Etiket: böbrek

  • Amcasının verdiği böbrek hayatını kurtardı

    Diyarbakır’da amcasının verdiği böbrekle hayata tutunan genç kadın, evlendikten 2 yıl sonra dünyaya getirdiği erkek çocuğuna kendisini tedavi eden doktorun ismini koydu.

    Diyarbakır Dicle Üniversitesi Hastaneleri Böbrek Nakli Merkezi’ne 6 Eylül 2012’de böbrek yetmezliği rahatsızlığıyla başvuran 20 yaşındaki Mensure Kirici, tedavi olmaya başladı. Zor bir süreçten geçen Kirici için doktorlar uygun böbrek aramaya başladı. Babasının böbreğinin zayıf gelmesi üzerine bu kez amcası devreye girerek yeğenine böbreğini verdi. Ameliyat olduktan sonra hayatına devam eden Kirici, eşiyle çocuk sahibi olmaya karar verdi. Tedavisi devam eden Kirici eşiyle beraber hastaneye gelerek durumu doktorlarına anlattı. Genç kadın, doktor kontrolünde çok zor bir süreç atlatarak sağlıklı bir erkek çocuk dünyaya getirdi. Kirici eşiyle beraber dünyaya gelen çocuğuna tedavi süreci boyunca her an müdahaleye hazırda bulunan hastanenin nakil merkezi sorumlusu ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ali Kemal Kadiroğlu’nun ‘Ali Kemal’ ismini koydu.

    Nakil merkezi sorumlusu ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ali Kemal Kadiroğlu, ekibi adına çok mutlu olduğunu ve hastanın 2012 yılında kronik böbrek yetmezliğiyle müracaatta bulunduğunu söyledi. Prof. Dr. Kadiroğlu, “Canlı dönerden nakli gerçekleşti. Belli bir tedavi sürecinden sonra hastamız gebe kalmak istedi. Bu süreci başlattık. Daha sonra hastamız geçen hafta sezaryen doğum yaptı. Kronik böbrek yetmezliği bu hastalar için yaşamın bittiği bir kader durumu değildir. Böbrek nakli gibi son derece güzel ve konforlu tedavi modelitesi vardır. Bununla beraber hastalar normal yaşamlarına devam ediyorlar” dedi.

    “Ailem karşı geldi ama ben inat ettim”

    Eşine tedavi süresinde yardım eden Ümit Kirici ise, ilk görüştükleri andan itibaren eşinin böbrek nakli ameliyatı geçirdiğini kendisine söylediğini belirterek, “Böbrek rahatsızlığı dışında bir sıkıntısı olmadığını söylemişti. Ben de taktiri ilahi dedim. Kimin başına ne gelecek kimse bilmez. Allah ne kadar ömür verirse biz de bunu yaşarız. Aileme durumu anlattım. Görücü usulü ile konuştuk ve anlaştık. Sonra ailem sordu herhangi bir sıkıntısı var mı diye? Ben de ameliyat geçirdiğini söyledim. Ailem sonra böbrek ameliyatı geçiren bir insanın yarım olduğunu söyledi. Elinden bir şey gelmez ve annelik görevini yapamaz dediler. Pişman olacağımı söylediler ancak ben Allah’ın önümüze çıkaracakları şeylerle yaşamak istedim. Ailemin tepkileri devam etti. Düğün gününe kadar gelmemeye karar verdiler. Gelip engel olmaya çalıştılar. Ben inat ettim. Son dakika düğüne geldiler. Düğünde tepkileri oldu bize bizim davetiyelerimiz çöplerde çıkıyordu” diye konuştu.

    “Her insan böbrek nakli olabilir. Kimse umutsuzluğa kapılmasın anne olamam diye”

    Böbrek ameliyatı olan ve ardından 2 yıl sonra bir erkek çocuk dünyaya getiren Mensure Kirici da, ailesinin eşini çok sevdiğini ve evliliğe ikna olduğunu anlattı. Kirici, “Gerçekten mutlu oldum. Ailem hiç izin vermedi onu bırakmama. Doktorlarımın sayesinde oldu bunlar. Kimse umutsuzluğa kapılmasın anne olamam diye. Her insan böbrek nakli olabilir. Önemli olan alıcıdır verici normal hayatına devam ediyor” şeklinde konuştu.

  • Robotik cerrahi ile yapılan böbrek nakli ameliyatını, Amerikalı cerrahlar canlı izledi

    Böbrek hastası Suriyeli Shadi Messto’ya eşinden alınan böbrek robotik cerrahi yöntemiyle nakledildi. Dünyada sayılı ülkede uygulanan bu yöntemi izlemek için Amerika’dan cerrahlar geldi.

    Dünyada sayılı hastanede ve Türkiye’de sadece Dr. Sadi Konuk Bakırköy Eğitim ve Araştırma Hastanesi uygulanan robotik cerrahi yöntemi Suriyeli ailenin umudu oldu. Eşi Engele Muhammed’in böbreğini alan Shadi Messto’ya bugün Ürololoji Kliniğinde robot kullanma yöntemiyle böbrek nakli yapıldı. Dünyada birkaç ülkede uygulanan bu yöntemi izlemek için Amerika’dan cerrahlar geldi. Amerikalı cerrahlar Shadi Messto’nun ameliyatını konferans salonuna kurulan dev projeksiyondan canlı yayında izledi. Doç. Dr. Üroloji Kliniği İdari ve Eğitim Sorumlu Volkan Tuğlu başarılı bir ameliyat gerçekleştiğini söylerken, Suriyeli Shadi Messto’nun annesi Enci Muhammed, “Çok mutluyum gelinim benim haberim yokken böbreğini vereceğini söylemiş. Çok mutluyum” dedi.

    “Amerika’dan bize bunu izlemek için istekte bulundular”

    Doç. Dr. Üroloji Kliniği İdari ve Eğitim Sorumlu Volkan Tuğlu ameliyatın başarılı bir şekilde gerçekleştiğini söyleyerek robotik yöntemin avantajlarını anlattı. Doç. Dr. Tuğlu, “Robotik böbrek nakli yani robotla böbreği takmak farklı bir şeydir. Yani Türkiye’de hiç yapılmıyordu. Bunun farkı böbreği robotla takmak. Ben daha önce robotik cerrahi yöntemi kullanarak prostat ameliyatları yaptım. Bunun için robotik cerrahi yöntemine geçtik ve avantajlarını gördük. Avantajları, kesik yeriniz çok küçük oluyor ve çıplak gözle görebileceğinizden 10-15 kat daha büyük görebiliyorsunuz. Ayrıca bu uygulamayla hasta daha kısa sürede tedavi olarak taburcu olabiliyor. Bu yöntem için önemli olan deneyim olması ve teknoloji olması. Biz Bakırköy’de İstanbul’da çok fazla robotik ameliyat yaptığımız için burada böbrek nakline daha rahat geçtik. Amerika’dan bize bunu izlemek için istekte bulundular. İnternetle bağlanarak canlı yayını izleyebiliyorlar ve bu da çok güzel bir duygu. İlk defa olan bir şey. Suriyeli aile, ailecek böbrek hastası. Şuanda iyiler sıkıntı yok. Eşinden böbrek alındı ve aynı seansta böbreği robotik yöntemle taktık” diye konuştu.

    “Suriye’de evimiz ve diyaliz merkezimiz yıkıldı”

    Robotik cerrahi yöntemiyle ameliyat olan Shadi Messto ameliyattan önce verdiği röportajda hayatını anlattı. Bu ameliyatı olacağı için çok mutlu olduğunu söyleyen Shadi Messto, “Suriye Halep’te diyalize giriyorduk. 3 tane diyaliz merkezi vardı. Evimiz ve hastaneler yıkıldı. Bizde Türkiye’ye geldik. Eşim zaten bir senedir böbreğini vereceğini söylüyordu. Bende razı olmuyordum. Eşim beni ikna etti. Hastaneye gelip kan tahlillerini yaptırdık. Sonuçlar uyumlu çıktı. Eşim böbreğini vermeye karar verdi ve ben de böbreğini alma kararı aldım. Aslında hem korkuyorum, hem de sevinçli ve mutluyum. Yani bizim kendi ülkemiz olmadığı için biraz da ondan korkuyorum. Eşimle karar verdim. Ameliyatı da burada olayım burası bizim devletimiz. Devletten ve ülkenizden çok memnunuz. Geldiğimizden beri Esenyurt Belediyesi çok yardım etti. Özelikle araç konusunda çok yardım etti. Reisimiz Recep Tayip Erdoğan’a ve Esenyurt Belediyesine çok teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.

    “Biz evlendik, çocuklarımızın olmasını istiyorum”

    Eşine böbreğini veren Engele Muhammed ise ameliyattan önce yaptığı röportajda, “Suriye’de savaş çıktığından dolayı evlerimiz yıkıldı. Biz de kaçıp buraya geldik. Esenyurt’da bir konfeksiyonda Shadi beyle beraber çalışıyorduk. Orada tanışıp evlenme kararı verdik. Eşimin diyalize gidip gelmesi beni üzüyordu. Diyalize gidip gelirken zorlanıyorduk. Biz evlendik, çocuklarımızın olmasını istiyorum. Çalışmakta da zorlanıyor. Buraya çok sevdik. Gitmeyi düşünmüyoruz. Suriye’ye ancak ziyarete gidip geliriz” ifadelerini kullandı.

    Savaşta hem evleri hem diyaliz merkezi yıkıldı

    Suriyeli 31 yaşındaki Shadi Messto’nun 7 kardeşinden 3’ü de diyaliz hastası. Ailede genetik olan bu hastalık onlara zor bir hayat sundu. Halep’te savaş ortamında diyalize girerek yaşamlarını sürdüren ailenin savaşta hem evleri hem de diyaliz merkezi yıkıldı. Bunun üzerine Türkiye’ye gelen aile Esenyurt’a yerleşerek burada yaşamaya başladı. Esenyurt Belediyesi’nin katkıları ile diyalize giren Messto ve ailesi, aldıkları engelli maaşı ile geçiniyorlar. Eşiyle Türkiye’de tanışıp evlenen Shadi Messto’nun hayatı eşinin ona böbreğini vermek istemesiyle değişti. Shadi Messto ve eşi Engele Muhammed bugün robotik cerrahi yöntemiyle yapılan başarılı bir ameliyat geçirdi.

  • Böbrek ve karaciğer nakli konusunda uzman doktorlar İstanbul’da bir araya geldi

    İtalyan Dr. Franco Citterio, Avrupa’da kadavradan organ naklinin daha fazla olduğunu belirterek, “Türkiye’de çok sayıda canlı donör bulunuyor fakat kadavra donörler daha az” dedi.

    Böbrek ve karaciğer nakli konusunda uzman Türk ve yabancı doktorlar İstanbul’da bir araya geldi. İstanbul The Marmara Pera Otel’de yapılan ilk toplantıya, alanında uzman çok sayıda doktor katıldı. Burada organ nakillerinde ülkelerin durumu, organ nakli ile ilgili yapılan çalışmalar ve nakil edilen organın hasta tarafından daha uzun yıllar kullanılabilmesi için piyasaya verilen yeni tedavi alternatifleri konuşuldu. Organ bağışı için özellikle genç yaşta eğitim verilmesi vurgulandı. Karaciğer ve böbrek nakli konusunda önemli bilgilerin paylaşıldığı toplantılar Türkiye’nin değişik illerinde devam edecek.

    Toplantıya katılan İtalyan Dr. Franco Citterio, ’’Türkiye’nin organ nakillerinde iyi durumda olduğunu görüyorum. Mükemmel hastane ve hekimleriniz var. Yılda 4 binden fazla organ nakli gerçekleştiriyor. Bu da Avrupa ortalaması civarında. Tabii ki gelişmek için imkanlar mevcut’’ dedi.

    Dünyada organ naklindeki engellere değinen Dr. Citterio, ’’Bunu 3’e ayırabiliriz. Birincisi, ihtiyacı olan herkese organ bulunamıyor. Bazı hastalar organ nakli olmadan hayatını kaybediyor. İkincisi, hastaların şunu çok iyi bilmesi lazım; hekimin verdiği ilaçlar zamanında ve doğru şekilde kullanılmadır. Üçüncüsü, organ naklindeki araştırmalar ilerletilmelidir ve yeni gelişmeler sağlanmalıdır’’ dedi.

    ’’Türkiye’de kadavradan az, canlıdan çok organ nakli yapılıyor’’

    Donör sayısının arttırılması konusunda atılan adımları değerlendiren Dr. Citterio, ’’Dünyada ve Türkiye çok önemli iki fark var. Türkiye’de çok sayıda canlı donör bulunuyor ve kadavra donörler daha az. Bizde tam tersi, kadavradan daha fazla, canlıdan donörler daha az. Donör sayısını arttırmak için iletişim çok önemli. Arkasından da eğitim çok önemli. Genç insanların eğitilmesi lazım. Hatta okullarda bu eğitimin verilmesi lazım. Organ nakli nasıl yapılır? Gerekleri nelerdir? Bunların genç yaşta eğitimle topluma anlatılması lazım’’ diye konuştu.

    Organ nakli olmuş hastaların hekimlerine güvenmeleri gerektiğini altını çizen Dr. Citterio,’’Organ naklinin kendi sorunlarının çözümü olarak görmesi gerekiyor. Eğer ailelerinin donör olma imkanı varsa, bunun bir hayat kurtardığını, her şeyden önemli olduğunu bilmeleri gerekiyor’’ dedi.

    ’’Organ nakli için eğitim çok önemli’’

    Bildiğim kadarıyla Türkiye’nin organ nakillerindeki performansı hem karaciğer hem de böbrek nakillerinde canlı donörler açısında çok iyi diyen Çek Dr. PavelTrunecka,’’Organ nakillerinden en önemli konularından birisi, kadavradan yapılan organ naklidir. Sayıyı arttırmak çok önemli. Türkiye’de bu konuya el atılmasını tavsiye ederim. Donör sayısının arttırılması için hem yerel düzeyde hem de hükümet düzeyinde yapılabilecek çok şey var. Bizim bir deyişimiz var ülkemizde, ’’Organlarını cennete götürmeyin, burada onlara ihtiyacı olan insanlar var’’ deriz. Eğitim çok önemli. Çocukluktan itibaren eğitim başlaması lazım. Yasa değişiklikleri gerekebilir. Yoğun şekilde kendi bölgenizde çalışmanız lazım. Organ nakli çok önemli bir konu. Erkenden eğitime başlamanız lazım. Eğitimle yola çıkmak lazım. İyi bir şey olduğunu anlatmak lazım. Hayatı uzatabileceğini ve hayat kurtarabileceğini anlatmak gerekir. Kadavra ve canlı donörlerden organ naklinin önemini anlatmak gerekir’’ şeklinde konuştu.

    Böbrek ve karaciğer nakli açısından Türkiye’nin geldiği durumun inanılmaz olduğunu belirten Florance Nightingale Organ Nakli Merkezi’nden Doç. Dr. Murat Dayangaç, ’’Türkiye, 2010 yılından beri organ naklinde dünya ortalamaları üzerinde çıktı. En önemli etken canlı veriden ulaştığımızbaşarıdır. Dünya genelinde en önemli engel ihtiyacı karşılayacak organ sayısı bulunamamasıdır. Her ülke kendi şartlarına göre farklı çözümleri üretiyor. Türkiye canlı vericide ileri giderek büyük adım attı. Kadavradan organ naklinde gerideyiz. Her geçen yıl performans artıyor. Milyon başına 4’den 6’nın üzerine çıktı. Bizim için iyi bir haber’’ diye konuştu.

    ’’Sağlık Bakanlığı 2000 yılından beri önemli adımlar atıyor’’

    Donörlerin artması için Sağlık Bakanlığı’nın 2000 yılından beri çok önemli adımlar attığı bilgisini veren Doç. Dr. Dayangaç,’’Her yoğun bakım yatağı başında sertifikalı organ nakli koordinatörü koymak mükemmel fikirdi. Ancak tek başına bu alt yapıyı oluşturma yetmedi. İnsanların bilinç ve eğitimini arttırmak önemli. Ülkemizde bölgeler arasın çok büyük fark var.Organ bağışı, bazı bölgelerde Avrupa düzeyini yakalamışken bazı bölgelerde çok gerilerde kalıyor. İlerlememiz gerek en önemli alan, ölmüş vericiden bağışların arttırılması. Toplumsal yapımız bakımından canlı vericili bağış konusunda herkes çok istekli. İnsanların tanımadığı kişiler için bağış yapması çok önemli’’ şeklinde konuştu.

    Toplantıya katılan doktorlardan olan Medicana İnternational Genel Cerrahi ve Organ Nakli Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Sarıyar, “Nakil olan hastalar doktorlarını ve sağlık çalışanlarını iyi dinlesinler. Onlar ile iyi uyum içinde olsunlar. Ancak o zaman organ naklinde daha başarılı sonuçlar elde edilir. Kamuoyu organ nakli konusuna yüzünü dönsün ve haberdar olduğunu göstersin. Bu çok önemli. Organ nakli ekibini sayarken doktorlar ve hemşirelerin yanı sıra mutlaka basını da sayarım. Basının verdiği pozitif mesajların etkisi yüksek oluyor. Çok sayıda hasta olduğunu, onların can taşıdığını, bu insanların sağlığına kavuşmalarının çok önemli husus olduğunu bilinmesini ve bu yönde bütün insanların hassasiyet göstermelerini diliyorum’’ diye konuştu.

  • El, ayak, göz kapağındaki şişlikler böbrek yetmezliği habercisi olabilir

    Memorial Şişli Hastanesi Böbrek Nakli Merkezi Başkanı Doç. Dr. Burak Koçak, kronik böbrek yetmezliğinin sinsi bir hastalık olduğunu belirterek, “Sabah kalktığınızda el ve ayaklardaki şişme, göz kapaklarındaki ödem gibi belirtiler kişide kronik böbrek hastalığın ortaya çıktığını gösterir. Çocuklarda yetişkinlere göre daha az görülen böbrek yetmezlikleri daha çok doğumsal nedenlerden kaynaklanmaktadır” dedi.

    Kronik böbrek yetmezliğinde erken tanının önemli olduğunu belirten Doç. Dr. Koçak, diyabet, yüksek tansiyon ve aşırı kilonun, böbrek yetmezliğinin önemli nedenleri arasında yer aldığını belirtti. Böbrek yetmezliğinin en doğru tedavisinin böbrek nakli olduğunu ifade eden Doç. Dr. Koçak, ülkemizde yılda ortalama 3 bin civarında böbrek nakli yapılarak hastaların sağlığına kavuşabildiğini söyledi.

    “Kronik böbrek yetmezliği hiçbir belirti vermeden gelişebilir”

    Doç. Dr. Burak Koçak, kronik böbrek hastalığı hakkında şu bilgileri verdi: ’’Böbreklerin vücut için hayati olan süzme fonksiyonunu tam olarak veya hiç yerine getirememesi böbrek yetmezliği olarak tanımlanabilir. Vücudumuz çalışırken sürekli zehirli atıklar ortaya çıkmaktadır. Böbreklerimiz de bu atıkların vücuttan atılmasını sağlamaktadır. Kronik böbrek rahatsızlığı ortaya çıktığında vücut bu atıkları dışarı atamayıp biriktirmektedir. Bir erişkinde böbreklerin süzme fonksiyonu 80 ile 125 arasındadır. Hastalık başladığında bir belirti vermez. Vücuttaki süzme oranı 30’lara kadar düştüğü zaman sabah kalktığımızda el ve ayaklarda şişme, göz kapaklarında ödem gibi belirtiler ortaya çıkmaktadır. Bu belirtilerle birlikte kronik hastalık ortaya çıkmıştır ve böbrekler işlevini yüzde 80 yitirmiş demektir. Kronik böbrek rahatsızlığı ilerlediğinde kansızlığa bağlı olarak halsizlik, vücuttaki ödemler de artmaktadır. Süzme fonksiyon değeri yüzde 10’un altına düştüğü zaman hastanın yaşamını sürdürmesinin iki yolu vardır. Bunlardan birisi geçici bir tedavi olan diyaliz diğeri ise kalıcı bir tedavi olan böbrek naklidir.”

    Şeker böbrek hastalığının en önemli sebeplerinden biri

    Kronik böbrek yetmezliğinde erken tanının önemine de vurgu yapan Doç. Dr. Koçak, ’’Bu durum basit testlerle anlaşılabilir. Herkesin çok kolay şekilde yaptırabileceği idrar testi ile bu mümkündür. İdrarda kan hücrelerinin olması ya da protein atılımının görülmesi böbrek yetmezliğinin erken habercisi olabilir. Aynı zamanda kan testindeki serum kreatinin değerleriyle de anlaşılabilir. Kronik böbrek yetmezliğinin en önemli nedenleri arasında şeker hastalığı (diyabet), yüksek tansiyon, böbrek iltihapları ve aşırı kilodur. Böbrek yetmezliği hastalarının yüzde 30’u şeker hastasıdır. İkinci sırada tansiyon üçüncü sırada da böbrek iltihapları yer almaktadır. Bundan dolayı özellikle kişilerde şeker hastalığı ve tansiyon varsa, 65 yaşın üzerindeyse bu hastaların mutlaka böbrek fonksiyonlarını kontrol ettirmeleri gerekmektedir’’ ifadelerini kullandı.

    Böbrek yetersizliğinin en etkili tedavisi böbrek naklidir

    Kronik böbrek yetmezliği dışında akut böbrek yetmezliğinin de bulunduğunu belirten Doç. Dr. Koçak, ’’Akut böbrek yetmezliği çeken hastalar doğru tedaviyle böbreklerini eski fonksiyonlarına kazanabilir. Geri dönüşümsüz kronik böbrek rahatsızlığı çeken hastaların ise hayatlarını devam ettirebilmeleri için önlerinde iki seçenek vardır. Birinci diyaliz tedavisi diğeri ise böbrek naklidir. Biz hiçbir zaman diyalizi öncelikli tedavi olarak düşünülmemeli, tıbbi durumu uygun olan hastalar böbrek nakli olmalıdır. Böbrek nakli olan hastalar sağlıklı bireyler gibi konforlu bir şekilde yaşamını sürdürebilir. Dünya çapında da böbrek yetmezliğinin birincil tedavisi olarak böbrek nakli tercih edilmektedir. Hastalara hiç diyalize girmeden böbrek nakli olmalarını öneriyoruz. Hasta diyalizde ne kadar fazla vakit geçirirse böbrek nakli tedavisinin etkisi de o kadar azalır’’ şeklinde konuştu.

    ’’Yılda üç bin kişi böbrek nakli ile sağlığına kavuşuyor”

    Ülkemizde ortalama yılda üç bin civarında böbrek nakli yapıldığı bilgisini veren Doç Dr. Koçak, ’’Nakillerin yüzde 75’i canlı vericilerden yapılmaktadır. Geçmişe göre böbrek ameliyatlarında özellikle verici ameliyatlarında kapalı (laparoskopik) cerrahiler tercih edilmektedir. Hastalar bu yöntemler sayesinde ameliyattan bir gün sonra taburcu olmaktadır. 10 gün içerisinde araba kullanmaya başlayıp 3 haftada da işlerine geri dönebilmektedir. Böbrek nakli yapılan kişinin vücudu dışarıdan gelen yabancı böbreği kabul etmemek için direniyor. Fakat bu noktada da ilaçlarla, gelişen teknoloji ve tecrübelerimizle vücudun böbreği kabullenmesini sağlıyoruz’’ dedi.

    “Çocuklardaki böbrek yetmezliğinin çoğu doğumsal sebeplerden kaynaklanıyor”

    Çocuk dönemindeki böbrek yetmezliğinin genellikle doğumsal nedenlerden kaynaklandığını vurgulayan Doç. Dr. Koçak, ’’Çocuklarda da böbrek yetmezliği neredeyse milyon nüfusta 10-15 oranında görmektedir. Bu hastalığın çocuklar ile erişkinleri için farkı, çocuklarda daha çok doğumsal sebeplerle ortaya çıkmasıdır. Bu nedenle doğum sonrasında diyalize ve nakle ihtiyaç duyan ciddi bir hasta grubu olabilir. Böbrek yetersizliği hastası olan çocuklarda gelişme gerilikleri görülmekte, yaşıtlarına göre düşük kilo ve kısa boy sorunları oluşmaktadır. Beden gelişimi tam olarak tamamlanamayan çocukların okul başarıları da olumsuz etkilenmektedir. Bütün bu nedenlere bağlı olarak çocuk hastalarda böbrek naklinin önemi daha da artmaktadır. 5 yaşının altındaki çocuklarda böbrek yetmezliğinin sonuçları ise daha büyük çocuklara göre daha da ağır olabilir. Özellikle 5 yaşın altındaki çocukların mümkünse hemen böbrek nakli olmaları çok önemlidir. Geçmişte düşük kilo çocuklarda böbrek nakline engel teşkil ederken, gelişen teknoloji, alternatif ilaçların üretimi ve cerrahi tecrübeler sayesinde 6-7 kilo olan çocuklara da böbrek nakli yapılabilmektedir. Nakilden sonra da bu çocukların boyu ve kilosu hızla artmaktadır’’ dedi.

    ’’Çocuklarda canlıdan böbrek nakli daha sağlıklı’’

    Çocuklarda genelde canlı vericilerden nakil yapıldığını söyleyen Doç. Dr. Koçak, ’’1 yaşın altındaki çocuklarda kadavradan yapılan nakillerin başarı oranları düşük oluyor. En iyi sonuçları canlı verilerden yaptığımız nakillerde görüyoruz. Nakil yapıldıktan sonra ilk yıl çocuklar için çok önemli. Nakil sonrası bir yılını sağlıklı geçiren çocuklar uzun yıllar bir problem olmadan sağlıklı şekilde yaşıyorlar’’ ifadelerini kullandı.

  • Sancılı dert böbrek taşı

    Tekirdağ Star Medika Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Op. Dr. Osman Gencoğlu, böbrek taşı hakkında açıklamalarda bulundu.

    Op. Dr. Osman Gencoğlu, böbrek taşının böbrek kanalları içerisinde oluşan mineral içerikli sert kitleler olduğunu, bu kitlelerin oluşum sebebinin tam olarak bilinmediğini ancak ailevi yatkınlık, doğuştan idrar yolları anomalileri veya bazı sistemik hastalıkların neden olabileceğini kaydetti. Böbrek taşının böbreğin pelvisinde veya böbrek havuzcuğunda oluşabileceğini anlatan Gencoğlu, “İdrarda koruyucu olan bazı maddelerin vücut tarafından eksik üretilmesi taş oluşumuna neden olur. Sıcak, yüksek rakımlı ve tropikal ülkelerde böbrek taşı daha sık görülür. Güneşin etkisi var, güneşten dolayı vücudun D vitamin sentezi artıyor. D vitamini sentezi başta kalsiyum olmak üzere bağırsaklarda maddelerin daha fazla emilimine sebep oluyor ve bunların idrarla daha fazla atılımından dolayı kalsiyum taşları oluşuyor. Oldukça sık görülen bir hastalıktır. Erkeklerde kadınlara oranla üç kat daha fazla görülmektedir” dedi.

    “Bu hastalıkları taşıyanlar dikkat etmeli”

    Op. Dr. Gencoğlu, tekrarlayan idrar yolları enfeksiyonlarının böbrek taşları açısından risk oluşturduğunu belirterek, “Sistinüri gibi böbrek hastalıkları, tiroid hastalıkları benzeri metabolizma hastalıkları veya kronik pankreas hastalığı böbrek taşı oluşumuna zemin hazırlayabilir. Bir tür romatizmal hastalık olan gut, vücutta ürik asit oranını arttırır ve ürik asit taşlarının sıklıkla oluşmasına neden olur. Ürik asit taşları, kadınlara oranla erkeklerde daha çok görülür. Kronik bağırsak iltihabı da sık sık böbrek taşı oluşmasına neden olan hastalıklardan biridir” dedi.

    “Risk arttıran etkenler”

    Dr. Gencoğlu, bazı etkenlerin böbrek taşı oluşum riskini artırabileceğini aktararak etkenleri şöyle sıraladı:

    “Gün içerisinde yeterince sıvı almamak, genetik faktörler, aile öyküsü ve kişisel öykü, ailesinde taş öyküsü olanların taş oluşturma olasılığı yüksektir. Yaş cinsiyet ve ırk, böbrek taşı hastalığı çoğunlukla 30-50 yaş aralığında görülür, az hareket veya hareketsizlik ve diyet yapmak.”

    Böbrek taşının belirtilerinin değişik şiddette ağrı, bulantı, kusma, idrarda kan olarak görüldüğünü anlatan Dr. Gencoğlu, karın ağrısı görüldüğü taktirde karın ağrısı yapan diğer hastalıkların akla gelmesi gerektiğini ve sağ alt kadrandaki taş ağrılarında akut apandisit olasılığının mutlaka tetkikler yapılarak ekarte edilmesi gerektiğini söyledi. Dr. Gencoğlu, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

    “Böbrek taşının tanısında görüntüleme yöntemleri ve laboratuar tetkikleri kullanılır. Röntgen filminde böbrek taşı varsa genellikle görülür. Bu film çekilirken hasta yatırılır. Fakat bütün taşlar direkt röntgen filminde görülmeyebilir. Bütün taşların görüldüğü sistem bilgisayarlı tomografidir.”

    Böbrek taşının tedavisi

    Dr. Gencoğlu, böbrek taşı hastalıklarının durumuna göre farklı tedavi yöntemleri uygulandığını belirterek tedavileri şöyle sıraladı:

    “Medikal tedavi, 5 mm’ye kadar olan taşların büyük çoğunluğu verilen ağrı kesici, antispazmodik ilaç tedavisi ve bol sıvı alımı ile düşürülebilir. Taşın boyutu büyüdükçe müdahalesiz düşürme olasılığı azalır. Vücut dışından şok dalgaları ile taş kırma (ESWL), perkutan nefrolithotomy (PNL), böbrek içindeki taş 2 cm’den büyük olduğunda veya şok dalgaları ile kırılamadığında uygulanan güncel bir yöntemdir. Genel anestezi altında bel bölgesinde 1 cm’lik kesiden oluşturulan bir yoldan böbreğin içerisine girilerek taşlar bir bütün halinde veya kırılarak aynı yoldan dışarı çıkartılır. Endoskopik yani kapalı bir ameliyat yöntemi olan perkütan nefrolithotomy ameliyatında görüntüler endokamera ile bir televizyon ekranına büyütülmüş olarak taşınır. Taşlar genelde pnömatik, ultrasonik veya lazer taş kırıcılar ile parçalanırlar. Üretoroskopi (URS), üreter kanalı içerisindeki taşlar düşmezse veya ESWL ile kırılamazsa idrar yolundan üreteroskop denilen aletler yardımıyla girilerek tedavi edilebilirler. Üreteroskoplar 2 buçuk, 3 milimetre çapında, uzunlukları boyunca bir çalışma kanalı ve görüntüyü sağlayan bir mercek bulunan cihazlardır. Rijid yani sert üreteroskoplar ile dış idrar yolu ve mesane geçilip üreter içine girilirek taşlar Holmium lazer veya pnömatik taş kırıcı ile kırılarak tedavi edilir. Bu üreteroskoplar ile alt ve orta üreterdeki taşlar tedavi edilebilirler. Fleksibl yani kıvrılabilen üreteroskoplar ise uçları çeşitli yönlerde ve açılarda döndürülebildiğinden hem üst üreterdeki, hem de böbrek içinde havuzcuk ve kalis adı verilen ceplerdeki taşların tedavisinde kullanılırlar. Üretereroskopik taş tedavisi sonrası hastalar aynı gün veya bir gün sonra evlerine taburcu edilirler.”

    Tedavinin ardından engelleyici önlemler alınmaması ve bir takım hayat tarzı değişikliklerine gidilmemesi halinde böbrek taşlarının çevresel ve genetik faktörler sebebi ile tekrar etme riskinin oldukça yüksek olduğunu anlatan Dr. Gencoğlu, şöyle devam etti:

    “Taş oluşumunu önlemek için hayat tarzı değişiklikleri son derece önemli bir rol oynar. Hızlı beslenmekten uzak durmak, bol sıvı tüketmek ve egzersize ağırlık vermek gibi bir takım önlemler ‘önleyici değişiklikler’ olarak sayılabilir. Bunların yanında doktor kontrolünde gerçekleştirilecek bazı ilaç tedavileri de söz konusu olur. Eşit aralıklı sağlık kontrolü ile erken tanı önem taşır.”

    Böbrek taşı olan kişilerin özellikle yaz aylarında bol su tüketmeleri, çay, kahve, kola gibi içecekleri azaltmaları, tuz tüketimini kısıtlamaları, düzenli egzersiz ve spor yapmaları, ani kilo kayıplarından kaçınmaları gerektiğini belirten Op. Dr. Gencoğlu, “Yaşam ve beslenme tarzında birkaç değişiklik yaparak yeni taş oluşma riski azaltılabilir. Lif içeren besinler ve faydalı etkileri nedeniyle sebze, meyve tüketmek gerekir. Ancak okzalat bakımından zengin olan sebze ve meyvelerden (ıspanak, kakao, çay yaprakları, ceviz, buğday kepeği) sakınmak gerekir. Alınan kalsiyum miktarı, bu yönde önerilerde bulunmak için güçlü bir neden olmadıkça sınırlanmalıdır. Bol sıvı tüketimi yapılmalıdır. Kalsiyumlu gıdalar, çilek ve kuruyemiş taş yapar bilgisi yanlıştır. Kişide taş oluşumu genetiktir ve her tür yiyecek taş yapabilir. Önlemi bol sıvı tüketmekten geçmektedir. Çok su içmek böbrekleri yorar bilgisi de yanlıştır, böbreklerin vücuda giren suya göre sıvıyı ayarlama yetenekleri oldukça yüksektir. Bu nedenle fazla sıvı böbreği yormaz. İnsan tek böbrekle yaşayamaz söylentisi de yanlıştır. Tek böbrekle sorunsuz 100 yıl yaşamak bile mümkündür. Böyle binlerce hasta vardır. Böbreği etkileyecek bir hastalık olmadığı sürece (yüksek tansiyon, diyabet, taş, vb.) tek böbrekle yaşamakta sorun yoktur” diye konuştu.

    Böbrek taşı düşürmede taşın boyutunun önemli olduğunu aktaran Gencoğlu, şu ifadeleri kullandı:

    “5 milimetrenin altındaki taşlar kendiliğinden düşebilir. Bol su ve hareket taşların düşmesine yardımcı olur. Üreter kanallarını genişletici ilaç tedavisi ile taş düşürmek mümkün. 5 milimetre üstü taşları da operasyon yolu ile düşürülmektedir. 6 milimetre üstündeki taşlar müdahale ile düşürülür. 4-6 milimetre arasındaki taşların bazıları kendiliğinden, bazıları da müdahale ile düşer. 4 milimetre altındaki taşlar ise kendiliğinden düşer. Bazı bitkiler böbrekleri çalıştırdığı için taşın düşürülmesinde etkili olurlar. Tabi 4 milimetrenin altındaki taşlar için geçerli. Önerim ise, hastaların doktorlarına danışmadan böyle bir şey yapmamaları. Her bitki faydalı olmayabilir, aksine zararı bile dokunur. Araştırmalarda limon suyunun bazı taşların meydana gelmesini engellediği tespit edilmiştir. Limonatadaki sitrat böbrek taşına karşı etkili olmaktadır. Bu nedenle sıvı gereksiniminin bir bölümü limonata şeklinde alınabilir.”

    Ameliyat riskleri

    Op. Dr. Gencoğlu, böbrek taşı operasyonlarında bazı risklerin de bulunduğunu aktararak konuşmasını şöyle sonlandırdı:

    “Risksiz ameliyat diye bir şey yoktur. Açık ve kapalı böbrek taşı ameliyatlarının riskleri birbiri ile aynıdır. Kanama en sık rastlanan komplikasyondur. Yapılan çalışmalarda kan vermeyi gerektirecek kadar kanama olma ihtimali yüzde 1 ile yüzde 10 arasında bulunmuştur. Her ameliyatta olduğu gibi bu ameliyatta da enfeksiyon ihtimali vardır. Bu riski en aza indirmek için ameliyat öncesinde idrarda mikrop varlığını araştırmak ve ameliyat sırasında önleyici (profilaktik) antibiyotik başlamak gerekir. Çok nadir olarak bu ameliyat sırasında böbreğe giriş işlemi röntgen cihazı ile ’kör’ olarak yapıldığı için barsak ve çevre organ yaralanması görülebilir. Özellikle çok zayıf hastalarda bu risk daha fazladır. Hem tanı hem de tedavi yöntemlerinde yenilikler devam etmektedir. Bu konuda en büyük katkı tıbbi mühendislik gelişmesidir.”