Etiket: Bilinen

  • Kanser Hakkında Doğru Bilinen Yanlışlar

    4 Şubat Dünya Kanser Günü kapsamında İstanbul Kültür Üniversitesi’nin (İKÜ) düzenlediği Kanseri Önleyici Stratejiler Geliştirme Konferansı’nda konuşan Medikal Onkoloji Uzmanı Dr. Kerim Kaban, kanser hakkında doğru bilinen yanlışları anlattı.

    İstanbul Kültür Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü tarafından Kanseri Önleyici Stratejiler Geliştirme ve Kanser Hakkında Doğru Bilinen Yanlışlar başlıklı uluslararası konferans düzenlendi. Konferansta konuşan Amerikan Hastanesi Medikal Onkoloji Uzmanı Dr. Kerim Kaban, kanser hastalığına yakalanan hastaların en çok sordukları soruların başında “Şeker yiyebilir miyim?” sorusu geldiğini ve insan vücudunun zaten dışarıdan takviye olmaksızın glikoz üretebilmesinden dolayı şekerin şuanda kansere bilinen bir zararının olmadığını söyledi. Kanser açısından en büyük risk faktörlerinden olan sigaranın da bir kez daha altını çizen Dr. Kerim Kaban, “Bazı insanlar hala sigaranın kansere neden olduğunu bilmiyorlar ya da inanmıyorlar. Çünkü çevrelerinde sigara içip kansere yakalanmamış insanlar var. Akciğer kanseri tek başına yüzde 90’ı sigara tarafından ortaya çıkan bir kanser türü. Örneğin 1900’lü yılların başında akciğer kanseri nadir rastlanan bir kanser türüydü. Oysaki şimdi tek başına meme, kalın bağırsak ve prostat kanserlerinden doğan ölümlerden daha fazla ölüme neden oluyor ve sebebi de sigara” diye konuştu.

    “BİTKİLERİN BİLİNÇSİZ KULLANILMASI TEHLİKELİ”

    Aslında onkolojide kullanılan ilaçların birçoğunun kökeninin bitki olduğunu ancak bu ilaçların uzun araştırma dönemlerinden geçerek kliniklere geldiğini vurgulayan Dr. Kaban, “Vücudumuza aldığımız her maddenin doğal ya da sentetik olarak vücut tarafından bir işlenişi ve vücuttan atılışı var. Dışarıdan aldığımız doğal ürünler bazen vücuttan diğer ilaçların atılmasını bozabiliyor. Örneğin sarı kantaron hep otçular tarafından önerilen bir maddeydi. Hiçbir zararı yok denirdi, biz ise dikkat edilmesi gerektiğini söylüyorduk. Çünkü üzerinde çalışılmamıştı. Şimdi çalışıldı ve görüldü ki bir takım kemoterapi ilaçlarının düzeylerini zehirli hale getiriyor. Çünkü kemoterapi ilacının atılacağı yoldan sarı kantaron atılıyor ve kemoterapi atılmak için sırada bekliyor. Dolayısıyla bu tip şeyleri kullanırken çok dikkatli olmak lazım” açıklamalarında bulundu.

    “GELİŞMELER UMUT VERİCİ”

    Kanser tedavisi alanındaki yeniliklerin son 10 yılda gösterdiği gelişme hızının bugüne kadar hiçbir dönemde görülmediğini ifade eden Kaban, “O kadar hızlı bir şekilde yeni tedaviler geliyor ki onlarla tam olarak ne yapacağımızı henüz kararlaştıramadan daha yenileri geliyor. Eskiden bir ilaç çıkardı ve bu ilacın 5-10 yıl içerisinde nasıl kullanılacağına karar verilirdi şimdi ise ilaç yağıyor. Bu gelişmeler umut verici. Kişiselleştirilmiş tedaviler de geldi. Kanserin ilacı bulundu diye bir şey yok tabii ki çünkü kanser aslında binlerce değişik hastalık ama değişik kanser alt türleri için en iyi tedavi yöntemleri hızla çıkıyor” dedi.

    Konferansta konuşan İstanbul Kültür Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Narçın Palavan Ünsal ise “4 Şubat Dünya Kanser Günü’nde İstanbul Kültür Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü olarak bir farkındalık oluşturmak istedik. Araştırmalarımız moleküler düzeydeki çalışmalar. Birçok kanser tipinde moleküler mekanizmadaki farlılıkları araştırıyoruz. Amacımız moleküler terapiyi hedeflemek. Yani hangi molekülün farklı olduğunu bulursak ona göre ilaç dizaynı mümkün olabilecek. Bunun için bütün dünyada bu yönde çalışmalar yapılmakta. Ama biz bugün esas olarak kanser konusunda farkındalığı algılamak için bir strateji belirlemeye yöneliyoruz” diye konuştu.

    “BÜTÜN DÜNYA İLE İŞBİRLİĞİ İÇERİSİNDEYİZ”

    Konferansta üzerinde durulan konulara değinen Prof. Dr. Ünsal, “Kanser hastalarının yaşam kalitelerinin yükseltilmesi için devlet politikalarının doğru şekilde yapılması, hastaların ekonomik güçlerinin tedavilere yetmesi, bütün coğrafi bölgelerdeki hastaların bu terapilerden yararlanması lazım. Bütün bunları konuşuyoruz. Kemoterapi gören insanın yaşam kalitesi yüksek olmalı. Hatta kemoterapi gördükten sonra işine gidip çalışabilmeli. Bu hastalığı geçiren insanlar hikayelerini anlatmalı ki herkese olumlu yönde etkileme olabilsin” dedi. İstanbul Kültür Üniversitesi’nin kanser kapsamında içinde bulunduğu işbirliklerini de aktaran Ünsal açıklamalarına şöyle devam etti: “Araştırma düzeyinde bütün dünya ile işbirliği içindeyiz. Amerika’da Temple Üniversitesi’yle, İngiltere’de Imperial Üniversitesi’yle çalışıyoruz. Uluslararası kongreler düzenliyoruz ve kanser konusunda çeşitli stratejileri tartışıyoruz. Her sene gittiğimiz kongrelerimiz var.”

  • Cinsellikle İlgili Doğru Bilinen Yanlışlara Dikkat

    Aile Çift ve Evlilik Terapisti Psikoterapist Uzman Psikolog Naciye Tokaç, cinsellikle ilgili doğru bilinen yanlışlar konusunda uyardı.

    Erkeklerin bir kadından sadece seks beklediğini, kadınların ise cinsellikten hoşlanmadığını anlatan Uzman Psikolog Naciye Tokaç, “Kadın ve erkek biyolojik yapı ve hormonlar bakımından gösterdikleri farklılıklar nedeniyle cinsellikle ilgili yaşamları da farklılık gösterir. Kadınlar bir ilişkide öncelikle sevgi ve aşk arayışında iken erkekler daha çok cinsellikle ilgili doyum peşindedir. Bu durum iki cinsiyetin sevgiyi aramak ve hissetmeleri açısından farklı olmalarından kaynaklanmaktadır. Kadın için iletişim ve romantizm aşkın ifade edilmesini sağlarken; erkek ise aşkı ve sevgiyi seks yoluyla ifade eder. Bir kadın seks öncesinde sevgiyi hissetmek ister; ancak sevdiği kişiye karşı cinsel arzu da duyabilir. Bir erkek de sevgiyi hissedebilmesi için cinselliğe gereksinim duyabilir. Bu en temel farklılıklar bilinmediğinde; bir kadın erkeğin sadece seksin peşinde olduğunu düşünürken; erkek de kadının romantizm duygularını doğru yorumlayamaz ve cinsellikten hoşlanmadığını zannedebilir” dedi.

    Kadın ve erkeğin cinsel ilişkiden aldığı haz ve hazırlanışın farklı olduğunu kaydeden Uzman Psikolog Naciye Tokaç, “Bu nedenle erkek ve kadının aldığı hazzın evreleri de farklı olacaktır. Erkek birlikteliğe hazır olduğu andan itibaren haz almaya odaklı iken; kadın daha çok aldığı doyum ile ilgilenmektedir. Kadının cinsel haz alması için hazırlanma, tahrik olma ve heyecanı, süreci yaşaması gereklidir. Erkek için hemen hazza ulaşmak önem taşırken; kadın hissettiği heyecanın sürmesini arzulamaktadır. Burada dikkat edeceğiniz bir nokta da erkeğin haz alması dediğimizde kadını umursamadığı ve sadece kendisi zevk almaya odaklandığı anlamı çıkarılmamalıdır. Birlikte olduğu kadının heyecanını ve doyuma ulaşma sürecinin de erkek için önemli olduğunu söylemeliyiz” diye konuştu.

    “Cinsel birliktelik sırasında konuşmak doğru değildir” diyen Uzman Psikolog Naciye Tokaç, “Cinsel uyum sağlayabilmek için kadın ve erkeğin cinsel birliktelik sırasında birbirlerine karşı açık ve rahat olmaları önemlidir. Cinsel birliktelik sırasında bazı çiftler konuşmaktan hoşlanırken bazı çiftler ise konuşmamayı tercih ederler. Çiftlerden birinin partnerinin kendisinden ne istediğini bilmemesi ve kendi düşündüklerini uygulaması durumunda bencil olmakla suçlanabiliyor. Böyle durumların oluşmaması için çiftlerin birliktelik sırasında istedikleri, hoşlandıkları, hoşlanmadıkları şeyleri belirtmeleri fayda sağlayacaktır.

    Çoğu kişi cinsel birliktelik yaşadığı her ilişki sonunda mutlaka haz/zevk alınması gerektiğini düşünmektedir. Cinsellik her iki cinsiyetinde doyum sağladığı ve yakınlıklarının arttığı bir faaliyettir. Her birliktelik sonrasında doyuma ulaşmanın olması beklenmemeli; önemli olanın kadın ve erkeğin birbirine yakınlaşması ve aralarındaki sevgi bağının oluşmasına yardımcı olmasıdır.

    Toplumda masturbasyonla (kendi kendini tatmin) ilgili genel inanış, zararlı olduğu yönündedir. Özellikle düzenli cinsel birlikteliği olmayan bireyler belirli aralıklarla masturbasyon yapmaları durumunda doğal bir gereksinimlerini karşılamış olacaklardır. Ayrıca bireylerin kendi istek, haz ve doyum noktalarını tanıması açısından da fayda sağlamaktadır. Burada önemli olan cinsel birliktelik yaşayabileceği bir partner ile birlikte olan bireylerin masturbasyon yaparak tatmin yoluna gitmeleri nedeniyle partnerleriyle birlikte olmak istememeleri ikili ilişkide sorun oluşturabilmektedir.” dedi.

    Kadın ve ya erkeğin cinsellikle ilgili zaman zaman sorunlar yaşayabildiğini ifade eden Uzman Psikolog Naciye Tokaç, “Kadınların yaşadığı vajinismus (cinsel ilişkiye girememe), disparoni (ağrılı-acılı birliktelik), cinsel isteksizlik ve orgazm olamama gibi sorunlar ile erkeklerde görülen; ereksiyon sorunları, erken boşalma ve cinsel isteksizlik gibi sorunlar görülebilir. Bu rahatsızlıklar temelinde psikolojik problemlerin olduğu sorunlar olup psikoterapi ile düzelebilmektedir” şeklinde konuştu.

  • Domuz Gribinde Doğru Bilinen Yanlışlar

    İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Nafiz Karagözoğlu, domuz gribi konusunda doğru bilinen birçok yanlış bilgilinin olduğunu söyledi.

    Dr. Mustafa Nafiz Karagözoğlu, domuz gribinde doğru bilinen yanlışları şöyle sıraladı:

    “DOMUZ GRİBİ, DOMUZLARLA TEMASLA BULAŞIR

    Yanlış. Domuz gribi ismi domuzlarda oluşan virüse çok benzediği için verilmiş bir isimdir. Domuz teması ile ilgisi yoktur.

    YAŞLILARDA DAHA FAZLA ÖLÜME NEDEN OLUR?

    Yanlış. 5-59 yaş arası ölüm oranı diğer yaş gruplarına göre daha yüksektir.

    DOMUZ GRİBİ TESTİ (H1N1 TESTİ) NEGATİF İSE HASTALIK YOKTUR.

    Yanlış. Domuz gribi için yapılan testler negatif çıksa bile yüzde 10 domuz gribi olma ihtimali söz konusu olabilir.

    DOMUZ GRİBİ İÇİN HER HASTAYA MUTLAKA HER ZAMAN ANTİVİRAL TEDAVİ VERİLİR

    Yanlış. Antiviral tedaviler doktorların önerdiği vakalara verilir. Hastalık başladıktan 3 gün sonra antiviral tedavi nin yeterince faydalı olmadığı biliniyor.ilk 48 içinde tanı konan hastalara antiviral tedavi önerilir.

    EL YIKAMA, DÜZENLİ UYKU, DÜZENLİ BESLENME, MASKE KULLANIMI DOMUZ GRİBİNDEN KORUR

    Yanlış. Tüm tedbirleri alsanız bile domuz gribi hastalığına yakalanabilirsiniz.

    AŞI OLDUM. DOMUZ GRİBİ OLMAM

    Yanlış. Aşı koruyuculuğu yüzde 100 değildir. 18-64 yaş yüzde 80-96, >65 yaş yüzde 56-60 koruma oranı vardır.

    GEÇEN SENE GRİP AŞISI OLDUM. BU SENE GEREKMEZ

    Yanlış. Virüs kabukları değişebilir. Geçen seneki aşı geçen seneki virüs için koruyuculuk ihtimali taşıyordu. Bu yıl yeniden yapılması gerekli.

    DOMUZ GRİBİ AŞISI VURULDUM. BUNDAN SONRA GRİP OLMAM.

    Yanlış. Aşı vurulduktan hemen sonra korumaya başlamaz. Yaklaşık 2 hafta sonra koruyuculuğun başlama ihtimali vardır.

    DOKTOR VERSE BİLE TEST ÇIKMADAN DOMUZ GRİBİ İLACI KULLANMAM.

    Yanlış. Testler çıkmadan da doktor klinik şüphe ile ilaç başlayabilir. Kullanmamak hayati ve telafisi mümkün olmayan sonuçlara neden olabilir.

    DOKTORA GEREK YOK. GRİP İLAÇLARINI KENDİM KULLANMAYA BAŞLARIM

    Yanlış. “grip ilacı” diye bilinen bir çok ilaç ağrı kesici, anti-alerjik ve bazı şikayetleri azaltan tip ilaçları içeren ilaçlardır.”gerçek grip ilaçları” doktorlar reçete etmeden kullanılmamalıdır.

    BEN GENCİM AŞILANMAMA GEREK YOK

    Yanlış. 6 ay- 24 yaş arası gençler, sağlık personeli, gebeler, 25-64 yaş arası ek hastalığı olanlar, aşılanmalıdır”.

  • Yüz Felcinde Doğru Bilinen Yanlışlar

    Özel Eskişehir TSG Anadolu Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Melek Ertan, yüz felcinin tedavisinde tavsiye edilen sakız çiğnemenin kalıcı tik bozukluklarına yol açabileceğini söyledi.

    Hava sıcaklıklarının düşmesiyle görülme riski artan yüz felci hakkında konuşan Özel Eskişehir TSG Anadolu Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr.Melek Ertan, sık görülen yüz felcinin genellikle soğuk ve rüzgarlı havalarda meydana geldiğini söyledi. Yüz felcinin meydana gelmesi ve belirtileri hakkında konuşan Dr. Ertan, “Beyinden çıkan yüz siniri, yüz kanalından geçerken soğuktan sıcağa geçerken şişiyor ve orada sıkıştığı içinde yüz felci meydana geliyor. Ödem gelişiyor. Bu yüzden hasta göz kapağını kapatamıyor, ağız kenarını hareket ettiremiyor, ıslık çalamıyor, gözünde yaşarma ve akma oluyor, yüz, kulak ve boyun ağrısı da eşlik edebiliyor” dedi.

    “YÜZ FELCİ OLAN HASTA EN KISA SÜREDE MUTLAKA HASTANEYE BAŞVURMASI GEREKİYOR”

    Yüz felci geçiren bir hasta için hemen ilaç tedavisine başlanılması gerektiğine dikkat çeken Uz. Dr. Melek Ertan, sözlerinin bir bölümünde hastalıkla ilgili şunları söyledi:

    “Yüz felcin bazen de beyin sapında yüz sinirinin gövdesinde hasarlanma ile meydana geliyor. Bunu ayırt etmek için mutlaka beyin MR’i istiyoruz. Şeker hastalığı var mı? Yok mu? Bu önemli oluyor. Şeker hastalarının yüz felci geçirme olasılıkları yüksek. Kan şekerine ve kan sayımına bakıyoruz. Viral enfeksiyon geçirenlerde de oluyor. Bundan dolayı yüz felci geçirenin mutlaka en yakın bir hastaneye başvurması gerekiyor. Yüz felci yüzde 90 kendiliğinden iki üç ay içinde toparlıyor. Ama ilaç kullanması gerekiyor. Yüzde 10 dilimde de bazen hasar kalabiliyor. Yüz felcinde önemli olan şey, başladıktan sonra ilk 3-4 gün artış olabiliyor. İlaç başlanmasına rağmen ilerleme olmasından dolayı hastalar bazen tedirgin olabiliyor. İlaç başlanmasına rağmen hastalıkta bazen ilerleme oluyor ancak bu durum sonra yerini gerilemeye bırakıyor. Sonrada yavaş yavaş toparlıyor.”

    “ARTIK SAKIZ ÇİĞNENMESİNİ ÖNERMİYORUZ”

    Yüz felcinde geçmiş yıllarda tedavilerle birlikte uygulanan bazı yöntemlerin farklı olumsuz sonuçlara yol açabileceğini belirten Dr Melek Ertan, sözlerine şöyle devam etti:

    “Eskiden yüz felci olan bir kişiye ilaç tedavisi başladıktan sonra egzersiz yapmasını, ılık kompres yapmasını, sakız çiğnemesini önerirdik. Artık önermiyoruz. Tüm bu müdahaleler kalıcı, anormal istem dışı hareketlere yol açabiliyor.. Bunlar gelişmesin diye bu tür tedavileri artık önermiyoruz.”

    “YÜZ FELCİ EV HANIMLARINDA DA SIKLIKLA GÖRÜLEBİLİYOR”

    Yüz felci için alınabilecek önlemlere de değinen Dr. Ertan, “Yüz felcine önlem almak istiyorsak, öncelikle duş aldıktan hemen sonra dışarı mutlaka çıkmak yerine en az bir saat sonra çıkılacak. Yaz aylarında bile yüz felci olabiliyor. Kış aylarında viral enfeksiyon oranı arttığı için daha sık görüyoruz. Hava akımlarında eşarp, kaşkol ve atkı ile korunmamız gerekiyor. Bazı yüz felci tekrarlayabiliyor. Bu kişilerin daha da dikkatli olması gerekiyor. Ev hanımlarında bile çok sık görülebiliyor. Temizlik yapıyor, evi havalandırıyor, açık camlar arasında kalıyor bundan dolayı gelişebiliyor. Şeker hastalarında zaten görülme oranı yüksek. Sıcak bir ortamdan, klimalı, soğuk bir ortama girmek tetikleyebiliyor. Araç içinde sürücü tarafındaki camı açarak araba kullanmak yüz felci gelişmesine yol açabiliyor” diye konuştu.

  • Ağız Ve Diş Sağlığında Doğru Bilinen Yanlışlar

    Diş Hekimi Dt. A. Doğan Bircan, ağız ve diş sağlığında halk arasında doğru bilinen yanlışlar olduğunu belirterek, “Günümüzde diş hekimliğinin özellikle estetik alanında yaşanan yenilikleri ile ağız ve diş sağlığı geçmişe göre biraz daha önem taşısa da kulaktan dolma yanlış bilgilerle uyguladığımız birçok hata bulunmaktadır” dedi.

    Ağız ve diş sağlığında diş fırçalamanın tek başına yeterli olmadığını ifade eden Diş Hekimi Dt. A. Doğan Bircan, “Hepimizin bildiği gibi günde en az iki kere sabah kahvaltıdan sonra ve akşam yatmadan önce dişlerimizi fırçalamamız gerekmektedir. Fakat fırçalama işlemiyle diş arası yüzeylere ulaşamadığımız için günde en az bir kere de yatmadan önce diş ipi kullanmalıyız. Bu sayede oluşmaya çalışacak bakteri plağına karşı etkili bir savunma oluşturmuş oluruz. Peki dişlerimizi nasıl fırçalamalıyız? İleri geri, yani yatay yönde gidip gelerek yapılan fırçalama sıklıkla herkesin düştüğü bir yanlıştır. Fırçalama yapılırken ağzımızın hafif açık konumlandırılıp dişetinden dişe doğru yani üst çenede yukarıdan aşağıya, alt çenede de aşağıdan yukarıya doğru tek yönlü süpürme hareketi yapmamız gerekmektedir” diye konuştu.

    Ağız kokusuna değinen Diş Hekimi Dt. A. Doğan Bircan, şöyle konuştu:

    “Çeşitli araştırmaların sonuçlarına göre kötü kokunun başlıca nedenleri sindirim sistemi rahatsızlıkları ve ağız, diş rahatsızlıklarıdır. Sindirim sistemi rahatsızlıkları için doktora gidilmelidir. Ağız ve diş rahatsızlıkları sonucu meydana gelen kötü koku ise çürük diş ve diş eti problemleri gibi nedenlerle oluşur. Bunlar için en kısa zamanda hem bir diş hekimine gidilmeli, hem de diş fırçası, diş ipi ve bakteri plağına karşı etkili, sürekli kullanıma uygun bir ağız gargarası ile etkin bir ağız bakımı alışkanlık haline getirilmelidir. Dişetleri kanadığında fırçalamayı kesmeli miyim? Aksine, dişeti kanaması görüldüğü takdirde derhal diş hekimine başvurmalıyız. Gereken tedavi sonrasında da fırçalama süresi uzatılmalı ve diş ipi ile de hijyen muhakkak takviye edilmelidir. Sert diş fırçası ile dişleri sert fırçalarsam daha iyi temizlemiş olurum. Yanlış. İyi fırçalamak fırçanın sertliğiyle değil, fırçalama tekniğiyle ilgilidir. Genellikle orta sertlikte diş fırçaları kullanılır. Çok sert fırçalar dişleri aşındırabilir. Çok yumuşak fırçalar ise dişleri temizlemeyebilir. Ayrıca sert fırçalama sonucu dişlerin dişetine yakın yüzeylerinde aşınma ve sonucunda çürükler oluşarak hassasiyete sebep olabilir.”

    Diş Hekimi Dt. A. Doğan Bircan, “Diş macununu bol kullanmak daha iyi midir?” sorusuna da açıklık getirerek şunları söyledi:

    “Hayır. Diş macununun miktarı sadece bireyin ağızda hissedeceği ferahlık hissini arttırır. Dişlerin mine tabakasının çizilmesi macunun fazla kullanılmasıyla ilgili değil, kullanılan macunun granüllerinin büyük olmasıyla ilgilidir. O yüzden granülleri büyük olan macunların uzun süreli kullanımından kaçınılmalı. Fırçanın üzerine konulan macunun miktarı ise ’mercimek tanesi’ büyüklüğünde olmalı. Ayrıca, diş fırçası, fırçalamaya başlamadan önce ıslatılmamalıdır. Çünkü fırça kılları ıslatılınca sertliğini kaybeder. Macunun köpürmesi için de yeterli sıvı ağızda mevcuttur. Karbonat, tuz veya sodayla fırçalamak dişleri beyazlatır mı? Bu maddeler iri granüllü olduğu için dişin mine tabakalarını çizer ve aşındırır. Bunun sonucunda dişin parlaklığı gider ve yediğimiz ve içtiğimiz besinlerle dişler daha kısa zamanda renkleşmeye başlar. Diş taşı temizliğinden sonra daha fazla diş taşı oluştuğu da halk arasında kulaktan kulağa yayılan yanlış bilgilerdendir. Düzenli ve doğru fırçalama diş taşı oluşumunu engeller. Altı ayda bir diş hekimi kontrolü sayesinde iyi fırçalayamadığımız alanlarda oluşan diş taşları hekim tarafından temizlenmiş olur. Bunun da herhangi bir zararı yoktur. Ayrıca diş taşı temizliği doğru uygulandığında mine zedelenmeleri de görülmez. Beyazlatma (bleaching) işlemi sonrasında dişler daha fazla sararır. Yanlış. Beyazlatma normal diş rengini daha da açmak için yapılır. Beyazlatmanın ilk yapıldığı dönemlerde kahve, çay ve sigara gibi dişleri renklendirecek etkenlerden uzak durmak gerekir. Beyazlatmayı yapacak hekimin tavsiyelerine uyulursa beyazlatmanın hiçbir yan etkisi yoktur.”