Etiket: Bir-sen

  • Sağlık-Sen Şırnak Şube yöneticileri, Bem Bir-Sen İdil temsilcisi ile bir araya geldi

    Sağlık-Sen Şırnak Şube yöneticileri, Bem Bir-Sen İdil temsilcisi ile bir araya geldi

    Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkan Yardımcısı Mehmet Yalçın ve beraberindekiler, Bem Bir-Sen İdil ilçe temsilcisi Baki Kartal’la bir araya gelip, fikir alışverişinde bulundu.

    Sağlık-Sen Şube Başkan Yardımcısı Mehmet Yalçın, İdil iş yeri temsilcisi Abdulvahap Aydoğan ile beraber, Bem Bir-Sen İdil ilçe temsilciliğine getirilen Baki Kartal’la bir araya geldi. Yalçın, Kartal’a görevinde başarılar diledi. Yalçın, “Sözleşmeli personelin kadro bekleyişi ve mağduriyeti 7 yıldır devam ediyor. Her yıl 31 Aralık’ta özellikle yerel yönetimlerde çalışan sözleşmeli personeller diken üstünde. Yerel yönetimlerde personelin kaderi yönetiminin inisiyatifinde. Basit bir cümleyle iş akitleri feshediliyordu. Çok şükür İdil Belediyemizde bu durum söz konusu değil, hangi siyasi görüşten veya hangi sendikadan olursa olsun hepsi bu vatanın evladıdır. Bu anlamda İdil Kaymakamı ve Belediye Başkan Vekili Refik Özsoy’a teşekkür ediyoruz. Sadece personelin işini düzgün yapıp yapmadığına bakmaları gerektiğine inanıyoruz. Aralık ayı sözleşmeli personel için bir kıyıma dönüşmemeli, sözleşmeli personele kadrosu verilmeli, hakkı teslim edilmeli” dedi.

    Bem Bir-Sen İdil İlçe Temsilcisi Baki Kartal da ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

  • Eğitim Bir-Sen: “Yarıyıl tatili yüz yüze eğitime hazırlık dönemi olmalıdır”

    Eğitim Bir-Sen: “Yarıyıl tatili yüz yüze eğitime hazırlık dönemi olmalıdır”

    Eğitim Bir-Sen, yarıyıl tatilinin yüz yüze eğitime hazırlık dönemi olması gerektiğini vurguladı.

    Eğitim Bir-Sen tarafından yapılan açıklamada okulların ara tatile girdiği hatırlatılarak, tatil dönüşü okulların eğitime hazır hale gelmesi gerektiği belirtildi. Açıklamada, “2020-2021 eğitim-öğretim yılı birinci dönemi, eğitimde her geçen gün telafisi daha da zor olacak kayıplar oluşturarak, öğretmenlerin fedakârlıkları, çoğu zaman eğitim kurumu yöneticilerinin kullanmış olduğu inisiyatifler doğrultusunda tamamlandı. Salgın nedeniyle büyük oranda uzakta eğitim yöntemiyle gerçekleştirilen birinci yarıyılın sonunda objektif bir ölçme-değerlendirme yapmak, başarı notu takdir etmek mümkün olmadı. Okullar öğrencisiz, öğretmenlerimiz sınıflarından uzakta, kendileri açısından meşakkatli bir eğitim-öğretim sürecini geride bıraktılar. Dünyayı etkisi altına alan korona virüs salgınından en fazla etkilenen alanlardan biri de eğitim-öğretim oldu. Yüz yüze eğitime ara verilmesi gibi salgınla mücadele konusunda alınması zorunlu ve kaçınılmaz kararlar, eğitim-öğretimin her aşaması ve kademesine ne yazık ki telafisi zor zararlar vermiştir, hâlâ da vermeye devam etmektedir. Hayatın her alanda normalleşmesi için salgının sona erdirilmesi adına alınan tedbirlere uyulması hepimizin sorumluluğudur. Bu süreçte oluşan öğrenme kayıplarının telafisi, yüz yüze eğitime geçilebilmesi için normalleşme gerekli ve zorunludur” ifadelerine yer verildi.

    “Uzaktan eğitim öğretmenlerin fedakârlıklarıyla icra edildi”

    Öğretmenlerin pandemi sürecindeki önemine dikkat çekilen açıklamada, “Bu süreçte eğitim-öğretim, TRT EBA kanalları ve EBA platformu başta olmak üzere uzaktan eğitim araçlarıyla sürdürülmüştür. Ancak canlı ders veya EBA TV erişiminde bölgesel ve yöresel eşitsizlikler ile aynı eğitim kurumundaki öğrenciler arasında dahi var olan eşitsiz derse katılım imkânları, merkezî planlamanın göremediği sonuçlar üretmiştir. Bu olumsuz duruma rağmen, öğretmenlerimizin öğrencilerin eğitimde geri kalmaması adına gösterdiği olağanüstü ve fedakârca çabalar, uzaktan öğrenimi mümkün kılmıştır. Öğrencisi için sabahın erken saatlerinden gece geç saatlere kadar bilgisayar başında, bir yandan öğrencisinin dikkatini derste tutmaya çalışıp diğer yandan ders veren öğretmenlerimiz, bu zorlu süreçte hem eğitimin ayakta tutulmasının hem de öğrenme kayıplarının en aza indirilmesi mücadelesinin mimarları olmuştur. Öğrenme kayıplarının telafisi için şimdiden planlama yapılmalıdır Salgın süreci özellikle eğitimde fırsat eşitliği konusunda eğitim sistemimizdeki sorunları daha görünür kılmıştır. Sosyoekonomik özelliklerin uzaktan eğitime erişim imkânlarına etkisi göz önüne alındığında yüz yüze eğitimin ertelenmesinin daha fazla mümkün olmadığı ortadadır” ifadeleri kullanıldı.

    “En az 60 bin öğretmen ataması yapılmalıdır”

    Açıklama şöyle devam etti:

    “Öğretmen açığı, ücretli öğretmenlik gibi hak kayıplarına neden olan güvencesiz istihdam türleriyle kapatılmak yerine, öğretmen ihtiyacı gözetilerek yarıyıl tatili döneminde en az 60 bin öğretmen atanması yapılmalıdır. Sözleşmeli öğretmenlik uygulamasına son verilmelidir. Aynı işi yapan, aynı sorumluluklara sahip kamu görevlileri arasında eşit olmayan özlük hakları doğuran statü farklılıkları kabul edilemez. Öğretmenler odasında farklı haklara sahip eğitimcilerin bulunması ayrımcılıktır. Bu ayrım eğitimciler arasında iş barışına, öğretmenin iç huzuruna ve eğitimin verimliliğine zarar vermektedir. Haklarımızı koruyacak ve geliştirecek içerikte bir meslek kanunu artık çıkarılmalıdır. Öğretmenin yetiştirilmesinden emekliliğine kadar öğretmenlik mesleğini bütün olarak ele alacak, yöneticilik ve liderlik süreçlerine katılım, bu pozisyonlardaki mali, sosyal ve özlük hakları da içerecek, uluslararası standartlara uygun, öğretmenliğin kariyer mesleği niteliğini dikkate alan, öğretmenin etkinliğini artıracak, itibarını yükseltecek nitelikte bir meslek kanunu eğitimin geleceği açısından ertelenemez bir zorunluluktur.”

    “Okullar yüz yüze eğitime hazır hâle getirilmelidir”

    “Bakanlık 15 Şubat tarihi itibariyle eğitimin her kademesinde yüz yüze eğitimi başlatma iradesini ortaya koymuş bulunduğundan devam eden salgın süreci gözetilerek tatil döneminde bazı ivedi adımların atılması zorunludur” denilen açıklama şöyle devam etti:

    “Bu çerçevede okulların yüz yüze eğitime hazır hâle getirilmesi ekseninde okullara bütçe/ödenek tahsisi yapılmalı, okullarda güvenlik önlemleri artırılmalı, öğrenme kayıplarının hızlı bir şekilde tespiti ve giderilmesi için ilave kurs/ders imkânları getirilmeli, istekleri dâhilinde aşılamada öğretmenlere öncelik verilmeli, unvan değişikliği sınavları başta olmak üzere ertelenen sınavlar bir an önce gerçekleştirilmeli, salgın sürecinde ortaya çıkan özlük hakları kayıplarını telafi edecek, yüz yüze eğitime ara verilmesi hallerine ilişkin toplu sözleşme hükmünü eksiksiz hayata geçirecek somut düzenlemeler yapılmalıdır. Salgın süreci eğitim sistemi içindeki tüm paydaşlarla işbirliğine dayalı etkin bir iletişimin önemini ortaya koymuştur. Bundan sonraki süreçte, bunun gereklerini yerine getiren adımlar atılması olumlu olacaktır.”

  • Eğitim Bir-Sen Oltu Temsilcisi gazetecileri unutmadı

    Eğitim Bir-Sen Oltu Temsilcisi gazetecileri unutmadı

    Eğitim Bir-Sen Oltu Temsilcisi Yakup Can ve yönetim kurulu üyesi Adem Dursun ile birlikte Oltu’da ki Ulusal ve Yerel basının temsilcilerine 10 Ocak Çalışan Gazeteciler günü münasebetiyle nezaket ziyaretinde bulundular.

    İHA Oltu Temsilcisi Dursun Murat Aydın’ı ziyaret eden Eğitim Bir-Sen Oltu Temsilcisi Yakup Can, “İlkeli, doğru ve tarafsız bir şekilde çalışarak, vatandaşlarımızın haber alma hakkını sağlayan ve toplumun genel talep ve görüşlerini kamuoyuna yansıtma görevini üslenen gazeteci, toplumun gözü, kulağı ve sesidir. Vatandaş ile yönetim arasında köprü vazifesi gören basın mensuplarımız bu yönüyle de milletin duygularına tercüman olmaktadır. Bu duygu ve düşüncelerle; bu önemli işe emek ve gönül veren tüm basın mensuplarımıza sağlık, mutluluk ve başarılarla dolu uzun bir meslek yaşamı diliyor, ebediyete irtihal eden basın mensuplarını rahmetle anıyor, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutluyorum” dedi.

    Ziyaretten son derece memnun kalan Gazeteci Dursun Murat Aydın, “Bizleri unutmayarak ziyaretimize gelen Eğitim Bir-Sen Oltu Temsilciliğine çok teşekkür ederim. Yılda bir kez de olsa hatırlanmak çok güzel” dedi.

  • Eğitim Bir-Sen Öğretmenlik Meslek Kanunu’nu gündemine aldı

    Eğitim Bir-Sen Öğretmenlik Meslek Kanunu’nu gündemine aldı

    Memur-Sen ve Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, öğretmenlerin yetiştirilmeden, emekliliğe kadar olan meslek hayatındaki eksikliklerin Öğretmenlik Meslek Kanunu’nu ile giderileceğini belirtti.

    Genel Başkan Ali Yalçın, Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun olmamasını hukuki bir boşluk ve mesleki açıdan yoksunluk olarak gördüğünü söyledi. Yalçın, geleceğin sağlam temellerde kurulmasında en büyük rolü oynayan öğretmenlere gereken hassasiyetin verilmesi gerektiğini vurguladı.

    “İnsanın, özünü keşfetmeye, kişiliğini inşa etmeye yönelik en büyük eylemi eğitimdir”

    Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun gerekliliğinin altını çizen Yalçın, “İnsanın, özünü keşfetmeye, kişiliğini inşa etmeye yönelik en büyük eylemi eğitimdir. Eğitimi, eğitim-eğitilen çerçevesinde, insanların birbirleriyle ilişkisinden, iletişiminden ve etkileşiminden beslenen akli süreçlerin hâkim olduğu ve ahlaki sonuçların hedeflendiği faaliyetler bütünü olarak kabul ediyoruz. Eğitimi, tam da bu yüzden hem bilim hem de hizmet noktasında vazgeçilemez, ertelenemez, yok sayılamaz, devre dışı bırakılamaz, alternatifi oluşturulamaz konumda görüyoruz.

    Eğitimde geriye düşenin ahlakta, adalette, merhamette, bilimde öne çıkması, teknolojide önde olması, ekonomik ve diplomatik düzlemde fark oluşturması mümkün olmaz. Öğretmenlik, insanlığın en kadim ve önemli mesleklerinden biridir. Öğretmen, çocuklarımızın şuur sermayesini artırma, bilgi haznesini büyütme, idrak zeminini güçlendirme, hikmeti keşfetme, hakikate ulaşma konusunda beşerin insanlaşması ve bireyin uzmanlaşması yolculuğunda hem rehber hem de rol modeldir. Bu vasıf, öğretmenlik mesleğinin tarih boyunca önemli ve değerli kabul edilmesinin de başlıca sebebidir. Eğitimde örnek gösterilen ülkelerde olduğu gibi, öğretmenliğin kamu sistemi içerisinde tanımlanmış eğitim-öğretim hizmetleri sınıfından müstakil bir meslek kanununa kavuşturulması hususu artık daha fazla ötelenmemelidir. Mesleğin hak ettiği şekilde tanımlanması, sosyal zeminde öğretmenlerin itibarının, haklarının korunması ve artırılması, yönetmeliklerle, genelgelerle oluşan görev, yetki, ehliyet, liyakat noktasındaki dağınıklığın giderilmesi için meslek kanununun ivedilikle yürürlüğe konulması gerekmektedir” şeklinde konuştu.

    “Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun olmaması; hukuki açıdan boşluk, mesleki açıdan ise yoksunluktur”

    “Ülkemizde resmî ve özel eğitim kurumlarında fiilen görev yapan 1 milyon 200 bin öğretmen var iken, öğretmenin yetiştirilmesinden emekliliğine kadar öğretmenlik mesleğini bütün olarak ele alan bir Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun olmaması; hukuki açıdan boşluk, mesleki açıdan ise yoksunluktur” diyen Yalçın şunları kaydetti:

    “Kanun, hedefler ve gerçekler bağlamında uluslararası standartlara uygun bir kariyer mesleği niteliğini taşımalı; öğretmenin etkinliğini artıracak, itibarını yükseltecek hükümler içermelidir. Meslek kanununun yapılması için gereken talep de yazılması için gereken birikim de var. Bundan sonra bir tek şeye ihtiyaç var. O da kanunun çıkarılmasını hızlandıracak irade. Bizler Türkiye’nin bütün illerinden hep birlikte o iradeyi harekete geçirmek için sesleniyoruz: Meslek kanunumuzu istiyoruz, daha fazla beklemek istemiyoruz. Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun çıkarılması hedefine, 11. Kalkınma Planı’nda da Millî Eğitim Bakanlığı’nın 2023 Eğitim Vizyonu’nda da yer verilmesi, hem talebemizi doğruluyor hem de tepkimizi haklı kılıyor. Meslek kanununun çıkarılması noktasında niyet ve kararlılığın kamuoyuna deklare edilmesinin üzerinden iki yıl geçmesine rağmen, bugüne kadar kamuoyuna net, açık ve kesin bir içerik paylaşımı yapılmış değildir. Millî Eğitim Bakanlığı’nca yürütülen çalışma, hazırlanan taslak, öngörülmüş bir tasarım mutlaka başta yetkili sendika olmak üzere, paydaşlarla iş birliği içinde ele alınarak olgunlaştırılmalıdır.”

    “Biz, meslek kanununda, öğretmenlerin özlük haklarının uluslararası standartlar çerçevesinde tanımlanmasını ve geliştirilmesini istiyoruz”

    Önerdikleri meslek kanununun öğretmenlerin statüsünü arttıracağını söyleyen Yalçın, “Eğitim çalışanlarının en güçlü sesi, genel yetkili sendikası olarak, gerek akademik yayınlar gerek raporlar gerekse alan ve teşkilat taramalarıyla Öğretmenlik Meslek Kanunu noktasında gündemin oluşmasını sağladık. Birçok konuda olduğu gibi bu konuda da gündemi belirledik. Nelere ihtiyaç duyulduğu, meslek kanununun hangi nitelikte olması gerektiği hususlarını 2018 yılında hazırladığımız ’Öğretmenlik Meslek Kanunu İhtiyaç ve Öneriler’ başlıklı raporla kamuoyuna açıkladık. ‘Öğretmenlik Meslek Kanunu, öğretmene destek kanunu olmalı’ üst başlığıyla kamuoyunun dikkatini çekmeyi, içeriğe ve olması gerekenlere ilişkin farkındalık oluşturmayı hedefledik. Yaptığımız çalışmaların, araştırmaların, yayınlarımızın ve hazırladığımız raporların ürettiği birikimi esas alarak ‘nasıl bir meslek kanunu olmalı, meslek kanununda neler olmalı’ sorularına verilecek cevaplarımızı netleştirdik. Tespitlerimizi ve tekliflerimizi burada bir bütün olarak ifade edecek değiliz, başat konu başlıklarına yönelik teklif ve talepleri ifade etmekle yetineceğiz. Öncelikle resmî veya özel öğretim kurumu ayrımı yapmaksızın bütün öğretmenleri kapsayacak, öğretmenlik mesleğinin bütün boyutlarını ele alacak bir yasal düzenlemeye duyulan ihtiyaç konusunda geniş bir toplumsal mutabakatın varlığı herkesçe kabul edilmelidir. Bu mutabakatın faydalı bir sonuç doğurması, meslek kanununun ‘öğretmenlerin statüsünü, toplumsal itibarını yükseltebilecek, haklarda kazanç sağlayacak, çalışma şartlarını iyileştirecek, şiddeti de önleyecek’ türden bir içerikle uygulamaya konulmasıyla mümkündür. Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun eğitimin niteliğinin artmasına doğrudan ya da dolaylı olarak katkı sağlayacak pek çok düzenlemeye yasal dayanak oluşturma potansiyeli bulunmaktadır. Biz, meslek kanununda, öğretmenlerin özlük haklarının uluslararası standartlar çerçevesinde tanımlanmasını ve geliştirilmesini istiyoruz” ifadelerini kullandı.

  • Eğitim Bir-Sen Genel Başkanı Yalçın: “Yükseköğretim kapasitesi artırılmalıdır”

    Eğitim Bir-Sen Genel Başkanı Yalçın: “Yükseköğretim kapasitesi artırılmalıdır”

    Eğitim Bir-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, “Yükseköğretim kapasitesi artırılmalıdır” dedi.

    Eğitim Bir- Sen tarafından hazırlanan “Yükseköğretime Bakış 2020: İzleme ve Değerlendirme Raporu” açıklandı. 2016 yılından itibaren eğitime ilişkin izleme ve değerlendirme raporlarının yayımlandığını hatırlatan Eğitim Bir-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, “Türkiye’de bir ilk olarak yükseköğretim sistemini yıllık olarak izleme ve değerlendirme çalışmalarına 2017 yılında çıkardığımız Yükseköğretime Bakış 2017 raporuyla başladık. Gayemiz, daha etkin, daha verimli, dolayısıyla da daha kaliteli bir yükseköğretim sisteminin tesis edilmesine yardımcı olmaktır” dedi.

    “Yükseköğretime Bakış” raporlarının amacına ilişkin Yalçın, ”Türkiye yükseköğretim sisteminin mevcut durumu ve eğilimlerini uluslararası karşılaştırmalarla birlikte bütünsel ve kapsamlı bir şekilde veriye dayalı olarak incelemek ve değerlendirmektir. Bu izleme ve değerlendirme raporuyla yükseköğretim ve bilim politikalarının daha fazla tartışılmasına katkıda bulunmayı hedefliyoruz. Yükseköğretime Bakış 2020: İzleme ve Değerlendirme Raporu, mevcut yükseköğretim sisteminin göstergelerini kapsamlı bir şekilde inceleyerek, sistemin durumunu, eğilimlerini ve muhtemel müdahale ve iyileştirme alanlarını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Böylece oldukça zengin bir gösterge setinden hareketle Türkiye’deki yükseköğretim politikalarının bağımsız bir şekilde değerlendirilmesi yapılmaktadır. Türkiye yükseköğretim sisteminin güncel durumunun ele alındığı ve yükseköğretim politikalarının gündeme getirildiği bu raporun yükseköğretim camiası ve tüm Türkiye için faydalı olacağına inanıyoruz” diye konuştu.

    2019 yılında yükseköğretimin öğrenci kaynağını oluşturan ortaöğretimden toplamda 1 milyon 50 bin öğrencinin mezun olduğunu kaydeden Yalçın, ”2012 yılında zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılması üzerine Türkiye’nin ortaöğretim mezuniyet oranlarında hızlı bir artış gerçekleşmiştir. Buna karşın 2017 yılında OECD ülkeleri arasında Türkiye, lise mezuniyet oranı bakımından sonlarda yer almaktadır. Ortaöğretime kayıtta sağlanan başarının ortaöğretimden mezuniyette sağlanamadığı görülmektedir. 2011-2020 yılları arası 10 yıllık periyotta ÖSYS’ye başvuran aday sayısı yüzde 42 artış gösterirken, üniversite giriş sınavı sonucu yerleşen aday sayısı ise sadece yüzde 17 artmıştır. 2020 yılında liseden yeni mezun olanların yüzde 32’si bir yükseköğretim programına yerleştirilebilmiştir. Bu veriler, liseden yeni mezun olanların üçte ikisinden fazlasının üniversite giriş sınavının ilk senesinde bir programa yerleşemediğini ortaya koymaktadır. Bu durum, yükseköğretime giriş sınavından kaynaklı arz ve talep uyumsuzluğunun önümüzdeki yıllarda da devam edeceğini göstermektedir” dedi.

    Son beş yılda yükseköğretimde toplam yeni kayıt öğrenci sayısının yaklaşık 40 bin azalarak 2019 yılında 1 milyon 367 bin olarak gerçekleştiğini söyleyen Yalçın, ”Yüz yüze öğretim yeni kayıt sayısı ise son beş yılda 4 bin artış göstermiş ve 831 bin olarak gerçekleşmiştir. Birkaç yıldır raporlarımızda dikkat çektiğimiz üzere yükseköğretim sisteminde 2006-2014 yılları arasında yaşanan genişlemeden sonra 2015 sonrasında ciddi bir yavaşlama ve duraksama görülmektedir. 2009 yılında 3 milyon 477 bin 940 olan toplam öğrenci sayısı 2019 yılında 7 milyon 940 bin 133’e yükselmiştir. 10 yıllık süre zarfında lisans ve lisansüstü öğrenci sayısı yaklaşık iki katına çıkarken, ön lisans öğrenci sayısı yaklaşık üç katına çıkmıştır. Açık öğretimin Türkiye yükseköğretim sistemi içerisindeki payı artmaya devam etmektedir. 2015-2019 yılları arasındaki toplam ön lisans ve lisans öğrenci sayıları içinde açık öğretim öğrenci oranlarında yaşanan değişime bakıldığında açık öğretimin lisans içindeki payı hemen hemen sabit kalırken, açık öğretimin ön lisans içindeki payı yüzde 54’ten yüzde 67’ye çıkmıştır. 2019 yılı için 4 milyon 117 bin açık öğretim öğrencisinin 3 milyon 436 bini Anadolu Üniversitesi’nde okumaktadır” ifadelerini kullandı.

    25-34 yaş grubunda yükseköğretim mezunu oranları incelendiğinde 2018 ile 2019 yıllarında kadınların yükseköğretim mezun oranının erkeklerin oranını geçtiğini belirten Yalçın, 2019 yılında 25-34 yaş grubunda yükseköğretim mezunu olan kadınların oranının yüzde 32,9 iken, erkeklerin oranının yüzde 31,1 olarak gerçekleştiğini açıkladı. Mevcut göstergeler dikkate alındığında önümüzdeki yıllarda 30-34 ve 35-39 yaş gruplarında nüfus içinde yükseköğretim mezunu kadınların oranının erkeklerin oranını geçeceğini bildiren Yalçın, ”Türkiye, OECD ülkeleri arasında yükseköğretim mezunu oranları bakımından son sıralarda yer almaktadır. Sadece 25-34 yaş aralığı için OECD ülkeleri yükseköğretim mezun oranları ortalaması ve Türkiye’nin oranı arasında yüzde 10 puanlık fark vardır. 2019 yılında ön lisans düzeyinde 311 bin kişi, lisans düzeyinde 486 bin kişi, yüksek lisans düzeyinde 86 bin kişi, doktora düzeyinde ise 8 bin kişi yükseköğretimden mezun olmuştur. Yükseköğretim mezunlarının istihdam oranları daha düşük eğitimli kişilere göre daha yüksek olmaya devam etmektedir. 2020 yılında 129 devlet üniversitesi, 79 vakıf yükseköğretim kurumu olmak üzere Türkiye’de toplamda 208 yükseköğretim kurumu bulunmaktadır” diye konuştu.

    2019-2020 öğretim yılı itibarıyla yükseköğretimde 51 bin araştırma görevlisi, 38 bin öğretim görevlisi ve 86 bin öğretim üyesi bulunduğunu dile getiren Yalçın, Türkiye’nin mevcut yüz yüze öğrenci sayısı dikkate alındığında OECD ortalamasında öğretim elemanı başına düşen öğrenci sayısına sahip olması için toplam öğretim elemanı sayısının 124 binden 206 bine çıkarılması gerektiğine dikkat çekti. Yalçın konuşmasının devamında şu ifadelere yer verdi:

    “Türkiye’deki öğrenci, öğretim üyesi ve dolayısıyla öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayıları açısından yükseköğretim kurumları arasında heterojen bir dağılım söz konusudur. Türkiye’nin öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısı, OECD ortalamasından oldukça yüksektir ve bu durum, eğitim kalitesini olumsuz etkilemektedir. 2016 yılında yükseköğretim bütçesinin merkezi yönetim bütçesine oranı yüzde 4,17 iken, 2020 yılında yüzde 3,3’e düşmüştür. Merkezi yönetim bütçesinden yükseköğretim bütçesine ayrılan pay, son beş yılda sürekli azalmıştır. 2014-2018 yılları arasında Türkiye, AR-GE personeli sayısını yüzde 49 artırmıştır. Türkiye’nin AR-GE personel sayısı artış eğiliminde olmasına karşın uluslararası kıyaslamalar, Türkiye’deki AR-GE personel sayısının düşük olduğunu göstermektedir.”

    Yalçın, rapor önerilerini ise şu şekilde sıraladı:

    “-Yükseköğretime olan talebin her geçen yıl artacağı göz önünde bulundurularak yükseköğretim kapasitesi artırılmalıdır.

    – Yükseköğretimin farklı alanlarında mevcut veya yeni açılacak programların kontenjan sayılarına ilişkin kararlar, iş gücü piyasasının ihtiyaçları ve istihdam imkânları dikkate alınarak verilmelidir.

    – Lise son sınıf düzeyinde üniversite giriş sınavına başvuran ve bir yükseköğretim programına yerleşen öğrenci oranı her geçen yıl düşmektedir. Bu düşüşün nedenleri ayrıntılı olarak incelenmeli ve mevcut yükseköğretim kontenjan politikaları gözden geçirilmelidir.

    – Türkiye yükseköğretimindeki toplam öğrenci sayısı artış eğiliminde görünüyor olsa da bu artış eğiliminin açık öğretimdeki büyümeden kaynaklı olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Gelinen noktada, Türkiye’de bir yandan ortaöğretimden mezun olan genç sayısı artmaya devam ederken, son yıllarda toplam yüz yüze yükseköğretim öğrenci sayısı artırılamamıştır. Türkiye, yükseköğretim sisteminin daha nitelikli büyümesi ve artan yükseköğretim talebine cevap üretebilmesi için, tercih edilebilir yüz yüze programların sayısını ve kapasitesini artırmalıdır. Açık öğretimin yükseköğretim içerisindeki payı düşürülmeli ve toplumsal saygınlığı yüksek verimli bir sistem inşa edilmelidir.

    – Başta vakıflar olmak üzere yükseköğretim kurumlarının yurt sathında daha dengeli dağılmasına yönelik politikalar geliştirilmelidir. Aynı şekilde, toplam öğrenci sayılarının yükseköğretim kurumları arasında daha dengeli dağılımının sağlanarak eğitim hizmetinin kalitesini artırıcı politikalar izlenmelidir.

    – Doktora mezun sayısındaki artış eğilimi önemli olmakla birlikte Türkiye’nin mevcut doktoralı öğretim elemanı ihtiyacı dikkate alındığında doktora mezun sayısının daha da artırılmasına ihtiyaç vardır.

    – Son yıllarda yükseköğretimden mezun olanların yaklaşık dörtte biri açık öğretim mezunlarıdır. Açık öğretimin yükseköğretim sistemi içerisindeki payı azaltılmalıdır.

    – Özellikle genç işsizliği azaltmaya ve genç istihdamını artırmaya yönelik etkin politikalar geliştirilmelidir.

    – Türkiye’nin öğretim üyesi açığının kapatılması için lisansüstü eğitimi destekleyen ulusal ve uluslararası programların kapasiteleri genişletilmelidir.

    – Devlet ve vakıf yükseköğretim kurumları arasında öğretim üyesi ve öğretim elemanı başına düşen öğrenci sayıları bakımından aşırı farklılaşmalar söz konusudur. Öğretim elemanı ihtiyacı olan yükseköğretim kurumlarının personel ihtiyacının karşılanmasına öncelik verilmelidir.

    – Türkiye’de öğrenci başına yapılan harcamaların OECD ülkeleri ortalamasına çıkarılması için Türkiye’nin mevcut yüz yüze öğrenci sayısı temel alındığında kamunun 2019 yılı fiyatlarıyla yükseköğretim harcaması 35,41 milyar TL’den 59,55 milyar TL’ye çıkarılmalıdır. Hem bölünen üniversiteler hem de 2006 ve sonrasında kurulan (üçüncü dalga) üniversitelerin yatırım harcamaları ihtiyaçları da dikkate alınarak, yükseköğretime ayrılan bütçe artırılmalıdır.

    – Fırsat eşitliğini sağlamak ve erişim oranlarını artırmak için yükseköğretimde burs alan öğrenci sayısı artırılmalıdır.

    – Türkiye adresli uluslararası yayın ve patent sayılarında genel olarak artış eğilimi söz konusudur. Ancak, Türkiye’nin uluslararası yayın ve patent sayıları yeterli düzeyde değildir. Türkiye’nin AR-GE kapasitesini geliştirmesi ve uluslararası yayın ve patent sayılarını artırması için araştırmacı sayısının artırılması elzemdir. Bunun için uluslararası yayın teşviklerinin ve akademik personelin ortalama uluslararası yayın sayıları artırılmalıdır. Uluslararası araştırmacı ve akademisyenlerin Türkiye’de çalışmalarını teşvik için çalışma şartları cazip hâle getirilmelidir.“

    Yalçın, konuşmasının sonunda Covid-19 tedbirlerine uyulması çağrısında bulunarak, yüz yüze eğitimin öncelenebilmesi için maske, mesafe ve hijyen kurallarına özen gösterilmesi gerektiğini söyledi.