Etiket: Bir-sen

  • Eğitim Bir-Sen Selendi temsilciliği iftarda buluştu

    Eğitim Bir-Sen Selendi Temsilciliği tarafından iftar yemeği verildi. İftar yemeğine AK Parti Manisa Milletvekili adayı Semra Kaplan Kıvırcık da katıldı.

    Demokrasi Meydanında verilen iftara Eğitim Bir-Sen Manisa Şube Başkanı Mesut Öner ve yönetimi, AK Parti Manisa Milletvekili 4. sıra Adayı Semra Kaplan Kıvırcık, AK Parti İlçe Başkanı Eczacı Şeref Kaçar, Eğitim Bir-Sen Selendi İlçe Başkanı Muhsin Kasap ve yönetimi, oda başkanları ile sendika üyeleri katıldı.

    Dualar eşliğinde açılan iftarın ardından konuşan Selendi İlçe Başkanı Muhsin Kasap, “Eğitim Bir-Sen üyesi, ülkesi ve insanlık için mücadele eden ve bu anlamda umudu artıran bir teşkilat olarak her geçen gün büyümeye devam etmektedir. Eğitim Bir-Sen Türkiyemizi kucaklayan, hakta birleşmenin, toplumla bütünleşmenin adresidir. Bu kapsamda sendikacılığı ideolojik zeminden çıkarmış küresel anlamda emek öncelikli bir harekettir” dedi.

    3600 ek gösterge kapsamının genişletilerek yardımcı hizmetler başta olmak üzere, diğer meslek gruplarında da yapılması gerektiğine vurgu yapan Kasap, “İyiyi doğruyu, güzeli açık yüreklilikle takdir eden bir sendikadır. Hayatın hızlı akışı içersinde iftar sofrasında, bu birlikteliği gerçekleştirdiğimiz için hepinize teşekkür ediyorum” diye konuştu.

    Eğitim Bir Sen Manisa Şube Başkanı Mesut Öner ise programın düzenlenmesinde emeği geçenlere ve katılımcılara teşekkür etti.

    AK Parti Manisa 4. sıra Milletvekili adayı Semra Kaplan Kıvırcık ise şunları söyledi: “Değişen gelişen çağı yakalayan gelecek çağın gerekliliğini bilgi ve teknoloji düzeyini önümüze bir yol haritası çizerek 2023 vizyonumuzu zaten AK parti olarak açıklamıştık. 24 Haziran seçimleri sonrası kamu kurumları ile daha sıkı bir işbirliği içinde doğru ve hızlı bir şekilde yürütmek için yeni bir sisteme geçiyoruz. Bu sistemle bürokrası daha hızlı bir şekilde işleyecek.”

  • Eğitim Bir-Sen Başkanı Aksoy, “İlk öğretmenimiz annemiz, her şeye değer sevginiz”

    Eğitim Bir-Sen 1 nolu Şube Başkanı Tevfik Aksoy Anneler Günü nedeniyle basın açıklamasında bulundu.

    Aksoy açıklamasında, “Anneler, varoluş kaynağımızın, sınırsız sevmenin, karşılıksız korumanın canlı anıtları, her birimizin ilk öğretmenidir. Bütün annelerimizin Anneler Günü’nü kutluyor, hepsine sağlıklı ve uzun ömürler diliyoruz. Anne, ilâhî bağlanışın, şefkatle kucaklamanın, var etmek için yok olmayı bile göze alan fedakârlığın canlı temsilcileridir. Onlar, duygularını, sevgilerini, samimiyetlerini, vicdanlarını, dilin ifade etmede kifayetsiz kaldığı saf insanlıktır. İnsanlar arasında bizi bizden daha çok düşünen, bizi bizden daha çok seven sadece anne kalbidir. Her insan, anne vasıtasıyla yaşama yönelir. Anne, hayatta gideceği istikameti bilmeyen çocuğa yön gösteren, onun geleceğini aydınlatan sönmeyen bir meşaledir. Toplumun temel taşı olan ailenin kurucu, koruyucu, yönlendirici temel unsuru annedir. Daha fazla üretim ve kâr için iş birliği yapan kapitalizm ve modernizm, aileye ve dayanaklarına zarar verdi. Toplumu oluşturan aile bağları çözülünce, insanlar toplumsallıktan giderek uzaklaştı, hayata birey olarak tutunmak zorunda kaldı. Birey olmayı aileden kopmanın kaçınılmaz kaderi olarak yaşayan insan, yardımsız, sevgisiz ortamda ‘biz’den bencilliğe, sevginin müsamahasından şiddetin yıkıcılığına kaydı; kalpleri onaran inşacı ruh kayboldu, gönül yıkan asabiyet her tarafı kasıp kavurdu ve kavurmaya devam etmektedir.

    Seküler toplumlarda, bu sebeplerin yol açtığı marazi durumlar bugün ayyuka çıkmış, insanın insanda değer bulamadığı bir düzlemde, insan, sığınacağı başka alternatifler bulmak zorunda kalmıştır. Toplumların çöküşü, insanları birbirine bağlayan en büyük dayanak olan annelik mefhumunun iflası; anneliğin, bir yük, bir zahmet, sosyal hayattan kopuş gibi kapitalist illüzyonlarla dejenere edilmesi, annelik algısının darbe alması, toplumun en büyük direğini yıkmış, ailenin varlığını tehlikeye atmıştır.

    Yaşanan bu acı tecrübelerden ders çıkararak, ülkemizde hiçbir surette aile zemininin bozulmasına, hasar görmesine müsaade edilmemelidir. Fertlerin birbirine sevgiyle bağlı oldukları aile yapımızı koruyarak toplumu güçlü tutmalı; her anneyi bir okul olarak görmeli, her insanın ilk eğitimini aldığı annelik okulunun başarılı birer öğrencisi olarak hayata kaldığı yerden devam edeceği müfredatlar yazmalıyız. Bizi millet kılan hassasiyetlerin ilk duygusal bağları annemizin eliyle aile içinde teşekkül eder. Ailenin çocuğa aşıladığı değer, çocuğun kişiliğini üzerine inşa ettiği en önemli mihenktir. Aileyi bütünleyen çevre şartları, gelişimi en uç noktaya taşıyacak açık bir okuldur. Anne, aile ve mahalle bizi toplum olarak bugünlere getiren, Anadolu’yu bize yurt yapan, tüm değerlerimizi kuşanmamızı sağlayan, mazlumların umudu olacak potansiyeli yükleyen en büyük gücümüzdür. Hem fert hem de millet olarak, güçlü, verimli olmak için aile bağlarımızın asla zayıflamaması gerekir.Aile bağları ve eğitimi ile güçlenen milletin varoluş temellerini genel anlamda kadınlarımız, özel anlamıyla da annelerimiz inşa eder. Sevgi, inanç, hürmet, umut, sabır gibi erdemleri, ilk olarak onlardan öğreniriz. Annesizlik, umutsuzluğun, güvensizliğin, sevgisizliğin yayılmasına yol açar. Onlar verdikleri terbiye ile çocuklarını, çocukları üzerinden bütün bir milleti hayata hazırlarlar. Onlar, varlığımızın, hayatımızın gerçek mimarları, öğretmenleridir. O nedenle de annelerimiz gerçekten kutsal varlıklardır. Biz ne kadar büyürsek büyüyelim onların taşıdığı ve temsil ettiği anlam asla küçülmez, değerini yitirmez. Hatta varlığımızın vazgeçilmez unsurlarını annemize yakıştırarak, onunla bütünleştirerek ifade ederiz; ‘Ana dil’, ‘ana yurt’, ‘ana vatan’, ‘anayasa’ gibi. Özellikle ana vatanımız olan Anadolu’da bu böyledir. Annelerimiz, varlığımızın tarihi, dinî, kültürel değerlere isnat eden anlamının canlı sembolüdür. Tarih ve dinle derin bağlarımız sebebiyle analarımızı baş tacı ederiz. İnsani ve millî değerlerin eğitimine önem veren Eğitim-Bir-Sen olarak, bugünün ve gelecek kuşakların çocuklarını ahlaki yetilerle donatacak olanların anneler olduğunun bilincindeyiz. Anneliğin ulvi bir makam olduğuna inanıyoruz. Bu inançla, çocukların ve anneleri nezdinde hep çocuk kalan herkesin, onlara karşı görevlerini tam ifa etmelerinin bir inanç ve insanlık sorumluluğu olduğunu hatırlatıyor; tüm annelerimizin ellerinden öpüyor ve onlara hürmetlerimizi sunuyoruz” dedi.

  • Eğitim Bir-Sen Aydın’da kendi binasına kavuştu

    Aydın’da kendi binasına kavuşan Memur-Sen’e bağlı Eğitim-Bir-Sen’in hizmet binası düzenlenen törenle açıldı. Açılışa katılan Memur-Sen ve Eğitim Bir-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, eğitimdeki performans sistemini sert bir dille eleştirdi. Başkan Yalçın, “Eğer öğrenciyi öğretmen karşısında parmak sallayacak hale getirirseniz, ‘Hadi çıkarın not kağıtlarını öğretmene not veriyoruz’ deyip işin suyunu çıkaracak noktaya sürüklerseniz burada eğitim geleceğini dinamitlersiniz” diyerek performans sisteminden vazgeçilmesini istedi.

    Eğitim-Bir-Sen’in Aydın’da Efeler İlçe Merkezi Adnan Menderes Bulvarı üzerindeki mülkiyeti kendisine ait olan binanın açılışı için düzenlenen törenin açılışında konuşan Eğitim-Bir-Sen Aydın İl Başkanı Tevfik Aksoy, en iyi hizmeti sunma gayreti içerisinde odluklarını belirterek ekip arkadaşlarına ve destek veren herkese teşekkür etti.

    Ak Parti Aydın Milletvekilleri Mehmet Erdem, Abdurrahman Öztürk, Milli Eğitim Müdürü Bilal Yılmaz Çandıroğlu, Ak Parti Aydın İl Başkanı Ömer Özmen’in yanı sıra çok sayıda davetli ve öğretmenin katıldığı açılış töreninde konuşan Memur-Sen ve Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, sendika olarak kendi mülklerinde hizmet vermeye gayret gösterdiklerini ve bu konuda oldukça başarılı olan Aydın İl Başkanı Tevfik Aksoy ve ekibine teşekkür etti.

    Sendika olarak milyonlara ulaştıklarını belirterek açılışı yapılan mekanın da güzel hizmetlere vesile olmasını dileyerek konuşmasına başlayan Genel Başkan Ali Yalçın, eğitimde şiddeti kınayıp son günlerde sıkça konuşulan performans sistemini ele aldı. Bu konuda 1 Mayıs’a kadar 2 ayrı konuda imza kampanyalarının devam edeceğini kaydeden Yalçın, “Öğretmenlik mesleği farklı bir meslektir. Öğretmenlik disiplin ve kariyer mesleğidir. Öğrenci ile öğretmen arasında muti bir iletişim vardır. Öğretmen aynı zamanda rol modeldir” dedi.

    “Performans sistemi ile eğitimin geleceğini dinamitlersiniz”

    Performans sisteminin öğretmeni hırpalayan, itibarını yok eden bir sistem olduğunu ve bu yanlışa düşülmemesi için mücadele ettiklerini ifade eden Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, “Eğer öğrenciyi öğretmen karşısında parmak sallayacak hale getirirseniz, ‘hadi çıkarın not kağıtlarını öğretmene not veriyoruz’ deyip işin suyunu çıkaracak noktaya sürüklerseniz burada eğitimin geleceğini dinamitlersiniz. Bu projeyi bu taslağı hangi akıl çalıştı kim Bakanlığa sufle etmiş gerçeği merak ediyoruz. Onun için itiraz ediyoruz. Bu olay doğrular gibi sunulmuş olsa da doğruya yakın en büyük yanlıştır. En fazla tehlikeli olan da doğruya yakın yanlıştır. Bu yöntem bu işin çivisin çıktığının göstergesidir” diye konuştu.

    “Öğretmenin itibarını 5 paralık eder”

    Bu konudaki itirazlarını yüksek sesle haykırdıklarını ve imza kampanyası düzenlediklerini kaydeden Başkan Yalçın, “Bu konudaki itirazımızı ifade ediyoruz. Öğretmenin başarısı ölçülebilir, takip edilebilir. Bilgisi yenilenebilir ama bu yöntem öğretmeni hırpalamak, paçavraya çevirmek itibarını 5 paralık etmektir. Böyle bir yöntem, eğitimin hiç içerisinden gelmemiş hiç tozunu yutmamış hiç sınıf ortamı ve iklimi solumamış adamın yapacağı bir şeydir. Hangi akıl buna kaynaklık teşkil etti gerçekten merak ediyoruz” diyerek performans sistemini sert bir dille eleştirdi.

    Yapılan konuşmaların ardından Eğitim-Bir-Sen Aydın İl Binası törenle hizmete açıldı.

  • Toç Bir-Sen Genel Başkanı Hüseyin Öztürk;

    Memur-Sen Konfederasyonuna bağlı Toç Bir-Sen Muğla Şubesi’nin İl Divan toplantısı Menteşe Öğretmenevinde yapıldı. Toplantıya Toç Bir-Sen Genel başkanı Hüseyin Öztürk, Genel Başkan Yardımcıları İbrahim Ethem Gürsoy ve Zekeriye Yazıcı, Memur Sen Muğla İl Başkanı Önder Uçak, Orman Bölge Müdürü Mehmet Çelik, Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürü Şakir Fırat Erkal, Milli Eğitim Müdürü Celalettin Ekinci ve AK Parti İl Başkanı Yardımcısı Şari Pirci katıldı.

    Toplantının açılışında konuşan Toç Bir-Sen Muğla 21 No’lu Şube Başkanı Cüneyt Topaloğlu, üye sayılarının her yıl artarak devam ettiğini söyledi. Memur-Sen İl Başkanı Önder Uçak ise, sadece ücret sendikacılığı yapan sendika değil, hizmet sendikacılığını yeniden tanımlayan bir sendikacılık yaptıklarını belirterek, “Çalışmalarımız hem kazanım üretmeyi, hem de sosyal kültürel çalışmalar ile ülkenin değişimine kültürel alanına katkı sunmaya yöneliktir. Muğla’da kavga zemininde rekabet değil, rekabet zemininde akademik sendikacılığı anlayışı ile sendikacılık yapıyoruz. Söylem değil, eylem sendikacılığı yapıyoruz” dedi.

    “Ücret değil, duruş sendikacılığı yapıyoruz”

    15 Temmuz ve öncesindeki 28 Şubat sürecinde Memur-Sen olarak duruşlarının hep net olduğunu açıklayan Toç Bir-Sen Genel Başkanı Hüseyin Öztürk, “Hep ülkesinin yanında, milletinin yanında ve devletinin yanında bir duruş sergiledik. Bu noktada Memur-Sen’in ilk tohumunu atan ve bugün dev bir çınara dönüşmesine vesile olan kurucu genel başkanımız Mehmet Akif İnan hocamızı da rahmetle anıyorum. Bugün Toç Bir-Sen ailesi 43 bin oldu, Memur-Sen ailesi de 1 milyonu aştı. 2010 yılında yapılmış olan referandum sonrasında toplu sözleşme hakkı elde ettikten sonra memurların özlük haklarında çok ciddi iyileşmeler yaşandı. Burada Memur-Sen’in farkını hep birlikte çok net bir şekilde gözlemliyoruz. 2010 öncesi ile 2010 sonrasını incelediğinizde bütün özlük haklarının yüzde 200’lere, yüzde 300’lere ulaşır bir şekilde kazanımlarımızı arttırdığımızı net bir şekilde görürsünüz. Biz sadece ücret sendikacılığı yapmıyoruz. Biz bir duruş sergiliyoruz ve duruş sendikacılığı yapıyoruz. Bu dava için kurulan sendikanın ilk kurucuları bize adam gibi durmayı öğrettiler” dedi.

    “Türkiye’nin ayağına pranga vurmaya çalışıyorlar”

    Birilerinin Türkiye’nin ilerlemesinden endişe ettiğini belirten Toç Bir-Sen Genel Başkanı Öztürk, “Birilerinin yerli işbirlikçileri Türkiye’nin ayağına pranga vurmaya çalışıyorlar. Küresel emperyalistleri anlıyoruz. Türkiye artık eski ruhuna bürünmüş, bölgenin ağabeyi, hamisi konumunda ilerliyor. Sayın Cumhurbaşkanımız bu ülkenin çıkarları için ülke ülke dolaşıyor. Ülkemizin sınırlarını tehdit eden terör örgütü ile mücadele ederken, biz burada bunu hissetmiyoruz bile. İşte bunu hazmedemeyenler var. Küresel işbirlikçileri anlıyoruz, ama yerli işbirlikçileri buradan kınamadan geçemeyeceğim. Suriyeli mültecilerin evine gitmesini ön plana çıkaran, bu söylemi ileri süren bu yerli işbirlikçiler var ya, onlar şu rakamları çok net biliyorlar. Suriyeli mültecilerin bu devlete 4 yıllık maliyeti 8 milyar dolar. STK’ların yaptığı katkılar ile 4 yıllık maliyeti 30 milyar dolar. Peki bu ülkede yapmaya çalıştıkları darbeciklerin maliyeti ne? 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin maliyeti 17 milyar dolar. Gezi Parkı’nın bir aylık maliyeti 151 milyar dolar. 28 Şubat postmodern darbenin maliyeti 390 milyar dolar. Kim gitsin, Suriyeliler mi gitsin, zaten gidecekler. O bölgeler temizlendikçe bu insanlar kendi ülkesine, kendi evine gidecek. Bu ülkedeki bazı işbirlikçiler zaten gitti. Birileri Pensilvanya’ya, birileri Almanya’ya gitti.” dedi.

  • Eğitim Bir-Sen Şube Başkanı Çoban: “28 Şubat’lar bitsin”

    Memur-Sen İl Temsilcisi ve Eğitim Bir-Sen Antalya Şube Başkanı Mustafa Çoban, 28 Şubat’ın hesabının tüm yönleriyle sorulması, mağdurların haklarının o günkü şartlarda iade edilmesi gerektiğini belirtti.

    Memur-Sen İl Temsilcisi ve Eğitim Bir-Sen Antalya Şube Başkanı Mustafa Çoban, 28 Şubat 1997’de Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonrası irticaya karşı olduğu iddia edilen ordu ve bürokrasi merkezli süreçle Türkiye’de idari, hukuki, toplumsal alanda demokratik olmayan birçok uygulamaya imza atıldığını dile getirirken, 28 Şubat’ın hesabının tüm yönleriyle sorulması, mağdurların haklarının o günkü şartlarda iade edilmesi gerektiğini savundu. Çoban, “28 Şubat ile milletin birliği, inançları, kültürü, medeniyeti, barış ve huzuru hedef alınmıştır. Bu yüzden 28 Şubat’ın sonuçları itibariyle mağdurları açısından da sona ermesi ve bunun son 28 Şubat olması gerekir” dedi.

    Darbelerle mücadelenin bir diğer önemli ayağının da darbecilerin kurdukları düzeneklerin değiştirilmesi ve darbecilerin sebep olduğu mağduriyetlerin giderilmesi olduğunu hatırlatan Başkan Çoban, “28 Şubat darbe davasında karar aşamasına gelinmiş olması sevindiricidir. Brifingli yargıçlar üzerinden dosyası görülen uyduruk dosyalarla hayatları karartılan ve hala cezaevlerinde bekleyen insanlar var. O dönem talimatla insanların sicilleri ile memuriyetleri ile oynanan ancak görevine dönemeyen insanlar var. ‘Bir gün gelir bunların hesabı sorulur’ denilmeden, milyonlarca insanı mağdur eden, millete ihanet eden, belli odakların hesapları adına bu ülkenin maddi manevi bütün birikimini yağmaya açan 28 Şubat darbecilerinin en ağır cezalara çarptırılmaları, bütün milletin olduğu gibi bizim de bu davadan beklentimizdir” dedi.

    28 Şubat’ın 17-25 Aralık ve 15 Temmuz darbe girişimi ile küresel güçlerin Türkiye’de toplumun geneli üzerinde FETÖ’yü hakim kılma projesi olduğunun anlaşıldığını aktaran Çoban, sırf darbe girişimi nedeniyle ülkenin 381 milyar dolar gibi bir bedel ödediğini kaydetti. 28 Şubat sürecinde yaşananlara da değinen Çoban, “Başörtülü kardeşlerimize bir hayat hakkı tanınmadı. İnsan olarak doğal insan hakları gasp etildi. Kur’an Kursların önüne getiren yaş sınırlandırılması ile beraber maalesef Kur’an kurslarının kapısına kilit vurulmak istendi. Dindarlara karşı topyekûn bir mücadele edildi. Ekonominin içerisinde de yeşil sermaye diye uydurulan bir tanımlama ile milli ve manevi değerlerine sahip çıkan şirketlerin önü kapatılmak istendi. Devlet ihalelerinde istifade edebilmelerinin önü kesildi. Yoğun denetim baskıları ile gelişmeleri ile durdurulması istendi.”

    Mustafa Çoban şöyle devam etti:

    “28 Şubat aktörlerinin “Bin yıl sürecek” sözleri hala akıllarımızda. Bunun yanısıra 1997-2001 yıllarında kamuda öğretmenlere ilişkin yaptığımız bir araştırmada ortaya çıkan gerçek ürkütücü, kılık kıyafet nedeniyle açılan soruşturma sayısı 33 bin 272. O dönemde 6 milyon fişleme var. Bin 635 Türk Silahlı Kuvvetler personeli irtica suçlamasıyla ihraç edildi. Ülke istikrarsızlaştırılırken belli bir kesim bunun rantını yemiştir. Ülke, ekonomik olarak belinden kırılmış ve çöküşe doğru sürüklenmiştir.”