Etiket: Bolat

  • Bolat: “Muhtar, vatandaşın devletle buluşmasında en önemli kapıdır”

    Mersin’de 19 Ekim Muhtarlar Günü, düzenlenen törenle kutlandı.

    Muhtarlar Günü dolayısıyla Cumhuriyet Meydanı’nda, çelenk koyma töreni düzenlendi.

    Tüm Mersin Muhtarlar Derneği Başkanı Şeref Bolat, Atatürk Anıtı’na çelenk koydu. Ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Bolat, bugünün Başbakanlık Genelgesiyle kutlanmaya başlandığını belirterek, “Ancak bu kutlamanın, bugünün ortaya çıkmasının başı Cumhurbaşkanımızdır. Bize bugünü hediye etti. Tabi muhtar arkadaşlarımıza bir gün yetmez. Gerçekten zor şartlarda görev yapan arkadaşlarımız var. Bütün muhtarlarımızın gününü kutluyorum” dedi.

    Bolat, köy ya da mahallede idarenin başı olan muhtarların seçimlerinde partilerin bir rolü olmadığını söyledi. Bolat, köy ve mahallelerde devletin temsilcisi konumunda olan muhtarların, sorumlu oldukları görevlerle köy ya da mahalle sakinlerinin sorunlarını çözmek, sorumlu oldukları yerleşim biriminin eksiklerinin giderilmesi için devlet kurumları ve yerel yönetimlerle işbirliği içinde çalışmakla yükümlü olduklarını belirtti. Türkiye’de yaklaşık 17 bin mahalle, 36 bin köy olmak üzere toplam 53 bin muhtar olduğunu ifade eden Bolat, “Muhtar, vatandaşın devletle buluşmasında en önemli kapıdır. Halkın sorun ve şikayetlerinin çözüm ve önerilerini devlet kurumlarına, kamu kurum ve kuruluşlarına ileten ve halkı adına bunu takip eden, bulunduğu yöreyi temsil eden bir makamdır. Muhtar, demokrasimizin vazgeçilmez bir neferidir” diye konuştu.

    Konuşmaların ardından muhtarlar Atatürk Anıtı önünde toplu fotoğraf çektirdi.

  • Doç. Dr. Bolat: 15 Temmuz ne ‘alternatiftir’ ne de ‘tarihin yeniden yazılması’

    15 Temmuz’a atfedilen, ‘alternatif tarihin yeniden yazılması’ söylemlerin tarih bilimi açısından çelişkili olduğunu belirten Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gökhan Bolat, “Tarih yazıcılığı ve kayda geçirme farklıdır. 15 Temmuz ne alternatiftir ne de tarihin yeniden yazılması” dedi.

    ERÜ Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gökhan Bolat, son günlerde bazı köşe yazarı ve televizyoncuların, 15 Temmuz ve diğer milli bayramları karşılaştırarak yaptığı ‘alternatif tarih yazımı’ tanımlamasının ideolojik ve tarih bilimi bakımından çelişkili olduğunu ifade etti.

    “Tarih yazımı ile olayların kayda geçirilmesi farklı”

    Tarih yazımının yazının icadından beri var olduğunu ve 19’uncu yüzyılda modern tarih yazımının başladığını belirten Doç. Dr. Bolat, tarih yazıcılığı ile var olan olayların kayda geçirilmesinin birbirinden farklı durumlar olduğuna dikkat çekti. Doç. Dr. Bolat, “Tarih yazımı, tarihe ait gelişmeleri belli bir sistem ve bilimsellik içinde yazmaktır. Örneğin 1910 yılında yaşanmış bir olayı bir tarihçi günümüzde bilimsel ilkeler çerçevesinde yazabilir. Ama günümüzdeki mevcut güncel olayların kayda alınması demek tarih yazımı değildir. Şu anda sistematik bir tarih yazımı yok. Burada var olan şey, henüz geçen yıl olmuş bir şeyin kayda geçirilmesidir. Ki, bu uzun yıllar devam edecektir” dedi.

    “Alternatif tartışması ideolojik tabanlı”

    ‘Alternatiflik’ tartışmasını ise ‘ideolojik’ olarak değerlendiren Doç. Dr. Bolat, 1’inci Dünya Savaşından sonra kazanılan zaferler ile 15 Temmuz arasında karşılaştırma yapıldığını belirtti. Son zamanlarda özellikle 30 Ağustos Zafer Bayramı ile 15 Temmuz karşılaştırmasının ön plana çıkarıldığının altını çizen Doç. Dr. Bolat, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “1950’den sonra Amerika’nın kurguladığı darbelere karşı ilk kez bir millet canı pahasına da olsa sokağa dökülmüş ve darbeyi püskürtmüştür. 15 Temmuz’da milletin ortaya koyduğu bu kahramanlık kayda geçilmesin mi, toplum tarihinde bir yer edinmesin mi? Bunu ön plana çıkarmak, detayları ile halka anlatmak, her yıl bunu hatırlamak için etkinlik yapmak 30 Ağustos ya da diğer milli bayramlara alternatif oluşturmak anlamına gelmez. 30 Ağustos da, 15 Temmuz da bize aittir. Çünkü zamanı sabit bir kavram değildir. Yıllar içinde bu toplumu etkileyen önemli olaylar ve kahramanlıklar ortaya çıkacaktır. Bu olaylar da tıpkı daha öncekiler gibi bu toplumun tarihinde hakettiği yeri elbette alacaktır. Çünkü 15 Temmuz 2016’da bu darbe gerçekleşmiş olsa idi, seküler kesim de, İslamcı kesim de, Ülkücü kesim de, sol kesim de bundan zarar görecekti. Çünkü bu darbeyi gerçekleştirmeyi amaçlayanların derdi bu toplumu daha çok kalkındırmak değil Batı’nın ve kendi sözde çıkarları doğrultusunda bir Türkiye oluşturmak idi.”

    “Akademiye daha fazla iş düşüyor”

    Darbe dönemlerinde ortaya çıkan bilinçli ya da bilinçsiz kavram kargaşalarının yaygınlaşmamasının çözümünün, akademik camianın elini taşın altına koymasına bağlayan Doç. Dr. Bolat, “Darbenin, sözcük olarak dahi gelişmiş ülkelerin hayatında yer almaması gerekir. Dolayısıyla üniversitelerdeki entelektüel kesim herhangi bir ideolojiyi ön plana koymadan, ülkenin milli menfaatlerini göz önünde tutarak, darbe kavramına ortak karşı çıkış yapmalıdır. Üniversitelerde, bu konularda daha çok akademik çalışmalar yapılmalıdır. Gelecek nesillere hem 15 Temmuz hain darbe girişimi hem de buna karşı verilen kahramanca mücadelenin sağlıklı bir şekilde aktarılması için bilimsel etkinlik ve yayın çalışmalarının sayısının artırılması, gelecekte bu tür olayların bir daha yaşanmaması adına önemlidir. Akademik dünya kendi içindeki ideolojik kamplaşmaları maksimum düzeyde ortadan kaldırıp ülke ve millet menfaatine yönelik konularda konularda risk almaktan korkmayı bir yana bırakarak, bu alanda daha fazla aktif olup, halkı bilimsel açıklamalarla daha çok aydınlatmalıdır” ifadelerini kullandı.

  • (Özel Haber) Doç. Dr. Bolat: “İran’da ikinci Fransız İhtilali yaşanabilir”

    Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi ve Ortadoğu Uzmanı Doç. Dr. Gökhan Bolat, İran’ın yürüttüğü mezhepçi politikanın, ülkede Fransız İhtilali benzeri etnik milliyetçi bir ayaklanma çıkarabileceğini ve ülkenin sonunu getirebileceğini söyledi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Bahreyn ziyaretinde İran’ın Ortadoğu’da Fars milliyetçiliğine dayalı bir politika yürüttüğünü ifade etmesi ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun da buna mezhepçiliği ilave eden açıklamalarının ardından İran Dışişleri Bakanlığının yaptığı karşı açıklamayı yorumlayan Doç. Dr. Gökhan Bolat, İran’da 1979 Devriminde sonra yürütülen ve son zamanlarda daha baskın hale gelen Şii görünümlü Fars milliyetçiliği politikasının İran’ın sonunu getirebileceğini savundu.

    İran’ın devrimlerden sonra yaptığı bazı hataların, ülkede Şiiliğin birleştirici önemini kaybetmesine neden olduğunu belirten Doç. Dr. Gökhan Bolat, ülkede etnik gruplar arasındaki eşitsiz görünümün giderek belirginleştiğini ifade etti. Bolat, “Özellikle Türkler, Beluciler, Kürtler ve Araplar’ın yoğunlukla yaşadığı bölgelerde uygulanan “yer değiştirme politikası” bunun göstergelerindendir. Buna en somut örneklerden bir tanesi Urmiye Gölü’nün kurutulduğu iddiaları ki bu sayede bölgede yaşayan Türklerin bir kısmı başka bölgelere göç etmek zorunda. Aynı şekilde Belucilerin liman kenti Çabahar’daki insanların yaşam koşullarının kötüleştirilmiş, bir kısmının evleri yıkılmış ve oradaki insanlar da başka bölgelere göç etmek zorunda kalmıştır. Son dönemlerde ise Ahvaz’da benzeri durumlar yaşanmaktadır. İran petrollerinin yüzde 80’inin çıktığı bölgede yer alan Ahvaz dünyanın en çok hava kirliliği olan şehridir. Bunun dışında ise su ve elektrik sıkıntıları vardır. Bölge halkı özellikle son günlerde yaşam koşullarının iyileştirilmesi talebiyle bir takım gösteriler düzenlemiş fakat İran’daki rejimin daha önce olduğu gibi herhangi bir etnik unsurun herhangi bir nedenle de olsa yaptığı gösterilere sert tepki vermesi bölgedeki o protestoların da gidişatını değiştirmeye başlamıştır. Yani gösteriler merkezi hükumete karşı muhalif protestolara dönüşmüştür. İran’da 1979 Devrimi’nden sonra Şii görünümlü Fars milliyetçiliği politikaları ve bunun sonucu olarak diğer etnik grupların bir bakıma daha düşük muameleye maruz kalması, onların istek ve taleplerinin yerine getirilmemesi ve iletişim imkanlarının da artmasıyla özellikle genç neslin dış dünyadaki gelişmelerden daha sık etkilenmeye başlamasından dolayı milliyetçi duygular önem kazanmaya, buna karşılık yüz yıllardır İran’ı bir arada tutan temel unsur olan Şiilik ‘siyaseten’ eski önemini kaybetmeye başlamıştır ” diye konuştu.

    “Çok kültürlü olan İran, Fars milliyetçiliğinden kaçınmalıdır”

    İran’ın bölgesinde bulunan etnik grupların taleplerini göz ardı etmeye devam etmesi durumunda, gelecekte bölgede etnik temelli çatışmalarının yaygınlaşacağına dikkat çeken Doç. Dr. Gökhan Bolat, “İçindeki diğer etnik gruplara karşı Fars milliyetçiliği politikalarını arttırması ve bunların taleplerini göz ardı etmesi bir nevi Fransız İhtilali’nin sonuçlarının İran’da ciddi bir şekilde ortaya çıkacağı anlamına gelir ki buradan kastettiğim etnik milliyetçi birtakım ayaklanmanın ortaya çıkmasıdır. Böyle bir şeyin ortaya çıkması İran için sonun başlangıcı olabilir. Çünkü İran çok milletli, çok kültürlü, çok dinli ve mezhepli bir devlettir, ülkedir. Dolayısıyla İran bunlardan kaçınması kendi geleceği açısından çok büyük önem arz etmektedir” ifadelerini kullandı.

  • Digor Kaymakamı Bolat görevden uzaklaştırıldı

    Digor Kaymakamı İsa Bolat, FETÖ/PDY soruşturması kapsamında görevinden uzaklaştırıldı.

    Digor Kaymakamı İsa Bolat, FETÖ/PDY soruşturması kapsamında görevinden uzaklaştırıldı. Kaymakam Bolat ile birlikte FETÖ/PDY ile iltisakı veya irtibatı olduğu değerlendirilen 44 mülki idare amirinin görevden uzaklaştırıldığı öğrenildi.

  • (Özel Haber) Doç. Dr. Gökhan Bolat: “Haşdi Şabi, DAEŞ’in Şii versiyonudur”

    Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tarih Bölümü öğretim üyesi ve Ortadoğu Uzmanı Doç. Dr. Gökhan Bolat, yine Batı eliyle kurgulanan ve DAEŞ’in Şii versiyonu olan Haşdi Şabi eliyle, İran’ın, Ortadoğu’daki muhtemel bir mezhep savaşını kışkırttığını ifade etti.

    Musul üzerinde Ortadoğu’da günümüzde yaşanan gelişmelerin 2010 yılında başlayan sözde Arap Baharı sürecinin bir devamı olduğunu belirten Doç. Dr. Gökhan Bolat, sözde halk hareketleri şeklinde başlayan gelişmelerin daha sonra Amerika ve Rusya gibi bazı devletler arasındaki çıkar çatışmalarına dönüştüğünü ifade etti.

    “DAEŞ Sünni ise neden İsrail ve İran’da eylem yapmadı?”

    Batılı devletlerin Ortadoğu’daki çıkar çatışmalarına zemin hazırlamak için DAEŞ’i kurguladıklarını söyleyen Doç. Dr. Gökhan Bolat, “DAEŞ örgütü kendisini Sünni, Sünnilik içerisinde aşırılıkları ile bilinen Selefi/Cihatçı olarak ilan etmiştir.Kendisini bir mezhebin savunucusu olarak tanıtan ve sözde Batı Dünyası ve Şiilere savaş ilan eden bu örgütün faaliyet alanı şimdiye kadar ne kadar gariptir ki yine Sünni Müslümanların yaşadığı bölgelerden oluşmaktadır. İlginçtir, kendisini Sünni/Selefi olarak tanımlayan bu örgütün Ortadoğu’da eylem yapmadığı iki devlet var; birincisi Yahudi olan İsrail, ikincisi çoğunluğu Şii nüfusun yaşadığı İran. Buna karşılık çoğunluğu Sünni Müslüman olan Türkiye’de,Ürdün ve Libya’da onlarca eylem yapmıştır” dedi.

    Bir yanda DAEŞ, bir yanda Haşdi Şabi

    Ortadoğu’daki ikinci tehlikeli örgüt olan Haşdi Şabi’nin, kendi ülkesinde hiç eylem yapmamış olan DAEŞ’e karşı İran tarafından kurulduğunu söyleyen Doç. Dr. Gökhan Bolat, Haşdi Şabi örgütü ile ilgili şu bilgileri verdi:

    “Haşdi Şabi örgütü 2014 yılında DAEŞ’in Musul’u işgalinden 2 gün önce kurulan, İran’ın doğrudan desteklediği ve bazılarına göre İran Devrim Muhafızlarının Irak şubesi diye adlandırılan bir örgüttür. DAEŞ’in sözde Sünnilik karakterine benzer şekilde aşırıcı Şii milis güçlerinden müteşekkil örgütün. 2016 bütçesi yaklaşık 10 milyar Dolar olup çoğu Şiilerden oluşan milislerin sayısı ise 120 ila 150 bin arasında, değişmektedir. İçinde 70’i aşkın silahlı örgüt barındıran ve doğrudan Irak Başbakanına bağlı olmayan, yani bir süre sonra kontrol edilemez hale gelebilecek olan bir örgüttür. Yani bir yanda Batı eliyle kurgulanan ve sözde Sünniliği savunduğunu iddia eden DAEŞ gibi bir terör örgütü, bir yanda da daha önce Irak’ın farklı yerlerinde yaptığı gibi Sünnilere karşı katliam yapma potansiyeline sahip aşırıcı Şii milislerden oluşan Haşdi Şabi. Bu, Ortadoğu için, Türkiye’nin de sık sık vurguladığı mezhepler savaşı tehlikesini ifade eder. Bu yüzden Türkiye’nin de ısrarla vurguladığı gibi, Musul alındıktan sonra şehre bu örgütün girmemesi oldukça önemli. Çünkü DAEŞ hedefli bir süreç, daha sonra bu örgüt eliyle bütün Sünnileri hedef alan tehlikeli bir boyuta ulaşabilir ki, bu da ne Şiiler ne Sünniler ve hatta bölgedeki hiç bir İslâm ülkesinin yararına olmayacak bir kaos ve kargaşalığa neden olacaktır. Böyle bir durum ise ancak Ortadoğu’da çıkarları olan bazı Batılı devletler ile bölgedeki kargaşalıkların arkasındaki güçlerden biri olup bu bahaneyle ABD’nin sürekli Ortadoğu’da kalmasını sağlayarak böylece kendi güvenliğini de garanti altına alan İsrail’in işine gelir. Çünkü İsrail’in de DAEŞ’in arkasında olma ihtimali çok yüksektir. Ortadoğu’da yaşanan gelişmelere baktığımızda bölge adeta yanarken, İsrail sanki bu coğrafyada değil de Latin Amerika’daki bir ülke imiş gibi olaylardan hiç bir şekilde etkilenmeden varlığını devam ettirmektedir.”

    “İran rejimi kendi geleceği için mezhep odaklı bir dış politika yürütüyor”

    İran’ın mezhep odaklı dış siyaset yürütmesinin nedenini mevcut rejimin İran’daki Şiilik hissiyatını yükseltip kendi geleceğini garantiye alma isteği olarak değerlendiren Doç. Dr. Gökhan Bolat, “İran’ın mezhep odaklı dış siyaset yürütmesinin nedeni, İran’da son dönemlerde halk arasında Şiilik hissiyatının azalmış olması ve buna karşın bazı bölgelerde Milliyetçi duyguların güçlenmeye başlamasıdır. Bunun yanı sıra 2009 seçimlerinde küstürülen seküler bir kesim vardır ve bu seküler kesim mevcut rejime karşı sesini daha da fazla yükseltmeye başlamıştır. Ambargo döneminde İran halkının ekonomik bakımdan zayıflaması da, İran’daki yönetime karşı hoşnutsuzluğun bir diğer nedenini oluşturmuştur. İran, kendi iç kamuoyundaki bu olumsuz bakışı bertaraf etmek için, Ortadoğu’da; Irak, Suriye ve Yemen’de mezhep odaklı bir dış politika izlemektedir. Böylece İran toplumunu, sözde düşmanlara karşı Şiilik etrafında yeniden birleştirmek bu şekilde de kendi geleceğini güvence altına almak istemektedir” ifadelerini kulandı.