeleri ve çocuğun göstermiş olduğu garip olarak nitelendirilen davranışlar hakkında bilgi edinme çabası içinde olmalarının çocuğun geleceğinin sağlıklı şekillenmesinde önemli bir faktör olduğunun altını çizdi. Kemik, otizmin belirtileri hakkında da şu bilgileri verdi:

    “Eğer çocuğunuz başkalarıyla göz teması kurmuyorsa, ismini söylediğinizde bakmıyorsa, söyleneni işitmiyor gibi davranıyorsa, parmağı ile istediği şeyi göstermiyorsa, oyuncaklarla oynamayı bilmiyorsa, akranlarının oynadığı oyunlara ilgi göstermiyor, onlarla oynamayıp yalnız kalmayı tercih ediyorsa, bazı sözleri tekrar tekrar ve ilişkisiz ortamlarda söylüyorsa, konuşmada akranlarının gerisinde kalmışsa, sese, kokuya, ışık ve dokunuşa aşırı tepki gösteriyorsa, sallanmak, çırpınmak gibi garip hareketleri varsa, aşırı hareketli, hep kendi bildiğince davranıyorsa, gözleri bir şeye takılıp kalıyorsa, dönen nesnelere karşı ilgisi varsa, bazı eşyaları döndürmek, sıraya dizmek gibi sıra dışı hareketler yapıyorsa, günlük yaşamdaki düzen değişikliklerine aşırı tepki veriyorsa, otizm açısından değerlendirme yapmak gerekir.”

    Bulgular fark edildiğinde, ailelerin aile hekimine, çocuk hastalıkları uzmanına, çocuk nöroloğu ya da çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanına başvurmalarını isteyen Kemik, bunun erken teşhis için önemli olduğunu dile getirdi. Otizmin bugün için bilinen tek tedavisinin özel eğitim olduğuna işaret eden Dr. Kemik, “Erken yaşta başlanan, çocuğun yetenekleri ve gereksinimleri dikkate alınarak, yoğun bireysel özel eğitim programları hazırlanması ve uzman kişilerce uygulanması, günümüzde bilinen tek tedavi yöntemidir. Uygulanacak olan ilaç tedavisi ise otizmi değil, eşlik eden semptomları kontrol altına almaya ve tedavi etmeye yardımcıdır. Ailelerin eğitim sürecine katılmaları ve desteklemeleri çok önemlidir” ifadelerini kullandı.

  • Yrd. Doç. Dr. Görmez: “Hiperaktivite Bozukluğu, Zeka Azlığı Ve Ebeveyn Yetersizliği İle Alakalı Değil”

    Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi’nde ’Çocuklarda Dikkat Eksikliği, Hiperaktivite Bozukluğu ve Davranış Sorunları’ etkinliği düzenlendi. BVU Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Vahdet Görmez, hiperaktivite bozukluğunun, zeka azlığı veya ebeveyn yetersizliği ile alakalı olmadığını söyledi.

    Üniversite’nin Dekanlık Konferans Salonu’nda düzenlenen etkinlikte, BVU Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Vahdet Görmez konuyla ilgili önemli ayrıntılara dikkat çekti. Dikkat eksikliği yaşayan çocukların bu durumu kasıtlı olarak yapmadığına dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Vahdet Görmez, “Dikkat eksikliği olan çocuklarda sorunlardan biri bu durumun elinde olmamasıdır. Bu beynin ön kısmındaki lobun sorunlu olmasıdır. Yani yeni beyin olgunlaşmamıştır. Bu tembel bir ön beyindir ve olgunlaşacaktır. Dolayısıyla bu çocuğun elinde olan bir şey değildir. Çocuğun çok konuşması hemen sıkılması gibi sebepler elinde olan sebepler değildir. Bu çocuk yaramaz olduğu için değil, elinde olmadığı için böyle davranıyordur. Davranışlar kontrol edilemez. Bir şey yapmadan önce düşünme yetisi yeterince çalışmıyordur” dedi.

    DEHB’de tanı koymak için birçok yöntemi dikkate aldıklarını belirten Yrd. Doç. Dr. Görmez, “DEHB’de tanıyı dikkatli öykü alma ve klinik değerlendirme ile koyarız. Anneden bilgi alırız fakat bunun yanı sıra semptomlar iki farklı alanda görülmeli. Dolayısıyla biz bunu da göz önüne alırız. Bu olay aynı zamanda nörogelişimsel bir hastalıktır. Beynin ön kısmının en son olgunlaşması durumudur. Çocuklarda geç olgunlaşır. Bu durum büyük çoğunluğunda sürekli değildir” şeklinde konuştu.

    “HASTALIK ZEKA AZLIĞI VE EBEVEYN YETERSİZLİĞİ İLE ALAKALI DEĞİL”

    Hastalığın zekâ azlığı ve ebeveyn yetersizliğiyle alakalı olmadığına dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Görmez, “Bu hastalık zeka azlığı, motivasyon azlığı, yetersiz ebeveynlik gibi durumlarla ilişkili değildir. Davranışsal, Bilişsel, Sosyal ve Duygusal bir sorundur. Bu durum günlük hayatı da etkiler. Gerginlik huzursuzluk olur, uyku problemi yaşanır, aşırı inat ve zıtlaşma olur. Faaliyetlerden çabuk sıkılır. Biraz daha yetişkinlerde sosyal ilişki alanlarında ve akademik alanda başarısızlıklar yaşanır” ifadelerini kullandı.

    Toplumda hastalığın genelde yüzde 3 ila 5 oranında olduğunu söyleyen Yrd. Doç. Dr. Görmez, buna karşın Çocuk ve Ergen Psikiyatrisine gelenlerde ise oranın yüzde 30-35’e çıktığını ifade etti. Görmez ayrıca, hastalıkta tanı koyulması için en az iki farklı ortamda semptomların bozulma göstermesi gerektiğini söyledi.

  • Stres, Ruhsal Bozukluğu Yol Açabiliyor

    Psikiyatrist Psikoterapist Yrd.Doç.Dr.Rıdvan Üney, baş edilemeyen stresin sonucunda, ruhsal durumun bozulabileceğini belirterek, “Panik bozukluk, depresyon, endişe bozukluğu, öfke kontrolünde bozukluklar gibi birçok psikiyatrik sorun yaşanabilir” dedi.

    Stresin güncel yaşamımızda sıkça kullandığımız bir sözcük olduğunu belirten Yrd.Doç.Dr.Rıdvan Üney, “Herhangi bir yeni durumla karşılaştığımızda beynimiz bunu stres olarak algılar ve vücudumuzda ve ruhsal yapımızda buna karşı bir cevap gelişir. Stres zararlı olduğu kadar aynı zamanda faydalıdır. Örneğin birisiyle belirli bir saatte buluşacaksak, bu bizde stres yaratır. Buna uygun olarak evden çıkarız ve randevumuza gideriz. Gitmeden önce ne kadar zamanda orada olacağımız hesaplamamız, hava durumuna göre giyinmemiz stres sonucu yaptığımız davranışlardır. Bu davranışlarımız sayesinde o kişiyle zamanında buluşuruz ve dışarıdaki hava koşullarından etkilenmeyiz. Hayatınızda, böyle tonlarca stres vardır, bu da bizim hayatta kalmamızı sağlar” dedi.

    Stres anında vücudumuzda çeşitli hormonlar salgılandığını, bu hormonlar sayesinde yeni durumla savaşacak hale geldiğimizi anlatan Yrd.Doç.Dr.Rıdvan Üney, “Stresle bir durumla karşılaştığımızda; ilk olarak beynimiz alarm verir. Bu alarm sayesinde durumla ilgili dikkatimizi toplarız ve vücudumuzu hazırlarız. Bu hazırlanma bizim yeni duruma karşı direncimizi artırır. Ve bu durumla savaşmamızı veya baş etmemizi sağlar. Eğer savaşamazsak ya da baş edemezsek tükenme meydana gelir. Yani strese yenik düşeriz. Strese ne düzeyde karşı koyabileceğimizi, onun ne seviyede olduğuyla ilgilidir. Eğer stres bizim kaldırabileceğimizden fazlaysa, sürekliyse, yeterince savaşacak gücümüz yoksa ya da birden fazlaysa; baş etmemiz de zor olacaktır. Stresi algılama kişiden kişiye farklılık göstermektedir. Birisi için kolay baş edilen stres, diğeri için bir felaket olabilmektedir. Bazen aynı stresle daha önce kolay başa çıkabilirken, yeniden aynı stresle başa çıkamayabiliriz.” diye konuştu.

    Yrd.Doç.Dr.Rıdvan Üney, stresin bizi daha fazla etkilediği 10 durumu ise şöyle sıraladı;

    ERGENLİK DÖNEMİ

    “Ergenlik insan hayatında en kritik noktalardan biridir. Çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemi olan bu dönemde ergen birçok konuda hassaslaşır. Daha alıngan ve daha sinirli olabilir. Vücudunda ve zihnindeki oluşan değişikliklere uyum sağlaması zaman alacağından, strese karşı daha dayanıksızdır. Bunun karşılığı olarak; onun için küçük sorunlar bile, içinden çıkılması zor bir hal alabilir.

    EVLİLİK

    Evliliğin ilk zamanlarında kadın da erkek de strese daha duyarlı olabilir. Hatta evlenmenin hemen öncesinde; ailelerin karşılaşması, birbirine uyumları, söz, nişan, nikâh törenlerinin her biri ayrı bir strese neden olabilir. Bunun dışında evlilikle birlikte yeni bir eve, karşısındaki kişinin alışkanlıklarına alışılması strese neden olabilir.

    YENİ İŞ

    Yeni bir iş, kişide heyecan yaratabileceği gibi aynı zamanda, strese de neden olur. İşteki yeni arkadaşlıklar, işyerinin işleyiş biçimi, patronun ya da müdürünün davranış biçimi strese neden olabilir.

    ŞEHİR DEĞİŞTİRME

    Okul, iş ya da ekonomik nedenlerle kişiler şehir değiştirmek zorunda kalabilirler. Bu gelişme olumlu bile olsa, yeni bir şehre alışmak başlangıçta strese neden olabilir. Ulaşım, basit ihtiyaçların karşılanmasında şehri iyi bilememe, yakınlarından uzaklaşma kişiyi stresle karşı karşıya bırakabilir.

    TERÖR

    Ülkemiz için bir tehlike yaratan terör olayları kişilerde stres yaratabilir. Savaştan kaçıp ülkemize sığınanları görmek, terör olaylarına medyadan ya da birebir şahit olmak, kişide stres yaratabilir. Bu nedenle kişi zorlanabilir, güvenlik konusunu fazla abartabilir, kalabalık mekanlardan uzak durabilir, işlerini aksatabilir, etrafta olan fısıltıları-uydurma haberleri daha fazla önemseyebilir.

    HAMİLELİK

    Hamilelik dönemi kadın için stres nedeni olabilir. Bir yandan vücudundaki değişiklikler, kilo alımı, hamilelik süresi, doğum şekli, çocuğa bakmakla ilgili kaygıları artabilir. Hatta bu durumlar bazen eşte de kaygı oluşabilir. Bunun yanı sıra eğer kadın, daha önce düşük yapmışsa, hamilelikle ilgili risk varsa, istemediği bir hamilelik oluşmuşsa strese maruz kalır.

    TRAFİK

    Özellikle büyük şehirlerde trafikte geçirilen sürenin fazlalığı, trafik kurallarına uymama, kısıtlı sürede gerçekleştirilmesi gereken işler, kaza riski kişilerde yoğun strese neden olabilmektedir.

    HASTALIKLAR

    Kişinin yakalandığı ve tedavisinin uzun sürdüğü hastalıklar, kanserler, uzun süre ilaç kullanımı gereken tansiyon ve şeker gibi hastalıklar, doğuştan hastalıklar, kişinin hareket etmesini zorlaştıran hastalıklar başlı başına bir stres kaynağı olabilir.

    ÇOCUK BAKIMI

    Günümüzde çalışan insanların en yoğun sorunlarından birisi çocuk bakımı ile ilgilidir. Eğer kadın çalışıyorsa; çocuğunu bırakacak güvenli bir ortam konusunda strese girebilir. En çok da yabancı bakıcı ile bu durumu çözmeye çalışan kişiler daha büyük stres altında olabiliyorlar. Bu nedenle eve kamera yerleştirme, aralıklı kontrol etme gibi zorluklar oluşabilmektedir.

    ÇOCUKLAR

    Çocukların sınav stresleri, eğitim masrafları, okullarıyla ilgili alınması gereken kararlar, özel ders ücretleri gibi birçok konu ailelerde strese neden olabilmektedir. Bunun dışında çocuklarının kardeşleriyle olan sorunları, arkadaş seçimi, boş zamanlarında yaptıklar, dışarıdaki tehlikeler de farklı streslere neden olabilmektedir. Baş edilemeyen stresin sonucunda, ruhsal durumumuz bozulabilir. Panik bozukluk, depresyon, endişe bozukluğu, öfke kontrolünde bozukluklar gibi birçok psikiyatrik sorun yaşanabilir.”

  • Canlı Yayında Hem Katarakt Hem De Görme Bozukluğu Düzeltildi

    Katarakt ve refraksiyon cerrahisindeki son gelişmeler ve yeni teknikler, 20-21 Şubat 2016 tarihleri arasında İstanbul’da Türk Oftalmoloji Derneği (TOD) tarafından gerçekleşen KRCCanlı Cerrahi Sempozyumu’nda gözler önüne serildi. Sempozyum sırasında VSY Biotechnology’nin her mesafede görüş gücü sunan trifokal lensleri ile astigmatı düzelten lensleri canlı yayınla hastalara implante edildi.

    KALİTENİN KOŞULLARINDAN BİRİ LENSİN ABBE DEĞERİ

    KRC Canlı Cerrahi Sempozyumu sırasında Doç. Dr. Banu Acar, VSY Biotechnology tarafından üretimi gerçekleştirilen ve her mesafede görüş sağlama özelliği ile dünyada ön plana çıkan trifokal+EDOFteknolojili lensi hastaya implante etti. Ameliyat sonrasında soruları yanıtlayan Doç. Dr. Banu Acar, saydam malzemelerin farklı frekanslardaki ışığı farklı miktarlarda saçma ölçüsü olarak bilinen Abbe değerinin görüntü kalitesini belirleyen önemli unsurlar arasında yer aldığını belirterek, bu oranın 20 ila 70 arasında değiştiğini, insan gözündeki abbe değerinin ise 47 oranında olduğunu söyledi. İmplante ettikleri lensin ise 58 abbe değerine sahip olması özelliğiyle de kaliteli görüş imkânı sunduğunu açıkladı.

    ASTİGMAT HASTALARI DA SAĞLIKLI GÖZLERE KAVUŞTU

    Prof. Dr. Orkun Müftüoğlu yaptığı operasyonda, kataraktı düzeltirken astigmat sorununa da çözüm oluşturanToric lensiimplante etti. Prof. Dr. Orkun Müftüoğlu, lenslerde kaliteli materyal kullanımı ve asferik tasarımın oldukça önemli bir konu olduğu üzerinde durdu. İmplante edilen lensin haptikplate tasarımı sayesindelensin her iki tarafa dönebilmesi özelliğinin gözde açı ayarlarken doktorlara kolaylık sağladığını, ince açı ayarını titizlikle yapılabildiğini belirtti.

    LENSİN YERLEŞTİRİLME AÇISI ÇOK ÖNEMLİ!

    Panelistler arasında yer alan Prof. Dr. Selim Doğanay da astigmat düzelten lensleri implante ederken açı ayarının çok iyi bir şekilde yapılabilmesini sağlayan “ameliyat öncesi göz işaretlemelerinin” önemine değindi. Dr. Doğanay; “yüzde 3,3’lük derecelik kaymada, astigmatta da yüzde 3,3’lük bir kayıp oluyor. Dolayısıyla 30 derecelik bir yanılgı astigmat özellikli bir lensin etkisizleştirilmesi anlamına geliyor. Astigmatik olgularda son derecede önemli olan ameliyat öncesi işaretlemelere önem vermeliyiz” şeklinde konuştu.

    KATARAKT HASTALARININ 3’TE BİRİNDE ASTİGMAT GÖRÜLÜYOR

    VSY Biotechnology lenslerinin implante edildiği canlı yayının salon moderatörlüğünü gerçekleştiren Prof. Dr. İzzet Can, yapılan istatistiklere göre her 3 katarakt hastasından birinde astigmat olduğunu belirterek; çok yüksek astigmatı bulunan tüm astigmat hastaların refraktif cerrahi sayesinde sağlıklı gözlere kavuşabildiğini açıkladı.

    OTURUMDA BAŞARILI DOKTORLAR BİR ARADAYDI

    VSY Biotechnology lenslerinin implante edildiği canlı yayının ameliyathanemoderatörlüğünü; Prof. Dr. Osman Şevki Arslan, Prof. Dr. Muhittin Taşkapılı, Doç. Dr. Beril Küçümen, Opr. Dr. Cezmi Doğan üstlendi. Prof. Dr. Fatih Mehmet Mutlu, Prof. Dr. Mehmet Baykara da panelistler arasındaydı.