Etiket: Boyun

  • Baş Boyun Kanserlerinde En Önemli Risk Sigara

    Kulak Burun Boğaz Hastalıkları-Baş ve Boyun Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Senem Çengel Kurnaz, baş boyun kanserlerinin yüzde 85’inde altta yatan en önemli risk faktörünün sigara kullanımı olduğunu söyledi.

    Medical Park Samsun Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları – Baş ve Boyun Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Senem Çengel Kurnaz “baş boyun kanserleri hakkında bilgi verdi. Dr. Kurnaz “Baş ve boyun kanserleri tüm kanserlerin yüzde 3’ünü oluşturmaktadır. Bu kanserler burun ve sinüslerden, kulak ve işitme sinirinden, ağız boşluğu ve boğaz bölgesinden, yutak borusundan (farenks), gırtlaktan, tükürük bezleri ve tiroit bezinden, boyundaki damar ve sinirlerden, lenf düğümlerinden ve tüm baş boyun bölgesini saran deriden kaynaklanabilir. Çok çeşitli yerleri tutması nedeniyle de karşımıza farklı belirtilerle çıkmaktadırlar. En önemli ve ortak belirti ise boyunda şişlik yapmasıdır. İki haftayı geçen, gittikçe büyüyen şişliklerde mutlaka bir hekime başvurulmalıdır. Bu şişliklerin başlangıçta tek, yumuşak ve ağrısız olması zaman zaman hastaları doktora başvurma konusunda geciktirmekte ve genelde şişliklerin büyüyüp ağrılı ve akıntılı olmasına yol açmaktadır” dedi.

    Doç. Dr. Senem Çengel Kurnaz “İyileşmeyen deri ve mukozal yaralarda yine tüm kanserlerde sıklıkla gördüğümüz ortak belirtilerdendir. Kulağa vuran ağrı özellikle bademcik ve gırtlak kanserlerinde sıklıkla görülür. Aynı şekilde nazofarenks kanserlerinde de tek taraflı kulakta ağrı, tıkanıklık, işitme kaybı görülmektedir” bilgilerini verdi.

    Gırtlak (larenks) kanserlerinin ilk belirtisinin geçmeyen ses kısıklığının olduğunu söyleyen Dr. Kurnaz “Boğazda takılma, yutma sırasında ağrı ve güçlük, nefes darlığı, kötü ağız kokusu ve ağızdan kan gelmesi özellikle boğaz ve yutak bölgesi kanserlerinin habercisidir. Tüm bu belirtiler akut üst solunum yolu enfeksiyonlarında da sıklıkla görülmekle beraber enfeksiyon hali geçtikten sonra bu belirtilerde azalarak düzelmektedir. Kansere bağlı olanlar ise tam tersine gittikçe şiddeti artarak devam etmektedir. Tükürük bezleri ve tiroit bezinden kaynaklanan tümörler maalesef sadece gözle görülür şişliklere neden olduğunda fark edilir veya diğer hastalıklar için yapılan tetkikler sırasında tesadüfen saptanırlar” şeklinde konuştu.

    Baş boyun kanserlerinin yüzde 85’inde altta yatan en önemli risk faktörünün sigara kullanımı olduğunu belirten Dr. Kurnaz “Kronik ve çok miktarda alkol kullanımı sigaranın kanser yapıcı etkisini artırmakta, ayrıca ağız ve boğaz bölgesinin tümörlerini tetiklemektedir. Sigara ve alkol dışındaki diğer risk faktörleriyse; 40 yaşın üzerinde olmak, erkek olmak, ağız ve diş hijyeninin bozuk olması, beslenme yetersizliği, bağışıklık sisteminin zayıf olması, genetik yatkınlık, virüsler (EBV, HPV), kumaş boyamada ve marangozlukta kullanılan kimyasallar, odun talaşı, daha önceden radyasyona maruz kalmak şeklinde sıralanabilir. Baş boyun kanserlerinin tiroit ve tükürük bez kaynaklı olanlar dışındaki büyük çoğunluğu aynı histolojik tiptedir” açıklamasını yaptı.

    Doç. Dr. Senem Çengel Kurnaz şöyle devam etti: “Şikayetlerin iki haftadan daha uzun süreli varlığında özellikle yetişkin bireylerin mutlaka kulak burun boğaz hastalıkları uzmanına başvurması gerekmektedir. Diğer tüm kanserlerde olduğu gibi baş boyun kanserlerinde de erken tanı hastaların yaşam süresini uzatmakta ve yaşam kalitesini artırmaktadır. Gecikmedeki en önemli faktör şikayetlerin enfeksiyona bağlanıp gereksiz yere antibiyotiklerle hastaların oyalanmasıdır. Buradaki anahtar soru şikayetlerin süresidir. Diğer önemli bir konu ise KBB uzmanı olmayan hekimlerin özellikle şişliklere müdahale etmesi ve onları çıkartmaya çalışmasıdır. Kansere bağlı şişliklerin sadece kendilerinin çıkartılması hastalığı iyileştirmez ve tam tersine hastalığın seyrini kötü bir şekilde etkiler. Bu hastalara yapılacak tüm müdahalelerin hastalığın tedavisini gerçekleştirecek merkezde baş boyun kanserleri konusunda uzmanlaşmış hekimlerce yapılması gerekmektedir. Erken tanı ile birlikte erken ve doğru tedavi hastalığın iyileşmesi açısından önemlidir.”

    Baş boyun kanserlerinin önemli bir kısmında tedavinin cerrahi yapıldığını söyleyen Dr. Kurnaz şu bilgileri verdi: “Bununla birlikte özellikle bazı kanser tiplerinde örneğin nazofarenks kanseri gibi radyoterapi de tedavide etkindir. Kemoterapi lenfomalar haricinde tek başına etkili bir tedavi olmamakla birlikte cerrahi ve/veya radyoterapiyle birlikte kullanılmaktadır. Tiroit kanserlerinin tedavisinde cerrahi sonrasında radyoaktif iyot tedavisi bazı durumlarda kullanılmaktadır. Görüldüğü üzere baş boyun kanserlerinin tedavisi birçok uzmanlık alanının birleştiği bir ekip işidir. Bu ekipte; baş boyun cerrahı, radyasyon ve medikal onkoloji uzmanları, patoloji ve radyoloji uzmanları, nükleer tıp uzmanı yer almaktadır.”

    Baş boyun kanserlerinin tedavi sürecinin uzun sürdüğünü vurgulayan Dr.Senem Çengel Kurnaz açıklamasını şöyle kalayladı: “Bu nedenle kişilerin tüm bu branşların olduğu ve rahatça ulaşabileceği merkezleri tercih etmesi önemlidir. Çünkü bu tedavilerin etkin olabilmesi için devamlılık göstermesi ve kesintiye uğramaması gerekmektedir. Ayrıca tedavi sırasında oluşabilecek komplikasyonlarında aynı ekip tarafından tedavi edilmesi önemlidir. Bu tip hastaların yaşadığı önemli sorunlardan biride tedavilerinin her birini farklı merkezlerde hatta farklı şehirlerde yaptırması sonucu bir problemle karşılaştıklarında kendilerine yardım edecek bir muhatap bulamamalarıdır. Kanser hastalarının tedavisinde hekimler, hasta ve aile koordineli bir şekilde çalışmalı ve iletişim halinde olmalıdır. Bu tip hastalıklara yakalanan bireylerin ve ailelerinin akıllarında bulundurması gereken en önemli konu uzun ve zahmetli bir yola girdikleri ve bu yolda kendilerini destekleyecek profesyonel bir ekibe güvenmeleri gereğidir. Doğru tanı ve iyi planlanmış bir tedaviyle hastalar bu süreci en az travma ile atlatacak ve sağlıklarına kavuşacaklardır.”

  • Kadın Ve Gençlik Platformu Üyelerine Bel Ve Boyun Sağlığı Eğitimi

    Acıbadem Ankara Hastanesi bel ve boyun sağlığı ile ilgili Kadın ve Gençlik platformu üyelerine eğitim verdi.

    Hem masa başı çalışanlar hem de ilerleyen yaşların en çok rastlanan sorunlarından olan bel ve boyun rahatsızlıklarıyla ilgili Acıbadem Ankara Hastanesi Omurga ve Omurilik Sağlığı, Hastalıkları ve Cerrahisi Merkezi uzmanları Kadın ve Gençlik Platformu üyelerine düzenledikleri seminerde yapılması gerekenleri anlattı.

    Kadın ve Gençlik Platformu Derneği Başkanı Rüveyda Akbay’ın konuşması ile başlayan seminerde Ortopedi, ve Tramvatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emre Acaroğlu, skolyoz hastalığı ile ilgili bilgi verdi.

    “FITIK OLUNMASININ SEBEBİ POSTÜR YAPSININ BOZUK OLMASIDIR”

    Vücut yapısına göre herkeste kamburluk olduğunu belirten Acaroğlu, bel ve boyun sağlığı bozuk insanlar üzerinden örnekler gösterdi. Skolyoz ve kamburluğun belirtilerinin omuz seviyesi, karşıya bakış olarak nitelendiren Acaroğlu, bel boşluğundan kaynaklı herkeste olan kamburluğun bazı vücut tiplerinde kalıcı olarak gözlemlendiğini vurguladı. Acaroğlu, “Fıtık olunmasının sebebi postür yapısının bozuk olmasıdır. Romatizmal hastalıklarda ve Parkinson hastalarında bel ve boyun sağlığını zedeleyecek yönde baskı uygulanmaktadır” dedi.

    Beyin ve sinir cerrahisi uzmanı Prof. Dr. Selçuk Palaoğlu ise omurga yaşlanması ve omurilik baskısı hakkında bilgi verdi. Hastaların ne zaman ameliyat olması gerektiği ile ilgili bilgi veren Palaoğlu, “Geçmeyen omurilik ağrıları ve fıtıklarda hiçbir yöntemin fayda etmemesi durumunda ameliyat edilmesi önerilmektedir” ifadelerini kullandı.

    “TOPUKLU AYAKKABININ SIK KULLANILMASI VÜCUTTA YÜK TAŞIYAN BÖLGELERİN ÇABUK DEFORME OLMASINA NEDEN OLUR”

    Uzman Fizyoterapist Elif Özkaleli Vardar ise bel ve boyun sağlığı rahatsız edici ölçülere ulaşan hastalara uygulanması gereken fizik tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. Hastaların ayak tabanından saç ucuna kadar değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizen Vardar, şunları kaydetti:

    “Ayağımızın basış yönü bile ağrıların şiddetini artırmada önemli bir etkendir. Basış yönü ve stili ile ilgili ağrıların artmasını engellemeye yönelik yürüyüş analizleri yapılmaktadır. Yürüyüş analizleri ile kaslardaki kuvvet farkı ve kas gücündeki dengesizlik net olarak gözlenebilmektedir. Özellikle topuklu ayakkabının sık kullanılması vücutta yük taşıyan bölgelerin çabuk deforme olmasına neden olur. Masa başı çalışanların en çok karşılaştıkları rahatsızlık ise yuvarlak omuz biçimleridir.”

    Doğru yürüme sitilleri ve bilgisayar kullanımı hakkında bilgi veren Vardar, katılımcıların sorularını yanıtladı. Romatizma ve önerilen ilaçlar hakkında sorular soran katılımcılar seminer için Hastaneye teşekkür etti. Önerilen her tedavi yönteminin kişiye özel olduğunun özellikle altını çizen uzmanlar katılımcıları uzmanlara danışması yönünde uyardı.

  • Boyun Ve Dekolte Bölgesi Yaşınızı Ele Veriyor

    Dermokozmetik Kliniği Direktörü Dermatolog Yrd. Doç. Dr. Jale Yüksek, boyun ve dekolte bölgesindeki cildin yüz bölgesine göre daha ince ve hassas olduğunu, kişinin gerçek yaşını ele verdiğini söyledi.

    Dermatoloji Uzmanı Dr. Jale Yüksek, “Yılların etkisiyle birlikte cildimizde yaşlanma belirtileri görülmeye başlar. Bu belirtilerin azaltılması için yüz bölgesine genellikle gerekli özeni gösteririz. Ancak boyun ve dekolte bölgemiz genelde bu özenden mahrum kalır. Oysa cildimizde en erken yaşlanan bölge boyun bölgesidir. Günümüzde yaşımızı yüz bölgesinden değil, boyun ve dekolte bölgesinden ele veriyoruz. Boyun ve dekolte bölgesinde yüz bölgesine kıyasla cilt daha ince ve hassastır. Güneş ışığının zararlı etkilerinden en çok etkilenen bölge burasıdır. Bu bölgede dikey ve yatay ince çizgilenmeler, cildin kuruması, yer çekimi etkisi ile sarkma problemi ve ciltte ton farklılığına neden olan ve halk arasında yaşlılık benleri olarak da bilinen güneş çillerinin ortaya çıkması kişinin olduğundan daha yaşlı görünmesine neden olabilmektedir” dedi.

    Solaryumu sıklıkla kullanan kişilerde cilt yaşlanmasının en çok görüldüğü alanın boyun ve dekolte bölgesi olduğuna dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Jale Yüksek, biyolojik yaşlanma sürecine ilave olarak güneş gibi dış faktörlere yoğun maruziyetin cildin yaşlanma sürecine hız verdiğine değindi.

    YAŞLANAN CİLT ELASTİKİYETİNİ KAYBEDİYOR

    Yaşlanma ile birlikte ciltte yenilenme sürecinin yavaşlamasıyla hasar gören elastik liflerin onarımının doğal olarak sağlanamadığını kaydeden Yüksel, “Bu nedenle yer çekimi etkisi ile yıpranan ve sıkılığını kaybeden ciltte sarkma problemi başlar. Yaşın ilerlemesi ile normalde cildimizde fazla miktarda bulunan hyaluronik asit miktarı da azalır. Bu durum ciltte yoğun kuruma, boyunda ince çizgilerin başlaması ve zamanla çizgilerin derinleşmesi olarak karşımıza çıkar. Cilt bakımında yüz bölgesine uygulanan güneş koyucu kremini ve yüz nemlendiricilerini boyun bölgesine kullanmadığımızda da koruyucu ve nemlendirici kullanılmayan ciltte yaşlanma belirtileri daha yoğun görülür” diye konuştu.

    Dermokozmetik Kliniği Direktörü Dermatolog Yrd. Doç. Dr. Jale Yüksek, ciltte görülen yaşlanma belirtilerini yok edebilmenin çeşitli alternatif yöntemleri olduğunu açıkladı. Bu konudaki etkili uygulamalardan birinin mezolifting olduğunu belirten Dr. Yüksek, bunun cilt gençleştirme mezoterapi yöntemi olduğunu ifade etti. Dr. Yüksek, mezolifting yönteminde elastik ve kolajen liflerin canlı kalmasını sağlayan ve yıpranmasını engelleyen çeşitli vitamin, mineral, antioksidan ve hyaluronik asit içeren mezoterapi kokteylinin cilde uygulandığını bildirdi. Yrd. Doç. Dr. Jale Yüksek, “Bu etkili formül cildin hemen altına ince iğneler yardımıyla uygulanır. Mezolifting ile boyun çizgilerinin azaltılması, cildin yoğun nemlenmesi, cildin sıkılaşması, gerginliğinin artması ile cilt sarkmasının toparlanması yani lifting etkisi, cildin canlı bir parlaklık kazanması ve lekelerin açılması sağlanır. Kısaca boyundaki tüm yaşlanma belirtileri mezolifting ile geriye sarılır. Mezolifting uygulaması cildin yıpranma derecesine göre 3 seans veya 6 seans şeklinde uygulanabilir. Seans aralıkları 10 günde bir veya 15 günde bir yapılabilmektedir. 6 ayda bir, yılda 2 kez yapılan uygulamalar ise cildin gençlik halini tüm yıl sürdürülebilir hale getirir.”

    “MEZOLİFTİNGİ HER MEVSİM YAPTIRABİLİRSİNİZ”

    Mezlifting uygulamasının önemli avantajları bulunduğunu söyleyen Dr. Yüksek, bunları da şöyle sıraladı:

    “Her mevsim rahatlıkla uygulanabilir. İşlem acısızdır, 15-20 dakika gibi kısa sürede uygulama biter. Uygulamanın herhangi bir yan etkisi yoktur.”

    Dermatoloji Uzmanı Dr. Jale Yüksek, mezoliftingin cerrahi işlem tercih etmeyen kişiler için iyi bir alternatif olduğunu kaydederek, cildin doğallığını bozmadan etkili boyun ve dekolte gençleştirmesi sağlamanın mümkün olduğunu bildirdi.

    MEZOLİFTİNG İLE ZAMANA DUR DEMEK MÜMKÜN

    Mezoterapinin boyunda sıkı ve gergin bir cilt kazanımı sağladığını ve sarkık boyunlarda lifting (kaldırma) etkisi oluşturduğunu vurgulayan Dr. Yüksek, açıklamasını şöyle tamamladı:

    “Ayrıca kuru, yıpranmış cilde yoğun nem verdiği için kırışıklıklarda açılma etkisi görülür. Ciltteki renk tonunu dengeleyerek parlak bir boyna sahip olunmasını sağlar. Özetle mezolifting boyun ve dekolte bölgesinde zamana dur diyen, gençleşme etkisi sağlayan sık kullanılan bir estetik uygulamadır. Mezolifting boyun ve dekolte dışında yüzde ve el sırtında da kullanılabilmektedir.”

  • Büyük Ve Ağır Memeler, Boyun Ağrısına Sebep Oluyor

    Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op.Dr.Muzaffer Çelik, büyük ve ağır memelerin boyun ağrısına sebep olduğunu söyledi.

    Op.Dr. Muzaffer Çelik, “Büyük ve ağır memeler boyun ve omuz ağrılarına bazen bel ve baş ağrılarına neden olabilir. Vücudun normal dik duruş şekli bozularak kamburlaşma ve çirkin bir görünüme sebep olur. Ayrıca sütyenlerin askıları omuz derisinde derin izler yapabilir” dedi.

    Op.Dr.Muzaffer Çelik, meme küçültme ameliyatının fazla meme dokusunun çıkarılıp yeniden şekillendirilmesi olduğunu belirterek, “Memenin büyüklüğüne göre yapılacak ameliyat tekniği de değişir. Mümkün oldukça az iz bırakacak teknikleri tercih etmekteyiz.En çok kullandığımız yöntem meme altında 5-6 cm lik tek düz çizgi şeklinde iz bırakan yöntemlerdir” diye konuştu.

    Ameliyatın genel anestezi altında ortalama 3 saat kadar sürdüğünü ve hastanede kalış süresinin bir gün olduğunu ifade eden Op.Dr.Muzaffer Çelik, “Çok geniş bir ameliyat sahası olmasına rağmen ağrılar sürpriz biçimde az ya da yoktur. Ayağa kalkıldığında, ilk günlerde bir miktar rahatsızlık duyulabilir ama birkaç günde bu şikayetler de geriler. Ödem ve şişliklerin gerilemesi ilk bir ayda hızlı olur.Sonraki altı ayda giderek meme dokusu yumuşar ve izler normal renge kavuştuğunda artık görünüm oturmuştur.Bu arada memenin görünümünde devamlı değişimler olacaktır.Ayrıca yer çekiminden dolayı ve kilo almayla birlikte ya da doğum kontrol hapları ile değişimlerin olması kaçınılmazdır” dedi.

    Ameliyatlarda açık ten rengi olanların iz bakımından daha şanslı olduğunu söyleyen Op.Dr.Muzaffer Çelik, daha sonra şunları söyledi; “Ancak izler yine de derinin yapısal özelliklerine göre değişim gösterir.Hastalarımızdan genelde iz yüzünden şikayet olmamaktadır. Çünkü bizim kullandığımız düz tek çizgi şeklindeki izler ters T teknikle ameliyat olan hastaların sonuçlarına göre daha avantajlıdır. Bir sene sonra izleri kendileri bile fark etmeyebilirler. İşe başlama yapılan işe göre değişmektedir. Ofis işi ile uğraşılıyorsa 3-4 günde işe başlanabilir.Normal aktivite için 3 hafta kadar süre gerekir.Spor ve yüzme gibi aktiviteler için 6 hafta beklenilmelidir.

    Ameliyat ile hastanın duruş şekli zamanla normale dönecektir.Boyun,sırt,omuz ağrıları olan hastaların bu şikayetleri ortadan kalkacaktır. Fiziksel görünüm düzeldiğinde hastamız da mutlu olacaktır.Sonuçta hem kozmetik hem de fiziksel bir iyileşme olacaktır.

    Yapılacak meme küçültme tekniğine bağlı olarak değişir.Çok büyük memelerde büyük miktarda meme dokusu çıkarılacağından bu mümkün olmayabilir.Bir kısım meme bezi sağlam bırakılırsa süt verme azda olsa mümkündür.”

  • Koldaki Güçsüzlük Boyun Fıtığı Habercisi Olabilir

    Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof.Dr.Cengiz Bahadır, milyonlarca insanın hayatını karartan boyun fıtığının farklı şekilde belirtiler verebildiğini söyledi.

    Boyun fıtığı için uygulanan ozon tedavisinin yüz güldürücü sonuçlar verdiğini belirten Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof.Dr.Cengiz Bahadır, “Boyun fıtığı omurlar arasındaki kıkırdak diskin ortasında yer alan yumuşak parçanın dış tabakayı yırtarak dışarı taşması sonucu ortaya çıkar. Dışarı çıkan disk materyali omurga kanalının orta kısmından fıtıklaşırsa omuriliğe, kanalın yanından fıtıklaşırsa kola giden sinirlere baskı yapabilir. Orta bölümden çıkan fıtıklarda hasta ağrıyı boynunda, omuzlarında ve kürek kemiklerine doğru sırtında hissedebilir. Yandan olan fıtıklaşmalarda ise hasta kolunda ağrı ve elinde uyuşma hissedebilir. Baskı aşırı olduğunda ise hastanın kolunda güçsüzlük meydana gelebilir” dedi.

    Boyun fıtığında tanının MR görüntüleme ile kolaylıkla konabildiğini söyleyen Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof.Dr.Cengiz Bahadır, “İlaç tedavisi, sinir köküne baskı olduğunda ise özellikle kortizon tedavisi yararlı olur. Boyunluk tedavisi şiddetli ağrı dolayısıyla başını taşımakta ve boyun hareketlerinde aşırı ağrısı olan vakalarda kullanılabilir. Hafif vakalarda kaslarda zayıflamaya yol açacağından boyunluk verilmemelidir. Bu tedavilerin etkili olmadığı vakalarda fizik tedavi ilk seçilecek tedavi yöntemdir. Çoğu vakalarda ilaç tedavisi ve fizik tedavi ile sonuç alınabilirse de bazen düzelme zaman alabilir. Cerrahi nadiren gerekir. Ağrıları tedaviye rağmen şiddetli olan hastalarda daha etkili ve hızlı sonuç veren tedaviler devreye sokulmalıdır. Bunlarında başında, son dönemlerde özellikle bel fıtığında giderek artan kullanımıyla ozon tedavisi gelmektedir.

    Ozon üç oksijen atomundan oluşan bir gazdır. Her ne kadar ozon tedavisi olarak adlandırılsa da aslında uygulanan gaz büyük oranda oksijen ve az miktarda ozon içerir. Ozon son derece etkili bir gaz olduğundan çok küçük dozları bile tedavi için yeterli olmaktadır.” diye konuştu.

    OZON TEDAVİSİ NASIL UYGULANIR?

    Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof.Dr.Cengiz Bahadır, ozon tedavisinin nasıl uygulandığı ve hangi tip boyun fıtığı hastaları için uygun olduğu konusunda ise şunları söyledi; “Ozon boynun her iki yanındaki kaslara fıtığın olduğu disk seviyesinden iğne ile uygulanır. Özel bir anestezi prosedürüne gerek yoktur. Bu uygulama en az haftada bir en sık gün aşırı olmak üzere 5-10 seans uygulanır. Ağır vakalarda daha fazla uygulama yapılabilir. Boyun ozon uygulaması bel bölgesi ile kıyaslandığında bazı teknik zorluklar içerir. Boyun bel bölgesi ile kıyaslandığında göreceli küçüktür ve sinirler cilde daha yakındır. Bu nedenle boyna ozon uygulaması bu konuda tecrübeli hekimler tarafından yapılmalıdır.

    OZON TEDAVİSİ HANGİ TİP BOYUN FITIĞI HASTALARI İÇİN UYGUNDUR?

    Ozon tedavisi teknik olarak bütün boyun fıtığı hastalarında uygulanabilir. Bununla beraber kronik olmayan yani üzerinden çok zaman geçmemiş, omuza-kola vuran ağrısı ve uyuşması olan hastalarda çok daha hızlı ve başarılı sonuçlar verir.

    OZON ENJEKSİYONU AĞRILI MIDIR?

    Ozon enjeksiyonu sırasında ince iğne uçları kullanıldığından iğnenin kendisi pek ağrı yapmaz. Bununla beraber hasta uygulanan ozona ait yanma ve ağrı hissedebilir. Kişisel yanıt değiştiği için bunu ağrı derecesini önceden tahmin etmek olası değildir. Bununla beraber enjeksiyon sonu ağrısı bir kaç dakika içinde çabucak geçer. Uzun süredir bel ve boyun fıtıklarında ozon uygulayan bir hekim olarak ağrı nedeniyle tedaviyi bırakan hastam olmadığını söyleyebilirim.

    Ozon tedavisinin en önemli özelliği fıtık ağrısını daha ilk enjeksiyondan hemen sonra çok hızlı bir şekilde azaltmasıdır. Ağrı azalması bazen 5-6. seanslardan sonraya kadar sarkabilir. Tekrarlayan uygulamalarla hastanın şikayetleri hızlı bir şekilde azalarak geçer.

    Ozon tedavisi, yan etkisinin yok denecek kadar az olması ve son derece hızlı etki göstermesi nedeniyle özellikle tecrübeli ellerde boyun fıtığı tedavisinde konservatif tedavilere güçlü bir alternatif olmuştur.”