Etiket: Bilinmiyor”

  • Erkekler günü bilinmiyor

    Dünya Kadınlar Günü her yıl 8 Mart Günü düzenlenen çeşitli etkinliklerle kutlanırken, Dünya Erkekler Günü çok fazla bilinmemesi nedeniyle Tokat’ta bu güne dikkat çekmek isteyen turizm gönüllüleri Erkekler Günü’nü kutladı.

    Tokat’ta sosyal farkındalık etkinlikleriyle dikkat çeken Tokat Gönüllü Turizm Elçileri grubunun erkek üyelerinin ’Neden hep kadınlar günü etkinliği var’ şikayetleri üzerine Dünya Erkekler Günü için bir etkinlik düzenledi. ’Dünya erkekler günü kutlu olsun’ şeklinde döviz açan erkekler, hemcinslerine kolonya tutarak Erkekler Günü’nü kutladı. Etkinlikte kadınların yanı sıra birçok erkeğin erkekler gününü bilmediği ortaya çıktı. Tokat Gönüllü Turizm Elçileri Etkinlik Grubu Başkanı Fatma Esin Tuna, kadın erkek ayrımı yapmadıklarını, tüm insanlığı kutladıklarına dikkat çekerek, “Erkekler Günü çok fazla bilinmiyor, kutlanılmıyor. Kadınlar galiba daha çok sahip çıkıyor birbirlerine. Biz hep kadınlar günü için etkinlikler yapıyorduk, erkek grup üyelerimizin şikayeti üzerine bu yıl ilk kez dünya erkekler günü etkinliği düzenledik” dedi.

    “Dünya erkekler günü de bilinsin istiyoruz”

    Ahmet Melih Uçar ise Erkekler Günü’nün çok fazla bilinmediğini ifade ederek,”Bizlerde hemcinslerimizin Erkekler Günü’nü kutladık. Böylece inşallah güzel günler her zaman bilinir. Dünya kadınları günü biliniyorsa dünya erkekler günü de bilinsin istiyoruz” diye konuştu.

    1990’lı yıllarda resmen kutlanmaya başladı

    Dünya Erkekler Günü her yıl 19 Kasım’da kutlanan ve Birleşmiş Milletler tarafından desteklenen uluslararası bir gün. Uluslararası Erkekler Günü resmen ilanı 1990’ları buldu. Erkekler Günü artık her yıl 19 Kasım’da 70’den fazla ülkede kutlanıyor ama Türkiye’de çok fazla bilinmiyor.

  • Sümela’dan daha önce inşa edildi ama onun kadar bilinmiyor

    Trabzon’un Maçka ilçesine bağlı Altındere Vadisi sınırları içerisinde yer alan Vazelon Manastırı Sümela Manastırı’ndan çok daha önce inşa edilmesine rağmen onun kadar tanınmıyor.

    Yaklaşık 100 yıldır kaderine terk edilen manastırın bugünkü görünümünde sadece yapı kalıntılarına rastlanıyor. Birinci katına merdivenle çıkılan ve buradan da küçük bir hole ulaşılan manastır için Maçka Belediyesi tarafından bir çalışma başlatıldı. Restore edilerek turizme kazandırılacağı günü bekleyen manastır için Kültür ve Turizm Bakanlığı bir proje çalışması başlatılırken, manastır için 2019 yılında ihale sürecine girileceği belirtiliyor.

    Muhteşem doğa manzarasının tam ortasında yer alan Vazelon Manastırı’nın havadan çekilen görüntülerde kaderine terk edilmiş durumu gözler önüne serilirken, manastır zaman zaman definecilerin hışmına uğramaktan kurtulamamış.

    Anadolu’nun ilk manastırlarından olan Vazelon Manastırı ilk kez restore edileceği belirtilirken, manastırın Millattan Sonra 270 yılında inşa edildiği tahmin ediliyor. Vazelon Manastırının yapılış tarihi kesin olarak bilinmediğini belirten Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Uluslararası İlişkiler Bölümü Siyasi Tarih Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. İsmail Köse, “Tam tarihleme yapmamız mümkün değildir. Vazelon Manastırı’na dışarıdan bakıldığında 17-18. yüzyıl ortaçağ dönemi yapısı mimarisi görülür. Ancak temellerine indiğinizde yazıtlarına ve vaftiz kayıtlarına bakıldığında manastırın yapıldığı tarihlerin 4. yüzyıllara kadar erken hristiyanlıktaki ilk manastır örneklerine kadar indiği görülür. Manastırlar kompleks yapılardır. Bir köy gibi düşünebilirsiniz. Zaman içerisinde değişir yeni binalar eklenir, ihtiyaç duyuldukça yeni müştemilatlar yapılır ya da yıkılır. Dolayısıyla Vazelon Manastırı da Sümela Manastırı ile benzer şekilde bahsedilen süreçten geçmiş bir manastırdır. Vazelon Manastırı, çok ücra yol geçmez, kuş konmaz bir bölge gibi görünür. Halbuki 1927 yıllarına kadar Vazelon Manastırı’nın bulunduğu yer bölgenin, en hareketli sürekli kervanların geçtiği çevresinde meskûn köylerin bulunduğu bir yerdi. Maçka’nın en hareketli bölgesi neresidir diye sorulsaydı 1900 yıllara kadar Vazelon Manastırı’nın bulunduğu bölge bunlardan birisidir diye cevap vermek mümkündü” dedi.

    “Diyebiliriz ki Vazelon Manastırı bölgedeki en eski manastırdır” ifadelerini kullanan Köse “Kayıtlar bunu böyle gösteriyor fakat tarihi yapılar zaman içerisinde değişti, yeni yapılar bir önceki katmanı örttüğü için Vazelon Manastırı ile ilgili alakalı tam bir tarihi bilgiyi kesinlikle söyleyemeyiz. Sadece ön görüyle tahminle yüzde yüz doğruluğu olamayacak şekilde Vazelon Manastırı’nın tahminen milattan sonra 270 yılında kurulduğunu Sümela Manastırı’nın Vazelon Manastırı’na, Kuştul dahil mum vergisi ödediğini dolayısıyla Sümela Manastırı’ndan daha eski olduğunu bilmekteyiz” diye konuştu.

  • Prof. Dr. Kalpaklıoğlu: “KOAH yeterince bilinmiyor”

    Kronik obstrüktif akciğer hastalığına (KOAH) yönelik düzenlenen bilgilendirme toplantısında Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı İmmunoloji ve Allerji Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Füsun Kalpaklıoğlu, bu hastalığa sahip pek çok kişinin hastalığını bilmediklerini dile getirdi.

    Dünya KOAH Günü sebebiyle Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesinde ve Kırıkkale Yüksek İhtisas hastanesinde çalışan Göğüs ve İç Hastalıkları uzman ve asistanlarına yönelik hekim bilgilendirme toplantısı yapıldı. Etkinlikle KOAH hakkında farkındalık oluşturmayı amaçladıklarını belirten Prof. Dr. Füsun Kalpaklıoğlu, “Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH), yaygınlığı giderek artmakta olan kronik hava yolu hastalığıdır. Erken tanı ile hastalığın önlenmesi mümkün olup morbidite azaltılabilir. Dünya Sağlık Örgütü’nün katılımıyla oluşturulan ‘Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığına Karşı Küresel Girişim Grubu’ tarafından her yıl Kasım ayının üçüncü Çarşamba günü organize edilen Dünya KOAH Günü’nde bu yılın sloganı ‘Havamızı Koruyalım KOAH’sız Yaşayalım’ olarak belirlenmiştir” dedi.

    Hastalık hakkında bilgi veren Prof. Dr. Kalpaklıoğlu, KOAH’ın nefes yollarında mikroplarla oluşmayan bir iltihaplanmaya bağlı oluşan ilerleyici bir akciğer hastalığı olduğunu belirterek “KOAH, tüm dünyada önemli bir halk sağlığı sorunu olmasına karşın, kamuoyu tarafından yeterince bilinmeyen bir hastalıktır. Ülkemizde bulunan 3-5 milyona yakın KOAH’lı hastanın sadece 300-500 bini kendisinde hastalık olduğunu bilmektedir” şeklinde konuştu.

    Doç. Dr. Baççıoğlu: “Sigarayı bırakın ve fiziksel aktivite yapın”

    Sigara içenlerin daha fazla hastalık riski taşıdıklarını ifade eden Doç. Dr. Ayşe Baççıoğlu, “Sigara içenler, içmeyenlere göre daha fazla solunum fonksiyon kaybına ve daha yüksek KOAH ölüm oranlarına sahiptirler. KOAH’lı bir hastanın yapması gereken ilk iş sigarayı bırakmak amacıyla hekime başvurmasıdır. Bunun dışında diğer zararlı toz ve dumandan, kirli havadan uzak durulması gerekir. Bu adımlara ek olarak grip ve zatüre aşılarının yapılması ve nefes yoluyla alınan ilaç tedavisinin yanı sıra fiziksel aktivitenin önerilmesi ve uygulanmasının sağlanması, hastalığın ilerlemesi ve kötü sonuçlarının önlenmesinde önemli bir adımdır. Yeterli bir fiziksel aktivite için ağır egzersizlere gerek yoktur. Herkesin yapabileceği bir aktivite olan yürüyüş, düzenli fiziksel aktivitenin sağladığı hemen tüm yararları sağlayabilmektedir” diye konuştu.

  • Türkiye’de yarı değerli mineralli taşların kıymeti bilinmiyor

    Çalışırken merak saldığı yarı değerli mineral taşları toplayarak sanat evi açan Eskişehirli eski bobinaj ustası Kayhan Dumral, günlük hayatın her alanda kullanılabilen bu taşların, dünyada çeşitlilik bakımdan en çok Türkiye’de bulunmasına rağmen, kıymetinin bilinmediğinden yakınıyor.

    Dumral, Hamamyolu Caddesindeki sanat evindeki atölyesinde 14 senedir, Eskişehir’den ve değişik şehirlerden topladığı yarı değerli mineralli taşlardan değişik takılar, ürünler yapıyor. Kayhan Dumral, 25 sene bobinaj ustalığının ardından merakından dolayı yarı değerli mineralli taşları araştırdığını, internette bu sektörün Türkiye’de neden gelişmediğini araştırırken kendini bu işin içinde bulduğunu söyledi. Yarı değerli mineralli taşlarla ilgili 22 üniversitenin Gemoloji bölümünde eğitim verildiğini belirten Dumral, “Taşları, daha çok gümüş takılarda kullanılmak üzere kabaşon olarak işliyoruz, plaka kesimlerimiz ve kolye ucu imalatımız var. Koleksiyonluk modül mineral örnekleri mevcut. Eskişehir ve çevresinde 22 farklı mineral çeşitliğini tespit ettik, bunlardan işlenebilecek 14 tanesini çeşitli ürünler yapmak için işliyoruz. Akik, mavi kalsedon, jaspır, opel ve ametist gibi birçok çeşit var. Türkiye’de sektör olmadığı için kıymeti bilinmemekte. Üniversitelerde Gemoloji bölümü olarak okutuluyor fakat pek bilen yok. Bölüm olarak 40 yıllık bir mazisi olmasına rağmen pek bilinen bir meslek değil. Henüz emekleme devresinde, bir nebze de olsa gönüllü olarak başladığımız için bu sektöre katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Eskişehir’de yarı değerli taş işlemeciliğinde tekiz. Türkiye genelinde de 30 kişiyi geçmez” dedi.

    “Türkiye’de değerli taş çok ama kıymeti bilinmiyor”

    “Türkiye yarı değerli mineral grubunda çeşitlilik bakımından zengin, ama sektör olmadığı için bu taşlar çıkarılmamaktadır” diyen Dumral, “Çıkarılmadığı için de pek fazla bilinmiyor. Ama sektörün Türkiye’de tanıtılması gerekiyor. Çünkü gezdiğimiz birçok Avrupa ülkesinde bu sektör ileri derecelere varmış. Yabancı yarı değerli taş işlemecileri, Türkiye’nin taşlarını değerlendirmektedir” ifadelerini kullandı.

    “Yarı değerli mineralli taşlar birçok alanda kullanılmakta”

    Yarı mineralli taşlar sadece süs taşı olarak kullanılmadığını dile getiren Kayhan Dumral, şunları belirtti;

    “Günlük yaşantımızda, farklı sanayi ürünlerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Örneğin şeffaf kuarz kristali, elektronik sanayinde entegre devrelerin içinde, yakut kristali lazer ışının yapımında kullanılmaktadır. Bor kristali ise kendi başına ayrı bir değer, çok farklı alanlarda kullanılır. Onun yanında tıpta, kimya sanayinde, ilaç sanayinde bunun gibi günlük hayatımızın içinde bu mineralli taşlar kullanılmaktadır.”

    Koleksiyon için bu iş yerine sürekli uğradığını anlatan diş malzemesi yapımı ve tıbbi cihaz satışı ile uğraşan İlke Özyurt, “İş yerimde bu taşların bazılarının öğütülmüş halini kullanıyoruz. Ama asıl koleksiyon yapmak için bu taşları alıyorum” diye ifade etti.

  • Aydın’da Kavşak Kullanımı Bilinmiyor

    Aydın Şoförler Odası Başkanı Semih Özmeriç, Aydın’da meydana gelen kazaların büyük çoğunluğunun kavşaklarda yaşandığını dikkat çekerek ilde bir çok sürücünün kavşak kullanımı ile ilgili bilgisinin yetersiz olduğunu kaydetti. Özellikle kavşaklarda yol hakkının kavşağa giren sürücü ya da araca ait olduğunu ifade eden Özmeriç, “Kullanım ve öncelik hakkı döner kavşaklarda kavşağın içindeki aracındır” dedi.

    Trafik bilincinin çok önemli olduğunu belirten Aydın Şoförler Odası Başkanı Semih Özmeriç, “Kavşağın içindeki araca kavşağa giren diğer araçlar yol vermediği için trafik sıkışıklığı meydana gelmektedir. Aydın’da trafik yoğunluğunun en çok olduğu yerlerin başında da kavşaklar ve sonrası geldiği Halbuki Kavşağın içindeki aracın kavşağı boşlatması beklense trafik yoğunluğu da hafifleyecek ve trafik daha hızlı akacaktır. Aydın’da bunu en bariz örnekleri Kozdibi, Zafer Meydanı, Söke Novoda Kavşağı, Kızılay Caddesi Altgeçit Kavşağı’nda yaşanmaktadır” dedi.

    Bunun yanından trafikte yayaya saygı bilincinin de çok önemli olduğunu kaydeden Aydın Şoförler Odası Başkanı Semih Özmeriç, “Ayrıca yayaların geçiş üstünlüğünün olduğu her halükarda araçların yayalara yol vermek zorunda olduğunun bilinmesi oldukça önemlidir. Ne yazık ki ülkemizde yaya yollarında da yayalara yol verilmemekte geçiş üstünlüğünü araçlar kullanmakta. Bu da trafikte saygının ne kadar az olduğunun bir kanıtıdır.

    Trafik kuralları çok uzun araştırmalar sonunda ortaya çıkmış kurallardır. Bunların kesinlikle uygulanması gerekmektedir. Sürücülerimizden trafik kurallarını uymaları hususunu rica ediyoruz” diye konuştu.