Etiket: biliyordu”

  • Eski çete lideri Nedim Yaşar öldürüleceğini biliyordu

    Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da, “Kökler: Bir Gangsterin Çıkış Yolu” isimli kitabının tanıtımı sonrası silahlı saldırıya uğrayarak infaz edilen eski çete lideri Nedim Yaşar’ın öldürüleceğini önceden bildiği ortaya çıktı.

    Eski çete lideri Nedim Yaşar, Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da “Kökler: Bir Gangsterin Çıkış Yolu” isimli kitabının tanıtımı sonrası silahlı saldırıya uğrayarak öldürüldü. Motosiklet çetesi Bandidos’a bir dönem destek grubu olarak faaliyet gösteren Los Guerreros çetesinin eski lideri Nedim Yaşar’ın öldürüleceğini önceden bildiği öğrenildi.

    20 ülkede faaliyet gösteren çete

    Dünyanın en tehlikeli motosiklet çeteleri arasında yerini alan Teksaslı Bandidos çetesinin Türkiye dahil 20’den fazla ülkede 2 bin 500’den fazla üyesi bulunuyor. Üyelerin karıştığı suçlar arasında kokain, meth ve esrar dağıtımı, haraç ve kadın ticareti yer alıyor.

    2012 yılında ayrıldı

    Motosiklet çetesinin Danimarka’daki alt destek gruplarından biri olarak bilinen ve daha sonra lağvedilen “Los Guerreros” adlı grubun eski lideri Nedim Yaşar, katıldığı birçok radyo ve televizyon programında çetenin kullandığı metotları deşifre ediyordu. Yeni nesillerin çete üyeliğine özenmemesi için ceza infaz kurumunun düzenlediği seminerlere konuşmacı olarak katılan Yaşar’ın, polis kayıtlarına göre 2012’de destek grubundan ayrıldığı biliniyor.

    Öldürüleceğini biliyordu

    Yakın akrabaları, Nedim Yaşar’ın katıldığı radyo ve televizyon programlarında sürekli tehditler aldığını, takip edildiğini ve öldürüleceğini dile getirmesine rağmen Danimarka polisinin gerekli tedbirleri almadığını ifade etti. Sistematik olarak tehditler alan Yaşar’a Kopenhag polisinin acil durum için alarm telefonu verdiği ancak saldırıya uğradığı sırada bu telefonun yanında olmadığı öğrenildi. Öte yandan uzmanlar ani saldırılarda alarm telefonlarının işe yaramayacağını açıkladı.

    “Birileri Nedim Yaşar’ın çok konuştuğunu düşünmüş olabilir”

    Nedim Yaşar’ın geçmişinin kendisini takip ettiğini hatırlatan çete uzmanı Poul Kjellberg, “Nedim Yaşar defalarca tehdit edildiğini ifade etmişti. Ancak buna rağmen yılmadan Bandidos destek grubu Los Guerreros’un hangi faaliyetlerde bulunduğunu ve metotlarını anlatmaya devam ediyordu. Bu infazla çete diğer üyelerine açık bir mesaj göndererek örgütün şifrelerini kimsenin açık etmesine izin verilmeyeceğini göstermek istedi” ifadelerini kullandı.

    Danimarkalı sevgilisinden sosyal medya üzerinden elveda mesajı

    Ölümünün ardından Nedim Yaşar’ın sevgilisi Emilie Riddersholm sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Kelimeler şu an duygularımı tarif edemez. Artık burada olmadığını düşündüğümde tüm vücudumu acıtıyor. Yaptığın her şeyle sonsuz gurur duyuyorum. Sen benim hayatımın aşkısın. Sonsuza dek kalbimde olacaksın ve tekrar buluşacağımız güne kadar seni özleyeceğim. Seni bu hayattan daha çok seviyorum. İyi Uykular tatlı aşkım” ifadelerini kullandı.

    Nedim Yaşar 1987 yılında Konya’nın Kulu ilçesi Karacadağ köyünde dünyaya geldi. 4 yaşındayken ailesiyle birlikte Danimarka’ya göç eden Yaşar, radyo programlarında anılarından ve deneyimlerinden bahsediyordu. Yaşar Danimarka’da organize suç örgütleriyle ilgili bir kitap çıkarmıştı.

  • Batuhan Yaşar: “Pilot tellerinin yerini biliyordu”

    İhlas Haber Ajansı ve TGRT Haber Ankara temsilcisi Batuhan Yaşar, Türkiye Gazetesi’ndeki köşesinde, “Cougar neden düştü? Suçlu kim?”, “Uçuş öncesi brifing alındı… Karakutu kayıt yapmış mı?”, “Pilotlar bölgeyi ve engelleri biliyorlar mı?”, “İsviçre’deki olayda raporda ne vardı?”, “Engel tanıma sistemi olsaydı da düşer miydi?”, “Helikopterlerimizdeki son durum ne?”, “İhale niye iptal edildi… O general kimdi?” sorularına cevap aradı

    Batuhan Yaşar’ın “Cougar neden düştü? Suçlu kim?” başlıklı yazısının tamamı ise şöyle:

    “Neredeyse 10 gündür bu konuyu araştırıyorum…

    Konu ile alakalı kim varsa hepsi ile konuştum…

    Helikopter pilotlarından olayı tekrar tekrar dinledim, sorular yönelttim…

    Suçlu kim biliyor musunuz?

    80 milyon hepimiz…

    Olayı deştikçe altından milletçe kılcal damarlarımıza işlemiş anlayış ve uygulama problemlerimiz çıkıyor…

    Ama hemen altını çizerek belirtmek isterim ki bu yazıda hiç kimseyi ve hiçbir kuruma suçlama yöneltmedik.

    2005 yılından başlayarak Şenoba’da geçen hafta yaşanan o elim olaya kadar neler oldu, hangi yazışmalar yapıldı, kim ne talep etti veya reddetti?

    Güvenilir kaynaklardan topladığımız bu bilgiler eşliğinde olayları tüm çıplaklığı ile aktarmaya çalışacağız…

    Uçuş öncesi brifing alındı… Karakutu kayıt yapmış mı?

    Şenoba kalkışı öncesinde de uçuş brifingi alınmış… (Bu standart bir uygulama)

    Uçuş güzergahı tespit edilmiş…

    Engel haritalarına bakılmış ve bölgedeki engelleri anladıklarına dair belge imzalanmış.

    Ayrıca bu helikopterlerde uçuş boyunca telsiz konuşmalarını kaydeden bir karakutu da bulunuyor.

    – Peki bu helikopterde de karakutu var mıydı?

    – Olması lazım… Hepsinde olur. Uçan her alette bir flight recorder olur. Bunda da var. Düşüş öncesinde neler yaşandı, neler konuşuldu? Bunlar önemli tabii…

    – Pilotlar bölgeyi ve engelleri biliyorlar mı?

    – Her iki pilot da tecrübeli… O bölgede ilk kez uçmuyorlar… Bölgeyi hatta o tellerin orada olduğunu çok iyi biliyorlar…

    “Engel tanıma sistemi” olsaydı da düşer miydi?

    İşte en can alıcı soru bu…

    Dünyada meydana gelen kazaların yüzde 17’si tellere, elektrik direklerine çarparak gerçekleşiyor…

    Suçlamalara bakalım, ne yazıldı ne çizildi:

    “Engel tanıma sistemi olsaydı bu kaza olmayacaktı… Bu sistem var ve biz bunu almadık. Helikopter de bu yüzden düştü”

    “Bu yanlış bir algı. Cihazı takacağız her şey düzelecek. Bir daha kaza olmayacak. Böyle bir şey yok. Her cihazın kendine göre bir önleme kabiliyeti var.”

    Zaten her kaza tek bir faktöre bağlanmıyor. 3-5 hata faktörünün arka arkaya gelmesiyle oluyor.

    İsviçre’deki olay…

    İsviçre’de yine aynı şekilde elektrik tellerine takılarak düşen bir helikopterle ilgili olarak kaza raporundaki şu cümle dikkat çekiciydi:

    “Helikopterin tele takılıp düştüğü değil de düşerken teli kopardığı anlaşılıyor”

    Kazadan 1 gün sonra, helikopterin elektrik tellerine çarparak nasıl düştüğünü anlatan görüntüleri izlemiştik.

    Kaza kırım raporu ve kokpit telsiz konuşma kayıtları olayın nasıl gerçekleştiğini hiçbir şüpheye mahal bırakmadan ortaya koyabilir…

    Geçen sene düşürülen Süper Kobra’nın füze erken uyarı sisteminin (HEWS) devreye girmediği anlaşılmıştı. Yapılan incelemede sistemin açısının daraltıldığı ortaya çıkmıştı…

    Aktif mi pasif mi?

    İki türlü engel tanıma sistemi var. Helikopterin üzerine takılan lazer, kamera veya detektörle çalışanına aktif sistem deniliyor. Bunların ağırlığı 100 kiloya kadar çıkabiliyor.

    Coğrafyadaki tüm engellerin, direklerin, tellerin yerlerinin haritalara işaretlendiği sisteme de pasif deniliyor.

    – İkisi de yüzde 100 kesin çözüm mü peki?

    – Hayır. Dünyada, üzerinde aktif sistem olan ama tellere takılıp düşen bir çok helikopter kazası var.

    – O zaman pasif sistem için daha güvenli diyebilir miyiz?

    – Veriler, engeller zamanında haritalara yüklenmezse bu sistemin de bir anlamı yok. Sürekli güncellenmesi gerekli…

    Helikopterlerimizdeki son durum:

    ATAK’larda ilk 9’u (Duhul) hariç hepsinde pasif engel tanıma sistemi var. İlk 9’una da en kısa sürede yüklenecek. Şu ana kadar 21 ATAK teslim edildi.

    Yine Jandarma’nın elindeki 22 genel maksat helikopterinin 11’inde de bu sistem var.

    Ama Şenoba’daki tellerin Jandarma helikopterlerinin de harita sistemlerinde de görünmediği ortaya çıktı….

    Veriler on-line işlenecek…

    Türkiye’de 38 bin 632 adet münferit anten, 1,5 milyon km uzunluğunda tel ve 8 milyon elektrik direği mevcut.

    Engel haritalarının sürekli güncellenmesi gerekiyor. Arazide bir değişiklik olduğunda sisteme işlenmesi çok önemli. Online çalışan bir sistem kuruluyor. Özel veya kamu bundan böyle diktiği engelleri bildirecek. Harita Genel Komutanlığı da bu bilgileri sisteme girecek ve bilgi eş zamanlı olarak tüm birliklere dağıtılacak.

    Düğmeye basıldı 3 ay içinde

    Edindiğimiz bilgilere göre sistemin hemen işlerlik kazanması için Savunma Sanayii Müsteşarlığında (SSM) yoğun bir mesai var.

    250 helikoptere 3 ay içerisinde engel tanıma sistemleri takılacak. Engelleri gösteren haritaların bulunduğu tabletler hızla kokpitlere yerleştirilecek. Uçuş sistemine daha sonra entegre edilecek.

    Hikaye 2005’te başlıyor…

    Bir defa bu yazacaklarımı okumadan önce;

    TSK’nin ihtiyaç makamı,

    SSM’nin de tedarik makamı olduğunun çok iyi anlaşılması gerekiyor…

    Talep edeceksin ki tedarikin gerçekleştirilsin.

    Türkiye’nin engel tanıma sistemi macerası 12 yıl önce 2005’te başlamış.

    İhale niye iptal edildi… O general kimdi?

    Yazışmalar tam bir büyük siyah klasöre zor sığıyor. Fazla uzatmadan anlatalım:

    2008’de Aselsan ve Meteksan’a görev verilmiş.

    2009’da TÜBİTAK kaynağım yok diyerek çekilmiş.

    2010’da SSM projeyi yeniden başlatmış.

    2013’e kadar aktif sistem üzerinde konsensüs sağlanamayınca pasif sisteme dönülmüş.

    2014 yılında ilgili kurumlar ne istediklerini SSM’ye bildirmişler.

    Ve 2015 yılında ihaleye çıkılmış…

    Ama ihale 7 Ocak 2016 tarihinde iptal ediliyor…

    Darbe ve FETÖ sebebiyle ordudan atılan Genelkurmay Plan Prensipler Başkanı Korgeneral Salih Ulusoy, gereksinimlerin karşılanmadığı ve maliyetin etkin olmadığı gerekçesini yazı ile bildiriyor.

    3 milyon dolar için

    Herkes çok iyi bilir ki Milli Savunma Bakanı Fikri Işık ve Savunma Sanayii Müsteşarı İsmail Demir, projeleri titizlikle takip ederler.

    Neredeyse 500 proje günlük hatta saatlik olarak takip edilir…

    2016 başındaki iptalin ardından SSM, engel sisteminin acil alımına karar veriyor.

    Bu sefer de SSM’deki bir daire başkanlığı inisiyatif kullanarak ve de 3 milyon dolar için ihaleyi iptal ediyor. Hem de yukarıya bilgi vermeden!

    Şimdi bir taraftan da soruşturma yürütülüyor.

    Haklı olarak diyorsunuz ki bu saatten sonra soruşturma başlatılsa ne olur…

    Hayır öyle değil… Bir daha benzer olayların yaşanmaması için bu çok önemli.

    Yorumu size bırakarak burada noktayı koyalım…

    Görüldüğü gibi yaşadığımız bu acı olayın bir çok boyutu varmış….”

  • Batuhan Yaşar: “ABD, PYD’yi vuracağımızı biliyordu”

    İhlas Haber Ajansı ve TGRT Haber Ankara Temsilcisi Batuhan Yaşar, “DEAŞ niçin Kerkük’te ortaya çıktı”, “Neden Musul harekâtı Bağdat’tan değil de Kuveyt ve Katar’dan yönetiliyor”, “Afrin’deki PYD (PKK) unsurlarının amacı neydi”, “ABD, Ankara’dan hava harekâtları öncesinde neden kendisine bilgi verilmesini istedi”, “Afrin’e son günlerde, havadan silah ve mühimmat atılıyor mu”, “DEAŞ mezhep savaşı mı çıkarmak istiyor” sorularına cevap aradı.

    Batuhan Yaşar’ın “ABD, PYD’yi vuracağımızı biliyordu” başlıklı yazısının tamamı ise şöyle:

    “Hem Suriye hem Irak hareketli.. Ankara karada ve havada operasyonel.. Bir taraftan da sahadaki gelişmeleri yakından takip ediyor.. Sahada türlü türlü dolaplar döndürülüyor..

    Perde önünde değil ama arkasında birbirini tetikleyen olaylar silsilesi ile karşı karşıyayız.

    Musul’un ardından Kerkük de hareketlendi..

    DAEŞ, birdenbire Kerkük’te ortaya çıktı..

    Kafa kesen Şii militanlar (Haşti Şabi) Kerkük yollarına düştü..

    Kaşınan objenin “mezhep savaşları” olduğu artık iyice belirginleşti.

    Evet, Irak ve Suriye kaşınarak bütün yollar mezhep savaşlarına çıkartılmaya çalışılıyor.

    Türk subayları hem Kuveyt hem de Katar’da…

    Musul harekâtı asıl olarak Kuveyt ve Katar’dan komuta ediliyor.

    Koalisyon ülkelerinin Irak ve Suriye’ye düzenledikleri hava harekâtları da buradan yönetiliyor.

    Niye Musul harekâtı Bağdat’tan değil de Kuveyt ve Katar’dan yönetiliyor, yönlendiriliyor bu da ilginç..

    Hem bütün dünyaya askerî inisiyatifin İbadi’de olduğunu söyleyeceksin, hem de Bağdat, operasyon yönetim merkezleri arasında yer almayacak..

    Güvenilir askerî kaynaklardan aldığımız bilgilere göre, askerî direktifler Kuveyt’ten Katar’a ulaştırılıyor. Daha sonra da görev verilen ülkeler hava harekâtlarını gerçekleştiriyor.

    Kuveyt’teki merkez, ön hazırlığı yapıp topu Katar’a atıyor:

    Combined Air Operations Center (Birleşik Hava Operasyon Merkezi)

    Kuveyt’teki operasyon merkezinde bir Türk irtibat subayı (albay) yer alıyor.

    Katar’da iki askerî merkez var:

    1-Special Operations Joint Task Force (Özel Operasyonlar Birleşik Görev Kuvveti Karargâhı)

    2-Combined Air Operations Center (Birleştirilmiş Hava Operasyon Merkezi)

    Katar’daki bu merkezlerde Türkiye bir albay ve bir binbaşı ile temsil ediliyor.

    Sistem, koalisyonda yer alan ülkelerin görevlendirilmesi şeklinde çalışıyor.

    Koalisyon ülkeleri hava harekâtlarını birlikte veya tekil yapabiliyor.

    Türkiye, Rusya ile uçak olayına kadar zaten normal olarak koalisyon güçleri ile birlikte hava harekâtlarına katılıyordu.

    Fırat Kalkanı ile birlikte Suriye üzerinde, koalisyonla birlikte ortak operasyonlar başladı..

    6 ay önce Musul’daki DAEŞ hedeflerini Türk F-16’ları bu koordinasyon çerçevesinde vurdu.

    Güvenilir askerî kaynaklar, Türkiye’nin Irak’ta hava harekâtlarına yakında başlayacağını söyledi:

    “Koalisyon ülkeleri ile mutabakat sağlandı ve Türkiye’den de Irak için hava gücü talep edildi.”

    TSK Afrin’den gelen PKK’yı vurdu…

    Fırat Kalkanı harekâtı başlayalı 2 ay oldu.

    İlk kez Türkiye, PYD/YPG (PKK)’yı bu denli güçlü bir şekilde vurdu.

    İHA raporlarına göre 140-190 arasında terörist etkisiz hale getirildi.

    Peki neden sorusunun cevabını verelim öncelikle..

    Askerî kaynaklardan aldığımız bilgilere göre, Afrin’deki PYD (PKK) unsurları, güneyden El-Bab kasabasına yöneldi. Aşağıdan yani güneyden El-Bab’ı ele geçirip Türkiye’nin ve Fırat Kalkanının önü kesilmek istendi.

    Yeni bir kanton birleştirme hamlesi daha yapıldı.

    Türkiye, PYD’nin ilerleyişini 1 hafta süresince izledi.

    ABD ile irtibata geçti.

    Süre verdi.

    Çekilmezlerse “vururum” dedi.

    Sonrası malum..

    Çok şiddetli bir şekilde 18 PYD (PKK) hedefi yerle bir edildi.

    Stratejik ortakla koordine bu şekilde yapıldı.

    Aynı Kandil’de olduğu gibi..

    Kandil’e Türkiye’nin hava harekâtları yoğunlaşınca ABD, kendi adamlarının bölgede olabileceği gerekçesi ile Ankara’dan hava harekâtları öncesinde kendisine bilgi verilmesini istemişti.

    Harekâta ABD basınının ilgisi…

    Elde ettiğimiz bilgilere göre, PYD (PKK)’ya yönelik hava harekâtının ardından ABD basını, Ankara’yı soru yağmuruna tuttu!

    Sorular iki noktada yoğunlaşıyordu:

    1-Bu hava harekâtını Türkiye, ABD ile koordine etti mi?.. Bölgede ABD’lilerin de olduğu bilgisi doğru mu?..

    2-Çok sayıda sivil kayıptan söz ediliyor.. Sivil kayıplarla ilgili bir açıklamanız olacak mı? (Bu soru çok tanıdık geliyor)

    Asıl mesele Afrin…

    Olayların hızlı, müdahalelerin de bir o kadar çabuk yapıldığı günlerden geçiyoruz.

    Ama atlamayalım Afrin terör örgütü PKK için çok stratejik bir bölge.

    Fırat Kalkanı ile Afrin’in nefes borusu kesilince, terör örgütü harekete geçti.

    Afrin bir ada gibi.. Türkiye’yi çok ama çok yakından ilgilendiriyor.

    Hatırlayın, Amanos Dağlarından Türkiye’yi vuran terör saldırılarını..

    PKK Amanos Dağlarına ve Hatay’a Afrin’den sızıyordu.

    Ankara’daki güvenilir kaynaklar, Afrin’e son günlerde, havadan silah ve mühimmat atıldığı bilgilerine ulaşıldığının altını çizdiler.

    Kim mi atıyor?

    Başkan adayı Clinton’un sözlerine bakabilirsiniz..

    Afrin unutulmuş değil.. Sırasını bekliyor..

    Geldiğin yere geri dön!

    Son hava harekâtı ile, PYD (PKK)’ya verilen mesaj çok açık:

    “Olduğun yerde dur ve geldiğin yere geri dön!..”

    Türkiye, bu yüzden çok güçlü bir şekilde vurdu.

    Hava harekâtı 3 saat aralıksız devam etti.

    Afrin’den, Türkiye’ye atılan havan mermisinin cevabı da terör örgütü açısından en az hava harekâtı kadar acı oldu.

    Afrin’deki 80 PKK hedefi dümdüz edildi.

    Evet, Irak ve Suriye’de kurulan oyun istendiği gibi devam ediyor.

    Sahada kim varsa birbiri ile savaş hâlinde.

    Şimdilerde Kerkük kaşınmaya başlandı.

    Nihai hedef işi mezhep savaşlarına kadar götürebilmek…”