Etiket: Bilinmeyenleri

  • DÜ’de korona virüsün bilinmeyenleri araştırılacak

    DÜ’de korona virüsün bilinmeyenleri araştırılacak

    Diyarbakır Dicle Üniversitesinde (DÜ) bölgede ilk olma özelliği taşıyan Korona Virüs Hastaları İzleme ve Takip Merkezi açıldı. Merkezde korona virüsün bilinmeyenlerinin araştırılacağı belirtildi.

    Diyarbakır Dicle Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Mehmet Akdağ, bölgede ilk olma özelliği taşıyan Korona Virüs Hastaları İzleme ve Takip Merkezinin açıldığını ve korona virüs hastalarının takibinin başladığını ifade etti. Akdağ, merkezde korona virüs enfeksiyonu geçiren kişilerde, kalp, göz, beyin ve kulak gibi diğer vücut sistemlerine etkisinin analizlerini yapacaklarını, bunları yaparken hastalara sözlü ve yazılı eğitim vereceklerini belirtti. Başhekim Akdağ, ’’Kesin bir tedavisi ya da aşısı bulunmayan korona virüsün bilinmeyen pek çok yönünden dolayı, bu hastalığa yakalanan ve atlatan kişilerin uzun vadede nasıl etkileneceği de bilinmeyenler arasında. Yeni açılan Diyarbakır Dicle Üniversitesi Hastanesi Covid-19 Hastaları İzleme ve Takip Merkezi korona virüsün bilinmeyen yönlerini araştıracak. Korona virüse yakalanan ve atlatan kişilere çeşitli tahlil ve tetkikler yapıldıktan sonra virüsün hastalarda kalıcı bir hasar oluşturup oluşturmadığı araştırılacak. Ayrıca hastalar GPRS sistemiyle takip edilecek. Merkezimiz açılmadan önce filyasyon ekibimiz hastalarımızın sağlık durumunu ve bulunduğu alanları GPRS sistemiyle takiplerini yapmaktaydı. Covid-19 virüs hastalığını geçirmiş hastaların takip ve tedavileri için bölgemizde ilk olan covid izleme ve takip polikliniğini hizmete açtık. Enfeksiyonu geçiren kişilerin sağlık durumuyla ilgili kalp, göz, beyin, kulak gibi diğer vücut sistemleriyle ilgili etkileri nelerdir, onu analiz ederek araştıracağız. Bunları yaparken hastalara sözlü ve yazılı eğitimde vermeye başladık. Kısa bir zamanda tüm imkanlarımızı zorlayarak yer tahsisi, doktor, personel ve diğer alt yapı çalışmalarını tamamlayıp merkezimizi vatandaşlarımızın hizmetine sunduk” dedi.

    “3 altın kural artık hayatımızın olmazsa olmazlarıdır”

    Kurban Bayramının arife günü bu vesileyle özellikle gençlerin ve tüm vatandaşların bu süreçte çok dikkatli ve hassas olmaları gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Akdağ, “Gençler aile büyüklerine yakın temasta bulunarak korona virüsü bulaştırdığını ve 3 altın kuralı unutmamalıyız. Rölatif olarak birçok ilde sayı azalırken Diyarbakır’da azalmadı, azalmadığı için de yükseliş var. Türkiye’de yaz sezonuyla beraber aslında bir normalleşme süreci başladı, bizim vatandaşlarımız bu süreci farklı algıladı. Sanki pandemi yokmuş veya pandemiden önceki bir hayat algısı oluştu. Bu tamamıyla yanlış altını kesinlikle çizmek lazım, normalleşme derken tekrar maske, sosyal mesafe ve hijyene dikkat edeceğiz. Birilerinin tedbirsizliği sizin kurallı olmanıza engel olmamalı. Bu 3 altın kuralı mutlaka hayatımızın olmazsa olmazları arasında görmeliyiz. Göreceli artışın nedenlerinden biri de, gelenek ve göreneklerimizin getirdiği bir takım alışkanlığı, bu kuralların önünde saymamız. Yaşlı hastalarımıza bulaşma gençlerden oluyor. Torun, çocuk, oğlu, kızı gibi genç guruptaki vatandaşlarımıza sesleniyorum, lütfen siz kurallara uymakla beraber, büyüklerinize gittiğiniz zaman akrabadır diye yakın durmayın, sevdiklerinize zarar verebilirsiniz bu nedenle hassasiyet göstererek kuralları yerine getirmeniz ve maske takmanız, sosyal mesafeyi korumanız gerek. Eğer bunu yaparsanız kısır döngüyü bir yerden kırarak hasta sayımızı azaltmış olup virüsün üstesinden gelmiş olarak başarıyı sağlarız” diye konuştu.

  • Uzmanı konkordato ile ilgili bilinmeyenleri anlattı

    Son günlerde gündeme gelen konkordatonun yanlış şekilde kullanıldığını ifade eden Yönetim Danışmanı Dr. Yılmaz Sönmez, bankaların da fedakarlık yapması gerektiğini ifade ederek, işletmelere tavsiyelerde bulundu. Sönmez, “Panik ve aceleci kararlar almaması gerekiyor” dedi.

    Birçok firma ve kişinin son zamanlarda açıkladığı “konkordato” ile ilgili Yönetim Danışmanı Dr. Yılmaz Sönmez tavsiyelerde bulundu. Sönmez, konkordatonun bir fırsat olmasının yanı sıra iyi niyeti suistimal eden işletme sahiplerinin ve insanların bulunabileceğini söyleyerek, “Bir hileli konkordato korkusu oluştu. Birileri bu şekilde mağduriyet olduğu şekilde duyumlar alıyoruz. Konkordato ilan edildiği zaman bu durum başka firmaları da etkiliyor. Dolayısı ile bunu göze alan işletme eğer daha önce sermaye aktarımı yaptı ise bununla ilgili şirketinin içini boşalttıysa bu çok büyük bir mağduriyet ve çok büyük bir suistimal. Bununla ilgili farklı bir düzenleme gerektirir, yoksa üzerinde durulması, denetlenmesi gerekir. Buna müsaade edilmemesi gerekiyor. Bu sefer dürüst insanlar ve işletmeler için bir taraftan da bu mağduriyet söz konusu olmuş olacak. Eskiden iflas erteleme, hileli iflas ertelemelerde çok duyardık. Son zamanlarda da buna benzer duyumlar almaya başladık. Piyasanın bu anlamadaki etkisini bozucu bir etki oluşturacaktır. Buna dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum” dedi.

    “Panik ve aceleci kararlar almaması gerekiyor”

    Konkordatonun küçük işletmelere ve KOBİ’lere etkisini de değerlendiren Sönmez, “Tavsiyemiz şu şekilde; konkordato bir çıkış yoludur ancak bu noktaya gelmeden önce bütün kaynakların çok aktif bir şekilde devreye alınması gerekiyor. İçerideki verimliliğe odaklanması gerekiyor. İletişimi güçlendirmesi gerekiyor. Panik kararlar, aceleci kararlar almaması gerekiyor. Günümüz ihracat ve dünyaya açılma dönemi, bu ihracata odaklanması gerekiyor. Bununla ilgili reklam bütçelerini, çalışmasını, bunları yapabilmesi gerekiyor. Yeniden mali yapılandırma gerekiyor. İşletmenin üzerinde şu anda yük görülen konulardan ayıklama sürecini bir an önce devreye alması gerekiyor ve bunlardan kurtulması gerekiyor” diye konuştu.

    “İhtiyaç olmayan işletmelerin bu yolu tercih etmemesi gerekiyor”

    Konkordatonun doğru yerde ve doğru kişiler tarafından kullanılması gerektiğini kaydeden Sönmez, “Bu iyi bir fırsat ancak devletimizin etkin denetimi ile burada ödül ceza sistemine girmemesi gerekiyor. Evet birileri dürüst ve gerçekten işletmesini ayakta tutmak istiyor. Bununla ilgili bu imkandan yararlanması gerekiyor. Ödeme dengesinde sorunlar olabilir, ödeme güçlüğü var, bankalar ile olan ilişkileri var. Bunları bir nebze olsun öteleme ve nefes alma anlamında bu doğru bir yapılanma. Bir taraftan da bunu ihtiyaç olmayan işletmelerin bu yolu tercih etmemesi gerekiyor. Yaklaşım doğru ama duyumlar piyasadayız, işin içindeyiz, bu konuda çok duyumlar geliyor. Buna müsaade edilmemesi gerekiyor” şeklinde konuştu.

    “İşverenin piyasaya güven vermesi gerekiyor”

    Konkordato ile ilgili son zamanlarda ilgili ilgisiz insanların takibe geçtiğini ve yanlışlar olduğunu ifade eden Sönmez, “Şimdi kim hangi firma konkordato ilan etti bunu merak ediyor. Bu piyasaya olumsuz bir hava veriyor. Belki bunun da önleminin alınması gerekiyor. Bilmesi gereken kişilerin bu konuda bilgi sahibi olmaları gerekiyor. Çok ilgisiz insanların da ulu orta her yerde adeta iş piyasada tezgaha düştü gibi oldu. Herkes gidip bunun fırsat olduğunu düşünüp başvuruda bulunmak istiyor. Adeta vergi barışı, imar affı gibi görülüyor. Bunun böyle olmaması gerekiyor. Bir domino etkisi oluşturuyor şu anda. Bu domino etkisi olumsuz bir yöne doğru gidiyor. Bu durumda gerçekten dürüst tüccarların bunu yapması gerekiyor. Ama bunu hileli bir şekilde kullanmak isteyenlere de müsaade edilmemesi gerekiyor. Bu süreç tabii ki geçecektir. Piyasaya bu noktada güven verilmesi gerekiyor. İşverenlerin de piyasaya güven vermesi gerekiyor. Her pozisyondaki insanların güven vermesi gerekiyor” dedi.

    “Bankaların taşın altına elini soktuğunu göremedik”

    Bankaların bu noktada fedakarlık yaptığını düşünmediğini söyleyen Sönmez, “Bankaların fedakarlık yaptığını düşünmüyorum. En ufak bir bankaya yaklaşıldığı zaman konkordatoyu düşünmeyen bir işletmenin bankaya oturduğu zaman bankanın bu anlamda çözüme yanaşmadığını görüyoruz, bu durumlara şahit oluyoruz. Aldığı ipotekleri ile borcu arasında inanılmaz bir fark var. Bu farkın bu kadar olmaması gerekiyor. Limitler çok çok zor şartlarda açılıyor. Hatta tamamen kapatılmış durumda. Dolayısı ile işletmenin bankalarla arasının iyi olması gerekiyor ama bankanın bu konuda taşın altına elini soktuğunu göremedik, bu konuda iş verenlerden çok büyük şikayet var. Bunun da gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.

  • Spina Bifida hakkında bilinmeyenleri anlattılar

    Acıbadem Eskişehir Hastanesi, Tepebaşı Belediyesi ve Inner Wheel Eskişehir Şubesi işbirliğiyle bir sağlık söyleşisi gerçekleştirildi.

    Tepebaşı Belediyesi 29 Ekim Gençlik Merkezinde gerçekleşen söyleşide, Acıbadem Eskişehir Hastanesinden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Bülent Önal ile Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Meliha Kovancı Bayraktaroğlu katılımcıları “Spina Bifida Hakkında Bilinmeyenler” başlıklı sunumlarıyla toplumda pek de bilinmeyen bu hastalık konusunda bilgilendirdiler.

    İlk olarak gebelik döneminde oluşan bu hastalık konusunda Dr. Meliha Kovancı Bayraktaroğlu konuştu. Gebeliğin 4. ayında kanda AFP testi yaptırarak bir radyoloji uzmanı tarafından yapılacak 2. düzey ultrason incelemesi ile bebeğin Spina Bifidalı olup olmadığı öğrenilebilir diyen Dr. Bayraktaroğlu, Spina Bifida’nın üç farklı türü olduğunu ve baş büyümesi, yürüme problemleri ve felç, idrar, kaka tutamama, ve öğrenme problemlerinin bir veya birkaç tanesinin omurilikteki açıklığın yerine göre değişiklik gösterdiğinden bahsetti. Spina Bifida’nın gebe kalmadan önce ve gebeliğin ilk aylarında folik asit alınması ile önemli ölçüde önlenebileceğini vurguladı.

    Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Bülent Önal ise “Spina bifidalı bebekler eğer myelomeningosel ile doğmuşlarsa, ilk günlerde sırtlarındaki kese ameliyatla kapatılır. Hidrosefali gelişenlere beyindeki fazla sıvıyı kan dolaşımına boşaltan ve şant denen bir drenaj sistemi yerleştirilir. Ameliyatlar çoğu zaman mevcut durumu korumak daha fazla problem çıkmasını önlemek için yapılır. Ameliyatlarla veya bazı tedavi yöntemleri ile bu hastaların yaşamları mümkün olduğunca normale yakın hale getirilmeye çalışılır. Tamamen sağlıklı biri haline gelemeseler de bağımsız yaşayabilmeleri mümkündür. Ancak bu, tıbbi destek yanında, büyük ölçüde toplumsal yaşamdaki engellerin ortadan kaldırılmasına da bağlıdır” şeklinde konuştu.

    İnner Wheel Eskişehir Derneği Başkanı Ferda Arabacı’nın Acıbadem Eskişehir Hastanesinden Doç. Dr. Bülent Önal ve Dr. Meliha Kovancı Bayraktaroğlu’na verdikleri destek için teşekkür etmesiyle etkinlik son buldu.

  • Rahim Ağzı Kanserinin Bilinmeyenleri

    Özel Ümit Hastanesi, Kanser Haftası dolayısı ile düzenlediği Sağlık Söyleşileri kapsamında Ticaret Borsası Ortaokulu veli ve öğrencilerine; rahim ağzı kanseri ve meme kanseri konusunda bilgilendirmede bulundu.

    Okulun seminer salonunda gerçekleştirilen bilgilendirme toplantısında Özel Ümit Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Perihan Sözer, rahim ağzı ve meme kanserleri konusunda açıklamalarda bulundu. Öğrenci velileri ve öğrencilerin katılım gösterdiği toplantıda Sözer, meme kanserinin gerek Türkiye’de gerek ise Eskişehir’de kadınlarda görülen kanser türleri sırasında ilk sırada yer aldığını rahim ağzı kanserinin ise genital kanserlerde 4. Sırada bulunduğunu ifade etti. Erken teşhis edilmesi durumunda her iki kanser türünün daha iyi tedavi edilebileceği ve kanser sonrası hayatta kalma oranlarının daha yüksek olduğuna vurgu yapan Sözer, Türkiye’de her 10 kadından birinde meme kanseri görüldüğünü ve her yüz bin kadından 9’unda rahim ağzı kanseri görüldüğünü dile getirdi.

    ERKEN TANI 30-35 YAŞLARINDA

    Rahim kanserinin erken safhalarının 30-35 yaş arasında görüldüğünü bu dönemde erken teşhisin çok önemli olduğunu vurgulayan Sözer, ileri safhaların ise genellikle 50 ve ileri yaşlarda görüldüğünü belirtti. Serviks kanserini başlatan başlıca unsur olarak HPV-Virüs enfeksiyonlarına vurgu yapan Sözer, bunların içinde yüksek riskli tiplerin Tip 16, 18, 45, 31, 33 olduğunu ve bunlardan Tip 16 mesela servikal kanserlerin yüzde 60’ından sorumlu olduğunu belirtti. Dr Sözer, rahim ağzı kanserine ilişkin şu önemli bilgileri verdi:

    “Bu kanser türünden korunmak için cinsel ilişkiye girmemiş kız ve erkeklerin ergenlik yaşından itibaren 25 yaşa kadar aşı olmasını öneriyoruz. Kanser ön safhalarından kanser evresine ilerlemesi yavaş olan bir hastalık olan rahim ağzı kanserinin erken teşhiste tedavisi iyi sonuç veriyor. O sebepten dolayı senelik rutin kadın doğum muayeneleri ve smear testleri aksatmamalı. Özellikle cinsel ilişki sonrasında kanama ve akıntı sorunu yaşayanlar muhakkak en yakın zamanda uzman doktora başvurmalı.”

    GÖRÜLME SIKLIĞI ARTIYOR

    Toplantının son bölümünde meme kanseri hakkında da bilgi veren Dr. Sözer, meme kanserinin gerek dünyada gerek ise Türkiye’de görülme sıklığının giderek arttığını kaydetti. Kadınlarda en fazla görülen kanser türünün meme kanseri olduğunu dile getiren Sözer, ikinci sırada troid, üçüncü sırada ise bağırsak kanseri olduğunu söyledi. Sözer, “Meme kanserinin bu kadar çok görülmesinin ardında çevresel ve genetik faktörler yatıyor. Özellikle de ailede meme kanseri var ise, sigara kullanımı varsa, kilo, şeker hastalığı hareketsizlik, sağlıksız beslenme gibi faktörler tetikliyor. Emziren kadınlarda meme kanseri görülme oranı çok düşükken, adete erken başlayan ve geç menopoz olan kadınlarda ise meme kanserine yakalanma riski daha yüksek. Elle muayene ilk teşhis için hayati önem taşıyor. Özellikle de âdetin birinci ve ikinci günü muayene yapılması en doğru sonucu verir. Ağrısız sertlik ve şişlik meme ucundan sıvı ya da kan gelmesi durumunda hemen doktora başvurulması gerekiyor. Ele gelen kitle, meme başının içeri çekilmesi, meme başından kanama ve akıntı, ciltte kızarıklık ve meme üstü derisinde portakal kabuğu görünümü ve koltuk altı lenf bezelerinde şişlik belirtilerden bazılarıdır. Teşhisi Mamografi, ultrason ve biyopsi ile yapılan meme kanseri, teşhis sırasındaki evresine göre tedavi olur. Bazen sadece ameliyat yeterken, bazen ameliyat artı ışın tedavisi, kemoterapi ve anti-hormon tedavileri uygulanır” şeklinde konuştu.

  • Denayer, Kendisi İle İlgili Bilinmeyenleri Anlattı

    Galatasaray’ın Belçikalı oyuncusu Jason Denayer kendisi ile ilgili bilinmeyenleri anlattı.

    Sarı-kırmızılı oyuncu GS TV’de yayınlanan Yüz Yüze programına konuk oldu. 20 yaşındaki savunma oyuncusu çocukken tuttuğu takımdan forma numarasının anlamına kadar bilinmeyenlerini paylaştı. En büyük hayali sorulan genç oyuncu, “Cennete gitmek” cevabını verdi.

    İşte Denayer’in programda sorulan sorulara verdiği cevaplar:

    FORMA NUMARAN NE? BİR ANLAMI VAR MI?

    Forma numaram 64.

    Bu numarayı seçme sebebim, Belçika’da yaşadığım zaman arkadaşlarımla kaldığımız apartmanın numarasının 64 olması…

    İDOLÜN KİM?

    İdolüm Ronaldinho.

    Çünkü Ronaldinho her zaman oynadığı oyunla izleyiciye keyif veren bir futbolcu. Dolayısıyla idolüm o.

    BENZETİLDİĞİN OYUNCU KİM?

    Vincent Kompany.

    ÇOCUKKEN HANGİ TAKIMI TUTARDIN?

    Barcelona.

    EN UNUTAMADIĞIN MAÇ?

    Asla unutamayacağım maç, Milli Takım ile Fransa, Estade de France’da Fransa’ya karşı oynadığımız maçtı. Belçika Milli Takımı ile oynadığım ilk maçtı o yüzden unutamam…

    EN MUTLU OLDUĞUN MAÇ?

    Celtic’de ilk maçımdı. Maçın üçüncü dakikasında bir korner oldu ve o korner sonucunda ben bir gol attım. En mutlu olduğum maçtı…

    EN SİNİRLENDİĞİN MAÇ?

    Celtic’le oynadığım bir maçtı. 90 dakika boyunca topa sahip olduk, 90 dakika boyunca rakip sahada oynadık ama gol atamadık. O maç en sinirlendiğim maçtı…

    EN İYİ OYNADIĞIN MAÇ?

    En iyi oynadığım maç yine Celtic ile çıktığım ilk maçtı. Bir gol atmıştım ve maçın adamı seçilmiştim…

    EN UNUTAMADIĞIN HAREKET?

    En unutamadığım hareketlerimden biri, Celtic’te oynadığım zaman, maç 0-0 ya da 1-1’di tam hatırlayamıyorum… Çok tehlikeli bir pozisyondu, top kaleciyi de geçmişti ama tam top ağlarla buluşacakken topu çizgide çıkarmıştım…

    EN UNUTAMADIĞIN DEPLASMAN ANISI?

    Geçtiğimiz sene Celtic ile 15 bin kişilik bir stada deplasmana gitmiştik. Oraya gidince çok şaşırmıştım çünkü stadın neredeyse tamamı bizim taraftarımız ile doluydu. Rakipten çok bizim taraftarlarımız vardı; bunu unutamıyorum…

    TOTEMİN VAR MI?

    Totemim yok ama maçlardan önce müzik dinleyerek düşünüyorum, konsantre olmaya çalışıyorum.

    Maçlardan önce, bazen Amerikan ya da Fransız rap müziği, bazen de Bob Marley dinliyorum…

    GELMİŞ GEÇMİŞ EN İYİ FUTBOLCU?

    Gelmiş geçmiş en iyi futbolcu bence Ronaldinho.

    EN İYİ KARAKTER ÖZELLİĞİN?

    Bence bir karakterde en önemli şey bazı değerlerin olması. Aynı zamanda, tüm insanlara iyilik yapmayı istemek… Çünkü insan, din-dil-ırk fark etmeden herkese iyilik yapabiliyorsa kendini daha mutlu ve huzurlu hissedebilir.

    SAHADA EN SEVDİĞİN ÖZELLİĞİN?

    Sahada en sevdiğim özelliğim sakin olmam.

    SAHADA EN SEVMEDİĞİM ÖZELLİĞİN?

    Sahada en sevmediğim özelliğim, bazen içimden çok fazla dribbling (top sürme) yapma isteği geliyor… Bazen de aşırı sakin olabiliyorum, o da sahadaki kötü özelliğim olabiliyor…

    TAKIMIN EN’LERİ

    Dünyada en yetenekli oyuncu Messi.

    Bizim takımda en yetenekli oyuncu Wesley.

    En çalışkan oyuncu Umut.

    En yakın arkadaşlarım Lionel ve Jem.

    Karşısında en çok zorlandığım oyuncu Cristiano Ronaldo.

    Sahada en iyi anlaştığım oyuncular Vermaelen ve Kompany.

    En çok konuşan oyuncu Lionel Carole.

    Takımda en az konuşan benim…

    Takımda para harcamaktan en çok nefret eden Lionel.

    En cömert oyuncu da Wesley.

    En sert oyuncu Semih.

    En şık giyinen oyuncu Koray Günter.

    En kötü giyinen oyuncu kesinlikle Lionel. Çok çok kötü giyiniyor, korkunç giyiniyor.

    En kötü şarkı söyleyen İsmail Çipe.

    İLK KAZANDIĞIN PARAYLA NE ALDIN?

    İlk kazandığım parayla XBox, yeni ayakkabılar, eşofman takımları ve kıyafetler almıştım…

    ÇOCUKKEN HAYALİN NEYDİ?

    Her zaman, küçükken de hayalim futbolcu olmaktı.

    ÇOCUKLUK KAHRAMANIN KİMDİ?

    Çocukluk kahramanım babamdı. Devamlı her şeyini izlediğim kişi oydu. Her zaman beğenerek ve imrenerek takip ederdim.

    İYİ Kİ YAPTIM DEDİĞİN ŞEY NE?

    İyi ki yaptım dediğim şey, ilk para kazandığım zamanlarda anneme ihtiyacı olan bir şey almıştım. Her zaman düşündüğümde mutlu olurum.

    EN SEVDİĞİN FİLM?

    En sevdiğim film Usual Suspects. O filmin her anını hatırlıyorum, çok fazla güzel şey vardı içinde. Bir de o filme dair en güzel şey, sonunu hiçbir şekilde tahmin edemiyorsunuz.

    EN SEVDİĞİN DİZİ?

    En sevdiğim dizi Narcos.

    Pablo Escobar çok enteresan bir karakter. Çok değişik şeyler yapmış. Tabi ki yaptıkları arasında çok kötü şeyler de var ama onla ilgili bu seriyi izlemek hoşuma gidiyor.

    EN SEVDİĞİN ÇİZGİ FİLM?

    En sevdiğim çizgi film Tom ve Jerry.

    Ben her zaman Tom’u tutuyordum, hep Jerry’i yakalamasını istiyordum.

    FAVORİ SÜPER KAHRAMANIN?

    Favori süper kahramanım Superman. Çünkü çok kuvvetli.

    EN SEVDİĞİN ŞARKICI?

    Bob Marley.

    Onun stilini, şarkılarını, müziğini seviyorum. Karakter olarak da çok sakin oluşunu ve keyif vermesini seviyorum, ben de onun gibi sakin karakterleri bir yapıdayım çünkü.

    Stilim de Bob Marley’e benziyor olabilir, ondan esinlenmiş de olabilirim…

    En sevdiğim şarkı Bob Marley’den Buffalo Soldier.

    TARİHTEN ÜÇ KİŞİYLE AKŞAM YEMEĞİNE ÇIKACAK OLSAN, KİMLERİ SEÇERDİN?

    Bob Marley, Pablo Escobar ve Martin Luther King.

    Bu üç saydığım kişi de çok sıra dışı insanlar.

    Bir tanesi çok fazla şiddete eğilimli bir kişi, onunla konuşarak bunun nedenini öğrenmek isterim.

    Onun dışında Bob Marley, sanatını kullanarak halka mesaj vermiş bir insan. Kendisiyle bunu konuşmak isterdim.

    Martin Luther King de yaptıklarıyla ve mücadelesiyle halkların uyanışını sağlamış, insanlara bambaşka vizyonlar sunmuş bir kişi.

    Ben bu üç karakterle de görüşerek kendi vizyonumu geliştirebileceğimi ve dünya tarihi hakkında da önemli şeyler öğrenebileceğimi düşünüyorum.

    FAVORİ ŞEHİRLERİN?

    En sevdiğim şehirlerden biri New York, çok farklı ve güzel; etkilendiğim bir şehir. Daha farklı olarak da Cancun’u söyleyebilirim; orada da çok güzel plajlar var ve çok sakin bir yer. İki farklı konsept olarak bu şehirleri söyleyebilirim.

    FAVORİ YEMEĞİN?

    Favori yemeğim pide. En sevdiğim şey. Hatta Belçika’da da şu anda onu yiyorum. Pideyi çok seviyorum. En çok sevdiğim peynirli ve sucuklu pide.

    EN BÜYÜK HAYALİN?

    En büyük hayalim cennete gitmek…

    FUTBOL DIŞINDA İLGİLENDİĞİN SPOR DALLARI?

    Futbolun dışında bazı dövüş sporlarına ve basketbola ilgim var.

    Basketbolcu olsam, Michael Jordan gibi olmak isterdim.

    FUTBOLCU OLMASAYDIN, NE OLURDUN?

    Futbolcu olmasaydım ne yapardım hiç bilemiyorum…