Etiket: “Biz

  • Oltan, “Fındığın Fiyatını Biz Değil Arz Ve Talep Belirliyor”

    Giresun’da fındık devi Ferrero Grubu ve Oltan Gıda yöneticileri, iftar yemeğinde basın mensuplarıyla bir araya geldi.

    Bir restoran’da gazeteciler ile buluşan iki dev firmanın yetkililer fındık hakkında söylenen ‘tekelleşmenin’ kendileri ile alakalı olmadığını söylediler.

    Fındık hakkında önemli açıklamalarda bulunan Ferrero Uluslararası Fındık Şirketi CEO’su Orhan Veli Oltan, fındığın fiyatını belirlenmesi konusunda kendilerine haksızlık yapıldığını belirterek, “Fındık fiyatlarını arz ve talep belirliyor eğer Ferrero firması belirliyor olsaydı geçen sene de gördüğümüz fiyatları görmemiş olurduk” dedi.

    Fındık olmadığı zaman hiçbir şey yapması mümkün değil ama kullanacağından çok fazla olduğu zaman da yine yapacağı bir şey olmadığını vurgulayan Oltan,”Dünyanın başka yerlerinde fındık ekildi doğru, onun nedeni son yıllarda fındığın para etmesi. Yani eğer bir şey para ediyorsa artık dünya her yerde duyuluyor ve insanları artık durdurmak mümkün değil. Ferrero’nun her zaman en büyük tercihinin bence Türk fındığı olacaktır. Çünkü Türk fındığının kalitesi malum, yani hiçbir zaman Türk fındığını bırakmayacağını ben onlar adına söyleyebilirim” ifadelerini kullandı.

    DÜNYANIN HER YERİNE FINDIK DİLİYOR

    Ferrero’nun idealinin fındığın kullanımını her geçen sene artırmak olduğundan bahseden Oltan, “ Buna geçen sene fındığın olmadığı sene de dahil. Fındık tüketimini artıran bir firma. Bu nedenle o ülkelerdeki artışın ferrero’nun Türkiye’den fındık alımını durdurmaya zaten yeterli olması matematiksel olarak da mümkün değil. Yani her sene tüketimini artırıyorlar yalnız gerçek olan bir taraf var dünyanın diğer ülkelerinde bol bol fındık ekildiği gerçek. Ama dediğim gibi şu anda fındık son iki üç senedir dünyanın en fazla tercih edilen tarım ürünü getirisi açısından bu nedenle öyle bir gerçek var”

    EMANET FINDIĞI KALDIRAN SİSTEME EN BÜYÜK TEŞEKKÜRÜ BİZ YAPACAĞIZ

    “Emanet fındık Türkiye’nin onlarca yıldır geleneğinde var eğer onu kaldıracak sistem bulunursa bir gün en büyük teşekkürü biz yapacağız” diyen Oltan, “ çünkü emanet fındık malum bizim hiçbir bedel almadan verdiğimiz neredeyse vermek zorunda olduğumuz bir servis. fındıklar emanette kilo kaybediyor çürüyor ve bunun da ceremesine emanete fındığı alan katlanıyor. Benim şahsi görüşüm emanet sistemini tamamen ortadan kaldırabilecek bir sistem bulunabilirse buna en fazla bizim destekleyebileceğimize şimdiden destek verebilirim. Yani emanet fındık sistemini biz de istemiyor mecburiyetten yapılan bir şey. Eğer vatandaş fındığını emanete veremezse belki çıktığı gün satmak zorunda kalacak o da belki daha da fazla fiyat düşüşüne de neden olabilir. Yani bu sistemin başka bir sistemle her nasılsa yer değiştirmesi lazım” şeklinde konuştu.

    Ferrero fındık ticareti yapan bir firma değil. Fındığı kullanan bir firma olduğunu hatırlatan Oltan şöyle devam etti, “Ferrero fındığı kendi üretiminde kullanan firma yani çok fazla kullandığını söylemek istiyorsunuz peki kullanmasın mı? Yani tekelcilik şunun için söylenebilirdi belki eğer ferrero bir ticari firma olsaydı Türk fındığının yüzde 40’ının alıyor satıyor fiyat yükselmesini bekliyor elinden çıkarıyor, açığa satıyor düşmesini bekliyor bunları yapan bir firma olsaydı böyle bir firmanın çok büyük bir Pazar payına sahip olması bence de doğru olmazdı. Ama ferrero alıp satmıyor kullanıyor yani ferrero küçülsün kullanmasın daha az iş yapsın demek kullanmasın demek oluyor. Eğer kullanmasın Türk fındığı için çözümse ona hiçbir şey diyecek halim yok”

  • Doç. Dr. Savaş Zafer Şahin: “Obezite Tehlikesiyle Biz De Karşı Karşıyayız”

    Atılım Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Savaş Zafer Şahin, Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşanmakta olan obezite tehlikesiyle Türkiye’nin de karşı karşıya olduğunu söyledi.

    Günümüzde kentlerin ‘her noktasında hizmet sunulan yerleşmeler’ olma niteliğini kaybetme tehlikesi yaşadığını belirten Doç. Dr. Savaş Zafer Şahin, gelişmiş Batı ülkelerinde ortaya çıkan gıda çöllerinin bunun bir işareti olduğunu anımsattı. ‘Gıda çölleri’ kavramının nasıl oluştuğunu anlatan Doç. Dr. Şahin, açıklamalarına şöyle devam etti: “20. yüzyılda kentler gıda, sağlık, eğitim, kültür ve diğer birçok alanda gündelik temel hizmetlere erişimin kolaylıkla sağlanabildiği mekânlardı. Sanayi üretiminin merkezi olan kentlerin, ulaşım ve altyapı kanalları ile birbirlerine bağlanarak planlanması ve gelişmesi gerektiği görüşü hâkimdi. Bunun sonucunda kentlerin en ücra köşelerinde bile gündelik ihtiyaçların karşılanabileceğine; ekmek, gazete, meyve, sebze ve diğer temel gıda maddelerinin rahatlıkla bulunabileceğine inanıldı. Ancak hizmet sektöründe bulunan geleneksel ticari ünitelerin yerlerini süpermarketlere bırakmasının sonucu olarak piyasa mekanizması içerisinde karlı görülmeyen yoksul mahallelerde süpermarket zincirlerinin mağazalarını kapatmaları ya da hiç mağaza açmamaları sonucuyla karşı karşıya kalındı. Sonuç olarak da yürüme mesafesinde temel gıda maddelerinin satın alınabileceği yerlerin bulunmaması gıda çölleri olarak adlandırılan bölgelerin ortaya çıkmasına sebep oldu.”

    Temel gıdaların satın alınabileceği mekânların uzaklaşmasıyla geriye sade benzin istasyonları, fast-food restoranları ya da sadece gazete, sigara ve alkol satan dükkânların kaldığını söyleyen Şahin, Amerika Birleşik Devletlerinde son yıllarda kentlerdeki gıda çölleri ile artan obezite vakalarını ilişkilendiren önemli araştırmalar yayınlandığına dikkati çekti. “Artık birçok Batılı ülkede sağlıklı gıdaların satın alınabileceği süpermarketlere ulaşabilmek için otomobil odaklı bir yaşam sürülmesi bir zorunluluk halini almış durumda” diye konuşan Şahin, “Bu sürecin 21. yüzyılın başından itibaren giderek daha da hızlandığı, gıda çöllerinin birer hizmet çölüne dönüştüğü ve Türkiye’de de yaygınlaştığı görülmektedir. Çoğu zaman çok uluslu şirket zincirlerinin karlı lokasyonlarda yer seçmeleri yerel girişimleri zayıflatmakta, yerel ve çoğunlukla ekolojik yapıyla uyumlu ürünlerin pazardan çekilmesiyle sonuçlanmaktadır. Son yıllarda mahalle pazarlarının ve perakende satış yapılabilen semt hallerinin yaşam savaşı vermeye başlamaları bu süreçle ilişkilendirilebilir” açıklamalarında bulundu.

    Kentlerin yaşam kalitesinin arttırılması, sürdürülebilir bir kentsel gelişimin sağlanması ve hizmet çöllerinin ortadan kaldırılması için kentbilimciler ve kent planlama uzmanları tarafından hazırlanan önlemlere değinen Şahin, açıklamalarına şöyle devam etti: “Üst ölçekli planlarda ve ulaşım planlarında yaşamsal hizmetlere yürüme mesafesinde ya da tek toplu taşıma vasıtasıyla ulaşılmasını sağlayacak düzenlemelerin yapılması, kentlerimiz için bir kent merkezleri planlamasının yapılması, her mahalle ve kent bölgesi için yaşamsal hizmet noktalarının oluşturulması, alışveriş merkezlerinin esnafla ve yerel üreticilerle birlikte, hizmet çöllerinin oluşumunu engelleyecek biçimde var olabilmeleri için gerekli tedbirlerin alınması, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve ulaşım politikalarındaki değişikliklerin kentler üzerindeki etkilerinin incelenmesi için etki değerlendirmesi çalışmalarının yapılması gerekmektedir. Kentlerin yakın çevrelerinde ve içlerinde sürdürülebilir kentsel tarım örnekleri desteklenmeli, sosyal adalet kavramı çerçevesinde tarımsal istihdamın sürekliliği için çaba harcanmalıdır. Aksi takdirde kentlerimiz yaşam kalitesinin odağı değil, çevreden kopuk ve yerel yaşam biçiminden uzaklaşan hizmet çöllerine dönüşecektir. Bunun önlenmesi için bir an önce konuyla ilgili bilimsel araştırma çalışmalarının sayısı arttırılmalı, bu araştırmalara göre başta yerel yönetimler olmak üzere tüm kamu kurumları ve araştırma kuruluşları gerekli önlemleri almalıdır.”

  • Sinan Oğan: “Biz Çağrı Heyetini Tanımıyoruz Demek Hukuku Tanımıyoruz Demektir”

    MHP Genel Başkan Adayı Sinan Oğan, çağrı heyetinin kararına karşı MHP genel merkezinin açıklamasına ilişkin, “Biz çağrı heyetini tanımıyoruz demek hukuku tanımıyoruz anlamına gelmektedir” dedi.

    MHP Genel Başkan Adayı Sinan Oğan, Nevşehir’de Esnaf Kefalet Düğün Salonunda partililer ile bir araya geldi. Oğan burada partililerce ’Bozkurt Sinan’ sloganlarıyla karşılandı. Oğan burada yaptığı açıklamada çağrı heyetinin kararını ve çağrı heyetinin kararına karşı MHP genel merkezi tarafından yapılan açıklamayı değerlendirdi. Oğan, biz çağrı heyetini tanımıyoruz demek hukuku tanımıyoruz anlamına gelmektedir. Gelin birlik ve beraberlik içerisinde seçimli kurultayımızı gerçekleştirelim” dedi.

    Oğan, “Çağrı heyetinin kararını tanımamak mahkemeyi tanımamaktır. Oysa sayın genel başkanımız daha önceki açıklamasında dedi ki biz mahkemenin kararına saygı duyacağız ve gereğini yapacağız. Mahkemenin kararı çarpı heyetini yetkili kırmak ve çağrı kurulunun yapacağı resmi hüviyet kazandırmaktı. Mahkeme bunu yaptı. Şimdi biz genel merkezimizde artık genel başkanımızın sözüne riayet edilmesini bekliyoruz. Burada çağrı heyeti ayrı bir tarih açıklamış değil. Bu bir hukuki zorunluluktur. Ben MHP’nin genel merkezinin kararını tanımıyorum değil bu. Bu sadece ve sadece 15 gün askı süreci denen tüzüğümüzde uyulması gereken bir şart var. Bu sebeple çağrı heyeti farklı bir tarih belirlemiştir. Bu sebeple çağrı heyeti 19 Haziran’ı tarih olarak belirlemiştir. 19 Haziran’da biz çağrı heyetimizin belirlemiş olduğu tüzüğümüzü değiştiririz. Ondan sonra bizim arkadaşlarımız MHP genel merkezi ile diyalog şartları açık tutmuşlardır. Genel merkezimiz o anlamda gerekli girişimleri yapacaklardır. Genel Merkezimiz ile beraber bu defa seçimli kurultayımızı yapacağız. Biz çağrı heyetini tanımıyoruz demek biz hukuk tanımıyoruz demektir. Çünkü çağrı heyetinin bir hukuki kurum olduğunu Sayın Genel Başkanımız ifade etmişti. Mahkeme kararı ile kuruldu çağrı heyeti. Çağrı heyetini tanımıyoruz demek ve bir kaos istemek bugün hiçbir ülkücüye fayda getirmez. Biz MHP Genel merkezi ile beraber bu kurultayımızı yapmak istiyoruz. Biz birli istiyoruz biz ayrılık istemiyoruz. Biz sükunet ile yapalım istiyoruz. Lütfen bu meseleyi genel merkezimiz dallandırıp budaklandırmasın. Daha fazla uzatmasın. Partimiz daha fazla zarar görmesin. Gelsinler bu kurultayımızı beraber yapalım. Genel merkezimiz tüzük kurultayına iştirak etsin 10 Temmuz’da yapılacak seçimli kurultaya da hep beraber gidelim. Partimizin geleceğini oylayalım. En doğru kararı ülkücü hareket verecektir” şeklinde konuştu.

  • Başbakan Yardımcısı Şimşek: “Batı, Suriyeli Mültecileri Bir Yük Olarak Görüyor, Biz Fırsat Olarak Görüyoruz”

    Katılım Bankacılığı ve Girişimcilik Ekosistemi Çalıştayı’nda konuşan Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, “3 milyon Suriyeli kardeşimize kapımızı açmışız. Batı bunu bir yük olarak görüyor, biz bunu bir fırsat olarak görüyoruz. İşte, bizim farkımız bu” dedi.

    Borsa İstanbul’da düzenlenen Katılım Bankacılığı ve Girişimcilik Ekosistemi Çalıştayı açılışı bugün gerçekleştirildi. Açılış öncesi çalıştay için Gong Töreni düzenlendi. Bu tören sırasında Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, bir konuşma yaptı. Şimşek, Batı’nın Suriyeli mültecilere bakış açısı ile Türkiye’nin bakış açısını değerlendirdi. Şimşek Suriyeli mültecilerin iş gücüne katkısına dikkat çekerek, “Türkiye açık bir ülke, açık bir ekonomi olduğu için 3 milyon Suriyeli kardeşimize kapımızı açmışız. Batı bunu bir yük olarak görüyor, biz bunu bir fırsat olarak görüyoruz. İşte, bizim farkımız bu. Bu aslında uzun vadede Türkiye’ye yük değil, güç katacak bir gelişme; Türkiye’nin açık olması” şeklinde konuştu.

    “TÜRKİYE’NİN BÜYÜK YERALTI ZENGİNLİKLERİ YOK. İYİ Kİ DE YOKMUŞ”

    Türkiye’nin ekonomik gücünün kaynaklarına da değinen Şimşek, konuşmasına “Girişimcilik ekosisteminin gelişmesinin ne kadar hayati bir önem taşıdığının farkındayız. Türkiye’nin çok zengin, en azından bizim bildiğimiz, petrol, doğalgaz anlamında yeraltı zenginliği yok. İyi ki de yokmuş. Çünkü olsaydı biz de belki bu coğrafya gibi biraz sırtımızı oraya dayayabilirdik. Bazı komşularımızın gelirlerinin yüzde 90’ı petrole, doğalgaza dayanıyor. Bu iyi bir sistem değil. Öyle olmadığını şimdi görüyoruz. Türkiye’nin en güçlü tarafı genç nüfusu olduğu kadar, aslında girişimcilik ruhudur. Türkiye ekonomisi bu kadar zor bir coğrafyada büyük bir direnç gösteriyor. Türkiye ekonomisi buna rağmen Batı’yla arayı kapatmaya devam ediyor” diyerek devam etti.

    “BİZİM SERMAYESİ OLANLARI DA, AKLI OLANLARI DA TÜRKİYE’YE ÇEKMEMİZ LAZIM”

    Türkiye’deki ekonomik büyümenin hızlanması konusunda yapılması gerekenlerden ve yapılmakta olanlardan da bahseden Şimşek, “Bizim sermayesi olanları da, aklı olanları da; çünkü akıl da bir sermayedir, Türkiye’ye çekmemiz lazım. Bunun için de bürokratik süreçleri kolaylaştırmamız lazım. Hatta dünyaya oranla, Kanada’ya oranla, Amerika’ya oranla daha büyük bir ekosistem kurmamız lazım. Ve nitekim o ekosistemin bütün unsurları şu anda çalışılıyor. Onun için büyük bir heyecan duyuyorum. Çünkü gerçekten uzun bir süredir reform reform deyip tutturduk. Şimdi nihayet bunların çoğu mutfakta pişti, bir noktaya geldi. İnşallah meclisimiz yazın çalışır, bütün bu düzenlemeler hayata geçer, ekosistem daha da güçlenir, ekosistemin bütün bileşenleri daha da güçlü bir şekilde bu işe asılırlar. Ben başarısızlık için hiçbir sebep göremiyorum. Türkiye’nin gerçekten bu genç nüfusla, bu girişimcilik ruhuyla önü açık” dedi.

  • MHP’li Oğan: “Kuzey Kore Bile Kongre Yapıyor Biz Neden Yapamıyoruz”

    YALOVA (İHA) – MHP’li Sinan Oğan, Tosya Asliye Hukuk Mahkemesi’nin aldığı kongre kararının bozulduğunu, Gemerek Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararının da önümüzdeki günlerde bozulacağını söyledi. Oğan, “AKP, CHP hatta Kuzey Kore bile kongre yapıyor biz neden yapamıyoruz” dedi.

    Yalova’ya gelen MHP’li Sinan Oğan, Halk Eğitim Merkezi Konferans Salonu’na alkışlar eşliğinde girdi. MHP’nin kongre süreciyle ilgili açıklamalarda bulunan Oğan, kongre için 548 imza toplanmasına rağmen genel merkezin kongreye hayır dediğini hatırlatarak, “Delegelerimiz bu hareketin seçtiği 548 tane ülkücü delege olarak bir araya geldik ve tüzüğümüzdeki yanlış bir maddeyi değiştirmek istiyoruz diyor. Bu anayasaya, parti tüzüğümüze ve siyasi partiler kanununa uygundur. Delegenin bin 211 delegesinin 5’te 1’i imza verdiği takdirde MHP derhal kurultaya gider diyor. Bu sayının 2 katı delege bir araya geldi biz kurultay istiyoruz dedi. Sayın genel başkanımız olmaz dedi. Mahkemeye gidin dedi. Bizde mahkemeye gittik. Önce bekledik. Çağrıda bulundum. Genel başkanım siz bizim büyüğümüzsünüz size hiç bir zaman saygıda kusur etmedik etmeyiz de ettirmeyiz de dedim. Oturalım bir masanın etrafında bakın AKP’ye, CHP’ye bunlar kongre yapabiliyor. Kuzey Kore bile kongre yapıyor. Biz niye yapmayalım. Ama genel başkanımız hayır dedi” diye konuştu.

    “UYDURUK 2 KARAR ALDIRDILAR”

    Konuşmasında MHP Genel Merkezi tarafından Tosya Asliye Hukuk Mahkemesi ve Gemerek Asliye Hukuk Mahkemesi’ne açılan davaların sonuçlarını da değerlendiren Oğan, “Bizde mahkemeye gittik. 12. Sulh Hukuk Mahkemesi siyasi partiler kanununa göre siz haklısınız sizin genel kongreye gitmeniz lazım dedi. Dolayısıyla kongre hazırlıkları başladı. Peki ne yaptılar gidip Tosya’dan ve Gemerek’ten 2 tane uyduruk karar çıkardılar. Bu mahkeme kararı ile 12. Ankara Sulh ve Hukuk Mahkemesinin kararı geçersizdir dediler. Bu neye benziyor biliyor musunuz; kaymakamın verdiği kararı muhtarın bozmasına benziyor. Ankara’daki yetkili mahkemenin verdiği kararı Hukuk Mahkemeleri Kanununun 390’a göre hukuktan azcık anlayan biride bilir ki o kararı veren mahkemenin kararını, o kararı veren mahkemeye başvurarak bozabilirsiniz. Sonuçta bugün İzmir Delegelerimizle beraber avukatlarımız gidip müracaat etti ve Tosya Mahkemesinin kararı iptal edildi. Gemerek’in kararının iptalinin de eli kulağında. Yargıtay’dan da bu konuda müspet bir tavır bekliyoruz. Çünkü biz hukuk dışı bir iş yapmıyoruz. Normal şartlarda partilerin tüzük kurultayı içişidir. Bu işi mahkeme kapılarına düşürmek, bu işi Yargıtaylara götürmek, bu işi Tosya’lara, Gemerek’lere, Çemişkezeklere götürmek bizim vicdanımızı sızlatıyor” dedi.

    Oğan’ın konuşması ise sık sık atılan sloganlar nedeniyle kesildi. Oğan konuşmasının ardından Yalova’dan ayrıldı.