Etiket: Bozdu

  • Büyükelçi Bryza: “Erdoğan’ın halka seslenmesi darbe senaryosunu bozdu”

    Turkish Heritage Organization (THO) tarafından Washington DC’de düzenlenen 15 Temmuz panelinde konuşan Büyükelçi Matt Bryza, “Darbe girişiminin olduğu gece İstanbul’daydım. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın televizyonda görünerek halka seslenmesi her şeyi bir anda tersine çevirdi” dedi.

    Washington DC merkezli düşünce kuruluşu Turkish Heritage Organization (THO) tarafından, Turkcell, Türk Hava Yolları, Eksim Yatırım, Amerikan Estetik Tıp Merkezi, Kalyoncu Grup, IMFEXIM ve RDPE LLC sponsorluğunda düzenlenen “15 Temmuz Darbe Girişimi: 1 Yıl Sonra” başlıklı panel, önemli isimleri bir araya getirdi. Panele katılan tüm isimler, darbe girişiminin FETÖ tarafından gerçekleştirildiğine ve Gülen hareketinin terörist bir oluşum olduğuna inandıkları yönünde görüş belirtirken, ABD Ulusal Komitesi’nde Avrupa’dan sorumlu direktörlük ve ABD Dışişleri Bakanlığı’nda müsteşar yardımcılığı yapan Büyükelçi Matt Bryza’nın açıklamaları dikkat çekti.

    15 Temmuz gecesi İstanbul’da bulunduğunu ve gelişmeleri yakından izlediğini belirten Bryza, “O gece Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın televizyonda görünerek halka seslenmesi her şeyi bir anda tersine döndürdü diye düşünüyorum. Erdoğan’ın çağrısının ardından halkın sokaklara dökülmesi ve darbeci askerleri kritik bölgelerden uzaklaştırması, senaryonun başarısız olmasını sağladı. Hiç şüphesiz bu girişim gerçek bir darbe girişimiydi ve Türk halkı da başarılı bir şekilde girişimi bastırdı” dedi.

    “Bu bir FETÖ girişimidir”

    ABD’nin en deneyimli diplomatlarından, eski Ankara Büyükelçisi ve Washington Enstitüsü Temsilcisi James Jeffrey ise “Bazı ABD’liler darbe girişiminin Türk hükümeti tarafından yetki gücünü artırmak için düzenlendiği görüşünü öne sürüyor. Ben bu görüşe kesinlikle katılmıyorum. Bu girişim Fethullah Gülen tarafından planlanmış ve Gülenist terör hareketi FETÖ tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu hareketin geçmişi Ak Parti’den çok önceye dayanmaktadır. Darbe girişimini anlamak için 2013 yılında olanlara da bakmak gerekir. O dönemde devlete karşı adeta bir yargı kampanyası başlatıldı. Darbe girişimi gecesi, Washington olarak hata yapmamak adına biraz temkinli hareket etmeyi tercih ettik ancak ABD yönetiminin bunun arkasında Gülenistlerin olduğuna ilişkin bir şüphesi de yoktu” diye konuştu.

    Daha darbe girişimi olmadan önce Türkiye’de bazı medya kuruluşlarının darbeden söz ettiğine dikkat çeken, FETÖ okullarındaki usulsüzlükleri ortaya koyan belgeselin yapımcısı Mark Hall, “Bu bizim için çok ilginçti. ABD’de bazı politikacılar Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu görmekten çok uzaktı. Bu yüzden de Teksas gibi bazı bölgelerde Gülen hareketinin temsil bulduğunu düşünüyorum” dedi. Emekli Kongre Üyeleri Konseyi Başkanı Cliff Stearns ise, “Biz Türkiye’yi güçlü bir ortak, NATO müttefiki olarak görmeye tabii ki devam ediyoruz. ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın İstanbul’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesinin bu ortaklığı daha da güçlendireceğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

    Etkinliğe video konferans ile bağlanan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise FETÖ’nün darbe girişimi için yıllardır adeta pusuda beklediğini söyledi. Çavuşoğlu, “Biz hainlerin gerçek yüzlerini gördük ve şimdi dostlarımızı da uyarıyoruz. Eğer dostlarımız harekete geçmezlerse, hainler hem ABD hem de Türk-Amerikan ittifakını da zehirleyecekler” diye konuştu.

    Paneli değerlendiren THO Başkanı Ali Çınar, “Her zaman vurguladığımız gibi, ABD’nin Türkiye’yi kaybetme lüksü yok. Etkinliğimiz, ABD’li yetkililerin de FETÖ’nün devlet düşmanı azılı bir terör örgütü olduğunu kavramaya başladıkları gerçeğini ortaya koydu. Panelin gerçekleşmesindeki değerli katkılarından dolayı sponsorlarımıza teşekkür ediyoruz” dedi.

    Etkinliğe canlı video konferans ile bağlanan diğer bir isim olan 15 Temmuz Gazisi Metin Doğan da Atatürk Havalimanı’nda yaşadıklarını ve darbecilerin tanklarının önüne yattığında neler hissettiğini aktardı.

  • Bebek cinayeti kararını Yargıtay bozdu, sanıklar yeniden yargılanıyor

    Bursa’da gayrimeşru dünyaya gelen bebeği öldürürüp gömdükleri iddiasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edilen 3 kişi, kararı Yargıtay’ın bozması üzerine yeniden hakim karşısına çıktı.

    Gemlik ilçesinde 2013 yılı Haziran ayında gayrimeşru ilişki neticesinde dünyaya gelen bebeği boğarak öldürdükten sonra gömerek üzerine parke taşı döşedikleri iddia edilen biri polis memuru 5 sanık, ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edildi. Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı avukatı duruşmaya katılmadığı ve evrakta eksik olduğu için Yargıtay tarafından ceza usulden bozulunca sanıklar yeniden hakim önüne çıktı. Bursa 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, bebeğin anneannesi Nuray G. (38), bebeğin annesi Ferda D. (21), bebeğin babası olduğu iddia edilen Murat Ç. (38), bebeğin dedesi Sebahattin G. (45) ve bebeğin dayısı Tayfun G.’nin yargılanmasına yeniden başlandı. 4 sanık davaya katılırken, askerde olan Tayfun G. ise duruşmaya katılmadı.

    Daha önceki ifadelerini tekrarlayan bebeğin annesi Ferda D., “Polis memuru olan tutuklu sanık Murat ile babam birlikte hayvancılık yapmışlar. Polis Murat, benim daha önceki cinsel istismar olayımı bildiğini söyleyerek, benimle arkadaşlık kurdu. Evlenip beni buradan götüreceğini söyledi. Mayıs ayında kendi evine davet etti. Evine gittiğimde kendi rızamla ilişkiye girdim. İlişkiden 2-3 ay sonra hamile olabileceğimi düşündüm. Bunu Murat’a söyledim. O da, ‘Kesinlikle benden hamile değilsin’ diyerek bebeği kabul etmedi. Birkaç kez Bursa ve İstanbul’da doktora gittik. Hamile olduğum kesinleşince Murat Ç. bebeğin alınmasını istedi, fakat bebeğin kürtaj zamanı geçtiği için alınmadı. Hamileliğimin 5. ayında Murat’ın tanıdığı bir doktora daha gittik. Zamanı geçmiş olmasına rağmen doktor 10 bin lira para istedi. Murat parayı bulamayınca bana şiddet uygulayıp beni köye gönderdi. Annem ve babamın hamileliğimi öğrenmemesi ve töreden korktuğum için sürekli korse takıp şişen karnımı herkesten gizliyordum. Bir süre sonra annem durumu öğrendi. Beni hemen görücü usulü nişanladı. Ardından Orhangazi’deki bir hastanede doğum yaptım. Hastaneden çıktıktan sonra annemle birlikte Gemlik’e geldik. Annem, çocuğu kucağımdan alıp, ‘Ben bunu yuvaya vereceğim, sen git. Baban duyarsa başımıza iş açılacak” deyip beni gönderdi. Eve geldiğimde hemen odama geçip uyudum. Ertesi gün anneme sorduğumda çocuğu yuvaya verdiğini ve bir daha bu konu hakkında konuşmamamı söyledi” dedi.

    “Bebeğin nasıl öldürüldüğünü hala bilmiyorum”

    Bir süre sonra, sağlık ocağından bir görevlinin arayıp çocuğu getirmesini istediğini ifade eden Ferda D., “Annem telefonu elimden aldı. Çocuğu evlatlık verdiğimizi söyledi. Hemşireler durumu polise bildirince karakoldan çağırıldık. Durumu öğrenen polis Murat, beni arayıp kendisinden bahsetmememi, çocuğun başka biriyle olan ilişkiden doğduğunu söylememi istedi. Ben de buna göre bir ifade verdim. Ardından iki kez daha karakoldan arandık, durumumdan şüphelendikleri söylendi. Ben de polis Murat ile olan ilişkimi olduğu gibi anlattım. Annemle hiçbir şey konuşmadık. Bebeğin nasıl öldürüldüğünü hala bilmiyorum. Olay gecesi kazı yapıldığına dair bir ses de duymuş değilim” diye konuştu.

    “Asıl suçlu ben ve polistir, bebeği birlikte gömdük”

    Tutuklu anneanne Nuray G. de daha önce duruşmadaki ifadesinde, asıl suçlunun kendisi ve polis Murat Ç. olduğunu belirterek, insanın kanını donduran bir ifade vermişti. Kızının polis Murat Ç. ile ilişkisinden hamile kaldığını öğrenince çocuğun alınıp alınmayacağı hususunu Murat Ç.’ye sorduğunu ifade eden Nuray G., “Murat, ‘Bebeğin icabına siz bakacaksınız, yoksa seni ve aileni öldürürüm’ diyerek beni tehdit etti. Kızımı doğumdan sonra eve gönderdim. Niyetim bebeği karakolun önüne bırakıp kaçmaktı. O sırada bebek ağladı. Bu sırada Murat’ın bana tecavüz ettiği, kızıma yaptıkları ve bebekle ilgili söyledikleri aklıma geldi. Ben bebek sussun diye göğsüme bastırdım. Bebeğin öldüğünü anlayınca da bebekle birlikte eve geldim. Herkes evdeydi. Bebeğin cesedini ahıra koydum. Eşim ve çocuklar uyuduktan sonra, gece yarısı Murat eve geldi. Ben bebeği öldürdüğümü söyleyip ne yapacağımız sordum. O da bana vurdu. Bahçeye çukur açtı. Bebeği çukura ben koydum. Sonra da üzerini kapattık. Beni bu olaya Murat Ç. azmettirmiştir. Eşim de bebeğin gömüldüğü yerin üzerine parke taşı döşedi, ama o bebeğin orada gömülü olduğunu bilmiyordu. Eşimin bu olaylardan hiç haberi olmadı” şeklinde konuştu.

    “Çocuk benden değildir”

    Polis memuru Murat Ç. ise, “Bana emniyetteki FETÖ’cü polisler kumpas kurdu. Haksız yere tutuklandım. Haksız yere cezaevinde yatıyorum. Çok büyük bir iftiraya maruz kaldım. Şerefimin geri verilmesi için beraatımı karar verilsin. Çocuk benden değildir” açıklamasını yaptı.

    Yargıtay cezayı usulden bozdu

    Mahkeme heyeti, Nuray G.’ye, polis memuru Murat Ç.’ye, bebeğin annesi Ferda D.’ye ağırlaştırılmış müebbet cezası, dede Sebahattin G.’ye “suçu gizlemek”ten 5 yıl hapis cezası ve dayı T.G.’nin beraatıne karar vermişti. Dosyayı inceleyen Yargıtay Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na tebligat yapılmadığı için davayı usulden bozdu. Savcı, yeniden hakim önüne çıkan sanıklarla alakalı Nuray G. ile Murat Ç.’ye ağırlaştırılmış müebbet, ‘suçu gizlemek’ten Sabahattin G.’ye ise 5 yıla kadar hapis cezası istedi. Savcı, anne Ferda D. ile dayı Tayfun G.’nin beraatı yönünde karar verilmesini talep etti. Duruşma ileri bir tarihe ertelendi.

  • Vatandaşın dikkati dolandırıcıların işini bozdu

    Düzce bir bankanın ATM’sine dolandırıcılar tarafından yerleştirilen düzenek vatandaşın dikkati sayesinde fark edildi. Polis ekipleri dolandırıcıların bulunması için çalışma başlattı.

    Ramazan Bayramı öncesinde memur, işçi ve emeklilerin maaşlarının yatacağının bildirilmesi üzerine dolandırıcılar da harekete geçti. Bankamatiklere düzenek yerleştiren dolandırıcılar kart bilgilerini kopyalıyor ve vatandaşların çektikleri paraların bankamatiklerin içerisinde kalmasını sağlıyor.

    Benzer bir düzenek ise Düzce’de Kuyumcuzade Bulvarında bulunan bir banka şubesinin ATM’sine yerleştirildi. Vatandaşların dikkati sayesinde fark edilen düzeneği gören banka çalışanları polis ekiplerine haber verdiler. Banka şubesine gelen polis ekipleri düzeneği söktüler ve kullanılan düzeneği ATM’ye yerleştiren dolandırıcıları aramaya başladılar.

    Yetkililer, vatandaşları özellikle bayram öncesi bu tip olaylara karşı uyararak “Vatandaşlarımız çok dikkatli olsunlar. Dolandırıcılar her türlü yolu denemeye başladılar. Bayram öncesi şüphelendikleri en ufak bir şey olursa 112 Acil hattını arasınlar” dediler.

  • Devletin sistematiğini bozdu

    Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, “Örgüt, devletin içinde yargıyı, polisi ele geçirerek bütün kurumlarda ciddi mağduriyetlere sebep oldu, devletin tüm işleyişini, sistematiğini bozdu” dedi.

    Türk Ocağı tarafından düzenlen “Türkiye’nin Başına Örülmek İstenen Çorap” konulu konferansa katılmak için Eskişehir’e gelen eski Emniyet Müdürü Hanefi avcı, basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

    Hanefi Avcı, Polislere yapılan gözaltı ve görevde alma meselesini medyadan öğrendiğini, genel anlatımlara bakıldığında bir kişinin anlattığı veya teknik verilerle geçilmiş, ona dayanılarak yapılan bir operasyon olarak gördüğünü söyledi. Örgütün gerçek yöneticilerine ulaşılması gerektiğini, bir şekilde bağlantısı olmuş kişilere de aynı muameleyi göstermek ciddi hukuk ihlallerine, mağduriyetlere neden olacağını bununda örgüte hizmet edeceğini belirten Avcı, “Böyle bir örgütsel soruşturmanın binlere, on binlere, yüz binlere vurmasının makul olmadığını, gerçekten örgütün yöneticilerinin adli bakımdan soruşturulmasını, tabii devlet idari soruşturma yapabilir kendi memurlarına ama adli, gözaltı, tutuklama konusunda daha az sayıda ama örgütün gerçek yöneticilerine yönelik soruşturmaların yürütülmesi gerektiğini, yoksa şöyle ve böyle bir şekilde irtibatı olmuş, okullarına gitmiş, bankasına para yatırmış kişilere çok ağır yaptırımlar yapılmasının ciddi hukuk ihlalleri, mağduriyetler oluşturacağını, hatta bu sayının yüz binlere vurduğunda bunun tam tersine örgüte hizmet edeceği kanaatindeyim. Çünkü bu tip yapılar belli yöneticiler tarafında yönetilir, onlara ulaşamadığınız müddetçe, diğer etrafındaki sıradan insanlara, iyi niyetle yaklaşmış insanlara bu yapacağınız işlemlerle bu önlenemez tam tersine hem mağduriyet artar hem de o insanlar bir müddet sonra karşınıza gerçekten bir örgüt militanına dönüşebilir. Bu konulara daha dikkat edilmesi gerektiği kanaatindeyim” ifadelerini kullandı.

    “Örgüt devletin bir bütün halinde işleyişini bozdu”

    FETÖ’nün kurumlar içinde yapılanmasının devletin işleyişini bozduğunu anlatan Avcı, “Yaşadığımız süreç birçok şeyi gösteriyor ama çok hızlı yaşadığımız için bu yaşadıklarımız iyi hazmederek, anlamlandırarak, düşünerek tam kavrayamadık yoksa 2013’e kadar devletin bütün hukuk düzeni bozuldu. Devletin ordusunun düzeni bozuldu. Tüm topluma korku hakim oldu. Bütün kurumların içi boşaltıldı. Cemaat, yargıyı, polisi ele geçirerek bütün devlet kurumlarında ciddi mağduriyetlere sebep oldu. Kişisel mağduriyetleri bırakalım, devletin kendisinde mağduriyetler oldu. Devletin kurumlarının hepsi ciddi darbe gördü. Emniyet teşkilatı, asker, MİT, Milli Eğitim bütün devlet kurumları bu cemaatin operasyonlarıyla mağdur oldu. Tüm halk üzerinde, tüm basın üzerinde çok ciddi korku yaratıldı. Bu örgüt tarafından devletin bir bütün halinde işleyişi, sistematiği bozuldu. Bu örgüt bunu bozdu, bu defa bu örgüte yapılan operasyonlarda belli oranda sıkıntı yarattı. 15 Temmuz sonrası ise, çok ağır bir travma ile ülke karşı karşıya kaldı. Bu ağır travmaya karşı verile tepkilerin ölçüsü de önemli, bu ölçüler geleneksel devlet kurallarıyla, hukukla yapmazsanız, bu alınan tedbirler tersine zarar vermeye başlayabilir. Şuanda da bu ölçünün de belli ölçüde kaçtığını, hukukun yerine daha farklı şeylerin hakim olmaya başladığını, bununda aynı şekilde topluma zarar verdiğini görüyoruz. Biz diyoruz ki bu mücadele hukuk temelinde olmalı. Gerçek evrensel hukuk değerlerinde olmalı, yoksa hukuk gibi gözüken ama bütün topluma korku yayan bir anlayışla olamaz. Bunu tehlikeli boyutu budur. Darbede kim ne suç işlemişse onun karşılığını görmeli. Bu örgüt ülkeye yapılabilecek en büyük darbeyi yaptı elbette bunun karşılığını görmeli ama bu örgütle şu ve bu şekilde irtibatı olmuş, onlarla teması olmuş, gizli faaliyete girmemiş insanlara ona göre işlem yapılması lazım. darbeye destek olmuşlara ona göre işlem yapılması lazım. Ama hiç ayrım gözetmeksizin, hepsi tek tip bakılarak, hepsi darbeye katılmış gibi kabul edersek o zaman ciddi şekilde hata yapmış oluruz. Hukukun olmadığı yerde zulüm olur. Ona dikkat etmek lazım. Hukuk olursa her şey yerini bulur” dedi.

    “Yaptıkları şimdi kendi ayaklarına dolandı”

    FETÖ’nün bugüne kadar yapmış olduğu tüm olayları başkasına bağlamak istediğini ama o zaman yaptıkları hataların şimdi kendi ayaklarına dolandığını vurgulayan Hanefi Avcı, “Bu örgüt, her olayı kullanmak istedi, Türkiye’de ne kadar olumsuz olay varsa, ne olmuşsa, her olayı yapacağı operasyonlarında, kendi yapacağı kötü niyetli işlemlerinde bahane olarak kullanmak istedi. Rahmetli Özal’ın ölümünü, Malatya’daki Zirve cinayetlerini, Dink olayını, hepsini kendi bir şekilde, kendi yapacağı kötü uygulamalara, yapacağı operasyonlara zemin kullanmak için yaratmaya başladı. O Dink olayını böyle kullanmaya kalktığı kanaatindeyim. Tabii olayı soruşturmaya kalkan idari görevler noktasında müfettişleri de etkileyerek, kendilerinin mensuplarının olduğu kişileri hiç suçlu yapmamak, hataları görmemek adına, o tarihte kendilerine engel gördüğü, İstanbul’daki emniyeti ele geçirmek adına bu olayı suistimal ettiler. Soruşturmaları tek taraflı yapıp, İstanbul emniyetini ele geçirip, orada operasyon yapacaklardı, o olayı kullanmaya kaldılar. Bugün o yaptıkları hatalar kendi ayaklarına takıldı ve kendileri oradan sorgulanıyorlar. O soruşturmaların yanlı yapıldığı, olaya tek taraflı baktıklarından dolayı kendileri yargılanıyor. Dava sonucu göreceğiz, bunun benzeri olayı birçok kez yaşadılar” şeklinde konuştu.

    “Örgüt, polis, asker ve milli istihbarat da ayrı bir gizlilik içinde çalıştı”

    Örgütün, asker, emniyet ve milli istihbarat içinde mahrem denilen gizli işlerle çalıştığını aktaran Avcı, “Emniyetin tüm birimlerinde var, birazda bu örgütün yapısından kaynaklanan kendisini saklamasını, gizlemesini biraz daha iyi bilen, ilk eğitim yıllarından itibaren onlara, mahrem Osmanlıca da ‘gizli’ demek, gizli işleri, milli istihbarat, emniyet, ordu gibi faaliyetler devletin gizli işleri olduğu için, kendileri de Arapça mahrem, gizli işler diye kabul etmiş. Burada ayrı bir gizlilik var, cemaatin tüm çalışması, örgütsel çalışması, legal halka yönelik değil, örgüt faaliyetleri gizli ama bu polis içerisindeki, asker içerisindeki, milli istihbarat içerisindeki cemaat örgütü ayrı bir gizlilik için çalışıyor. Onlarda mahrem hizmet deyip böyle bir isim yakıştırıyor. İrtibat kurduğu andan itibaren, oraya adamlarını sokarken bile özel bir gizlilikle, kendilerini kamufle etmeyi, olduklarından farklı gözükmeyi, tabii yaşamlarından farklı bir yaşamlarında daha farklı felsefe, farklı düşünce insanlarıymış gibi gösterme tavsiye ve telkinleri var. Onu da fazlaca uyguladıkları içinde, iyi bilemeyenler aldatıcı oluyor. Birçok yerde emniyetin Cumhurbaşkanı koruma da var, başkanlıklarda var, istihbarat, her birimde var. Tabii orası daha dikkati çekiyor, diğer birimlerde de şüpheli isimler var” dedi.

    Yeni kitabı “Erken Uyarı Devlet Bilgisi”nde bahseden Hanefi Avcı, örgütü, 15 Temmuz’u anlatmakla birlikte biraz daha genişleyerek, Türkiye’nin uzun yıllardır yaşadığı güvenlik sorununu, bu tür olayları neden önleyemediği gibi konuları ele aldığını belirtti.

    Avcı daha sonra, Türk Ocağı Eskişehir Şubesi tarafından düzenlenen “Türkiye’nin Başına Örülmek İstenen Çorap” konulu konferansa katıldı.

  • Dolandırıcıların oyununu PTT’nin güvenlik görevlisi bozdu

    Tekirdağ’ın Malkara ilçesinde dolandırıcıların tuzağına düşürülmeye çalışılan vatandaş, PTT’nin güvenlik görevlisi sayesinde kurtuldu.

    Edinilen bilgiye göre, Balabancık Mahallesi’nden PTT Merkez Müdürlüğüne gelen Ş.Z isimli bir çiftçi, telefonda bir kişinin verdiği hesaba, sigorta parası adı altında bir miktar para yatırmak istediğini söyledi. Durumu fark eden PTT güvenlik görevlisi, vatandaşı uyararak birkaç vatandaşın bu şekilde arandığını ve kendisini arayanın dolandırıcı olduğunu ifade etti.

    PTT güvenlik görevlisinin uyarılarını dikkate alan vatandaş, para yatırmaktan vazgeçerek dolandırılmaktan son anda kurtuldu.